"Namusunu Denediğiniz Kenar Mahalle Kızının Bir De Gururu Olduğunu Hesaplamanız Lazımdı" posteri

"Tarihi geçmiş ünlü bir ailenin son oğullarıyız. Şeceremiz bizle birlikte kuruyacak. Evlenmen lazım Abi."

Belden aşağısı tutmayan ve tekerlekli iskemleye mahkûm Ekrem'e söylüyor bunları. Üstelik bunu gazete ilanı ile yapacaklar. Rus Devrimi'nin önderi, Materyalizm ile Ampiryokritism'i karşılaştırdığı kitabında "Salt platonik aşkla döl verilemez" gibi bir şeyler yazmıştı. 

Kış sonlarında çekilen film 04 Eylül 1967, Pazartesi günü (Beyoğlu) Lale, (Şehzadebaşı) Kulüp, (Kadıköy) Opera, (Kadıköy) Özen sinemalarında gösterime girmiş. 61 buçuk dakikalık kısmı korunabilmiş ancak. Ekrem Bora en hareketsiz rollerinden birinde. Son sahne dışında hep oturuyor. O dönem çok rastladığımız şekilde 15 sahnede ayna ve aynadan çekim var. 'Reji Asistanı' Birsen Kaplangı ve oğlu Levent Kaplangı belki ilk ve son kez aynı filmdeler. Celal Ersöz de diğer Reji Asistanı. 'Yerli sinemanın şöhret tılsımı' Ülkü Erakalın, o dönem, Kuzey Vargın'ı 'prodüktörlerin paylaşamadığı bir jön yapma gayreti içinde'. Sonuçta sinemamız çok önemli bir yıldız kazanır.

"Lady Chatterley's Lover"ın (1928) (D. H. Lawrence) ("Lady Chatterley'in Âşıkı") (İnsel Kitabevi-1945-İkinci baskı) (Çeviren Avni İnsel) sonu sürprizli Yeşilçam uyarlaması. Kitap müstehcen bulunup yasaklanmıştı. Önsözde yazıldığına göre 'bu muharririn bizde adını duymayan kalmamış ama eserlerinden hiçbiri Türkçe'ye tercüme edilmemiş henüz'.  Avni İnsel, eseri, Saint Clément D'Alexanderie'nin bir sözüyle savunuyor; "Allahın yaratmaktan utanmadığı şeyleri söylemekten niçin utanayım?" Her münevver, gıdanın mideyi ten arzularının da kafayı beslediğini bilirmiş (sf.6). Konstans (Constance) Chatterley'in kocası büyük savaştan (1. Dünya) felçli olarak dönmüş. "Öz namına bir şey yok." Çocuğu olamayacakmış. Evlilikleri batan bir gemi, kendileri de iki kazazede. Sir Malkolm (Malcolm) Reid kızına 'bir âşık tutmasını' önerir. Klayford (Clifford) da 'eğer ilişkilerine halel gelmeyecekse karısının başka bir erkekten çocuk sahibi olmasına karşı değildi'. Bir kadının aşığı ile münasebette bulunması, dişçiye gitmesi kadar basit bir şeymiş (sf. 35). "Saniye süren şehvet ürpermeleri izdivaç bağlarına katiyen zarar getirmez. Şehvet dalgaları bir an sürer, izdivaç ise ebediyete kadar." ('Sevmek bir ömür sürer//Sevişmek bir dakika'ya benziyor.) Aynı şekilde bir evladın babasının kim olduğu değil, yetiştirilme tarzı önemliymiş. Konstans sonunda orman bekçisi Oliver Mellors ile beraber olur. Aşkın ruhsal yanından sonra cinselliğin ten tarafını da keşfeder.

Murat ve Ekrem 'tarihi geçmiş ünlü Kutlu ailesinin son oğulları'. Kandilli'deki Kont Ostrorog (Server Paşa) Yalısı'nda kalıyorlar. Burayı 'Son Hatıra'da (1968) tekrar göreceğiz. Şecerenin devamı için çocuk sahibi olmaları lazım. Sosyeteye 'rezil olmayı' göze alarak 'genç, güzel, akıllı ve merhametli bir kız' için evlenme ilanı verirler gazeteye. İşin ilginci sağlıklı Murat değil belden aşağısı tutmayan Ekrem evlenecekmiş. Elemeye 57 genç kız katılır. Gülgün Erdem enstitü bitirdiğini söylüyor. Sanatçı gerçek hayatta da enstitüde okumuş. 'Yarışmayı' Gül kazanır. Yoksul bir mahallede yaşıyordu. Annesi Handan Adalı, babası Osman-Şakir Arseven ve kardeşi Levent Kaplangı. Aileden kalma ne varsa kumar ve meyhanelerde yitip gitmiş. Bunca yoksulluklarına karşın genç kız mahallenin koruyucu meleği. Hemşire olduğu söylenmişti. Hastalara bakıyor. 'Doktorların pahalı geldiği yerlerde iş hemşirelere düşermiş'. Ebelik de O'nda. Zeynep Kamil Hastanesi'nde olduğu gibi doğurttuğu kız çocuklarına hep Gül adı veriliyor. Para falan da aldığı yok. Dürüstlüğü ve güzelliği ile yarışmayı kazanır. Düğünde ailesini göremedik. Ekrem'le yatak odaları ayrı. Üstelik 'eli eline değmeyecekmiş'. Sosyetik yaşama alışması Murat'ın verdiği derslerle. "Ben hocanız, Abim de kocanız olacak." Sonrasında aşk, cinsellik ve namus üzerine bitmez tükenmez 'felsefe' var. Delikanlı bir kez ihanete uğradığı için 'aşka paydos' demiş. Kadın denen yumuşak şeytanla münasebeti yatak odasından öteye geçmezmiş. Günler Gül'ün namusunu test etmekle geçiriyor. Genç kıza, yazdığı romanda sahip olur önce. Öpüştükleri mutlu sonda seyirci iki kez şaşırtılıyor. Ekrem sakat değil ve aralarındaki nikâh sahteymiş. Gül ile evlenmek isteyen Murat'mış. Ama daha da şaşırtıcı olanı Ekrem Bora'nın seyircilere söyledikleri; "Sizlerden ricamız aynı ilgi ve heyecanı kaybetmemeleri için bu filmin sonunu yakınlarınıza anlatmamanız. Hepinize hepimizden sevgi ve teşekkürler." Yumurcak, Veda'nın (1974) finalinde "Şayet Veda filmini beğenmiş iseniz bütün yakınlarınıza tavsiye etmenizi önemle rica ederiz. Erler Film" yazısı yer alıyordu. Seyircisiyle bu denli samimi olan başka bir sinema var mıdır?

Fatma Girik'in bazı giysilerini diğer filmlerde görmüştük. Kahve getirdiği sahnedeki elbise 'Kumarbaz'da (1965) Erol-İzzet Günay'a "Her şeyi, her şeyi sana bırakıp gidiyorum" ve 'Kız Kolunda Damga Var'da (1967) Dümen Basri-Sadri Alışık'a "Bastonunu alabilir miyim" derken üzerindeydi. Murat'ın saldırdığı sahnedeki 'dekolte' giysiyi 'Yaralı Aslan'da (1963) Atilla Yelkenci ile dans ederken giyiyordu. "Yenilgi öbür günlerde devam etti" sahnesindeki geceliği 'Ben Bir Sokak Kadınıyım'da (1966) Vedat-Önder Somer'e "Sizi seyahatte biliyordum" derken kullanmıştı. Son sahnedeki pardösüyü ise 'Hırsız' (1965), 'Yıldıztepe' (1965) ve 'Avare Kız'dan (1966) anımsıyoruz. Nikâhtaki kolyeyi 'Kız Kolunda Damga Var'da (1967) Sadri Alışık'la dans ederken takıyordu.

Kuzey Vargın da nikâhtaki takım elbiseyi 'Günahkâr Kadın' (1966) filminde kullanmıştı.

Osmanların yerleştirildiği konut 'Ölmek Mi Yaşamak Mı'da (1966) Hülyalarındı. İç çekimler Mimar Cevat Bey'in Etiler'deki evinde yapılmış.

Filmdeki melodiler:

Jenerikte Franck Pourcel'in "Un'Orchestra Nella Sera Vo. 4" uzunçalarındaki (1965) "Que C'est Triste Venise (Venecia Sin Ti)" (1964) (Françoise Dorin) var.

'Arabesque'deki (1966) (Henry Mancini ) 'Arabesque Theme' filmin başında Levent Kaplangı koşarken ve at yarışında. 'Bagdad On Thames' kahramanımız "Ben evliliği mukaddes kabul ediyorum Baba" derken ve elemelerde sıra Gül'e gelince. 'Something For Sophia' silah atışı sırasında. 'Dream Street' romanın "Genç adam aşkını düşünerek içmekteydi" kısmını okurken.

'Our Man Flint'deki (1966) (Jerry Goldsmith) 'Never Mind, You'd Love It' sarhoşlamış Murat'ı sırtına atıp götürürken. 'Tell Me More About That Volcano' Ekrem "Simsiyah dünyama renk oldun. Masmavi, huzur dolu bir renk" derken; "Nen var Gül? Seni rahatsız eden bir derdin mi var" derken; Romandaki "Aşka inanmıyordu adam" kısmı okunurken ve nikâh sırasında. 'New York Skyline' sonda tekerlekli iskemleden kalkarken.

'A Man And A Woman'daki (1966) (Francis Lai) 'Plus Fort Que Nous' (vokal) Murat "Dünyada başkaları için yaşayan insan var mıdır" derken; (Enstrümantal) "Evlenmeye karar verdim" derken ve Suzan Avcı'dan ayrılırken. "Aujourd'hui C'est Toi" Belgrat Ormanı'nda ve sonlara doğru Gül'ün odasına kapıyı vurmadan girerken.

'The V.I.P.s'deki (1963) (Miklós Rózsa) 'The Bracelet' Gül'e abisinin felçli olduğunu söylerken; "Bana kalırsa hiçbir gelin evlendiği gece bu kadar eğlenmemiştir" derken; Gül, Ekrem'e babası için "Her istediğine 'evet' derseniz başa çıkamazsınız" derken; Sonda gitmek istediğini anlatırken. 'The Duchess Of Brighton' aile yeni evlerine yerleşirken. 'Mood For Truth' Ekrem "Evlilik gecemizin gözyaşlarıyla ıslanmasını istemezdim" derken. "Doubts And Paul's Exit" Murat'a "Aynı çatı altında yaşasak bile bir daha benim yüzümü göremeyeceksiniz" derken. 'Question Of Pride' Ekrem "Senle konuşacaklarım var" ve "Arabayla dönmedin mi" derken.

Dexter Gordon Quartet'in 'Go' (1962) uzunçalarındaki 'I Guess I'll Hang My Tears Out To Dry' (1944) (Julie Styne / Sammy Cahn) gelinlikle dans sırasında.

Durul Gence 5'lisi eşliğinde ve Ajda Pekkan'ın sesinden 'İki Yabancı' (1966/67) (Bert kaempfert / Fecri Ebcioğlu) Avukat Ferit Beylerin toplantısında.

Miles Davis'in "Ascenseur Pour L'Echafaud" 33'lüğündeki (1957) 'Motel (Dîner Au Motel) (Séquence Voiture)' toplantıdan dönerken.

Nicole Croisille ve Pierre Barouh'dan dinlediğimiz 'Plus Fort Que Nous'yu Corinne Noelle Aykut Sporel'in Türkçe sözleriyle plak yapmıştı (1967). 'Sevgi Denen Şey Çok Ulu'; "İnsan bilemiyor sevince//Olacak şey değil düşününce//Nedense hep korku dolu//Sevgi denen şey çok ulu//**//Oysa sevenler hiç korkmasa//Sonu ayrılmak bile olsa//Bulunurdu umut yolu//Sevgi denen şey çok ulu//**//Seven insan düşünemiyor//Düşünmek ne hatta görmüyor//Bütün doğa onla dolu//Sevgi denen şey çok ulu//**//Kafeste mutlu yaşamak//Ya da batakta hür olmak//Bil ki o seçiyor bunu//Sevgi denen şey çok ulu//**//Ne lüzum bunca sıkıntıya//Bir söz yeterdi ayrılmaya//Sevmeyen anlamaz bunu//Sevgi denen şey çok ulu."

Gül'ü Nevin Akkaya; Ekrem Kutlu'yu Hayri Esen; Murat'ı Fuat İşcan; Osman'ı Şakir Arseven; Suzan Avcı'yı Alev Koral; "Bir yastıkta mesut ve uzun bir ömür geçirmenizi dilerim" diyen nikâh memurunu Fikri Çöze seslendirmiş.

Güllerin tozlu topraklı mahallesi; Futbol oynayan Tokmak ve Saksı Osman; Nur topu gibi bir kız çocuğu olan Bekçi Rıza; Hasta olmayıp biraz naz yapan Hafize Teyze-Taliha Saltı; Murat'ın sevgilisi Suzan Avcı; 'İyi yemek yapan. Dikiş nakış bilen. Ayrıca da mahallenin en namuslu kızı olan' Gülgün Erdem; Gül'ün kazandığı at, silah ve içki yarışları; Belgrat Ormanı; Murat'ın ancak bir kaç sayfasını öğrenebildiğimiz romanı; Kayık gezisi; Daktilo ve kahve çok güzeldi.

 'Arabesque'deki (1966) 'Bagdad On Thame' (Henry Mancini). Gazetedeki ilanı konuşuyorlar.

Osman; "Bak kızım! Bitmiş bir adamım ben, anlıyor musun? Bu basit evde senden aldığım şarap paralarıyla kendimi avutmaktan bıktım. Bu yoksulluğa tahammülüm kalmadı artık."

Anne Handan Adalı; "Kalmaz tabii! Hep kendi kafanın günahı. Aileden kalma köşkü kumarlarda kaybettin. Paraları meyhanelere yatırdın. Şimdi de sıra kızını satmaya mı geldi?"

Osman; "Satmak değil hanımcığım. Kiralamak, kiralamak! Namuslu(!) bir iş bu. Bol para da var."                  

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica