Tahta kamera ile başlayan Yeşilçam sineması mucizeler yaratarak yoluna devam eder.  Lütfi Akad ustanın yönetmenliğini yaptığı Sezer Sezin’in oynadığı"Vurun Kahpeye" filmi başlangıç sayılır Türk sinemasında. Elbet ondan evvelde Muhsin Ertuğrul filmler çekti, ama Lütfi Akad tiyatro geleneğinden sinema tekniğine geçiş başlatan yönetmen olmuştur. "Sinemacılar dönemi" diye adlandırılan bu geçiş dönemi sinema tekniğine ve çekim anlayışına yeni bir boyut kazandırmıştır. Yabacı filmler oynatan Taksim sineması"Vurun Kahpeye" filmini oynatmak istemez, filmin yapımcısı Hürrem Erman ısrar edince filmi koyarlar, film ilk günün gösterimin ardından kuyruklar oluşur, üç günde kaldırmayı düşünen sinemacı 3 hafta boyunca yabancı filmlerden görmediği ilgiyi görür ve daha sonra Taksim sinemasında devamlı yerli filmler oynatır.
"Vurun Kahpeye" Halide Edip Adıvar’ın kitabından sinemaya aktarılmış, Selim İleri filmi mükemmel şekilde yorumlamıştır.(Eğitime kavuşmamış kişilerin giderek vatan hainliğine, nihayet insanlık düşmanlığına yol alabileceklerini söylemiştir.) Böylece ulusal filmin ardından sosyal içerikli filmler yapmaya başlayan Lütfi Akad’a, Atıf Yılmaz asistanlık yapar, daha sonra Yılmaz Güney ve Pervin Par’ın başrolünü oynadığı"Ala Geyik" filmini çeken Atıf Yılmaz, Türkiye’nin gerçeklerini konu alan filmler çeker. 1950’li yılların oyuncuları Sezer Sezin, Cahide Sonku, Ayhan Işık, Fikret Hakan, Eşref Kolçak, Belgin Doruk, Muhterem Nur, Pervin Par ve Göksel Arsoy o yıllara damga vuran sanatçılardır.

Yine aynı yıllarda Orhan Elmas ve Memduh Ün oyuncu olarak girdikleri sinemada yönetmen olarak güzel filmlere imza atarlar. Mike Rafeelyan, Turgut Ören, Çetin Gürtop, Kriton İlyadis o yılların önemli kameramanlarıdır. Yetiştirdikleri asistanlar yeni kuşaklara kadar uzanmışlardır. Eski kuşak olarak sinema tarihine geçerlerken yeni sinemacılar yetiştirirler, 1960’lara gelirken orta kuşak sinemacılar devri başlar.

Ertem Göreç, Ayhan Işık ve Türkan Şoray’ın başrollerini oynadıkları"Otobüs Yolcuları" filmi ile büyük çıkış yapar. Daha sonra Metin erksan Hülya Koçyiğit ve Erol Taş’ın oynadığı "Susuz Yaz" filmi ile uluslararası ödül alan ilk Türk filmi olarak sinema tarihine geçer...

Devamlı gelişen Yeşilçam sineması oyuncu arayışlarına girer, dergilerde sinema oyuncuları için yarışmalar yapılır, bunların ilki"Ses Dergisi"nin birincisi Tamer Yiğit olur. Daha sonra Ediz Hun, Süleyman Turan, Ajda Pekkan, Hülya Koçyiğit "Artist Dergisi"nden Tanju Gürsu ve Filiz akın,"Perde Dergisi" Murat Soydan, Tanju Korel, Hülya Darcan,    olarak devam ederler. Yeni yüzler sinemaya ayrı bir güzellik katmıştır, sosyal içerikli filmlerin yanında salon, avantür ve komedi filmleri çekilmeye başlanır. Daha sonra Halit Refiğ, Orhan Aksoy, Nejat Saydam, Ülkü Erakalın, Natuk Baytan, Yılmaz Atadeniz ,Türker İnanoğlu, ve Çetin İnanç sinemaya göz kamaştırıcı filmler çekerek ayrı bir güzellik getirmişlerdir. 70’li yılların başında Tarık Akan, Aytaç Arman ve Kadir İnanır sinemaya orta kuşak olarak katılırlar. 

Sinema deyince her zaman senaryo, yönetmen ve oyuncular aklımıza gelir. Halbuki film üretimi bir ekip işidir, yani teknik ekipten hiç söz edilmez, görüntü yönetmenleri, ışık ekibi, set teknisyenleri zaman zaman unutulur. Bunların bir film yapımında ne kadar önemli olduklarını film çekiminde sete herkesten önce gelip herkesten sonra gittiklerini, sabahın en erken saatinde kalkarak gecenin geç saatlerine kadar çalıştıklarını gözden kaçırırız. Evli ve çocukları olan bazı arkadaşlarımız çocuklarını uyurken bırakır ve uyurken gördükleri için çocuklar babalarını belirli bir yaşa kadar tanıyamazlar.

Çok sıkıntı çeken oyuncu ve teknik ekip arkadaşlarımız var. Bunlar için bir havuz yapılmalı iyi kazanan oyuncular ve devlet tarafından desteklenmeli başka bir sektörden katiyen yardım kabul edilmemeli. Buna oyuncu dernekleri ve SİNE-SEN öncülük etmeli. Dizi ve film yapımcıları Yeşilçam‘a hizmet etmiş oyuncu, teknik ekip çalışanlarına zaman zaman görev vermeli. Unutmasınlar ki buralara gelmelerinde en büyük etken eski Yeşilçamlılardır. Kaderine terk edilmişler olarak bırakılmamalılar. Yeşilçam ‘da parayı Star oyuncular ve yapımcılar kazanmış diğerleri hep karın tokluğuna çalışmışlardır. Bir ay işsiz kaldıkları zaman sıkıntı çekerler, devamlı çalışmak mecburiyetindedirler ve hiçbir sosyal güvenceleri yoktur. Devlet sinema çalışanlarını"vasıfsız işçi" olarak görür. Örneğin yıllarca Yeşiçam’da büyük filmlere imza atan görüntü yönetmeni Gani Turanlı (rahmetle ve özleyerek anıyorum) zor zahmet emekli olduğunda nasıl emekli olduğunu öğrenmek için SSK’ya gider, SSK"vasıfsız işçi olarak emekli oldunuz" der.

İşte devletin güzel sanatların ve dünyada en büyük iletişlim aracı olan ülkelerin tanıtımında çok büyük yararları, her insanın kendini öykülerin içinde bulduğu bir sanat dalının maalesef acıklı yanı. Çok zor koşullarda çalışan oyuncuların vücutları kırık çıkık ve darbelerle doludur. Bu durumlar yaşlandıkça meydana çıkıyor ve büyük ızdıraplar çekiyorlar. Bazıları bu ızdırapları çekerek bu dünyayı terk edip gittiler. Yüzlerce filmde çalışmış oyuncu ve teknik ekip bir kez para alır, halbuki çalıştığı filmler televizyonlarda ve sinemalarda onlarca defa oynar hiçbir hak iddia edemezler. Bence sinemada en çarpık durum budur.

Tabi kendini çok iyi yetiştiren arkadaşlarımızda var, yıllarca ışık ekibi kurarak nice asistanlar yetiştiren ışık yönetmeni Erol Batıbeki daha sonra bu asistanlar ışık şefi olarak bu gün ORİON ile ATA stüdyolarının sahipleri ve ışık yönetmeni olarak görev yapıyorlar. Aslan Yıldız, Turgut Köse ve daha nicelerinin ustası olan Erol Batıbeki, bir sahil kasabasına yerleşerek asistanları ile gurur duymaktadır ve"Güney Marmara Doğal Ve Kültürel Çevreyi Koruma Derneği" (GÜMÇED) in bütün etkinlerine katılarak böyle anlamlı bir derneğe hizmet etmektedir.

Eski ve orta kuşak görevlerini tamamlamış yeni nesil sinemacılara bayrağı teslim etmişlerdir. "Yeni sinemacılar" okullardan mezun olup genç sinemacı olarak film setlerinde görev yapıyorlar. Fakat maalesef binlerce eğitimli sinemacıdan çok azı kalıcı olabiliyor. Yeşilçam’ı sakın küçümsemesinler, kendilerinden küçük görmesinler ve dalga geçmesinler. Çünkü Yeşilçam sineması halk tarafından seviliyor ve eski filmlere hala itibar gösteriliyor. Bu gün yapılan dizilerin birçoğu eski Yeşilçam filmlerinin kopyaları birkaç filmi bir araya getirerek diziler çekiliyor. Yeni nesil sinemacılar bence genel kültürlerini geliştirmeliler. Eski sinemacıları araştırmalılar. "Bunlarda kimmiş" dememeliler.
Sinema sektöründe çalışan herkese selamlar, sevgiler, başarılar, saygılar.

Son Yorumlar

Yandex.Metrica