"İnsanlar Para İçin Küçülüyor, Birbirlerini Öldürecek Kadar İleri Gidebiliyorlar" posteri

"Ben hiç bin lira görmedim, biliyor musun Usta? Büyük müdür?" Zeynep can; Şadan Özben para; Rıfat ise 'Kargalar'dan nasıl kurtulacağının derdinde. Oteli tamire gelen işçi, elli binlik ödülü duymuş, Cebbar'a bunu soruyor. Aldığı yanıt; "Yok canım, şöyle bir şey. Mor bir kâğıt alt tarafı. Ama 50'si bir araya gelince... Elli binin de adı kaldı ya! Gene de işimizi görür." Elli bin şöyle dursun, bin bile Onlardan öyle uzak ki.

Belgin Doruk ve Ayhan Işık'ın kamera önündeki 11. beraberlikleri. 'Kiss Me Deadly' (1955), 'Aramıza Kan Girdi' (1962) ve 'Woman in Hiding'in (1950) bir uyarlaması olan film, Ocak-Şubat aylarında çekilmiş ve yıldırım hızıyla 22 Mart 1965, Pazartesi günü (Beyoğlu) Şan; (Beyoğlu) Yıldız ve Kervan sinemalarında gösterime girmiş. Ayhan Işık için "Ününü daha çok 'eli tabancalı' avantür rolleriyle gösterdiği başarıya borçlu olan 'Kral' yeniden bu tip rollere döndü" deniyor. Bu kez tabancanın yerinde 'tüfek' var. Senaryo yazarı Orhan Elmas ve Yönetmen Atıf Yılmaz eleştirilerden kurtulamaz. "Kötü bir tercüme polisiye romandan ['Öp Beni, Öldüresiye!' (Ağustos-1954) (Çeviren; Semih Yazıcıoğlu)] olan konusu bir türlü bize oturmamış ve 'Rejisör' de herhangi bir çaba göstermemiş." Filmin adı bile konusu ile ilgisiz. 'Ordan oraya koşuşan, çatışan insanlar ve araya sıkıştırılan yama gibi bir erotizm'. Çok şükür, TRT'deki gösterimde 'yamama ve eğreti erotizm' sahnelerinin tümü kesilerek Aysel Tanju'dan zarar görmemiz engellenmiş. Sağ olsunlar(!).

O yıllarda 'ecnebi' filmler A'dan Z'ye, afişinden müziğine kadar kopya edilirdi. Hoş bir anı; "Beyoğlu'nda bir sinema. Norman Wisdom'lı 'Enayiler Kralı Daldan Dala' ['A Stitch in Time' (1963)] oynuyor. 5 dakika arada Ertem Eğilmez, Osman Seden, Hulki Saner, Nejat Saydam, Bülent Oran, Sadık Şendil, Sırrı Gültekin 'derin' bir sohbete dalmışlar. Ancak konuşulanlar filmin sanat değeri ile ilgili değil; "O banyo sahnesi benimdir."; "O kız kaçma trüğü benimdir."; "O tabanca numarası benimdir." Seyirciyi etkileyeceğini düşündükleri sahneleri bölüşüyorlar. Büyük olasılıkla 'büyüklerimizin' dünyaya parmak ısırtan politik birikimleri de bu minval üzerinedir.

Beş yıl önceki bir kazada milyoner Recai Yükman ölmüş. Torunu Zeynep, Avukat Şadan Özben ile nişanlıymış. 'Madrabaz' Avukat, işi kitabına uydurarak nişanlısını 'önce hacir altına aldırmış sonra bir akıl hastanesine kapattırmış'. Üstelik vasisi de olunca, şimdi, milyonları kumar masalarında yiyor. Sonradan o uğursuz kazayı tertipleyen kişinin Şadan olduğu ortaya çıkacaktır.

Hangi kanuna dayanarak 'nişanlısını' hacir altına aldırıp hastaneye kapattığı ve milyonlarına el koyduğu anlaşılmıyor. Yönetmen, Zeynep için güç bir seçim yapmak zorunda kalmış. Evli olsalardı 'bakire' olmaması seyirci rahatsız edebilir diye düşündü herhalde. Çözümü orta yolda, yani nişanlılıkta bulmuş. Nasıl olsa hukuk konusu bekâret kadar önemli değil ülkemizde.

