"Arkasına Basılı Pabuçlar" posteri

‘Uşşak Makamında Keman Taksimi’.

“Öldürmekle, öç almakla gidenler geri mi gelecek?”

Dayı Mümtaz Ener söylüyor bunları. Gidenlerin geri gelmesi şöyle dursun filmin sonunda burada kimse kalmamıştı nerdeyse.

1972, Aralık ayında çekilen film, 21 Ocak 1973, Pazar günü Ünverdi ve (Kadıköy) Atlantik sinemalarındaki suareden sonra 22 Ocak, Pazartesi Gül, Hakan, Ünverdi; (Kadıköy) Feza, Atlantik; (Beyoğlu) Kervan, Saray, Şan, Yeni Atlas, Yumurcak’a gösterime girmiş.

‘Gheisar’ın (1969) neredeyse bire bir Yeşilçam uyarlaması. Çekimler Erman film’in Mecidiyeköy’deki platosunda yapılmış.

İran yapımında iki tanıdık yüz var. ‘Deprem’ (1976) ve ‘İki Kızgın Adam’ (1976) gibi filmlerden anımsadığımız Nasır Melek ve ‘Tövbekâr’da (1977) izlediğimiz Puri Benai.

Nasır Melek, Gheisar’ın abisi Ferman; Puri Benai, nişanlısı Azam rolündeydi.

Haydar ve Gheisar iki namlı kabadayı. Yakası açık beyaz/sarı gömlek. Siyah takım elbise. Bizimkinin ceketi kruvaze, pantolonu bol paça. Kehribar tespihi de daha iri taneli. Arkasına basılı yumurta topuk ayakkabılar Haydar’da yandan, Gheisar’da önden bağlı. Pırıl pırıl rugan pabuçları giydiler mi mezarcıya iş çıktı demektir. İkisinin de çorapları şeffaf denecek kadar ince. Tek fark bizdeki çizgisiz.

Gheisar tütün ve dolayısıyla ağızlık kullanmıyor.

Zeynep ‘zehir içerek’ intihar etmiş. Arkadaşı Sabiha ile ders çalışmaya gitmişti. Şehmuz, kız kardeşini bir bahaneyle çarşıya gönderdikten sonra Zeynep’e saldırmış. Dayı Mümtaz Ener’in sözlerinden anlaşıldığı kadarıyla ‘ölümden başka kurtuluş yolu yokmuş’ zavallı kıza: “Eğer bunu duysalardı ne Osman ne de Haydar yaşatmazlardı (‘yaşatırlardı’ demeliydi) Zeynep’i.”

Sabiha’nın hiç mi suçu yok bu olanlarda? Çarşıya giderken arkadaşını abisiyle yalnız bırakıyor. Böyle bir şey olacağını düşünemediğine inanmak çok zor. Çarşıdaki işi de ‘yeterince’ uzun sürmüş.

Ayrıca üzgün olup olmadığı, aileyi ziyaret edip etmediği belli değil.

Senaryo gibi Haydar da bunu pek önemsemiyor. Yoksa ‘pabuçlarını Sabiha için de giyerdi’ mutlaka.

Anne Şükriye Atav, Osman’a “Zehir içti kardeşin” diyor. Bunu nasıl anladığı meçhul. ‘Genç kızın bahçede yere düştüğünü ve ağzından köpükler geldiğini’ görmüşler, o kadar.

Doktor Muammer Gözalan (Gheisar’daki hekim bayandı) “Geç getirmişsiniz. Zehir kana karışmış. Ne mümkünse yaptık. Fakat Allahın takdiri böyleymiş” diyor. “Geç getirmişsiniz” suçlamasıyla acı içindeki aileyi daha da perişan etmesine gerek var mıydı? Üstelik zavallı kız ambulansla ve son sürat ulaştırılmıştı hastaneye.

Ameliyathane koridorundaki banklardan birinde Kamer Baba oturuyordu. 2-3 saniye sonra kaybolur.

Ailedeki erkekler ‘eskiden belalı birer kabadayıymış’. Sonradan ‘tövbekâr olmuşlar’. Kasap Osman hacca gittikten sonra Hacı Osman olmuş. Haydar da tövbe edip ‘ekmek parası peşine düşmüş’. Mertliği, namusu, şerefi ‘rahmetli’  babalarından ve dayılarından öğrenmişler.

Kasap dükkânında o kadar bıçak varken Osman intikam için evdeki bıçağı alıyor. Çok kıymetli bir şey olmalı ki 3-4 hurcun altındaki sandıkta ve ipek kumaşların içinde saklanmış.

Osman gibi Haydar da tövbesini bozuyor. ‘Bu alçaklığı Şehmuz’un yanına bırakamazlarmış’; ‘Bu lekeyle insanların yüzüne utanmadan bakamazlarmış’.

Dayı Mümtaz Ener artık kocamış. Yürümesi ayağını sürüyerek. Başından şapka sağ elinden baston (dokuz kez) eksik değil. Kuran okuduktan sonra sayfa ayracı olarak kalın çerçeveli gözlüğünü kullanıyor. Gheisar’daki Dayı-Jamsid Mashayekhi’nin şapkası yoktu. O da ayağını sürüyerek yürüyor. Bastonu 14 kez sağ 3 kez de sol elindeydi.

Zeynep ve anne-Şükriye Atav evlerinin bahçesinde düşüp ölüyorlar. Orda ne varsa artık.

Ökkeşoğulları Gaziantepli. Şehmuzların nereli olduğu ise söylenmiyor. Tecavüzcü ve kaçakçı oldukları için Yönetmen, bir yer söyleyip o bölgenin tepkisini çekmek istemedi herhalde.

Gheisar rolündeki Behrous Vossoughi, Şah döneminde de Humeyni döneminde de İran’ın en sevilen aktörlerinden. Sanatın, zaman ve politika ötesi bir gücü var. Nişanlısı Azam ile Tahran sokaklarında dolaşırken bir vitrinde Matt Monro’nun resmi görüntüye geliyor.

Cüneyt Arkın, film için ‘Eski İstanbul Kabadayıları’ ile ilgili yazıları okumuş. Külhan raconunu öğrenmiş.

Gazino sahnesindeki biletçi, filmin sonu hakkında fikir veriyor. Gheisar, ölmeyeceğini bilmiş gibi bilet alırken, Haydar, öleceği için Yaşar Şener’in uzattığı desteyi geri çevirir.

Sarı Şehmuz (İran yapımında ‘Mansur Ab Mangol’) yeterince işlenmemiş. Kardeşleri Binali (‘Kerim’) ve Beşir (‘Rahim’) de öyle. Seyirciyi iyice öfkelendirmek için olacak kaçakçılık yaptıkları vurgulanmış senaryoda. Üstelik iki kez. Osman hesap sormak için geldiğinde “Sizler de öğrenin kardeşinizin ne aşağılık bir insan olduğunu. Sizler de yüzüne tükürün bu akrebin. Kız kardeşimin ırzına geçmiş bu namussuz” diye bağırıyor. İki kardeş bir an duraladıktan sonra ağabeylerinin yüzüne tükürmek yerine Osman’ı bıçaklıyorlar. Kan bağı daha ağır bastı herhalde.

Ayşe Nine “Ne zaman götüreceksin beni Bursa’ya, oğlumun mezarını ziyarete. Unuttun mu sözünü” diye söylenip duruyordu Haydar’a. Bir gün giderler. Yürüyemeyen yaşlı kadını sırtında taşıyıp hayır duasını alıyor. Annesinin gömülme sahnesinde ise etrafta polisler olduğu için ‘son bir defa taşıyamaz bile anacığını’. Bu acı durum çok başarılı bir şekilde vurgulanmış.

Fatma Belgen, Yeşilçam’ın en güzel ve yetenekli artistlerinden. Cüneyt Arkın’la ilk kez beraber olduğu filmde çok başarılı. 1971 Ses dergisi yarışmasından sonra sinemaya başlamış. 60’ların ortamında olsaydı daha önemli bir yerde olurdu.

Haydar’ı Abdurrahman Palay; Fatma’yı Gülen Kıpçak; Osman’ı Sadettin Erbil; Dayı’yı Mümtaz Ener; Şehmuz’u Doğan Bavli; Beşir ve Kahveci Muzaffer Civan’ı Zafer Önen; Komiser-Turgut Savaş’ı Erdoğan Esenboğa seslendirmiş.

Şarkıcı Aynur-Ülkü Ülker; Milli Piyangocu-Yaşar Şener; Fatma’nın abisi-Erdoğan Seren; Kahveci-Muzaffer Civan; Doktor-Muammer Gözalan; Ayşe Nine-Nimet Tezel; Polisler-Muzaffer Yenen ve Mustafa Yavuz; Konsomatris-Yasemin Aksu; Çarşı Hamamı; Mezbaha; Haydarpaşa İstasyon Lojmanı; Fatma’nın dua ettiği Eyüp Sultan Camii ve ‘Segâh Makamında Ney Taksimi’; Şelale Saz; Arkasına basılı pabuçlar; ‘34 LF 924’ plakalı Bursa-Yalova minibüsü; Haliç çok güzeldi.

‘Arodafnousa’ (1966) (Mikis Theodorakis).

Fatma; “Seninle olunca her şeye razıyım. Kendimi bildim bileli hiçbir şey istemedim bu dünyadan. Senden başka hiçbir şey istemedim.”

Sonuçta Ökkeşoğullarından bir tek Dayı-Mümtaz Ener kalmış. Sarı Şehmuzlardan ise kız kardeş Sabiha. Fatma, ‘nişanlısının sebepsiz bıraktığı bir kız durumuna düşmüş’. Ülkemizin tepesinde ise 12 Mart kâbusu var. Yine de 72’de kalkınma hızımız %4. Karşılaştığı tüm zorluklara karşın Cumhuriyetimizin sağlam temeller üzerine kurulduğu belli.

 

‘Hüzzam Makamında Keman Taksimi’.

Ayşe Nine ile Bursa’ya gidip gelmiş. Kendi evlerini kapı duvar bulunca Fatmalara koşuyor.

Haydar; “Evimiz niçin kapalı?”

Dayısı; “...”

Fatma; “...”

Haydar; “Anam nerde?”

Dayısı; “...”

Fatma’nın Abisi; “...”

Fatma; “...”

Haydar; “Anacığım, anacığım! Anacığım!”

Fatma’nın Abisi; “Öğle vakti fenalık geçirmişti.”

Dayısı; “Polisler gittikten sonra düşüp bayıldı bahçeye. Eve geldiler. Polisler arıyor seni.”

Son Yorumlar

Yandex.Metrica