"Henüz Resmi Bir Daireye Adımımı Atmamıştım Ama Semtimizin Halkı İsmimi Katip'e Çıkarmış Üsküdar'ın Kadirbilir İnsanları Teveccühlerinin Bir Mükafatı  posteri

"Hâşâ! Bir gün sizin de kadriniz bilinecek. Kitaplara geçeceksiniz. Tiyatro bir mektebi edeptir. Bir terbiye ayinesidir." Dürri Hoca "Aktör, şantör, oyuncu denince hiç adamdan saymıyorlar bizi" diyen Agopyan Efendi'ye söylüyor bunları. Nazlı'yı Rahmi Bey'den alıp Kâtip'e verdirecek kadar 'gücü' var. Keşke bunu 'aktör, şantör, oyuncuların adamdan sayılması' için de kullansaydı. Geleceğe havale etmeseydi.

'Kâtibim' adlı romanla (S. Osmanoğlu Yayınları-1958) (Münir Müeyyet Bekman) sadece isim benzerliği olan film1968, Ekim ayında çekilmiş. 81 dakikalık filmin 23 dakikası şarkı, türkü, kanto. Ayrıca üç buçuk dakika mevlit sahnesi var. Sadık Şendil, senaryoda 17 yerde "Çok, çok teşekkür ederim; Yükseliyordum, yükseliyordum ama; Affedilmiş, affedilmiş ama; Bu kadar, bu kadarcık; Başlamak, başlamak ister misiniz" gibi tekrar sözcükleri kullanmış. Herhalde anlamı kuvvetlendirmek için.

Zeki Müren, jenerikte 'asrımızın erişilmez sanatçısı' olarak sunuluyor. Yalçın Say'a 9 'kâtip kostümü' ve bir bıçkın elbisesi hazırlatmış. (Say'ın şanslı olduğu yıllar. Şubat 1967'deki 'Arçelik Çekilişi'nde 'buzdolabı bedelini geri almış. Mart, 1968'de ise İş Bankası'nın 'Milyon Yağmuru keşidesinde' 1000 lira kazanmış).

Abdülhamit dönemi ve 'zamanın telakkileri'. 'Mutaassıp' Üsküdar; 'Gizli Kalmaya Mahkûm Arzular Mahallesi'. Kız erkek görüşmeleri 'lavanta kokulu' mektuplarla. [Bu işler için Arnavutköy 'daha müsaitmiş' (sf. 32)]. 'Kâtip' burada oturuyor. Gerçi Üsküdar'da kâtip kıtlığı yok ama bu başka. 'Zümrüt sesli'. Sahibinin his inceliğini aksettiriyor. Sesi kendisinden, kendisi sesinden güzel. Hüsnü ahlakıyla tanınmış, itimada değer bir genç. Filmde piyano, romanda tambur çalıyor. 'Alayülala derecede iki tane şahadetname' ve 'kan damlayan kalemi' olmasına karşın 'hiçbir devairde' memuriyet alamamış. Nedenini komşulardan öğreniyoruz; "Zaptiye nazırı, babasına garezmiş. Vaktiyle anasını istemiş, vermemişler."

'Memur olmak hususundaki istirhamını' sunmaya gittiği Evkaf Vekâleti'nde (filmin 'reji asistanı') Zuhal Üstüntaş (jenerikte 'Zühal Er') da çocuğunun yetim maaşı için oradaydı. (Kâtip "Ben de bilirim, ben de tattım yetim büyümenin avcılarını" diyecektir.) Nazır Hazretleri Vahi Öz 'devlet işleriyle' meşgul(!). Horultusu kapılardan taşarken Kalem Müdürü Sadettin Erbil durumu kurtarmaya çalışıyor. Ardından Nazır'ın, birbirinden muhteşem, kahve höpürdetme ve enfiye sonrası hapşırma sesleri var.

Prostat rahatsızlığı Vahi Öz'de etkisini göstermeye başlamış. Sanatçının birkaç ay sonra öleceğini bilmek filme hüzün katıyor.

Nazlı, Kâtibimizin çocukluk aşkı. Beraber büyümüş ve birbirlerini sevmişler. Hayatta söndürülemeyecek tek ateş aşk ateşidir. İnsanın içine düşmeye görsün. 'Bir şeye bağlanmanın, bir şey için yaşamanın, bir şey için ıstırap ve neşe duymanın rüzgârını yaşıyorlar'. Gençlik heyecanı güzelliklerine güzellik katmış. 'Çarşafa girme vakti' gelince görüşmeleri seyrekleşir. Olsun, aşkta, beklemenin zevki de büyük.

Nazlı çok güzel bir genç kız. 'Topuklarına kadar inen ipek şalvar; İtina ile taranmış hotoz şeklinde saçlar; Gözlerde sürme; Yakası işlemeli beyaz gömlek; Yaşmak ve Kişmirî ince tüylü kumaştan ferace; Dantel etekli entari'.

"Seven insanın yalana başvurması da mümkündür" denir. Ama Kâtip, Yedikule Zindanları'nda kırbaçlanmayı göze alarak aşkını haykıracaktır Rahmi'ye.

Annesi Şaziye Moral "Zamanede iltimassız iş yürümüyor"; Nazır da "Übedadan, vüzeradan, vükeladan kimin kimsen yok mu" demişti. Gerçekten de memuriyete girmesi Hanım Sultan Hazretlerinin 'iltifatını kazandıktan' sonra.

Devir 'jurnal' devri. Zaptiyeler Neşet Bey'i derdest edip götürmüşler. Bican Efendi "İşte biri daha gitti. Gitti ve dönmeyecek. Zavallı, kimbilir hangi mecliste hüsnüniyetle hürriyetten, musavvattan bahset. İşte böyle Kâtip Paşa! İki iradenin esiriyiz bizler. Biri Allah, ikincisi sümme hâşâ Padişah" diyor. 'İltimas', 'jurnal' ve 'korku' kaderimiz galiba.

Nazlı'nın babası 'sürülünce' iki genç gurbet acısı, gurbet ateşi ile kavrulur. Ama 'birbirlerini gerçek manasıyla sevenler fedakârlık münakaşasına girişmezler'. Katlanmasını bilmeyen sevmesini de bilmez.

Romanda yer alan bazı cümlelerden kadınların o devirdeki durumlarını anlayabiliyoruz. "Gülfidan, tevekkülü babasının üçüncü ortak karısı olan annesinden öğrenmişti (sf. 37)." Annesi hep "Kızım biz kadınlar erkeklerin mahkûmuyuz. Rahat etmek istersek susmasını, körü körüne itaat etmesini bilmeliyiz (sf. 40)" dermiş.

Padişah rolündeki Hayri Esen, "Hemen bizle geleceksiniz. Artık sizi kalemde beklemeyecekler Kâtip Bey" diyen zabiti seslendirmiş.

Necdet Yakın'ın kattığı neşe yetersiz bulunmuş olmalı ki sonradan (Zeki Müren'in Kâtip türküsünü söylediği sahneye) 'Vur Davula Tokmağı' (1975) filminden 'parça' ilave edilmiş. Mürvet Sim, Cevat Kurtuluş ve Emel Özden sinemaya gelmişler ve 'kol saatli' yer göstericinin 'el feneriyle' gösterdiği yerlerine oturuyorlar. Emel Özden az bulunur güzellikte bir sanatçı.

Sünnet düğünündeki konuk Remziye Fırtına; Bekçi-Arap Celal; Neşet Bey-Sümer Tilmaç; Nakşide-Mualla Sürer; Tuncay Torun; Rahmi-Cenk Er ve annesi-Bedia Muvahhit; Dürri Hoca-Müfit Kiper; Agopyan Efendi-Nubar Terziyan ve tiyatrosu; Sultan Hanım-Gülistan Güzey; Önce Gülizar sonra Araksi-Suna Pekuysal; Nazlıların Kâhyası-Faik Coşkun; Nusretiye Camii; Kâtiplerin ahşap evi çok güzeldi.

Kâtip'i Zeki Müren; Nazlı'yı Jeyan Mahfi Ayral; Suzan Avcı'yı Mürvet Sim; Gülizar'ı Suna Pekuysal; Nazır Paşa'yı Vahi Öz; Hanım Sultan'ı Gülistan Güzey; Kâtip'in annesini Şaziye Moral; Nakşide'yi Mualla Sürer; Rahmi ve Nazır'ın yardımcısını Sadettin Erbil; Rahmi'nin annesini Bedia Muvahhit; Agopyan Efendi'yi Rıza Tüzün; Kâhya-Faik Coşkun'u Fikri Çöze; Erdoğan Esenboğa "Adını değiştirmiş, oyunculuk yapıyor" diyen zabiti ve "Kıyafetine bakılırsa kâtipten bir genç" diyen kişiyi seslendirmiş.

Filmde Zeki Müren'den dinlediğimiz eserler; "Küçüksu'da Gördüm Seni" (Tâmburi Mustafa Çavuş); 'Nideyim Sahnı Çemen Seyrini Cananım Yok' (Hacı Sadullah Ağa); ''Gülyüzlü Mâhım Rahmeyle Şâhım'; "Üsküdar'a Gideriken"; 'Kadifeden Kesesi'; 'Yemen Türküsü'; 'Evvel Benim Nazlı Yarim' (Şakir Ağa).

Sezer Güvenirgil ile beraber söyledikleri şarkılar; 'Niçin A Sevdiğim Niçin' (Nikoğos Ağa); 'Ey Büt-i Nev-Eda Olmuşum Müptelâ' (Dede Efendi / Enderuni Vasıf).

'Saba Makamında Ney Taksimi' 6 sahnede.

'Çello İle Hüseyni Gösteri' (Ardından Yemen Türküsü) Kâhya Faik Coşkun ile konuşurken.

'Uşşak Makamında Ut Taksimi' Hristo'nun Meyhanesinde.

Büyük aşklar da bazen büyük fırtınalar gibi birdenbire sönebiliyor. Umarız Kâtip'le Nazlı'nınki böyle olmamıştır.

'Saba Makamında Ney Taksimi'.

Dürri Efendi; "Ağla evlat, ağla! 'Gözyaşları gönül pınarının incisidir' der Hazreti Mevlana. Ağlamak kişiyi kâmil kılar. Ağla!"

Kâtip; "Benim bunda ne günahım var, hocam?"

Dürri Hoca; "Sevmekte günah yoktur. Ama unutma ki hakiki vuslat ille de yan yana olmakta değildir. Dilediğin aşka elinle, gözünle değil (göğsünü göstererek) burasıyla da nail olursun istersen. Onun yolu da kendini ibadete, hakka bağlamandır."

   

Son Yorumlar

Yandex.Metrica