Zeynep'in kaçtığı Tansev Sinir Kliniği'nde, buranın bir 'tımarhane' olduğunu iyice anlayalım diye olacak (Hemşire Müşerref'inki dışında) 10 canhıraş çığlık duyuluyor. Hastalardan biri Talia Saltı. O da bağırıyor ister istemez. 'Biraz sinir bozucu olsa da zamanla alışıyormuş' insan bu seslere. Hastalar 'gösteri hayvanı' gibi. "Tavan arasındakini bana da gösterir misin? Güzel mi" diyor erkek hasta bakıcı. Müşerref daha fazlasını yapar. "Bu gece odana gelirim" diyerek ödüllendirir delikanlıyı. Avukat Şadan ve Başhekim Kazım, burada bir odaya hapsettikleri Zeynep'in parasını yiyorlar afiyetle.

'34 AK 720' plakalı DeSoto kamyonla biraz daha seyahat edebilseydik keşke. Koç Mehmet, ta Mersin'den yola çıkıp 19 saat gözünü kırpmadan İstanbul yakınlarına kadar gelmiş. Esniyor, biraz uykusu var. Ama gazetede 'Deli Kız Kaçtı' haberini okuyunca fal taşı gibi açılır gözleri. Hareket etmeden önce aynaya dokunması çok güzeldi. Kartaltepe Kervansaray Mocamp'taki BP Benzin İstasyonu'nda çalışan BP Sami'nin iyi arkadaşı. Mehmet, 'Be Pe'; Tarık ise (belki o dönem ilkokul sobalarımızda fokurdayan süt tozlarının etkisiyle) 'Bi Pi' diyor Sami'ye.

28 Ocak 1965, Perşembe günkü Tercüman Gazetesi'ne göre. Zeynep 'çok tehlikeli bir deli'. Oysa Doktor Kazım "Karşılaşsanız O'nu 'dünyanın en normal' (ne demekse) insanı zannedebilirsiniz" demişti. Şadan'a göre hastaneye kapatılma nedeni 'kaza sonrası geçirdiği şok'. İlhan pek inanmaz; "Peki, bu şok 5 yıl mı sürdü?"

Tarık 'sabık gazeteci, istikbalin otel kralı'. Bir sahnede de 'Acemi Zampara' deniyor. Otelciliğe kalkışmasının nedeni tam belli değil. Anne ve babasını kaybedince anılarını yaşatmak istemiş. Bu nedenle evlerini satmayıp motel yapmak istiyor. Burasını 'Kader'den (1968) anımsıyoruz. İç ve dış çekimler Orhan Günşiray'ın kayınvalidesi Hafize Hanım'ın Yeniköy'deki köşkünde yapılmış. "Gazeteciliği bitirdin, motelcilik kaldı. O dağ başına kim gelir." Böyle eleştiriyordu abisi Rıfat. Aslında daha çok bir mescit gibi. Duvarlar, besmele yazılı levhalarla dolu. '34 AH 310' plakalı Commer minibüsü 'Kadın İntikamı'nda (1968) görmüştük. Selma-Funda Postacı'ya çarpmıştı. Ayrıca plakası 'Kader Böyle İstedi' (1968) filminde Ahmet'in dolmuşundaydı.

Rıfat kardeşinden çok farklı. Paragöz, acımasız ve ödlek. Tek ortak yanları bıyıklı olmaları. Bir de, Tarık "Maalesef aynı kanı taşıyoruz" demişti. İki milyonluk kaçakçılıkta hakkının yendiğini düşünerek patronu Bebo'yu ihbar etmiş. (Kaçakçılıktan değil de hakkının yenmesinden rahatsız olması ilginç). Patron, Suriye'ye kaçarken iki kiralık katili de bizimkinin peşine takılmış. Can derdine düşen Rıfat, peşindeki 'Kargalar'dan kurtulmak için 'ihbar ikramiyesini bile alamadan' Gaziantep'ten buralara gelmiş. Kardeşinden öğüt değil para istiyor. En kısa sürede 20-30 bin lira bulup sınırı geçecek. Bunun için de evlerinin satılması gerekli. Ecel terleri döküyor ama bu Belma ile sevişmesine ve Zeynep'e saldırmasına engel olmamış. Bir sahnede "Bu kız başımıza iş açacak" diye üç kez tekrarlayınca "Takıldın gene bozuk plak gibi" karşılığını alır. Deyimler ve teknolojik gelişme iç içe. Bilmiyoruz hâlâ bu deyimi kullanan var mıdır?

