"Ne Olur Anla Beni//Aşkımızın Sonu Yok" posteri

'Lola' (1964) 'soundtrack'ındaki 'To Tragoudi Tis Perasmenia Meras' (Stavros Xarhakos). ['Agni' albümünde 'Den Ehi Arhi' olarak yer alıyor]. Dayak yemiş, sevdiği kızı elinden almışlar. Recep'in kahvesinde annesine verilmek üzere Apti'ye bir miktar para veriyor; "Eve eli boş dönmek istemiyorum o kadar. 'Nilüfer nerde' derse başımı eğip susmak istemem." Halit de "Ramazanoğlu İstanbul'a kız almaya gitti, eli boş döndü dedirtmem kimselere ben" anlayışındaydı. Filmin 'iyi' ve 'kötü' adamları hiç olmazsa bu konuda tıpatıp birbirlerine benziyorlar. İşin ilginç yanı, öyle veya böyle, genç kız ikisine de yar olmuyor.

Sonbaharda çekilen film 09 Aralık 1968, Pazartesi günü (Beyoğlu) İnci, (Beyoğlu) Lüks, (Kadıköy) Feza, Bulvar ve Şık sinemalarında gösterime girmiş. Sonradan yazılmış izlenimi veren jenerikte Belkıs Özener'in söylediği 'Bu Sana Son Mektubum' (1968) (Suat Sayın) ve filmde olmayan Cahit Irgat var. Önemli bir rolü olan Muammer Gözalan yok. Boğaz, İstiklal Caddesi. Biraz ilerde 'Zümrüt Kuyumcu'. Camından baksak 'Lekeli Melek'teki (1969) Leyla'yı veya 'Son Mektup'taki (1969) Orhan'ı görebiliriz belki. Birkaç bina ötedeki sinemada Nilüfer Koçyiğit'in de rol aldığı 'Siyah Gözler' (1965) oynuyor.

Filmin diğer kahramanları 'yağmurlu İstanbul ve 40 model Plymouth'. Karbüratörü arızalı ve silecekleri birbiri ile uyumsuz olsa da '34 AH 310' plakalı antika arabayı çok sevdik. Plakası 'Sayılı Dakikalar' (1965) ve 'Kadın İntikamı' (1968) filmlerindeki Commer minibüsteydi. Taksi dolmuş karışımı bir şey. Acı tatlı her olayda birlikte olduğu kahramanlarımızı üzücü sonlarında da yalnız bırakmıyor. Karbüratörün ilk onarımında kahkahalarına; Ahmet'in nişan yüzüğünü gördüğü ikincide üzüntülerine tanık olur. 4 taksiti kalmıştı. Delikanlının yaşamı boyunca yerine getiremediği tek söz bu taksitlerin tamamlanamaması olmuştur herhalde. Genç kız, Sarıgüzel'deki Ahmet'i onun sayesinde bulur.

Müşterileri de bir âlem. 'Zehirli Hayat'taki (1967) Yoğurtçu Ömer Sağlam burada konuşkan bir yolcu; "Sen ne diyorsun Beyim! Bana bıraksalar, bu trafik dalgasını bir haftada mum ederim. Geçenlerde, sözüm meclisten dışarı..." Her konuda olduğu gibi Turizm için de söyleyecek sözü var; "Bunlar turist değil Beyim, dilenci. Avrupa'da ne kadar kopuk varsa buraya döküldü."

Talia Saltı, Sirkeci yolcusu.

Nilüfer 'ağırbaşlı, uslu, akıllı'. Bazen de babası gibi, dik kafalılığı tutarmış. "Sen dünyayı daha bilemezsin" diyen Halasını "Niye bilemeyecekmişim? Dünyaya niye sizin gözlerinizle bakayım? Niye herkesten şüphe edeyim" diye yanıtlamıştı. Yemek yapmasını bilmiyor. İzmir'de 'hep aşçıların pişirdiğini yemiş'. Sarıgüzel'de Keşkek yapmasını öğrenir.

Ahmet, efendi, tertemiz yüzlü bir genç. 'Kibar, saygılı'. Tekerleğin patlak iç lastiğini eski usulle yamaması ne kadar hoştu.

Aileler arasındaki fark sofra takımları ile verilmiş. Ahmetlerin Keşkek kapları paslanmaz çelik, Nilüferlerin oval çorba kâseleriyse porselen. Ahmet, sağ; Hala, sol elle açıyor kapağını.

Ferit Bey otoriter, dediği dedik bir kişi. Kendisini seslendiren Rıza Tüzün bir yerde hata yapmış. İzmir'den geldiklerinde "Baskın baskındır" diyor. Herhalde "Baskın basanındır" demek istedi. Yol yorgunluğu! 'İhale, banka, fabrika, pamuk'. Tüm dünyası bunlar.

Hala da 'bildiğinden şaşmaz' biri. Nilüfer'in 'i'sini uzun, Halit'in 'a'sını kısa söylüyor.

Enişte, Nilüfer'e "Kızım, çok mu bedbahtsın" demişti. Hep genç kızdan yana; "Haklı kız, haklı. İş-para, iş-senet, iş-faiz, iş-haciz. Başka bir şey konuştuğumuz var mı? Tüccarız sözde. Ali'nin külahını Veli'ye. Yaptığımız iş bu. Haklı kız be. Vallahi de haklı." Nilüfer, 'milyoner' Halit'i değil 'yoksul' Ahmet'i seçiyor. Beyaz perde kahramanlarımızın gerçek hayattaki seçimleri ise çok farklı.

Nilüfer Koçyiğit filmdeki elbiselerini ablasından ödünç almış. Nişandaki 'siyah tül üzerine payetlerle işlenmiş, etekleri volanlı' Dior kreasyonu 'Damgalı Kadın' (1966), 'Ölmek mi Yaşamak mı' (1966), 'Yağmur Çiselerken' (1967) ve Sürtük'de (1970) Hülya Koçyiğit'in üzerindeydi. Halasının "Sen bu gidişle babanı öldüreceksin" dediği sahnedeki giysiyi 'Gül Ağacı'ndan (1967) anımsıyoruz.

Hanife Hanım, kendisini oğluna adamış. Ömrü pirinç ayıklamak, Keşkek yapmak ve topuk tahtasında çorap onarmakla geçiyor. Durumu, eğitim ve sosyal güvencenin ne kadar önemli olduğunu düşündürdü. Oğlu 'dönüşsüz yolculuğa çıktıktan sonra' kimbilir nasıl geçinmiştir. Bir sahnede 'mahalle baskısı' ile karşılaşıyoruz. Kendisine hiçbir şey alınmasını istemeyen Nilüfer'e "Olmaz kızım. Hanife Hanım'ın gelininin üstüne başına söz getirtmek istemem" diyordu.

Halit aslında en zor durumdaki kişi. Sözlüsü, üniversite öğrenimi için, 'apar topar' İstanbul'a gelmiş. 'Kaçar gibi'. Nişanı, İzmir'de değil burada yapacaklar. Başka bir erkeğe kaçmasına rağmen genç kızdan vazgeçmiyor. Adam dövdürmeyi ve kurşunlamayı göze alıyor. Dünyasında işten başka bir şey yok; "Şartnameyi aynen uygulamak lazım. Ama ben onun da çaresine bakacağım... Babam Ankara'dan iyi haberler gönderdi... Faiz nispetini arttırmadan bu işi kapatmak lazım... Bana kalırsa Mensucatçıların müşteriler bonosuna güvenmek pek sağlam iş değil. Güç birliği yaparak fabrikayı daha uygun bir fiyata kapatabiliriz." Nilüfer'e evlenme teklifinde 'faiz nispeti, müşteri bonosu, fabrikayı uygun fiyata kapatma' var mıydı acaba? En büyük korkusu 'kız almaya geldiği İstanbul'dan eli boş dönmek'. Sonuçta korktuğu gerçekleşiyor.  

Hala ve Enişte'nin, önünden troleybüs geçen evleri; '34 HY 850' plakalı 'station' arabaları; Yağmurlu İstanbul; Kahveci Recep-Orhan Çoban ve kahvesi; Havaalanındaki yolcu Silvana Panpani; Halit'in '34 KK 090' plakalı arabası; İki sahnede gördüğümüz Oktay Yavuz; Beyazıt'taki Edebiyat Fakültesi; Önündeki dolmuşlar; Yaşlı Değnekçi; Apti-Hakkı Haktan çok güzeldi.

Apti, Ahmet'i efkârlı görmüş. İsmail'in Dörtyol ağzındaki meyhanesine götürür. Ama içini döken hep kendisi; "Bu derdi esas ben bilirim Abi. (Kalbini göstererek) Ah, şuranın dili olsa da anlatsa. Bir yangın ki bildiğin gibi değil. 'Tam bir ay ağzıma lokma koymadım' diyeyim de anla. Uzaktan gölgesini seçsem dizlerimin bağı çözülürdü. Ama garip Apti derdini kime anlatsın. O bile farkında değildi Abi, anla artık. Söylesem koşup ayaklarıma mı kapanacaktı sanki. Yoo! Neyse boş ver! Şerefe."

Filmde kullanılan melodiler.

'Menekşelendi Sular Sular Menekşelendi' (ilk 30 saniye) (Sadettin Kaynak / Vecdi Bingöl) 3 sahnede (Filmin başında Topkapı'dan şehre girerken; Bir müşteri "Şimdi cezayı yazarlar" derken; Genç kızı evden okula götürürken).

'Senden Aldım Sana Verdim' (İbrahim Özoral) Ahmet'in salep içtiği dâhil 22 sahnede.

'Bu sana Son Mektubum' (1968) (Suat Sayın) (enstrümantal)  Nilüfer ile deniz kenarında çay içmeleri dahil 3 sahnede.

'Ey Çeşm-i Ahu Mehlika' (Nikoğos Ağa) Genç kız, Hala'sı ile çay içerken.

'Ferahfeza Peşrev' (Tamburi Cemil Bey) Ahmet "Sen de anaların en kralısın" derken.

'Morgens Um Sieben' (1968) (James Last) Nilüfer fakülteye ilk kez giderken. [Bu sırada yanından geçen esmer genç kız 'Mazimdeki Kadın'da (1969) Orhan Durukan'ın sekreteri ve 'Zehirli Hayat'ta (1967) kumarhanede oyuncuydu].

'Hrisoprasino Fillo' albümündeki (1966) (Mikis Theodorakis) 'Troodos' Derste Ahmet'i düşünüp arabanın resmini çizerken.

"Gioconda's Smile" albümünden (1965) (Manos Hadjidakis) 'Rain' Nilüfer, Yeşilköy'e geldiğinde. 'Assassins' Hanife Hanım "Evine hoş geldin" derken. 'When The Clouds Come' Ahmet, Keşkek tarifi yaparken.

'6+6' uzunçalarından (1964) (Stavros Xarhakos) 'Aponi Zoi' Apti ile çay içip arabayı yıkarken. 'Parapono' Kahvede efkârlı bir şekilde otururken. 'Amok' Nişanda.

'Vivre Pour Vivre' (1967) filminden (Francis Lai) 'Theme De Candice' Halası ile defile izlerken.

'Batman Theme & 11 Hefti Bat Songs' uzunçalarındaki (1966) (Neal Hefti) 'Just a Simple Millionaire' Okul kafeteryasında karşılaştıklarında.

'Hrisoprasino Fillo' (1966) 33'lüğündeki (Mikis Theodorakis) 'Arodofnousa' Enişte "Kızım, çok mu bedbahtsın" derken.

'Lola' (1964) Soundtrack'ındaki (Stavros Xarhakos) 'To Tragoudi Tis Perasmenia Meras' Ahmet, Apti ile anacığına para gönderirken.

'Erotico Tou Tsakou' (1967) albümündeki (Mimis Plessas) 'Bullets Don't Come Back' Arabada gazete okurken uyuduğu sahnede.

'Major Dundee'deki (1965) (Daniele Amfitheatrof) 'The Escape / Lt. Graham-Artillery' Halit'in kurşunuyla vurulduktan sonra.

Nilüfer'i Jeyan Mahfi Ayral; Ahmet'i Hayri Esen; Halit'i Esen Günay; Ferit Bey'i Rıza Tüzün seslendirmiş.

Beş kişi de (iki yolcu, Apti, "Kız hakkını aradı ve aldı. Hepsi bu kadar" derken Enişte,  "Yolu kapamışsın, farkında değilsin" diyen Polis) Erdoğan Esenboğa'nın sesi ile konuşuyor.

 

Kader böyle istediyse bu kadarına da razı oldukları kısa süren mutlulukları.

Ahmet; "Nilüfer, sana her bakışımda dilimin ucuna gelen bir şey var. Nasıl anlatayım, her şey birdenbire oldu. Beklenmedik bir zamanda gördüm seni. Beklenmedik bir zamanda geliverdin birdenbire. Beklenmedik bir zamanda bitmesinden korkuyorum her şeyin. Bir rüyadan uyanırcasına."

Nilüfer; "Ben Nilüfer'im. İşte yanındayım. Burada her yerde olduğumdan daha mutluyum. Elini öptüğüm kadar, terliklerini önüne koymak, yemeğini çamaşırını hazırlamak, yaşantını paylaşmak, mutluluk bu."

 

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica