1926 doğumlu olan Kadir Savun’un sinemaya başladığı yılı kimi kaynaklar 1949 olarak gösterse de, 1950 yılında İzmir de Faruk Kenç yönetiminde çekilen "Çakarcalı Mehmet Efe" filminde hem set işçisi hem oyuncu olarak başladığı da sinemanı o tarihlerini iyi bilenler tarafından söylenir.

Oyunculuğu daha bir sevdiğinden midir yoksa iyi bir oyuncu olduğu keşfedildiğinden midir bilinmez, set işçiliğini fazla sürdürmez, oyunculuğa yönelir. Oynadığı sağlam, güvenilir, gururlu karakterlerle hem sinema izleyicisinin gönlünde taht kurar hem de Yeşilçam'ın önde gelen, vazgeçilmez karakter oyuncularından biri olur.

Onu filmde gören izleyici, aynı dönemde kötü adam karakterlerini başarıyla oynayan bir diğer ustayı Erol Taş’ı gördüğünde "şimdi bir pislik yapacak" ya da "Bir kalleşlik yapacak" dediği gibi ona demez. O hiçbir zaman kalleşlik yapmaz. İzleyici ona güvenmiştir bir defa. O yanlış yapmaz, o hak yemez, o zulüm etmez. Bunların aksine yardım eder, zalime kafa tutar, iftiraya uğrayana, düşmanından kaçana sığınak olur. Ekmeğini böler koruduğu düşkünle paylaşır.

İzleyici ya da yine aynı dönemin bir diğer babacanı Hulusi Kentmen’i gördüğünde düşündüğü gibi fabrikası vardır, zengindir diye düşünmez. Onun ne fabrikası vardır ne de çalıştırdığı bir işçisi. Daha çok ya balıkçı barınağı ya yıkık barakadır onun konağı. Uşakları, bahçıvanları da yoktur. Çok çok bir kara tenceresi, bir bacağı kırık tahta masası olur yaşadığı barınakta. O, merhamet, sadakat, vefa, dostluk gibi pek çok kavramı bir arada barındıran nadir oyunculardan biridir.

Garip olan ise, oyunculuk hayatında binin üzerinde filmde oynamasına rağmen izleyici tarafından bu kadar çok sevilmesine rağmen, cüssesi dev, oyunculuğu dev, yüreği dev bu insanın bir tek filmde başrol oynamayışıdır. Özel hayatını da filmlerinde olduğu gibi son derece sade ve mütevazi yaşar. Gerek çalıştığı setlerde olsun gerekse özel yaşamında son derece esprili, şakacı bir yapıya sahiptir.

Yaşamının son yıllarına kadar kirada oturan Kadir Savun sinemadan ilk emekli olanlardan biri olarak emeli maaşı ile yaşar. İbrahim Tatlıses Caddebostan Maksim gazinosunda gelirini Kadir Savun’a bırakmak için bir gece düzenler. Bu geceye sinemadan katılan tek isim adaşı Kadir İnanır olur. Geceden toplanan para ile Şişli de iki daire alan Kadir Savun, birinde oturur birini de kiraya verir.

Bir süre kanser tedavisi gören Yeşilçam’ın unutulmaz oyuncusu, sinema izleyicisinin Kadir Babası 10 Ekim 1995 yılında hayatını kaybeder ve Feriköy Mezarlığın defnedilir.

Hasta yatağında ziyaretine giden Cüneyt Arkın o günkü izlenimini kendi web sitesinde söyle anlatıyor; "Kadir Savun, kocaman bir şefkat ve dostluktu. Herkesin derdine koşturur, üzgün, kederli arkadaşlarını güldürebilmek için hep soytarıyı oynardı. Hastalandı. Ölüm döşeğindeydi. Ziyaretine gittim. Hayata küskün iri suratını dünyaya çevirmiş, hüzünlü yüzü duvarda, koca, kara gözleri çaresiz öylece yatıyordu. O neşe, iyimserlik dolu adamı ne yapsam konuşturamadım, birazcık olsun gülümsetemedim. Bir ara inler gibi dedi ki: 'Ah ! Şimdi bir film setinde olsaydım'. Öksüz bir çocuk gibi iç çekti. Yüreğim yandı. Kadir Savun bir ihtimal bir filmde çalışma imkânı verilseydi yaşardı."
Buradan da şunu anlıyoruz ki, Kadir Savun sinemayı işte öylesine çok sevmişti. Tıpkı bizim onu çok sevdiğimiz gibi.

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica