Tepenin Bu Tarafından Ulusal Bir Alegori posteri

Filmdeki karakterlerin isimleri kullanılmadan hazırlanmış bir yazı bu. Filmin geniş çerçevede bahsettiği  şeyler üzerine yoğunlaşmak daha doğruydu.

Emin Alper'in ödüllere boğulan filmi Tepenin Ardı, aile içi ilişkilerin ve sınıfsal farkların getirdiği sorunların etrafında izleyiciyi döndürerek çekirdek bir Türkiye yaratıyor ve öteki kavramına odaklanmış hayatların kendi çıkardıkları sorunları nasıl da yok saymak için nefretle öteye baktıklarını gösteriyor.

Tepenin Ardı sadece aldığı ödüllerle değil, söylemek istediği sözlerin hepsini söylemek istediği şekilde söyleyebildiği için de 2012'nin en iyi filmlerinden biri olarak kabul edilebilir. Filmin üzerine uzun süreler düşünülerek çekilmiş her sahnesinin getirdiği sadelik ile birleşen alegorik anlatım, ortaya İran Sineması'nın ustalaştığı bir tarzda film çıkarmış. Karmaşaya gebe bir hikayeyi bu kadar başarılı bir sadelikte anlatan yakın dönemde çekilmiş iki filmin izinden gidiyor  Tepenin Ardı. Birincisi Ashgar Farhadi'nin Jodaiye Nader az Simin'i, bir diğeri de Nuri Bilge Ceylan'ın Bir Zamanlar Anadolu'da'sı.

Marksist düşünür Fredric Jameson, üçüncü dünya romanlarının hepsini, ulusal bir alegori olarak gördüğünde kimi düşünür karşı çıktı, kimi destekledi bu görüşü. Ancak haklı olduğu noktalardan birisi, romanlardaki karakterlerin her birinin, kendi hikayeleri çizilirken mensup oldukları ulusların makro sorunlarıyla yoğrulmuş karakterler olmasıydı. Onlar, kendi hayatlarını kağıtta okuyucuya vermiyordu aslında ya da kendi evlerindeki sorunları paylaşmıyorlardı. Aksine ülkelerinin sorunlarını alegorik bir şekilde okuyuculara aktarıp, toplumsal sorunlara dikkat çekmeye çabalıyorlardı. Halide Edip'ler, Ahmet Hamdi'ler, Oğuz Atay'lar ve Orhan Pamuk'lar anlattıkları bireysel hikayelerin kökeninde toplumsal sorunları tasvir ediyorlardı. Edebiyat ile sinemanın artık ayrılmadan tek bir çizgi üzerinde yürüdüğü bu zamanda, Tepenin Ardı'nın konumlandığı yer de tam olarak burası: Ulusal Alegori.

Her karakter, halkın belirli bir kesimini ve her olay da halkın yaşadığı belirli bir travmayı tasvir ediyor.  Güncel Kürt Sorunu'na dair de ince okumalar yapılabilecek potansiyeli içerisinde bulunduran Tepenin Ardı, aslında Türkiye'nin herhangi bir sorununun ardından izlendiğinde o sorunla ilgili çıkarımlar yapılabilecek bir film. Ezilip ruh hali darmadağın edilmiş asker, tutucu ve ziyadesiyle cahil gururlu yaşlı, ezilip hor görülmesine rağmen bir türlü büyüğünden kopamayan yardakçı, toplumsal hayattan mahrum bırakılıp mutfağa hapsedilmiş kadın, enerjisini cahilliği ile birleştirip hataya yatkın genç, sesi çok çıkan ama içkisi önüne geldiği sürece sesini kısıp keyfine bakan ve sadece kendi canı ne isterse onu yapan topal aydın, aydın kesimden intikamını almayı kendine kafi gören köylü. Birbirleriyle anlaşmak için çabalamaları gereken onca şey olan bu karakterlerin tüm anlaşmazlıkları kenara atıp tek bir amaç uğruna aynı cephede yer almalarını sağlayacak olan şey bir düşmandan ibaret: Yörükler. Çünkü tüm bu karakterler aynı yerde yaşıyor, uyuyor, içiyor, sıkılıyor ve keyifleniyorlar. Birbirlerini görmeden de yaşayabilecekleri gerçeğini bir gün olsun kabullenmeden yaşayan bu insanlar, görmedikleri ama kuşkulandıkları düşmanları uğruna kolayca birleşebiliyor ve birbirlerine arka çıkabiliyorlar. Oysa kötülüğün kendi içinden çıkması çok daha mümkün.

18 ödül almış ancak 16 sinema salonunda gösterime girebilmiş olan Tepenin Ardı, yapılabilecek okumaları sebebiyle defalarca izlenmeyi hakeden film; ilk yarısındaki sıkılgan ve ürkek tavrını, ikinci yarısında gelen kazaların ardından coşmuş ve çığrından çıkmış karakterlerin kendilerini açık etmeleri ile de başka bir hale bürünüyor.

Seyfi Teoman'ı anmayı unutmayan Emin Alper'i bu duruşu için de ayrı olarak tebrik etmeli.

Son Yorumlar

Yandex.Metrica