“Sensiz yürüyecek yolum yok benim.” Gönül Yazar’dan dinlediğimiz ‘Sensiz Saadet’ (1968) (Yaşar Güvenir) ile dans ederlerken söylüyor bunları. Selma’dan önce ‘yalnız yürüdüğü yollar’ için hiç de yakınıcı değildi.
15 Kasım 2012

"Sensiz yürüyecek yolum yok benim." Gönül Yazar'dan dinlediğimiz 'Sensiz Saadet' (1968) (Yaşar Güvenir) ile dans ederlerken söylüyor bunları. Selma'dan önce 'yalnız yürüdüğü yollar' için hiç de yakınıcı değildi. Şimdi bunları söyleten şey yüreğindeki ve henüz dillendiremediği o 'iki sözcük' galiba. Başka bir sahnede "Kimsin, nesin benim için? Seni her düşündüğümde niçin bazen sevinç bazen ümitsizlik duyuyorum? Bu duyguların adı nedir" diyecektir.

Ocak-Şubat aylarında çekilen film 14 Nisan 1969, Pazartesi günü (Kadıköy) Feza ve (Mecidiyeköy) Özlem sinemalarında gösterime girmiş.

Önce Leyla'yı tanıyoruz. İzmirli bir işadamının '34 FA 898' plakalı Chevrolet'si ile Boğaz'da keyif çatıyor. Bir erkekle ilk beraberliği. Ziya'nın isteklerini "Genç bir kızım ben" diyerek kabul etmez. İşadamı karısından boşanınca evleneceklermiş. Ama 'insan bu meçhul'. Birkaç ay sonra hayatını birleştireceği erkeğe böyle davranırken gazinoda ilk kez görüp beğendiği ve adını bile sormadığı Suat'la beraber olur. Bir otel odasında uyandığı zaman; "Ve ben genç bir kız değildim artık."

Filmdeki erkekler nikâh konusunda hep düşünerek(!) hareket ediyorlar. Ziya, Leyla'ya "Çok düşündüm ve kararımı verdim. Evleneceğiz"; Suat da annesine "Kararımı vermeden önce çok düşündüm" diyor. Bu düşünme süreçlerinin ne kadar olduğu belli değil.

Rıza karısını kaybettikten sonra 'öfkeli, aksi bir adam olmuş'. Kızlarına 'cehennem hayatı yaşatıyor'. Akşama kadar 'kavga, küfür, dayak'. Ayrıca kumar ve içkisi de var. Selma "Çalışmıyorsun. Borç içindeyiz. İçiyor, kızıyor sonra da hırsını bizden alıyorsun" diye bağırmıştı. Bir yıl önce Demiryolları'ndaki işinden atılmış. Ama Suat, müstakbel kayınpederini anne babasına "Memuriyetten emekli" diye anlatacaktır. Cahit Irgat seyirciyi nefessiz bırakacak denli güçlü. "Ulan, benim gibi bir adamın kızı böyle olur mu be? Olursa yaşar mı" derken öfkesi öylesine doğal ve somut ki bunun bir film karakteri olduğunu unutup gerçekten var zannediyoruz. 'İki işi de (şiir ve tiyatro/sinema) sarmaş dolaş, iç içe' olan sanatçının bir şiiri; (Yapı) "Alın teri var temellerinde//Merhametine girdiğin yapıların//Ve avuç sıcaklığı//Ayrı ayrı her taşında,//İnsanların."

Gözümüzü alamadığımız 'Petite Fleur' Leyla; Sevinç Pekin. Suat ile uzaktan bakışması az bulunur güzellikteydi. 'Boşvermişim Dünyaya' şarkısındaki dansı da öyle. Keşke kendi sesinden dinleyebilseydik. O yıllarda Durul Gence 5 ve Yalçın Ateş 6'lısı eşliğinde sahneye çıkıyordu. Konuşmaları sırasında Cüneyt Arkın kendinden emin görünmeye çalışıyor ama sahnenin galibi Sevinç Pekin. Açıklaması zor bir cazibesi ve büyüsü var. Filmlerde 'dekolte', gerçek hayatta 'iki pijama giyip yatarmış'.

Hacıağa-Renan Fosforoğlu, Leyla'nın beğendiği yüzük için "Emreyle iki gözüm. Hemen alıvereyim" diyor. Yakışıklılığı, pırıl pırıl saçları ve kendisine çok yakışan giysisi ile taşra zengini rolü için fazla 'burjuva' kalmış. Aynı Zümrüt Kuyumcu'dan filmin sonunda Suat da nişan yüzüklerini alacaktır.

Selma sanki özveri için yaratılmış. Kız kardeşinin yaptığı hataların sonuçlarına hep O katlanıyor. '16 Blocks'daki (2006) Jack Mosley'in sözlerini bu duruma uyarlarsak; "Tarihler değişir, mevsimler değişir ama insanlar (özellikle de Selma'nın fedakârlığı) değişmez." Suat'ın gösterdiği yakınlık için çok ilginç bir yorum yapıyor; "Öyle güzel, pırıltılı, renkli kızların arasında benim solukluğum, bir başıma oluşum sizi üzmüştür herhalde. İlginizin sebebi bu olmalı." Aşkları 'hiç bitmeyen bir masal' gibi.

Filiz Akın buradaki bazı giysilerini başka filmlerde de kullanmıştı. Nişan toplantısı için giydiği giysiyi 'Aşkım Günahımdır'da (1968) baloya giderken; Evde 'daktilo talim ederken'ki kazağı 'Son Mektup'ta (1969) "Benim yerime sen git Ayşeciğim" derken; İşe başladığındaki pardösüyü 'Son Mektup'ta (1969) ilk ve 'Aşkım Günahımdır'da (1968) son sahnede; Suat'ın "Saatinde geliyor, paydos vakti geçse bile işinizi bitirmeden gitmiyorsunuz" dediği sahnedeki hırkayı 'Son Mektup'ta (1969) Ayşe'ye "Yoo! Sürmeyecek" derken; Rıza'nın "Seni ben büyüttüm. Ben bu yaşa getirdim" dediği sahnedeki kazağı 'SonMektup'ta (1969) "Anlayamadım birdenbire ortadan kaybolmasının sebebini" derken; İşyerinin orda dolaşırkenki paltosunu 'Aşka Tövbe'de (1968) "Ne olur sorma Hala. Bu işkenceye daha fazla tahammül edemeyeceğim" derken kullanmıştı.

Lekeli Melek'in sürprizi nişan toplantısındaki Ünsal Emre. Suat'a "Ee, anlat bakalım! Ne zaman kalkıştın bu işe? Nişanlın kimdir" diyor.

Sonlara doğru karşılaşma sahnesinde Muzaffer Hepgüler Tiyatrosu'nun 'Aşırı Yağcılar' ve LCC Tiyatrosu'nun 'Marat Sade' oyunlarının afişleri var. Genç kızın kaldığı Wisdom Otel'i 'Beyoğlu Esrarı' (1966) filminde görmüştük.

Şen Emlak Alım Satım Bürosu sahibi Necdet Tosun ve komşusu Kadın Hastalıkları Mütehassısı Doktor Raife Yüce umarız hâlâ oradadırlar.

Sonderoğulları şirketi hakkında çok şey söyleniyor. Avrupa'da birçok anlaşma yapmışlar; Kurumlar ortaklık için yarışıyorlarmış; Yeni bir fabrika projeleri varmış; Müdür toplantıları ve daha neler neler. Milyonlar, itibar. Ama ne üretirler, memleket ekonomisine katkıları nedir söylenmiyor. Yine bir Hollywood filmi 'Lightning Strikes'da (2009) Angel "Geminin ne kadar büyük olduğu değil nasıl yol aldığı önemlidir" demişti.

Baba Sonderoğlu 'altmışını geçmiş şeker hastası bir ihtiyar'. "Mesut ama yorgun bir ömür geçirdim" diyor. 'Yorgun ama mesut" dese daha mı hoş olurdu. 'Sıfırdan başlayıp milyoner olmuş'. Ancak oğlunun 'fakir' bir kızla evlenmeye kalkmasını 'çılgınlık, rezillik, delilik, itibarlarıyla oynama' olarak niteliyor. "İstikbalin, mesleğin gibi alacağın kız için de kararı biz veririz." İş 'reddetmelere' ve 'sürüm sürüm süründürmelere' dek varır. Ev çekimleri Avni Meserretçi'nin Yeniköy'deki yalısında yapılmış. 'Hayat Kavgası'nda (1969) Osman Bey-Nubar Terziyan'ın eviydi.

Anne Bedia Muvahhit sözünü dinleten biri. Suat'ın, Cavidan'ı istemediğini anlayınca "Ben istiyorum, yetmez mi" diyor. Oğlu 100 milyonluk Nazif Bey ve Osman Turgan ile tanışmalıymış. Evliliğinden başka arkadaşlarına bile karışıyor. Eğer, nispeten yumuşak başlı Mümtaz Ener ile değil de Rıza ile evli olsaydı atom bombasından daha etkili bir kitle imha silahı olurlardı. 'Kamelyalı Kadın'dakine benzer sahnede oğlundan ayrılması için demediğini bırakmıyor Selma'ya. "Sinsi... Budala... Sersem." Burada, batı burjuvası ile aramızdaki fark çok belirgin. Bizimkilerin tavrı 'porselen mağazasına girmiş fil' gibi. Batıdakiler de istediklerini yaptırabiliyorlar ama böylesine kırıp dökmeden.  Kocası ile bezik oynadığı sahne aklımızdan çıkmıyor.

Cüneyt Arkın kavga dövüşüz rollerde de çok etkili. Bu filmde sadece bir tokat (Selma'ya) ve bir yumruk (aynaya) atıyor. Cam kesmesin diye eli bandajlıydı. Durakta bekleyen sekreterini '34 HN 460' plakalı 64 model beyaz 'şevrolesiyle' evine götürmüştü. Sanatçı, aynı yıl 13 Ağustos'ta bu araba ile büyük bir kaza geçirmiş. Filmde bol bol sigara, puro ve pipo içiyor. Zararlarını bir yana bırakırsak pipo dışındakilerle görüntüsü çok etkili.

Bir sahnede "49 71 92 numaraya telefon edip Tarık Bey'in seyahatten dönüp dönmediğini öğrenin" diyor. İlginç bir şekilde 'Son Hatıra'daki (1968) Semih Bey-Necabettin Yal da sekreterine "Bana 49 71 92'yi bağlayın lütfen" demişti. Bu rastlantının nedeni her iki filmdeki senaryo yazarının Safa Önal olmasıdır belki.

Filmdeki melodiler.

Jenerikte 'The Spy Who Came from the Cold' (1965) (Sol Kaplan) var.

Booker T & The MG's topluluğunun "Doin' Our Thing" albümündeki (1968) aynı adlı melodi (Steve Cropper / Donald 'Duck' Dunn / Booker T. Jones / Al Jackson Jr.) Leyla ile Ziya'nın araba dolaşmaları dâhil 3 sahnede.

'The V.I.P.s'deki '1963' (Miklós Rózsa) 'Prelude' Anne Sonderoğlu'nun acımasız konuşması dâhil 3 sahnede; 'The Bracelet' Leyla'nın '34 EH 076' plakalı 'Chevrolet' taksiyle hastaneye gelmesi dâhil iki sahnede.

'Sunny' (1966) (Bobby Hebb). Ziya "Hep böyle beni ateşliyor sonra da kaçıyorsun" derken; Hacıağa ve Leyla, Zümrüt Kuyumcu önünde konuşurken; Selma, elinde file, evine geldiğinde.

'Zorba'daki (1964) 'Life Goes On' (Mikis Theodorakis). Ablasına "Bu gece hiç tanımadığım biriyle beraberdim" derken; Selma ve Suat öğle yemeğindeyken.

'Dead Ringer'daki  (1964) 'Main Title' (André Previn) (0.08-0.48 arası) Rıza, Leyla'yı döverken; Elde bıçak, kızını kovalarken; Suat'a "Yoksa bir fantarafinfon mu vardı aranızda" derken. "Maggie's Murder" Mümtaz Ener "Reddederim seni" derken; Bedia Muvahhit, Selma ile karşılaştığında. 'This was his Room' (1.18'den itibaren) Suat "Babamla konuşmak istedim ama çok geç geldiler" derken. "Eddie's Theme" Selma, Suat'ın annesine "O'nu çok seviyorum. Evlenirsek mesut edeceğim" derken; Babasını Mine'ye bakmaya razı ederken. 'The Dog Attacks' Leyla, Suat'a "Ben Selma'nın kardeşiyim" ve "Senin için ölecek ablam" derken.

"Gioconda's Smile" (1965) (Manos Hadjidakis) albümündeki 'Portrait of my Mother' filmin sonu dâhil 11 sahnede; 'Returning in the Evening' Suat, Selma'yı arabası ile duraktan aldığında; 'Countess Esterhazi' Yatağında kolyeye bakarken.

'Vivre Pour Vivre'deki (1967) (Francis Lai) 'Vivre Pour Vivre' Selma, Suat'ın odasından çıkarken; 'Théme de Catherine' Suat, Emlakçi ile konuşurken; Necdet Tosun, Selma ile konuşurken; Selma yeni iş yerinde düşünürken; Suat "Yoksa benden bir şey mi gizliyorsun" derken; 'Théme de Robert' Veda mektubunu okurken; Selma ile Beyoğlu'nda karşılaştıklarında; Genç kızı tokatlarken.

'The Bible: In the Beginning...'deki (1966) (Toshiro Mayuzumi) 'Theme from the Bible' Selma babasına "Yeter artık" diye isyan ederken.

'El Cid'deki (1961) (Miklós Rózsa) 'Battle of Valencia' (5-6.10 arası) Suat, annesine "Selma beni yürekten sevmiş olsaydı bırakıp gitmezdi" derken.

'Petite Fleur' (1952) (Sidney Becket) Leyla, Hacıağa ile gazinodayken.

'Greenfields' (1960) (Frank Miller / Richard Dehr / Tony Gilkyson) O'nu 'ekip' gazinoya dönünce.

'The Green Leaves of Summer' (1960) (Dimitri Tiomkin) Barda Suat ile konuşurken.

'Lawrence of Arabia'daki (1962) (Maurice Jarre) "The Nefud Mirage / Sun's Anvil" Selma eve geri döndüğünde ve (2.27'den itibaren) babası "Pilavda taş mı arıyorsun" derken.

Suat'ı Abdurrahman Palay; Selma'yı Adalet Cimcoz; Leyla'yı Samiye Hün; Rıza'yı Cahit Irgat; Suat'ın annesini Bedia Muvahhit; Babasını Mümtaz Ener; Renan Fosforoğlu'nu Zafer Önen; Emlakçi-Necdet Tosun ve ofisteki memuru Agâh Hün seslendirmiş.

Fatma Hanım-Talia Saltı; Doktor (ve filmin yapım sorumlusu) Memduh Karakaş; Toplantıdaki davetli Ünsal Emre; Selma'nın daktilosu; Rıza'nın biriktirdiği Yeni Rakı şişeleri; Yağmurlu İstanbul; Rıza'dan öğrendiğimiz 'pilavda taş aramak' deyimi; Leyla'nın kızı Mine; Samsun'daki Hala; Ziya'nın İzmir'deki karısı; Yay burcu kolye ve o yıllardaki ülkemiz çok güzeldi. 

"Gioconda's Smile" uzunçalarındaki (1965) 'Portrait of my Mother' (Manos Hadjidakis).

Suat; "Selma, benle evlenir misin?"

Selma; "Bilmem, bilmem ki. Bu kadar çabuk, bu kadar apansız."

Suat; "Evlenir misin benle?"

Selma; "Ne olur bir daha söyle. Senden bunu işitmek. Allahım inanamıyorum."  

 

 YORUMLAR  ({{commentsCount}})
{{countDown || 2000}} karakter kaldı
{{comment.username}}
{{moment(comment.date).fromNow()}}
Uyarı:  Yorumunuz, yönetici tarafından onaylandıktan sonra tüm ziyaretçilerimiz tarafından görüntülenebilecektir. (Bu mesajı sadece siz görüyorsunuz)
{{reply.username}}
{{moment(reply.date).fromNow()}}
Uyarı:  Yorumunuz, yönetici tarafından onaylandıktan sonra tüm ziyaretçilerimiz tarafından görüntülenebilecektir. (Bu mesajı sadece siz görüyorsunuz)