"Erenler Meclisinde Bir Ulu Peymaneyiz//Nice Derdi Uyutan Vefakâr Meyhaneyiz" posteri

"Koynumda yatmış gibi bu ne surat be?" 'Çamur' Süleyman kendisine yüz vermeyen Zehra'ya söylüyor bunları. Biraz önce de küçük bir kızın elindeki simidi almıştı zorla. 7'den 70'e tüm mahalleliyi haraca kesmiş. Elma ve üzümü 'götürürken' manavın yüzüne bakmıyor bile. Sıkıysa bir şey desinler. 'Tek başına' böyle ise sonraki yıllarda 'çeteleşince' kimbilir neler yapmıştır.

'Meyhanecinin Kızı/Mapusane Çeşmesi' 1957, Kasım ayında çevrilmiş ve 12 Mart 1958, Çarşamba günü (Beyoğlu) Alkazar; (Pangaltı) İnci; Azak ve Emre sinemalarında gösterime girmiş. Tanıtımda 'Eser; Asaf Tengiz' yazılı. Bazı kaynaklarda "Orhan Kemal'in bir hikâyesinden/eserinden" yararlanıldığı belirtiliyor. Yazarın, içerik ve isim olarak benzer bir öyküsünü bulamadık. Yalnızca, karısının ölümünden sonra 20'lik hizmetçi Şehnaz ile evlenen Posta Telgraf emeklisi, 50'lik İhsan Efendi ve oğlu Cevdet'in anlatıldığı 'Suçlu' (1. basım Nisan 1957-Remzi Kitabevi) (11. basım 1996-Tekin Yayınevi) romanı konu olarak biraz yakın.

Jenerikte 'filmin imalinde gösterdikleri yardımdan dolayı Denizcilik Bankası T.A.O. Camialtı Tersanesi Müdürlüğüne aleni teşekkür' edilmiş.

Yine jeneriğe göre Saz Heyeti sanatçıları; Keman-Naci Tektel; Kanun-İsmail Tezel; Klarnet-Mustafa Kandıralı; Ud ('Ut')-Avni Çeliktel; Darbuka-Hasan Gölge. Burada iki hata var; İsmail Tezel'in soyadı 'Tezelli' ve Hasan Gölge'nin soyadı 'Tahsin' olmalıydı. Her şey bir yana, Keman, Kanun, Ut ustalarının çalgı aletleri ile soyadları arasındaki uyum harika.

Filmde 'Virane Meyhanesi' başrolde. 'Viran' Kazım Baba 30-40 senesini orada çürütmüş. "Meyhane benim canım. İliklerime işlemiş, ondan ayrılırsam ölürüm ben" diyor. Masalar beyaz örtülü, tezgâh şişe dolu. Tekel Birası ve Kozak Şarabı. Şimdilerde sofradan eksik etmediğimiz Coca Cola'mız henüz buraya gelememiş. Konuşmalarda 'siz' pek yok. "Baba Viraan" diye bağırarak sipariş vermek isteyen "Patlamaa" yanıtını alıyor. Müşteriler genelde sabırsız. Serviste 'azcık bir gecikme' olunca "Oturmaya mı geldik buraya" ve "Daha bekleyelim mi" yakınmaları. Yanıt 'aynı minvalden'; "Ee, susacak mısınız be." Kazım 'yaşını yaşamış dişini dişemiş' (sf. 8). Ömrünün kışında eski dansöz Mürvet ile evlenmesi olmayacak duaya âmin demek gibi. Kısa süre sonra 'itilip kakılmalara, terlik ve maşayla dayak yemelere, küfürlerin en ağırını işitmeye' alışır. Aslında karısının istediği fazla bir şey değil. Yalnızca 'para'. Olsa vermez mi 'Viran'. Bir sahnede "Vallahi billahi param yok. Bir yandan 'Çamur', bir yandan sen" diyordu. 'Çamur' da habire haraç alan Süleyman. İki arada bir derede kalmış Meyhaneci. "Geldi seninki. Bu saatte (gece yarısını çoktan geçmiş) nerelerde sürter bilmem" diyen Zehra'ya "Mürvet mi? Şey, 'komşuya' diye çıkmıştı da. Döndü demek" yanıtı ile durumu kurtarmaya çalışır. Karısının "Bana bak, o kızın ne zamana kadar bana öyle ters ters bakacak" diye azarlamasını ise anlamazdan geliyor; "Kim? Zehra mı?" Böyle 'uslu çocuk' olmasının ödülü de; "Zıkkımın kökü. Çıkar şu çoraplarımı." (Karısına dokunabildiği nadir zamanlardan biri).

'Suçlu'da genç hizmetçi ile evlenen posta telgraf emeklisi, 'İhsan Bey'; 'İhsan Efendi'; 'İhsan Hanım' ve nihayet 'Boynuzlu' şeklinde bir gelişme göstermişti (sf. 24). Kazım Baba'nın vardığı nokta pek farklı değil; 'Geyik.'

Yatağa düştüğünde kendisine çorba içiren kadın için kızı, 'Fatma Hanım'; Erol ise 'Hatice Teyze' diyor.

Zahra, güzel Zehra. "Tam Ali'ye göre bir kız." Buraların 'erkek dünyası'na uyum göstermiş. Başka türlü onca sarhoşla başa çıkamazdı zaten. 'Kadın olması' yalnızca Ali ile (6 kez) göz göze geldiğinde. Filmde 'hemcinslerini' ya göbek atarken ya da erkek gibi kavga ederken görüyoruz.

Ali, Selim'in demesine göre 'birinci sınıf kaynakçı'. Üstüne yok. Ama hep Karamürsel'e gidip Rauf'un teknesinde çalışmak istiyor. Bir kavgada, arkadaşını korumaya çalışırken katil olmuş. Bu nedenle tahliyeden sonra 'etliye sütlüye karışmayan biri'. Zehra'ya "Çamur, yüzüme tükürse elimi kaldırmam" demişti. "İçerde yattığım müddet istemeyerek öldürdüğüm adamın yüzü gitmedi gözümün önünden. Yumruğu yiyince bir an dona kaldı. Şaşkın şaşkın yüzüme baktı. Sonra yuvarlandı. Hep o yüzü gördüm yemekte, rüyada, gezerken hep o şaşırmış yüzü."

Süleyman daha dayanıklı. Film biterken Ali'den 23 yumruk, 1 tekme ve Zehra'dan 7 tokat yediği halde hâlâ ayakta, yürüyebilecek durumdaydı. Anlattığına göre 1 yıl önce Zehra'yı istemiş. Ama Viran Baba tarafından kovulmuş. Böyle kötü olması bu yüzdenmiş. Ancak Kazım, O'nun karşısında öyle ezik ki 'kovulma hikâyesi' pek inandırıcı değil.

Selim arkadaşına evini açar ve Tersane'de iş bulur. Yalnız bir sahnede bizi şaşırttı. Rauf, Ali'ye "El ele verir çalışırız. Ne dersin? Karamürsel'den bir de kız uydurduk mu sana, tamam" dediğinde "O'nun Zehra'sı var" gibi bir şey söylemesini beklerdik.

Sevecen bir ses tonuyla da olsa "Bir de kız uydurduk mu sana, tamam" cümlesinin kadınlar için kırıcı bir anlamı yok mu?

Selim'in 'ev yemeği'ne teşekkürü çok komik; "Zehra Abla, Allah seni iki cihanda aziz etsin. Ellerin dert görmesin. Tuttuğunu altın etsin (bu son iki tümce yer değiştirse daha mı iyi olurdu). Ölmüşlerinin canına (ilk 'a'yı uzatarak söylüyor), doğmuş doğacak bütün akrabalarının..." Ali şakalaşır; "Yeni Cami'ye, Yeni Cami'ye. Ne oluyorsun dilenciler gibi."

'Çamur' Süleyman. Elde tespih, alaycı bir yüz. Önüne gelenden para koparıyor. Bir sahne çok komik. Danyal Topatan'dan Ali'ye posta atmasını ister. Beriki 'tekinsiz herifle başını belaya sarmak istemeyince' biraz önce verdiği elmayı sert bir şekilde geri alıyor. Bunu manavdan 'yürütmüş' olması da ayrı bir hikâye.

Kemani Haydar Tatlıyay'ın Uşşak Oyun Havası olan sahnede çok da 'prensip sahibi'. 'Haraç' ödemesine geç kalan Tiyatrocu Sadi'yi "15 gün oldu daha zula etmedin" diye azarlamıştı. Yine de insaflı. Zavallı adamın cüzdanındaki 50 liranın tümünü değil 30'unu alır. 'Otello' Sadi 'tayatoracılıktan bıkmış'. Suphi Kaner'le dertleşmesi; "Tiyatroculuk dediğin eskidendi. Şimdi bir sinemadır gidiyor. Onun da sonu gelir elbet. Bu dünya kimseye kalmaz evlat. Evet, şunu iyi bil kimseye kalmaz." Ekim 1957'de yapılan erken seçimi, 'yine' Demokrat Parti kazanmış. Acaba sözleri Onlara bir gönderme mi? Belki de sonraki sinema-televizyon çekişmesi için bir öngörü. Üç Gül Tiyatrosu/Sahnesi çalışanlarına yaptığı 'teatral' veda konuşması harikaydı; "(Titrek bir sesle) Evlatlarım, kıymetli mesai arkadaşlarım. Bunca sene beraber çalıştık. İyi kötü günler gördük. Ama yolun sonu geldi artık. Sizler bir tarafa, ben bir tarafa. Yollarımız ayrılıyor. ('Kıymetli mesai arkadaşları' mırın kırın edince sesi sertleşir) Efendiler! Viran Baba'nın meyhanesini satın alıp burasını kapatıyorum."

Viran Baba ile tavla oynadıkları sahnede 'Seven Thunders' (1957) filminin afişi var. Bizde 'Yedi Şimşek' adıyla ve 16 Ocak 1961, Pazartesi günü (Beyoğlu) Küçük Emek sinemasında gösterime girmiş.

Suphi Kaner ve Danyal Topatan içimizi sızlatıyor.

Abdullah Yüce ile Bedrich Smetana, Igor F. Stravinsky ve Daniel Auber hoş bir beraberlik oluşturmuş.

Son 18 dakika çok heyecanlı. Agâh Özgüç, 'Türk Filmleri Sözlüğü'nde (1914-1973 Birinci Cilt) (Sesam Yayınları) Halit Refiğ'in bir yazısını (Akşam Gazetesi-22 Mart 1958) aktarıyor; "(Henri-Georges) Clouzot'nun 'Les Diaboliques'indeki (1955) son bölüme benzeyen bu kısım, kamera hareketleri, montaj ve ışıklandırma ile tam bir 'suspence' tesiri yaratıyor. Akad'ın bu işi başarmada Fritz Lang ustalığını hatırlattığı rahatça söylenebilir. Ama böyle bir bölümün filmin bütünüyle hiçbir ilgisi olmadığı, bütünün pasaklılığını kurtarmaya yetmediği ilave edilmelidir."

İki gazete haberi, özellikle bayan sanatçıların yaşadıkları zorluklar hakkında fikir veriyor. 24 Ağustos 1957'de ('Mürvet' rolündeki) Üftade Kimi, 'Beyoğlu, Baruthane Caddesi, Ceylan Apartmanı'ndaki evinde geçirdiği asabi bir buhran sonunda havagazı ile intihara teşebbüs etmiş'. Neyse ki İlk Yardım Hastanesi'ne zamanında yetiştirmişler. 21 Şubat 1956 tarihli gazetelerde ise 'Ü.K.' ve 'G.B.' adlı iki film yıldızının 'umumî adâbâ mugayyir harekette bulunmak suçundan dolayı adliyeye verildiği' yazılı. 'Sabaha karşı, Bakırköy Asfaltı üzerinde, bir otomobil içinde Ankaralı iki tacirle yarı çıplak çirkin bir vaziyette yakalanmışlar'. Haberde, Ankaralı iki tacirin isim baş harfleri ve 'yarı çıplak çirkin bir vaziyette' olup olmadıkları yok. 23 Şubat 1956 tarihli gazetede 'bir açıklama' yer almış. Üftade Timi gönderdiği mektupta,  yazıdaki 'Ü.K.' ile şahsına bir imada bulunulduğunu, hadise sırasında bazı artist arkadaşlarıyla birlikte olduğunu ve gerekirse durumu derhal ispat edebileceğini belirterek keyfiyetin bu şekilde 'tevzihini' istemiş. 25 Şubat 1956'da başka bir açıklama var. "Yanlış tefsirlere yol açan 'G.B.' ve 'Ü.K.' rumuzlarının Gönül Beyhan ve Üftade Kimi ile hiçbir alakası bulunmadığı kat'i olarak anlaşılmıştır" deniyor. Eğer 'Tacirlerin de Ankaralı olmadığı' belirtilseydi muhteşem bir gazetecilik örneği olurdu.

Filmdeki melodiler.

'Karşılama Oyun Havası' Üç Gül Tiyatrosu'ndaki kavga sırasında.

'Pencerenin Perdesini' Mürvet, Kazım'ı bırakıp dansözlüğe döndüğünde.

'İncesazdan Mevlana Oyun Havası' Selim ve Ali meyhaneye geldiğinde.

Haydar Tatlıyay'dan 'Uşşak Oyun Havası' Kazım ve Sadi tavla oynarken.

'Çek Deveci Develeri' Kazım göbek atarken.

'Hicaz Makamında Keman Taksimi' (Haydar Tatlıyay) Ali, üçüncü kez meyhaneye geldiğinde.

'Ritmik Taksim Oyun Havası' Üç dansözlü sahnede.

'Segâh Makamında Kemanla Çifte Kiriş Taksim' Viran "Ali oğlum, Zehra sana emanet" derken.

'Hüzzam Makamında Keman Taksimi' (Haydar Tatlıyay) Kazım, meyhaneyi satmaya razı olduğunda.

'Segâh Makamında Keman taksimi' Zehra, Ali'nin kollarında ölürken.

'La Muette De Portici (Masaniello): Ouverture' (1828) (Daniel Auber) 4 sahnede (Mürvet ile karşılaştığımızda; Zehra, Çamur Süleyman'a "Boyunu mu göstermeye geldin" derken; Ali, Süleyman ve Bekçi Yusuf ile karşılaştığında; Suphi Kaner, Zehra ile konuşurken).

'Ma Vlast (Die Moldau) (My Fatherland)' (1874/79) (Bedrich Smetana) Mürvet evine döndüğünde.

'The Rite of Spring' (1813) (Igor F. Stravinsky) 'Part I. The Adoration of The Earth-Introduction' ve 'Part II. Sacrifice-Ritual of the Ancients' Zehra, Ali'yi bulmak için gemiye giderken ve kavga sırasında. 'Part II. Sacrifice-Glorification of the Chosen Victim' Kemal'in Sadi'yi ölü bulduğu sahnede.

Abdullah Yüce'den dinlediğimiz 5 gazel; 'Hiç Gülmeyecek Mi Benim Yüzüm' (Abdullah Yüce / Halim Büyükbulut); 'Erenler Meclisinde Bir Ulu Peymaneyiz'; 'Ta Ezelden Ahd Eyledim Mert Ölmeyi'; 'Mapushane Çeşmesi' (İhsan Ozanoğlu); 'Kader Ki Gülmez Yüze' (Abdullah Yüce / Nihat Özdemir).

'Otello' Sadi'nin tiyatrosunda 'Üç kişiye Bir Yatak' adlı 'Büyük Gülünçlü Komedi' oynuyordu. Yıllar sonra 21-25 Mart 1964 tarihli gazetelerde şu ilanla karşılaşıyoruz: "İstanbul'da İlk Defa Elhamra Tiyatrosu'nda. Sezonun En Gülünçlü Oyunu: Üç Kişiye Bir Yatak." Adapte eden, Yusuf Sururi; Sahneye koyan, Ali Sururi; Başrolde Celal Sururi. "İstanbul'da İlk Defa" diyorlar ama yıllarca önce hiç olmazsa bir filmde, 'Meyhanecinin Kızı'nda oynamıştı.

Zehra'yı Adalet Cimcoz; Ali'yi Hayri Esen; Süleyman'ı Kemal Ergüvenç; Kazım'ı Osman Alyanak; Sadi'yi Sadettin Erbil; Mürvet'i Sacide Toroğlu seslendirmiş.

'Berduş'u masa altında unutmuşlar.

Zehra; "İçki vermezsin yalvarırlar. Verirsin böyle içip leş gibi sızarlar. Kalk bakalım, yürü dedim sana serseri herif. Evde karın, çoluk çocuğun bekliyor."   

                                     

Son Yorumlar

Yandex.Metrica