İlhan 'bonfile, patates, karışık salata ve siyah şarabı seviyor'. 40 model ve '34 EK 870' plakalı bir arabası var. Tabanca şeklindeki çakmağını Şadan'ı korkutmakta kullanacaktır. Çok çapkın biri. 'Yengemiz' neredeyse her gün değişiyormuş. 'Prensip meselesi'. Hep nişanlanır hiç evlenmezmiş. Bir arkadaşı "Oğlum, senin ahrette yatacak yerin olmayacak"; Diğeri "O yatacak yeri ne yapacak. Yatacak kadın olsun da" demişti. Ancak bu kez iş ciddi. Son sevgilisi 'Karabiber'le evlenecek. Devlet Devrim'e bu adı Halit Refiğ vermiş. Çok da yakışmış. Filmde Adamo'nun yeni plaklarını seviyordu. Okyay'ın söylediği 'Gel Esmerim' ('Viens Ma Brune') (Adamo / Fecri Ebcioğlu) sanatçı için yazılmış sanki.

'Kargalar', yani 'kiralık katiller' aynı fabrikadan çıkmış gibiler. Siyah şapka, siyah elbise, siyah palto. Bir tek kaşkolları beyaz. Kurşun harcamada cimrilikleri yok. Rıfat'a 16, Tarık ve Şadan'a dokuzar kurşun sıkıyorlar. Yumrukları bu denli güçlü değil. İki gazeteciden yedikleri dayak yanlarına kâr kalıyor.

Belma, Eyüp'te, bir gecekondu mahallesinde doğmuş. Amerikalı bir çavuştan hamile kalmış. 'Eniştemiz', herhalde 'Kore' veya 'Vietnam'a giderken 'şöyle bir uğradı'. Evleneceklerken dolar kaçakçılığından içeri girince Belma da konsomasyon olarak çalışmaya başlanmış. Üstelik karnında 6 aylık çocuk. Kocakarı ilaçları para etmemiş. Adana'daki barlarda çalışırken doğurmuş Mine'yi. Rıfat'ı tanıması orada.

Mine'nin, o zor koşullarda, en büyük yardımcısı bebeği. O'nun da adı Zeynep. Nilgün Özhan, sahne hayatına İstanbul Şehir Tiyatroları Çocuk Bölümü'nde 'Alis Harikalar Diyarında' ile başlamış. Sonra 'Altı Kişi Yazarını Arıyor'; Kocadağlar Ağası' (1967) (Yazan Sabahattin Engin); 'Trampacılar' (1968) (Necati Sepetçioğlu); 'Sarı Naciye' (1972) (Yazan Recep Bilginer); 'Yabancılar' (1975) (Yazan Hidayet Sayın) var. Sinemaya girişi 'Bülbül Yuvası' (1961); 'Karadut' (1961); 'İlk Göz Ağrısı' (1963); 'Bahçıvan' (1963) ile.

Şadan-Süha Doğan'ın öldüğü son sahneler Kireçburnu'ndaki Mesire Otel ve Gazinosu'nda çekilmiş. Tam da o günlerde Temel Sarımehmet adlı bir müşteri, otel kâtibi Şener Çelik'i başına şişe ile vurarak yaralamıştı. Yaralı kâtip birkaç ay sonra 05 Mayıs 1965 günü yaşamını kaybetmiş. Süha Doğan nişanlısını 'akıl hastanesine' yatıran avukat rolünde. Kaderin cilvesi belki, 10 Şubat 1979'da Bakırköy Akıl Hastanesi'nde yaşamını yitirecektir sanatçı. Hayatı çok ilginç. 25 filmde rejisörlük, 150'den fazlasında çeşitli roller. İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi mezunu. 04 Nisan 1960'da 'başvekile bir telgrafla' V.C.'ye (Vatan Cephesi) girdiğini bildirmiş. Bu sırada babası Avni Doğan, CHP Grup Başkan Vekili (sonradan Devlet Bakanı olacaktır) ve (film artisti) karısı Muazzez Doğan, CHP İl Kadın Kolu Üyesi'ydi. Babası, bir gün sonra 'oğlu ile 1942'den beri, yani 18 yıldır alakasının zaten kesik bulunduğunu' bildirir. 'Ciddi sebepleri varmış'.

Para sayma sahnesinde küçük bir hata var. Şadan, "9 bin" dediğinde masadaki para on bindi.

29 Ocak 1965, Cuma günkü Tercüman Gazetesi'nde "Bir Gelin Kaynanayı (aynı günkü Milliyet'te 'Kaynanasının Teyzesini') Eşarpla Boğdu" haberi var. 19 yaşındaki Yıldız Altıngöz, geçimsizlik yüzünden Havva Tolunay'ı eşarpla boğarak öldürmüş. Daha 'garantili' olan bu yöntemi Şadan düşünememiş Zeynep için.

Dâhiliye Mütehassısı Doktor Fatin Kasabalı'nın adresini ayrıntısı ile öğreniyoruz. 'Ana yola çıkınca solda üçüncü yolun köşesindeki evmiş'. Sokağın adı; Krizantem.

Tarık yaralı olarak bir köylü kadının evine sığınır. "Ben sana bakarım. Kocam yıllarca çarpıştı Toroslar'da. Az kurşun yarası iyi etmedim. Bütün şifalı otları bilirim ben" diyor Sabahat Işık. Gerçektende 1-2 saat sonra Kiralık Katillerle yumruklaşacak kadar dipdiri yapar kahramanımızı.

Filmdeki melodiler.

'Le Meurtrier' (1963) 'Prologue' (René Cloérer) Jenerik dâhil 7 sahnede.

'Music To Be Murdered By' (Jeff Alexander) (Featuring Alfred Hitchcock) Tarık'ın, gece yarısı bahçede fenerle dolaştığı dâhil 10 sahnede.

'Si Minör Manfred Senfonisi, Op. 58: IV. Allegro con fuoco' (1885) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky) 'Karabiber' ve İlhan, otelin önünde Tarık ile konuşurken ve Belma'nın öldürüldüğü sahnede.

'El Cid'deki (1961) (Miklós Rózsa) 'The Twins' Tarık'ın "Kötü bir gün geçirdin" dediği dâhil 4 sahnede. 'Farewell' Zeynep'le telefonda konuşmaları dâhil 3 sahnede. "The Cid's Death" Bahçede bankta otururlarken.

'Düğün Marşı' (1842) (Felix Mendelssohn) Son sahnede.

'Gone With The Wind'deki (1939) "Tara's Theme" (Max Steiner) Film biterken birbirlerine sarıldıklarında.

Tarık'ı Hayri Esen; Zeynep'i Jeyan Mahfi Ayral; Belma'yı Nedret Güvenç; Rıfat'ı Sadettin Erbil; İlhan'ı Muhip Arcıman; Şadan Özden'i Rıza Tüzün; Koç Mehmet'i Kemal Ergüvenç; 'Be Pe' Sami'yi Zafer Önen; Mine'yi Birsen Kaplangı; Sabahat Işık'ı Sacide Toroğlu seslendirmiş.

Tansev Sinir Kliniği; Hemşire Müşerref; Aysel Tanju-Belma; Talat Gözbak-Rıfat; Reha Yurdakul-İlhan; Feridun Çölgeçen-Doktor Kazım; Danyal Topatan-'BP' Sami; Eşref Vural-Koç Mehmet; 'Kargalar'-Hüseyin Zan ve Hasan Ceylan; Tercüman Gazetesi'nin '34 AK 282' plakalı kamyonu; Şadan'ın '34 DS 494' plakalı arabası çok güzeldi.

Tarık; "Göreceksiniz, güneş iyi şeylere doğacak." Ama bunu söylediği geceden sonraki gün 4 kişi (Rıfat, Şadan ve Belma ve Doktor Fatin Kasabalı) öldürülüyor; Tarık yaralanıyor; Zeynep kaçırılıyor. 'Kargalar'la yapılan yumruklu kavga ve sıkılan onlarca kurşun da işin cabası. 'Doğacağı iyi şeyler' buysa.            

           

Son Yorumlar

Yandex.Metrica