"Sizi Oğluma Babası Olarak Tanıtmak İstiyorum" posteri

"İyi bir polis cesur ve mert olur. Açlığa, soğuğa dayanır. Hiçbir şeyi gözünden kaçırmaz."

Kenan Demirsoy bunlara 'evlat acısına katlanmasını bilmeli'yi ilave etmiştir herhalde. Çünkü oğlu, kendisinden intikam almak isteyen Yusuf tarafından öldürülüyor. 'Dikkat Kan Aranıyor'da (1970) benzer bir konu işlenecektir.

Şubat ayında çekilen film 25 Nisan 1966, Pazartesi günü (Beyoğlu) İnci ve (Kadıköy) Süreyya sinemalarında gösterime girmiş. Hollywood yapımı 'The Car'ı (1977) andırıyor. 82 buçuk dakikalık yapımın 11 dakikası jenerik, göbek havası ve şarkı. Tanıtım yazısında Taner Erhal'ın soyadı 'Erhan' şeklinde. Vasfi Uçaroğlu'nun ['Şıngırdak Melahat' (1965) ve 'Kolla Kendini Bebek'ten (1965) sonraki] üçüncü filmi. Ercan İnangiray ve montaj-senkronu yapan babası Turgut İnangiray yine beraberler.

Başrolde ['Kardeş Kanı'ndan (1964) anımsadığımız] 59 model, '34 AH 173' plakalı ve 4 kapılı Chevrolet Biscayne var. Yusuf'un 'suikast silahı'. "Siyah, simsiyah." Cinayet sahnelerindeki iç çekimlerde kontak anahtarı yoktu. Unutulmuş herhalde. Sağ sileceği çalışmıyor. Kenan'ın bunu kontrol etmek istediği sahnede küçük bir hata dikkat çekici. Senaryo gereği kapıların kilitli olması lazım. Sağ ön kapı kilitlenmemiş, hafifçe açılır. Ayhan Işık çekimi aksatmadan durumu kurtarıyor. Filmde 'Ümit Sokağı' (1966), 'Karanlıklar Meleği' (1966), 'Namus Borcu'nda (1967) tekrar göreceğimiz '34 FD 783' plakalı bir 'şevrole' daha var. Zengin evlerine kadın taşımakta kullanılıyor ve 'silecek sorunu' yok. Eğer bunla adam öldürselerdi suçluların yakalanması çok daha zor olurdu.

Yusuf, Gül Bar'ın sahibi. Ağzında puro ve yakasında karanfil. Bazen papyonlu, bazen kravatlı. Karşı çıkanı acımadan ezen biri. 'İlk bakışta insanı büyüleyen kadınlardan hoşlanıyor'; Çok konuşan, hele tehdit edenlerden nefret ediyormuş. Araba kullanırken siyah eldivenli. 'Alın Yazısı'ndaki (1972) arkasına basılı pabuçları gibi bu eldivenler de giyildi mi biri ölecek demektir. Gazinoculuk dışında kadın ticareti yapıyor. İstanbul'da her kız için ne kadar aldığı belli değil. Beyrut'a 40 genç kız ayarlanmış. "10'ar binden 400 bin kayme. İyi para Allahıma." Kızları, 'hususi mukavele' numarasıyla 'mandepsiye bastırıyor'.

Terzi veya dansöz olacağını zanneden zavallılar kendilerini kalantorların yatağında buluyorlar. 'Su koyan olursa' ne yapılacağı belli. Dayak. Akıllanmayanları daha büyük bir tehlike bekliyor; 'Araba altında can vermek'. Şakir Bey gibi eğlence arayan erkeklerin hepsi yaşını başını almış kişiler. Merak ettikleri tek şey 'bu seferki parçalar bir içim su mu' veya 'sabrettiklerine değecek mi'. Kınalı kekliklere bayılırlarmış.

İlk kurbanın adını öğrenemiyoruz. İkinci kurban Aysel. Saçında gül olan güzel bir dansöz. Ama Polis Şefi Asım Nipton 'konsomatris' diyor. Filme ne katkısı olacaksa 'sabıkasızmış'. Yaşı daha 21 ve 3 yaşında bir oğlu var. Beyrut'a gitmeyi kabul etmez. "Burda olmazsa başka yerde çalışırım" diye düşünüyordu. Oysa 'patronun kafasını kızdırırsa bir daha dans edemezmiş hiçbir yerde'. Çünkü 'ölüler dans etmez de ondan'. Genç kız 'satılık bir kadın olmak istemiyor'. Üstüne üstlük "Sizin ne işler çevirdiğinizi öğrendim. Bildiklerimi polise anlatırsam" şeklindeki konuşunca sonuç belli. Beyrut'a değil ama 'ebediyen sakin ve sessiz olacağı' bir yere gönderilir. Üçüncü kurban Ahmet. Dördüncü kurban 20 yaşında ve adı Ayşe. Terzi yanında çalışmak için mukavele yapmıştı. Asım Nipton O'nun için 'manken' diyor. Altıncı kurban ise arabanın sahibi Yusuf olur. Hayat felsefesi "Her sonun ayrı bir güzelliği vardır" şeklinde. 'Şevrolenin' altında can verirken nasıl bir güzellik yaşadığını bilemiyoruz. Bir sahnede "Yürüdüğüm yolda engel tanımam" demişti. Bu kadar 'kötü' olmasının nedenleri hiç işlenmemiş filmde.

Aslında oldukça şanslı bir 'kurban adayı' daha var. "Beni affet Patron. Adam askıntı olunca ordan kaçmaya mecbur kaldım" diyordu. Yusuf anahtarı bulamayınca 'kendisi için hazırlanan çok şahane sondan' kurtulur.

Cinayet saati pavyon kadınları için gece yarısından sonra, ilkokul öğrencileri için okul çıkışında.

Çete çok teşkilatlı. Hüseyin-Vasfi Uçaroğlu'nun yaka cebinde mendil ve fötr şapkasında (niyeyse) küçük bir çan var. İş(!) sırasında eldiven giyiyor. Ama O'nunki açık renk. Hasan-Jirayr Çarkçı hep siyah gözlüklüydü. Başına gelmedik kalmıyor. Kolu kırılır, patrondan bir tokat, Kenan'dan 6 yumruk-1 judo darbesi yer ve konuşmasın diye sırtından vurularak öldürülür. Hüseyin Zan, Erdoğan Özince, Süheyl Eğriboz da dayaktan kurtulamazlar.

Kenan, Polis Koleji'nde öğretmen. Eşini bir yıl önce kaybetmiş. Asım Nipton'un isteği ile cinayetleri araştırmayı kabul eder. Oğlu Ahmet, Yeşilköy İlkokulu'nda sınıf birincisi. Belki anlamamışızdır diye bu iki kez söyleniyor. Çocuğun öldürülmesi Asım Nipton'u da üzer. "Biraz da kendimi suçlu buluyorum. Bu vazifeyi sana vermeseydim keşke" diyor. Kenan'ın yanıtı çok anlamlı; "Fark etmezdi Şef. Aynı şey bir başka arkadaşımın başına gelecek, O'nun başı yanacaktı." Arabası yok. Çetedekiler 'şevrole' kullanırken bizimki '34 FE 355' plakalı taksi ile izliyor Onları. Sigarası 'Bahar'. Kahramanımız içtiğine göre mutlaka iyidir ama 1951'de satışına başlandığında pek beğenilmemiş ve 50 kuruşluk fiyatı pahalı bulunmuştu.

Selma, eşinden ayrılmış. "Öldü sayılır. Benim için tabii" diyor. Oğlunu Yeşilköy İlkokulu'na yatılı vermiş. Kenan'la burada tanışırlar. Gül Pavyon'da şarkıcı. Kahramanımız 'tahkikat için' gidip geliyordu ama genç kızın orada çalıştığını ancak filmin sonunda anlıyor. 'Tahkikat'ın bu yönü biraz zayıf kalmış.

Ahmet 'çok sevimli hareketli bir çocuk'. Babasının deyişi ile "Canavar gibidir kerata". Maç hastası. Erol ise tam aksi. 'Uysal, içine kapanık, çok sessiz'. 9 yaşında, sinemayı ve Kinova okumayı seviyor. Birisinin annesi diğerinin babası yok. Aralarındaki farkın nedeni bu olabilir mi? Erol rolündeki Taner Erhal, Şehir Tiyatroları'nda 'Avluya Bakan Pencere' (1963) (Yazan Curth Flatow-Horst Pillau); 'Küçük Prens' (1968) (Saint Exupery); 'Köşebaşı' (1968) (Ahmet Kutsi Tecer); 'Paralar Bankada' (1971) (Curth Flatow); 'Mavi Kuş' (1971) (Maurice Maeterlinck) gibi eserlerde rol almış.

Filmdeki melodiler:

'Misty' (1954) (Erroll Garner); İlk şarkısından sonra Yusuf, Selma'yı kutlarken ve Kenan, Barmen'le konuşurken.

'Petite Fleur' (1952) (Sidney Bechet); Yusuf "Omuzlarına bir şey getirsinler istersen. Üşüyeceksin" derken.

'Forget Domani' (1965) (Riz Ortolani / Norman Newell); Kenan, gazinoya gelip kolu alçılı Hasan'ı gördüğünde.

'Smoke Gets in Your Eyes' (1938/1958) (Jerome Kern / Otto Harbach); Yelpaze hediye verilirken.

Ajda Pekkan, kendi sesiyle ve Vasfi Uçaroğlu Orkestrası eşliğinde üç şarkı söylüyor: 'Karşıdan Gel Göreyim' (Fahri Kopuz); 'Yollar Uzak Gelemedim' (1965) (Suat Sayın); 'Seninle Bir Sonbahar' (1965) (Yusuf Nalkesen).

Bazı giysilerini başka filmlerden anımsıyoruz. Üç sahnedeki yaka ve cep kenarları siyah şeritli beyaz pardösü 'Şoför Deyip Geçmeyin'de (1966) Sadri Alışık ve Ömercik'le gazinodan dönerken üzerindeydi. 'Yollar Uzak Gelemedim' şarkısındaki sol omzu açık giysiyi 'Dişi Düşman'daki (1966) maskeli balo sahnesinde giyiyordu. Yelpazenin hediye edildiği sahnedeki tuvaleti 'Dişi Düşman'da (1966) Lakridis öldürülürken kullanıyordu.

Kenan'ı Hayri Esen; Selma'yı Samiye Hün; Yusuf'u Süha Doğan; Vasfi Uçaroğlu'nu, Hüseyin Zan'ı ve Zeki Tüney'i Zafer Önen; Asım Nipton'u Rıza Tüzün; Vestiyer Görevlisi'ni Erdoğan Esenboğa seslendirmiş.

İlginç bir şekilde Kenan iki sahnede (Erdoğan Özince'ye "Hadi göster yolu. Yoksa okurum canına" ve Yusuf'a "At onu elinden" derken) Süha Doğan'ın sesi ile konuşuyor.

Dadı-Sabahat Işık; Ahmet-Ercan İnangiray; Erol-Taner Erhal; Polis Şefi-Asım Nipton; Yardımcısı-Zeki Tüney; Aysel-Sevim Sevil; Yeşilköy İlkokulu; Gül Pavyon ve bir sahnedeki Silvana Panpani; Kenan'ın demlendiği meyhane ve bu sırada Nevzat Yalaz'ın orgundan dinlediğimiz 'Yollar Uzak Gelemedim'; Ayhan Işık'la Ajda Pekkan'ın öpüşmeleri (üç kez) çok güzeldi.

 Turgut Dalar'ın piyanosu ve Nevzat Yalaz'ın orgu ile 'Smoke Gets in Your Eyes' (1933/58) (Jerome Kern / Otto Harbach). Ahmet'i öldürmüş, Kenan'ın istifasına neden olmuş. 'Kaz gelecek yerden' hesabı Selma'ya bir yelpaze hediye ediyor.

Yusuf; "Bu bir başlangıç Selma. Herkesin kıskanacağı bir hayata kavuşacaksın. Tapılacak bir kadın olacaksın."

Selma; "O kadar büyük arzularım yok benim."

Yusuf; "Benim var. Şimdiye kadar her istediğimi elde ettim. Yürüdüğüm yolda engel tanımam. Karşıma nice polis Kenanlar çıktı ama hepsi boyun eğdi bana."

Selma; "Kim bu polis Kenan?"

Yusuf; "Zavallının biri. Benimle boy ölçüşeceğini zannetti. Önce oğlunu sonra mesleğini kaybetti."     

Son Yorumlar

Yandex.Metrica