Geçenlerde;  Muhsin Ertuğrul’un mezarı başında anma toplantısına gittiğim gün iyiden iyiye fark ettim. Harbiye, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun önündeki "sabaha kadar sürecek" eyleme katılmak üzere yerimi aldım. Gerek Şehir Tiyatrosundan, gerekse diğer tiyatrolardan gelen meslektaşlarla muhabbeti koyulaştırdık. Ancak saatlerce ayakta durmak yoracaktı, gözüm oturacak bir yer aradı. Tiyatronun önündeki alanın sınırlarında balkon çıkıntısı gibi olan yükseltiye oturduk. Oturduğumuz yer tam aradığım gibiydi. Gittikçe hava serinliyordu, kenardaki camlar rüzgarı kesiyordu. Hemen oraya seğirttim ve oturdum. Beni gören arkadaşlar, Ergün Işıldar, Haşmet Zeybek, Ece Okay gelip duvar üzeri oturma yoldaşı oluverdiler. Bir yandan sohbete, bir yandan eylem alanını gözlemeye başladık. Ergün ve H.Zeybek’in çarpıcı esprilerine deli gibi gülüyorduk ki, fark ettim. Meydan gittikçe kalabalıklaşıyordu, gelenler ise büyük bir merak ve heyecanla dizilerden aşina oldukları oyuncuları işaret edip birbirleriyle fısıldaşıyorlar ve mutluluktan uçuyorlardı. Bunu arkadaşlarla paylaştım ve o gelenleri izleyerek eğlenmeye başladık.

Derken bir süpermarket mal taşıma el arabası ile anne-baba ve (on yaşlarında) oğullarıyla bir aile alana girdi. O alışveriş arabasında küçük sular ve simitler vardı. "Vay" dedim "ihtiyacı nasıl hissettiler ?" Karnım acıkmıştı. Simit yer misiniz diye sordum arkadaşlar cevap almadan kalktım gittim üç tane simit verir misin?  dedim ve ekledim "simit kaça ?", adam yüzüme baktı "bin iki yüz elli liredir" dedi; güneydoğu aksanıyla. Çok sinirlendim. Ne bu şimdi, fırsat bu fırsat bizi mi kazıklayacan simit bir lira her yerde deyince karısı; "bu simitler eyle değil, eyi simittir, İstanbul simiti" diye savunmaya geçti. Ne diyeceğimi bilemedim, kocası;"tamam senin güzel hatırın için bir lire olsun" dedi. Çıkardım beş lira uzattım, aldı iki lira geri verdi, aldım üç simiti döndüm, ikisini arkadaşlara uzattım. Adam bizi kazıklamaya gelmiş, bin iki yüz elliye satıyordu pazarlıkla bire aldım deyince herkes makaraları koyverdi. Yaklaşık on dakika katıla, katıla güldük. O rabarbanın arasında ulan bunlar "yeşil sinek" deyiverdim. Anlamadılar ve ben yeşil sineği anlatmaya başladım.

Uzun yıllar önceydi, turneye gidiyorduk. Anadolu’nun ücra bir köşesinde, kıvrıla, kıvrıla uzanan yolda otobüsümüz hızla yol alırken birden ileride yolun üzerinde bir kalabalık ve iki araç gördük, otobüs önce yavaşladı, sonra durdu. Hepimiz merakla indik, gördüğümüz manzara kötüydü, kadınlar ağıt yakıyorlar, erkekler şaşkın ve üzgündüler. Sağa sola "ne oluyor?" diye bakınırken tarlada bir ölü olduğunu fark ettik... Adam başından ve göğsünden vurulmuş, gözleri açık vaziyette duruyordu.  Merak ettim yaklaştım, kalabalıktan biri "öldürmüşler yiğidimi" deyince anladım. Öylece bakakaldım. Ağıtlardan ve ağlamalardan ailenin tek çocuğu olduğunu ve yeni evlendiğini anladım. Yani belli ki ailenin en kıymetli kişisiymiş... Öylece yere oturdum, gözümü alamadım, sanki birkaç dakika önce orada olsam kurtarabilirmişim gibi bir duyguya kapıldım.

Ceset gittikçe renk değiştiriyordu, yüzü soluklaşıyor, başındaki ve göğsündeki kanın rengi koyulaşıyordu. O sırada açıkgözlerine yeşil bir sinek kondu, sonra uçtu, sonra gene kondu, gene uçtu. O arada ikinci, üçüncü yeşil sinekler geldi kondular, bir anda onlarcası belirdi ve gözlerine kondular.

Tuhaf, tuhaf bakışımdan anlamış olacak ki yaşlı bir adam geldi, oldukça bilge bir ifadeyle; "torunum" dedi, "yere göğe koyamazdım, gözümün bebeğiydi ama şimdi yeşil sinekler kondu kara gözlerine, gözünün yağını yiyorlar" çok kötü oldum.  Başın sağ olsun diyebildim kırık bir sesle... "Gözünün yağını yeşil sineklerin yemesine sebep bir zalimin yavrumu katletmesidir."

Yıllardır hiç kulaklarımdan gitmedi bu sözler. Ne zaman yitirilen bir değer görünce, oraya yeşil sineklerin üşüştüğünü ve buna bir zalimin sebep olduğunu tespit ederim. Gecekondular, 2B arazileri, emek hırsızlığı, asalak insanlar, televizyondaki rezillikler, sanat düşmanlığı, otobanlar, alışveriş merkezleri gibi yeşil sineklerin; ülkeyi, insani duyguları, estetiği, doğayı, İstanbul’u, sanatı ve sevgiyi katledenler tarafından çağrıldığını düşündüğümü söyledim. Öylece kaldık bir süre. Sonra yeniden muhabbeti koyulaştırdık.

Sahi tam sinemayla ilgili bir şey yazacakken, ne oldu, bu yeşil sinekler nereden çıktı? Valla nereden çıktığını bilemiyorum ama sanırım sinemanın da "gözünün yağını" yemeğe başlamışlardır.

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica