"Allah, Senin Talihsizliğini, Verdiği Bu Sesle Telafiye Çalışmış Olmalı" posteri

"Dünyada yalnız Ömer yok ki. Sizi seven ve sizin de sevebileceğiniz başkaları da çıkabilir."

Doktor Metin söylüyor bunları. Zeynep için nişanlısından ayrılmış; Belgrat Ormanı'nda 3 kişi ile kavga etmiş; Göz ameliyatını yapmış; Nekahet devresinde annesinin evinde misafir etmiş; Bir konser ayarlamış; Hatta Ömer'in sakat ayağı için 'bir çaresine bakmayı' bile teklif etmiş. Yine de olmayınca olmuyor. Genç kızın kalbinde 'ikinci bir erkeğe verilecek sevgi yok'. 

1967, Ekim-Kasım aylarında çekilen film 15 Nisan 1968, Pazartesi günü (Çapa) Saray Sineması'nda gösterime girmiş. Jenerikte İsmet Nedim'in söylediği 'Sevgilim Güvenme Güzelliğine (İrşat-Kemalettin Kamu)' var. Gülderen Gül'ün adı 'Gülseren' olarak yazılı. 83 dakikalık filmin 22 dakikası şarkı.

Filmin başında Merhum Sıtkı Bey'in eşyaları harç mezat satılıyor. Çok borç bırakmış rahmetli. Karısı Derya Tanyeli ve kızı Zeynep perişan. 18 ayar altın kaplama ve tarihi kıymeti olan saat cep saati için takdir edilen fiyat 700 lira. Arttırmada 800'e kadar çıkar. Murano vazo da 200'den 300'e. Asıl üzücüsü 50 lira 'muhammen bedeli' olan oyuncak bebek. Çocuk "Babam almıştı onu bana" diye ağlıyor. Bir görevli bebeği geri vererek bu üzüntüyü sona erdirir. "Parasını ben veririm." Ana kızın küçük valizleri hazır. Zavallı kadın, emektar hizmetçilerine dert yanmakta; "Başka çare var mı Zehra? Kocam ölmüş. Geride bir yığın borç bırakmış. Her şey satılıyor. Oturduğumuz ev bile. 15 yıl önce ne ümitlerle ayrıldığım köyüme bugün bütün emelleri yıkılmış bir insan olarak dönüyorum."

Eski püskü bir minibüs. Yolcular da şoför de uyukluyor. Bir kamyonla çarpışınca Zeynep dışında herkes ölür. Ali Dede ve torunu Ömer tarafından kurtarıldığında 'gözleri görmez' durumdaydı. 'Muhammen bedeli 50 lira' olan bebeğin ne olduğu belli değil. Yaşlı adam oduncuymuş. Ancak O'nu müzisyen olarak göreceğiz. "Annem ben dünyaya gelince ölmüş. Babamı hiç tanımıyorum. Dedem büyütmüş beni. O zamanlar meşhur bir kemancıymış. Başından bir macera geçmiş. Dünyaya, insanlara küsmüş ve buraya gelmiş. İşte o günden beri burada yaşıyoruz. Kasaba kasaba dolaşıp düğünlerde keman çalar. Ben de mızıka" diye anlatmıştı Ömer. Keşke 'dünyaya ve insanlara küstüren o macera' belirtilseydi senaryoda. Büyük olasılıkla bir gönül hikâyesi. Zeynep'i 'arayanı soranı olur da başımıza iş çıkar' düşüncesiyle jandarmaya götüreceklerdi. Çocuk ise orada kalmak istiyor; "Fazla yük olmam size. Körüm ama çalışırım. Elbet benim de yapabileceğim işler vardır." Sonunda Ali Dede kararını verir; "Nasıl olsa bir tencere kaynıyor. Bize de yeter sana da... Bizim fakir hayatımıza razı olduktan sonra." Yaşlı adamın kalbi tekleyip duruyordu.  Öldükten sonrası biraz 'Vahşi Batı'yı anımsattı. Kim kime dum duma. 'Rahmetliyi' hemen oradaki bir ağacın altına çocuklar gömüyor. Minibüste ölenler de kaza mahalline mi gömüldü acaba.

Zeynep'in bu sırada kaç yaşında olduğu senaryoda farklı. Bir sahnede '10', başka bir sahnede '8-9' denmiş. Film boyunca Gülderen Gül ve Nesrin Fırat'ın sesiyle şarkılar söylüyor. Ali Dede'ye göre 'verdiği bu güzel sesle gözlerinin görmemesini telafiye çalışmış Allah'. İlerde gözleri açılınca sesini kaybedebilir diye korktuk. Neyse ki olmadı.

Ömer'in sol ayağı hafifçe aksıyor. Ali'nin yaklaşımından yola çıkarsak "O'na da mızıka çalma yeteneği verilmiş". Topallığını yıllar boyu, ameliyatla gözleri açılana kadar Zeynep'ten saklar. Yazdığı mektupta "Gözlerin görmediği için şimdiye kadar bunu fark etmedin" diyor.

Metin'in yaşamı çok düzenli. '34 DP 230' plakalı Chevrolet'si, iyi bir mesleği, güzel bir nişanlısı ve 'tonton bir annesi' var. Kendini tanıtması "Çok afedersiniz, ben de göz doktoruyum" şeklinde. "Hayatımın yönü seni tanıdığım günden beri beklediğim o cevabınla değişecek" demişti Zeynep'e. Önce nişanlısı ile arasındaki 'huzur bozulur'. Ayrılırlar. Filmin sonunda 'beklediği o cevabı' da alamadığı için toparlanması zor olmuştur büyük olasılıkla. Birkaç sahnede tıpla ilgili bilgi veriyor. Doğuştan olursa imkânsızmış ama sonradan olursa 'körlüğün tedavisi mümkünmüş'. Zeynep'e 'bir faydası olabilirse kendisini dünyanın en bahtiyar insanı addedecekmiş'. Muayene sonrasında kesin konuşur; "Bu işi oldu bilin." %90 açılırmış. "Her şey yarım saat içinde olup bitecek" diyordu. Dediği gibi hatta 15 dakikada bitirir ameliyatı. Ömer'in ayağını fark etmiş; "Şey, aklıma geldi. Eğer arzu ederseniz sizin de ayağınızın bir çaresine baksak." Ömer, topallığının Zeynep tarafından anlaşılmasını istemiyordu. Yanıtı muhteşem; "Şey, benim ayağımda bir şey yok ki. Sadece, sadece küçük bir nasır. Evet küçük bir nasır." Yanından geçen üç hemşirenin acıyarak bakması, kaçışını haklı göstermek için herhalde. Ayrıca o dönem hastanelerde sigara içilebiliyormuş. Ameliyattaki başarısı için "Vazifem" demişti Metin. Sargıların açıldığı sahnede hastasının çenesini tutup saçını okşuyor. Bu da 'vazifeye' dâhil mi acaba. Annesine Zeynep'ten bahseder durur "Gözlerini iyi edemezsem bu mesleği bırakırım" dermiş. Gözlerini 'iyi eder' ama bir türlü kalbini kazanamaz.

Terminal'deki 13 saniyede Atan Kardeşler Hakiki Varan Otobüsleri hakkında şunları öğreniyoruz; Adana seferi varmış. "Hem de ayrı ayrı sabah akşam iki otobüs kaldırıyoruz. Otobüslerimiz de çok konforludur yani." Pencere yanından yer ayırabilirlermiş. Bilet 65 lira ve koltuk öndeymiş.

Zeynep'in soyadı Nedim. Belki kaderin cilvesi İsmet Nedim'in (1977'de evleneceği) eşinin adı da Zeynep.

Filmde 1-2 sahne dışında hep İsmet Nedim şarkı ve melodileri var.

Rast makamındaki 'Sevgilim Güvenme Güzelliğine' üç kez; Nihavent makamındaki 'Kalbimin Tahtında Saltanat Süren Güzel' bir kez; Uşşak makamındaki 'Yaralı Kuş' üç kez; 'Beni Kader Yaktı Bir De Sen Yakma' iki kez; 'İlk Gün Anlamıştım Ben Zaten' bir kez; 'Bir Heves Mi Sandın Sen' bir kez kullanılmış. Ali Dede'nin gömüldüğü ve arabada Ömer'in sakat ayağını tuttuğu sahnelerdeki (İsmet Nedim'e ait) fon müziğini 'Kader'den anımsıyoruz.

Gazinonun önünde peynir ekmek yerken 'Kederden Mi Neden Bilmem' (1959) (Nasibin Mehmet Yürü / Ahmet Refik Altınay) duyuluyor.

'Arabesque'deki (1966) 'Aquarium Scene' (Henry Mancini) göz muayenesi ve ameliyatta.

'Ramona' (1928) (Mabel Wayne / L. Wolfe Gilbert) Sokakta mızıka çalan 'bıçkın'a "Ömer" diye koşarken.

Hülya Koçyiğit, gözlerinin açıldığı sahnedeki sabahlığı 'Kaderde Birleşenler'de (1966)

 Sadiye Abla hakkında konuşurken; 'Utanç Kapıları'nda (1967) İstanbul'a gelen babası ile karşılaştığında giyiyordu. Yağmurlu havadaki pardösüyü 'Utanç Kapıları'nda (1967) diploması ile okuldan çıkarken; 'Seni Affedemem'de (1967) Avukat Murat Özkut ile konuşmaya gittiğinde kullanmıştı.

Suzan Avcı, nişanın bozulduğu sahnedeki döpiyesi 'Akşamcı'da (1967) "Darısı başımıza" derken; Kuzey Vargın da konser sırasındaki takım elbise ve kravatı 'Akşamcı'da (1967) "Sana bu aklı verenlere selam söyle. Alıp turşunu kursunlar e mi" derken kullanıyordu.

Ufuk Enünlü, evden çıkarken giydiği paltoyu 'Utanç Kapıları'nda (1967) hastaneden çıkarken giyiyordu. Sanatçının okul hayatı da çok başarılı. Gazi Mustafa Kemal Paşa İlkokulu'nu temsil ettiği Mayıs 1969'daki bilgi yarışmasında aldığı puan 48 (en yükseği 53'müş). Aynı yıl Mayıs ayında Amerikan Kız Koleji sınavını 305 puanla (en yükseği 342) yedek olarak kazanmış. 1976'da 507.027 puanla İstanbul Teknik Üniversitesi'ne girmiş.

Organizatör Emin rolündeki Mehmet Büyükgüngör'ün Türk Sanat Müziği besteleri var. Hüseyni makamındaki 'Ay mısın Güneş mi Ateş mi Nesin' ve Hüzzam makamındaki 'Bu Gecem De Yine Geçti' 50'li yıllarda radyoda seslendirilmiş.

Gazino müdürü Ali Demir; Ali-Selahi İçsel; Ömer-Hikmet Olgun; Metin'in annesi Nezihe Güler; Bit Pazarı ve elbiseci Niyazi Vanlı; Organizatör Emin Bey-Mehmet Büyükgüngör; Zeynep'in konserindeki Silvana Panpani; Hizmetçi Zehra; Müzayede; Her tarafı dökülen minibüs; Belgrat Ormanı'ndaki Hakkı Kıvanç ve iki arkadaşı çok güzeldi.

Zeynep'i Jeyan Mahfi Ayral; Ufuk Enünlü'yü Pervin Par; Ömer'i Toron Karacaoğlu; Metin'i Abdurrahman Palay; Sevim'i Nevin Akkaya seslendirmiş.

'Saba Makamında Viyolonsel Taksimi' (İsmet Nedim). Oduncu Ali Dede ve torunu Ömer'in kulübesi.

Zeynep; "Beni siz mi kurtardınız."

Ömer; "Evet kardeşim. Yol kenarında mızıka çalıyordum. Önümden hızla geçen minibüs birden devrildi. Ben de koşup dedeme haber verdim. Sonra gelip seni kurtardık."

Zeynep; "Ya ötekiler?"

Ömer; "Hepsi ölmüş."

Zeynep; "Demek annem yok artık. Gözüm de görmüyor. Ben ne yapacağım şimdi?"

Ali; "Üzülme yavrum. Bu gece misafirimiz olursun. Yarın seni jandarmaya götürürüz."

Zeynep'in yaşamı 'misafirlikle' geçiyor. Yıllar sonra Metin'in annesine 'misafir' olacaktır.

  

Son Yorumlar

Yandex.Metrica