"Sen De Öylesine Bıkmışsın Ki Bu Evden Seni Kurtaracak Alıp Götürecek Yılan Bile Olsa Razısın" posteri

"Artık tabağın, bardağın, yastığın aynı olacak O'nunla." Annesi söylüyor bunları. Evliliğin daha güzel bir anlatımı var mıdır acaba? Ancak araya hapislik girince 'aynı tabak, bardak, yastık' için daha yıllarca beklemesi gerekecektir. 'Kanlı Firar' kaderci bir film. Bu durum yatalak annenin "Başa gelen çekilir kızım. Ağlama. Gençsin, hepsi geçer bunların" demesinde somutlanıyor. Tahir de benzer şeyler anlatır Türkan'a; "Bir kitapta okumuşlardı bana. Hakkı'ydı okuyanın adı. Kitap 'dünü unut, yarını düşünme, bugünü yaşamaya bak' diyordu."

'You Only Live Once' (1937), 'Yaşamak Hakkımdır' (1958), ve 'Le Jour Se Léve'nin (1939) Yeşilçam uyarlaması. Yararlanılan kaynaklar arasında Metin Erksan'ın bir öyküsünden de söz ediliyor. Kış aylarında çekilen film 13 Nisan 1960, Pazartesi günü (Beyoğlu) Lüks, (Beyoğlu) Yeni Taksim, (Pangaltı) İnci, (Aksaray) Bulvar, (Azak) Şık, (Şehzadebaşı) Ege sinemalarında gösterime girmiş. 'Be-Ya Film'in kuruluşunun birinci senei devriyesi şerefine hazırladığı dördüncü yapım'. Tekniği, oyun idaresi, duygulu mizanseni beğeni toplarken, özellikle girişteki fon müziği, ses kaydı ve oyuncu seçimi eleştirilmiş. Yine de "Terazinin bir kefesine Orhan Elmas'ın hatalarını diğerine de marifetlerini koyacak olursanız ikinci kefenin daha ağır bastığını göreceksiniz" diye yazıyor Tuncan Okan. 'Bütün gayretine rağmen talihsiz ve fakir işçi kızını temsil edecek tipte' değilmiş Belgin Doruk. Ayrıca 'Öğleden Sonra Aşk'taki Audrey Hepburn'a benzemeye çalışıyormuş. Muhterem Nur 'böyle bir rolün altından pek daha rahat bir şekilde kalkabilirmiş'. Ayhan Işık ise 'oyununun ağırlığına rağmen daha ikna edici, daha başarılı'. Salih Tozan ve Semih Sezerli 'kendilerini 'Uç Baba Torik' nevinden bir komedi filminde sandıklarından göründükleri hemen her sahneyi bozuyorlarmış'. Yönetime de eleştiri var. "Böyle bir konuyu kişiliğini bulmuş, duygulu bir Memduh Ün çok daha güçlü bir şekilde perdeye aktarabilirdi" deniyor. Erdem Buri, 'Üç Arkadaş'taki (1958) 'fon müziklerinin yabancı plaklardan derlenmiş olmasını eleştirmişti' bir yıl önce. 'Kanlı Firar'da bunu unutarak müzikleri 'yabancı plaklardan derlemesi' şaşkınlık yaratmış. Sonuçta tüm kusurlarına karşın 'bir kalemde silinemeyecek, ilgiyle karşılanmaya değer bir kordela' olarak değerlendiriliyor. Orhan Elmas, yıllar sonra, aynı konuyu biraz değişiklikle tekrar ele alacaktır; 'Öleceksek Ölelim' (1970).

Film, 'You Only Live Once'ın (1937) bir uyarlaması olan 'Yaşamak Hakkımdır'dan (1958) etkilenmiş. Kemal 14 ay hapisten sonra tahliye olur. Nermin'le evlenecek. Aile dostu bir polis memuru sayesinde Haliç'teki Sebze Hali'nde bir iş bulur. Her şey az çok düzelmişken genç kadında gözü olan biri işi karıştırıyor. Hal kasasını soyup suçu Kemal'in üstüne yıkar. Cezası idam. Bir yığın kaçıp kovalamacadan sonra "İnsanlara güvenmeyi siz öğrettiniz bana. Ufak bir günahı affetmediniz. Bana yaşama hakkı vermediniz" diyecektir delikanlı..

'Le Jour Se Léve (Daybreak)' (1939) bizde 'Gün Doğuyor' adıyla oynamıştı. Francois rolündeki Jean Gabin işlediği cinayetten sonra kendisini apartmanına kapatıp 'geçmişi ile hesaplar'. 'Kanlı Firar'daki apartmana kapanma, ayna kırma, kibrit sahneleri bu filmden alınmış. Fransız yapımında M. Valentin "It's a small world. We each go ourways. But the wheels turns and we're back where we started" diyordu. Tahir de 'başladığı yere', köyüne dönecekti ama Haydarpaşa'da polislerce tutuklanır.

'Kanlı Firar', Üsküdar Ceza ve Tevkif Evi'nden tahliye olan üç kişinin öyküsü. Ama daha çok Tahir'in yaşadıkları işlenmiş. Hakkı Abi'nin bir gazinosu var. 'Her akşam elin sarhoşlarıyla, itleriyle uğraşmaktan usanmış'. Bir soygunla bu işten kurtulacak. Sonra ver elini Roma. İzmir'de leyli okuyan bir kızı 'babasının kirli işlerinden bihaber'. Namuslu bir işadamı sanıyor. Eline geçecek parayla karısını ve kızını alıp İtalya'da temiz bir hayat kuracakmış. "Kızıma layık olmaya çalışacağım." Para dolu çantayla kaçarken bir polis kurşunuyla ölmesi 'The Aggression Scale'deki (2012) Lloyd'un sözlerini çağrıştırdı; "Money is not worth dying for." İstanbullu Avni de az işlenmiş. Oksijen kaynağı ile kasa açmada usta. İstanbul'u ama asıl Çakır Emine'sini çok seviyor. Zaten 'bu yollara hep O'nun yüzünden düşmemiş miydi'. Rahmetli anacığı "Senin başını kadınlar yiyecek" dermiş hep. Aslında bu diğer iki arkadaşı için de geçerli.

Tahir'in neden hapse düştüğü tam belli değil. Ailesinden birini (ya kız kardeşi ya da karısı) 'kirleten' Asım Nipton'u tüfekle öldürmüş. 8 yıllık cezasının son üç buçuk yılında Hakkı Abi ile koğuş arkadaşıydı. Her gecesi kâbuslarla, kanlı rüyalarla geçen bitmez tükenmez 8 uzun yıl. Hapishane müdürünün yardımıyla Denizcilik Bankası T.A.O. Gemi İnşa ve Tamir İşletmesi Haliç Tersanesi'nde iş bulur. Sirkeci'de döküntü bir otele yerleşmiş. Gecesi 6 lira. Biraz 'para yapıp' köyüne dönecekti. Küçük bir tarla, içine başını sokabileceği bir çatı ve birkaç büyükbaş hayvan. 'Sabah tersanede akşam otelde' dünyadan habersiz yaşarken Tatlı Nermin'in cazibesinden kurtaramaz kendisini. Beraber olurlar. Ancak kadının bir belalısı var; Okmeydanlı Çamur Mehmet. Arkadaşları Ahmet Tarık Tekçe ve Zeki Tüney ile Tahir'in yolunu kesip duruyor. Bir gece çıkan kavgada kahramanımızın eli, istemeden de olsa, kana bulanır. O sabah Ortaköy İskelesi'nde Türkan ile karşılaşır. 'İntihar etmek üzereydi'. Kendi derdini unutarak yardımcı olmaya çalışır; "Sana bir faydam olur mu?"

Genç kız, 'Lüks İdeal Bisküi'de paketleme işçisi. (O zamanlar bisküvi kutuları elle dolduruluyormuş). Yoksul odasının duvarlarında İran Şahı Rıza Pehlevi ve Farah Diba'nın resimleri var. 'Sarhoş babasının kahrını, yatalak annesinin bitmez acılarını, ilkokul öğrencisi erkek kardeşinin sorumluluğunu sırtında taşımaktan yorulmuş. 'Ayrı bir evi, erkeği, belki de bir çocuğu olsun' istiyor sadece. Bu umutlarla bağlandığı erkek tarafından terk edilmiş. Cavit'in neden böyle yaptığı belli değil. İki ay sonraki bir veda mektubu ve biraz para ile 'güya sürdüğü karayı silmek istemiş'. Sonrasında Tahir ve Türkan'ın hayalleri kesişir. "Mis gibi kokan bir başak tarlası. Ufak fakat kullanışlı bir ev. Çiftimizi çekecek dayanıklı bir çift öküz. Üzerimizde sayamayacağımız kadar çok yıldızlar ('yıldız' dese yeterliydi). Uzak derelerden gelen kurbağa sesleri. Bütün bunların ortasında dünyaya meydan okuyan BİZ."

Tahir'den 3 kez duyduğumuz cümle; "Kaç sene verirler bana bilmem ama ne olursa olsun beklersin beni değil mni?"

Salih Tozan içkici ve çıkarcı baba rolünde çok başarılı. Tahir'i "Yarın erken saatte gel de karşılıklı demlenelim biraz. Güle güle damatçığım, güle güle" diye sahte bir nezaketle yolcu ettikten sonra Türkan'a "Bu iş sandığı kadar kolay değil. Açsın kesenin ağzını. Bedavaya kız yok bende" demesi harikaydı. Filmin çevrildiği aylarda gazeteci Gündoğdu Tuncer'e anlattığı hoş bir anısı; "Efendim, ben 5 defa evlendim. Üçüncü hatunum 18 yaşında genç bir kızdı. Filmlerde figüran oynuyordu. Bir gün yanıma gelerek 'benimle evlenmek istediğini' söyledi. 'Kızım, aramızda çok yaş farkı var. Ben 50 yaşındayım. Çok ayıp olur. Kendine genç bir koca bulabilirsin' dedim. O da cevap olarak 'gençlerden çok çektim. İhtiyarları tercih ederim' dedi. Bunun üzerine evlenmek için staj görmeye başladık. Yirmi gün sonra bana 'hamileyim' demez mi. Şaşırdım, hemen bir doktora gittik. Doktor, iki aylık hamile olduğunu söyleyince 'Doktor bey ben bunun yirmi günlüğüne karışırım. Üst tarafı beni alakadar etmez' diyerek oradan ayrıldım."

Filmdeki melodiler.

Frank Chacksfield ve Orkestrası'nın 'Ebb Tide' albümündeki (1960) aynı adlı melodi (1953/54) (Robert Maxwell / Carl Sigman) Jenerik dâhil 10 sahnede.

'The Rite of Spring: II. Sacrifice-Glorification of the Chosen One' (1913) (Igor Stravinsky) Ahmet Tarık Tekçe ve Çamur Mehmet, harabelerde, Tahir'in yolunu kestiklerinde.

'Pictures at an Exhibition: Samuel Goldenberg and Schmuyle' (1874) (Modest Mussorgsky) Salih'in "Suçum sadece içmek Türkan, sadece içmek" demesi dâhil 3 sahnede.

'Firebird: Infernal Dance of Kashchei' (1910) (Igor Stravinsky) Tahir'in Haydarpaşa'da yakalanması dâhil 5 sahnede.

Hapishanede ve gazinoda 3 türkü dinliyoruz: "Uçun Kuşlar Uçun İzmir'e Doğru", 'Bu Fasulye Yedi Buçuk Lira', 'Evlerinin Önü Yonca'.

Tahir'i Hayri Esen; Türkan'ı Jeyan Mahfi Ayral, Ahmet Tarık Tekçe'yi Kemal Ergüvenç, Türkan'ın babasını Salih Tozan; İstanbullu Avni'yi Gazanfer Özcan; Eczacı-Sezer Tansuğ'u Toron Karacaoğlu seslendirmiş.

Türkan ve Tahir, İstiklal Caddesini gören güzel bir çayevinde çay içiyorlar. Atlı arabalar, tramvaylar. Paltolarına sarılmış insanlar arasında İkbal Kahvesi'ne giden Orhan Kemal de vardı belki. Bu sahnede Görüntü Yönetmeni Turgut Ören'in çekimleri çok çarpıcı.

Kahramanlarımızın Üsküdar Ceza ve Tevkif Evi'nden çıkışları; Tacizci rolünün pek yakışmadığı Asım Nipton; Koğuşta saz çalan Âşık'ın İzmir'i ve Sürmeli Gözlü Nebahat'ı; Hakkı Abi-Atıf Kaptan; İstanbullu Avni ve Çakır Emine'si; Haliç Tersanesi; Tahir'in kaldığı otel; Kombinezonlu ve sigara dumanını Ayhan Işık'tan bile daha fiyakalı savuran Tatlı Nermin; Ortaköy Camisi ve İskelesi; Kuyumcu-Faik Coşkun; Emniyet Müdürü Niyazi Er ve Komiser Hulusi Kentmen; Karaköy'deki Selanik Han; Bekçiler Hakkı Haktan ve Erol Taş; Ören Mücevherat Deposu; Park Eczanesi ve Sezer Tansuğ; Polis-Reşit Çildam; Okmeydanlı Çamur Mehmet-Ali Seyhan; Arkadaşları Ahmet Tarık Tekçe, Zeki Tüney; Haydarpaşa'daki Kurtalan-Diyarbakır Ekspresi çok güzeldi.

Sevgilisinin Türkan'ı terk ettiğini öğrenen Tahir "Kalleşmiş herif. Seni fena yerinden vurmuş. Bizde kancıklar bile yapmaz bunu" diye tepki göstermişti. Oysa filmin sonunda 'cinayet ve soygundan' hapse girince kendisi de terk etmiş gibi olur genç kızı. Aziz Nesin, Günaydın Gazetesi'ndeki 'Başarımı Karıma Borçluyum' başlıklı makalesinde (27 Aralık 1968, Cuma) aşk için "İnsanın içinden geçirdiklerini karşısındakinde var sanıp özlemlerini dile getirmesi, yani kendi kendini kandırmasıdır" tanımlaması yapıyor. Kahramanlarımız da özlemlerinin yankısını birbirlerinde arıyor gibiydiler.         

Son Yorumlar

Yandex.Metrica