Çağan Irmak'ın, sırası çoktan gelmiş olan ve hasretle beklenen son "gözyaşı yağmuru bulutu" nihayet semalarda göründü: Dedemin İnsanları...

Sırası çoktan gelmişti demem boşuna değil...

Babam ve Oğlum ve Issız Adam filmleriyle izleyicinin gönül köşkünde taht kurup fırtınalar estiren Çağan Irmak, arada Ulak, Karanlıktakiler ve Prensesin Uykusu gibi sadece meraklısına hitap eden ve kendi halinde çalışmaları ile "Medcezir Manzaraları" arz eden ilginç bir sinemacı... (Bu değerlendirmeden, sözü edilen ilk iki film ile diğerleri arasında kesin bir sinemasal kalite farkı olduğu anlaşılmamalıdır. Kriter; filmlerin kitleler üzerindeki etkisi, popülarite ve gişe rakamlarıdır.)

Film daha vizyona girmeden sinema kamuoyunda oluşan genel kanı ve beklenti, Çağan Irmak'ın yeni filminin Babam ve Oğlum tadında ve ağırlığında bir film olacağı yönündeydi. Kağıt mendilleri hazır eden ve muslukları hemencecik koyvermeye programlı Çağan'cıların yaydığı bu tevatür, ister istemez her sinemaseverin filme olumlu bir önyargıyla yaklaşmasına sebep oldu.

Dedemin İnsanları; Çağan Irmak'ın önceki çok beğenilmiş filmlerini başarıya ulaştıran unsurların (duygusallık, kaba olmayan gerçekçilik, derinlemesine çizilmiş karakterler, güçlü oyunculuk, etkin müzik kullanımı, küçük fakat iç burkucu detaylarla zenginleştirilmiş titiz senaryo anlayışı vb.) bir kez daha ustalıkla kaynaştırıldığı son derece güzel bir film.

Çağan Irmak, bu filminde yakın tarihimize dair birer dönüm noktası olan olayları, yine çok fazla politize etmeden ve olayların orta yerinde savrulan, örselenen yüreklerin dramından hareketle resmetmeyi yeğlemiş. Babam ve Oğlum'da merkeze oturttuğu ve son dönemde Vizontele Tuuba, Beynelmilel, Eve Dönüş filmleri ile yeniden didiklenmeye başlanan 12 Eylül 1980 Darbesi ağırlıklı olmak üzere bu kez 1960 Darbesi'de filmin satır aralarında irdelenmiş. Ancak filmin baskın teması, Nüfus Mübadelesi sonucu kalpleri Ege'nin her iki yakası için de ağlamaya devam eden mübadillerin parçalanmış yaşamları ve hayalleri...

Henüz yedi yaşında iken Girit'ten zorla gemilere doldurularak anavatana göçe zorlanan bir ailenin oğlu olan Mehmet Bey, aradan geçen uzun yıllara rağmen zihnine bölük pörçük ve silik görüntülerle kazınmış beyaz taşlı evlerini unutamamakta, karşıda bıraktığı komşularına hitaben yazdığı  mektupları şişelerin içinde denize bırakarak avunmaktadır. Göç esnasında gemide yaşamını yitiren kardeşi için yaptırdığı temsili mezar dışında, özlemle andığı geçmişi ile bağını güçlendiren bir başka kişi, ölen kardeşi yerine koyarak daha özel bir sevgi beslediği torunu Ozan'dır. Dedesine içten içe büyük bir hayranlık ve sevgi besleyen küçük Ozan ise "gavur bozması" dedesi sebebiyle etnik kimliği konusunda kafası karışık, kendisini sürekli Türk olduğunu vurgulamak zorunda hisseden, uyumsuz ve ele avuca sığmaz bir çocuktur.

Son derece akıcı, özentili ve gösterişli kamera hareketlerinden arındırılmış duru bir sinema diline sahip film; bir dönem filmi olması itibarı ile çevre betimlemesi, kostüm ve aksesuarlar gibi öğeleri ile de üzerinde oldukça çalışılmış ve emek verilmiş bir film izlenimi uyandırıyor. (Keşke, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar filmindeki Blendax gibi burada da Vita yağı tenekesi gözümüze gözümüze sokulmasaymış.)

Filmin en çarpıcı bölümlerinden birisini oluşturan zorunlu göç sahneleri, Türk Sineması'nda yıllardan bu yana sorun olan tarihi atmosfer yaratma beceriksizliğini unutturacak kadar özenli ve ince  ayrıntılarla zenginleştirilmiş. Gerçekten de sinemamızın bu konuda son yıllarda kaydettiği aşama neredeyse dünya standartlarını zorlar nitelikte.

Dedemin İnsanları'nın başarısının altında yatan en önemli itici güç, ne teknik anlamdaki yetkinliği ne senaryosu,ne de başarılı sanat yönetmenliği... Senaryo ne kadar iyi olursa olsun, karakterlere can ve ruh katan kaliteli oyuncular yoksa tek başına bir hiçtir.
Bu noktada Çağan Irmak,filminin bütün ağırlığını büyük oyuncu Çetin Tekindor'un omuzlarına yükleyerek hiç riske girmemiş. İyi de etmiş...

Çetin Tekindor'un oyunculuğu hakkında uzun uzadıya ahkam kesmeye gerek yok. Hepimiz biliyoruz,severek ve hayranlıkla izliyoruz. Her filminde biraz daha büyüyen Tekindor, hiç şüphesiz filmin lokomotifi ve tek başına alıp götürüyor. Hatta, muhtemelen Mehmet Bey karakterini kimin oynayacağı baştan belli olduğu için rol biraz da Tekindor'un giyeceği biçimde biçilip dikilmiş; senaryo Tekindor faktörüne göre detaylandırılmış gibi bir yargıda bulunmak da yanlış olmaz.

Mehmet Bey'in annesi rolünde tadımlık ama olağanüstü bir performans gösteren ve gün geçtikçe değerine değer katan Ezgi Mola'ya da "special" bir alkış...

Kimilerine göre haklı gerekçeleri olsa da film boyunca beyaz takım elbiseleri ile kale gibi sağlam, saygın bir kişilik olarak imrenerek izlediğimiz Mehmet Bey'in beklenmeyen intiharı izleyici de şok etkisi yaratıyor. Çocuksu bir heyecanla bir gün Girit'i ve anılarını ziyaret etme hayaliyle yanıp tutuşan bu olgun, kalender ruhlu "hayat adamının" bir sabah kalkıp siyah takım elbiselerini giyerek elini kolunu sallaya sallaya, hem de bir an bile tereddüt etmeden kendini Ege'nin mavi sularına bırakıvermesini anlayabilmek mümkün değil...

Mehmet Bey yerine, 12 Eylül darbesi ile ülkenin "çakallara" peşkeş çekilmesine ve cunta yönetiminin tepeden indirdiği belediye başkanına içerleyen, sokak aralarında sarhoş halde "çocuklarımızın yüzüne nasıl bakacağız, onlara böyle bir ülke mi bırakacağız?" diyerek bunalıma giren damadın intiharı daha kabul edilebilir gibi görünmekte idi.

Filminin, Babam ve Oğlum ile kıyaslanacağını önceden kestiren ve olası "kendini tekrar ediyor" eleştirilerini bertaraf etmek isteyen Çağan Irmak, bu filminde trajik sahnelerdeki tansiyonu biraz düşürmüş, müziğin de sesini kısmış. Babam ve Oğlum'da Sadık'ın cenaze sahneleri ayrıntıları ile gösterilmemişti, bu filmde Mehmet Bey'in cenaze sahnesi atlanmamış ancak yine de bu film, dengelenmiş bir hüzne sahip. Özellikle, trajedi içeren sahnelerde (Babam ve Oğlum'un malum sahneleri ile Mustafa Hakkında Herşey filmindeki heykel parçalama sahnesi gibi) çığlık çığlığa bağırmalar yok. Bu yönüyle de salya sümük ağlama beklentisi içerisinde olanlar için yerinde bir tercih değil.

Çağan Irmak,her filmiyle sinemamız açısından daha önemli ve vazgeçilmez bir isim haline geliyor.
Çağan Irmak,iki açıdan çok gerekli bir sinemacı...
Birincisi, geleneksel Yeşilçam sineması ile günümüz sineması arasında bir köprü vazifesi görüyor.
Lütfi Ö.Akad'lardan, Osman F.Seden'lerden, Ertem Eğilmez'lerden miras kalan melodramatik ve bize özgü duyarlılıklarla sarıp sarmalanmış anlatı kalıplarını modern sinema anlayışı ile sentezleyip, Yavuz Turgul gibi Yeşilçam ruhuna sahip çıkıyor.
İkincisi, günümüz sineması açısından da bir denge unsuru.
Bir yandan, festivallerde ödül rekoru kıran ancak izleyicinin hiç ilgisini çekmeyen Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem, Semih Kaplanoğlu tarzı "ağır filmler"; diğer yandan "Recep İvedik'li", "Kolpaçino'lu", "Deli Dumrul'lu" sabun köpüğü filmler arasına sıkışan izleyiciye can simidi gibi filmler uzatıyor.

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica