"Bu Kırbaçta Zehredilmiş Yılların Kini, Kirletilmiş Namusların İntikamı Var. " posteri

"Aptal, aptal! Seni dere kenarında bulana kadar erkek diye yalnız babamı bilirdim, ağamı bilirdim. Bir de yapışkan sinekler gibi etrafımda dönen bir sürü zampara bilirdim. Ama seni dere kenarında görünce başka bir şey oldu. Acayip bir rüzgâr tokat vurdu yüzüme." Sevgisini bir türlü anlamayan Selim'e söylüyor bunları. Ama kaderin cilvesi, yaşamına girecek ilk erkek delikanlının dayısı olacaktır.

 

Mart-Nisan aylarında (1967) çekilen film 30 Ekim, Pazartesi günü (Kadıköy) Feza ve (Beyoğlu) İnci sinemalarında gösterime girmiş. Franco Nero'nun bir filmi de aynı adla gösterilmekte olduğu için Acar Film 26 Ekim'de açıklama yapmak gereğini duymuş. "Dikkat; Saray Sineması'nda oynamakta olan 'Kırbaç Altında' isimli ecnebi filmin, bizim filmle hiçbir benzerliği ve alakası yoktur." 100 dakikalık 'Kırbaç Altında'nın 10 buçuk dakikası şarkı ve dans.

Selim'e yapılan haksızlığı Âşık Garip'in sözlerinden anlıyoruz; "Rahmetli anneciğinin babası, malı üçe ayırmış. Bir kısmını Hasan olacak o haine, bir kısmını Hülya'nın babasına, bir kısmını da anneciğine bırakmış. Hülya'nın babası ölünce annesi avukatıyla evlenip mala konmuş. Anacığınla ben de dağa çıkınca bütün kabak bizim başınıza patladı. Beni hapislerde çürüttü. Hakkımı arayamaz oldum." Hülya'nın neden dayısının yanında sığıntı gibi olduğu açıklık kazanmıyor.

'Benjamin Blake'deki (1941) (Edison Marshall) Bessie Kidder ve Godfrey Blake, Hindistan'a; Selim'in annesi ile babası Âşık Garip dağa kaçmışlar. Romandakiler gemide evlendikleri için avukat Bartholomew Pratt bunu kanıtlayabilmiş. Böylece Ben, mirastan hakkını alır. Ama bizimkilerin evliliği ile ilgili bir belge yok. Bu nedenle avukat Nejat Saydam, Selim'in mirası elde etmesini nasıl sağladı belli değil.

Hasan, yeğeninin 'medeni bir insan olmaması için elinden geleni yapmış'. "Yanaşma Selim bu dünyaya hayvan geldi hayvan gidecek" dedirtiyor. (İkisi eldivenli olmak üzere) 5 kez kamçılıyor. Turgut Özatay, 'Namus Borcu'nda (1967) Cüneyt Arkın'ı yine kırbaçlamıştı. Bu filmde daha insaflı(!). Hiç olmazsa kamçılarken bağlamıyor ve elini kırmıyor.

Bunun adı 'tımar'mış. Hollywood uyarlaması 'Son of Fury: The Story of Benjamin Blake'in (1942) senaryosu biraz daha akıllıca. Sir Arthur'a göre kırbaçlamanın adı; 'Education'. Filmin sonunda kırbacı eline geçiren Ben, taşı gediğine koyar; "Sometime ago, you were concerned with my 'education'. Perhaps now we can complete it."

Turgut Özatay  'kötü adam rolünü milyonlarca seyirciye komiklik yapmadan sevdirmiş'. Gözleri, yüzü öylesine etkili ki Ayhan Işık bile 'Yangın Var'dan (1960) sonra yıllarca aynı filmde oynamaya cesaret edememiş.

Kırbaç Altında'nın son sahnesinde '34 AH 992' plakalı Parisienne Pontiac'ta Cüneyt Arkın var. Özatay'a ait bu arabayı 'Beyoğlu Piliçleri' (1963), 'Gençlik Rüzgârı' (1964), 'Bar Kızı' (1966), 'Kolejli Kızın Aşkı' (1966), 'Tamirci Parçası' (1966) filmlerinden anımsıyoruz.

Senaryo, olayların geçtiği mevsim için çelişkili. Ferayi "Bir herif dere kenarında yatıp duruyor" dediğinde Gussa Nine "Tövbe, tövbe estağfurullah, bu kış kıyamette" demişti. Hemen sonraki sahnede Osman Türkoğlu "Kış ha bastırdı ha bastıracak. Çadırlarda kalamayız ki" diyor.

'Ömrümce Ağladım'da (1967) Murat-Ediz Hun ve Leyla-Sema Özcan,  karşılaştıktan birkaç saat sonra evlenmeye karar vermişlerdi. Ferayi'nin aşkı daha da hızlı. "Hülya, Hülya" diye sayıklayan delikanlıya 'hemen sahip çıkar'. Ninesi "Yavuklusudur" deyince "Hadi be! Boğarım O'nun yavuklusunu" karşılığını veriyor. Yarası dağlanan Selim'i öperek sakinleştirmişti. Gussa Nine; "Uy anam uy! Adamın bağrından bir ateş çıktı Ferayi'nin bağrına bin ateş düştü."

Selda Alkor, Yörük kızı rolünde çok güzel. Dansını gören Kâhya-İsmail Varol "Değme çengilere taş çıkarır (herhalde 'çıkartır' demek istedi) bu" diyor. Osman Türkoğlu hemen düzeltir; "Benim kızım çengi falan değil. Yalnız abisinin düğününde oynar, o kadar." Büyük konuşmamak lazım. Genç kızı sonradan 'Azize' melodisi ile 'döktürürken', hatta konsomasyon yaparken göreceğiz. 'Bülbülün Çilesi'ni (1967) (Yusuf Nalkesen) Silvana Panpani de coşku ile alkışlıyordu.

Hülya, 18. yaş gününü kutlarken pastada 19 mum var. Zaten genç kız da son mumu söndürmez. Esen Püsküllü, Natalie Wood'a çok benziyor.

Osman, Âşık Garip ve Selim. Üçü de hapis yatmış. Osman, adam öldürmekten; Âşık Garip, karısını(!) iğfalden; Selim, hırsızlıktan. Osman, Yıkık Türbe'de "İstemeyerek bir cinayet işledim" demişti. Sonradan bir değil iki kişiyi öldürdüğü anlaşılır.

Selim'e 'bir sürü öğretmen tuttuğunu' söylediği toplantıda 'Zehirli Hayat'ın (1967) yoğurtçusu Ömer Sağlam konuklar arasındaydı.

Selda Alkor, 'Bülbülün Çilesi' şarkısındaki gösterişli küpesini 'Evlat Uğruna'da (1967) Vural-Ekrem Bora'ya 'kendini iyi hissetmediğini' söylerken; 'Ferayi' şarkısındakini ise yine 'Evlat Uğruna'da (1967) 'Sevmek Ne Güzel Şeydir' şarkısında kullanıyordu.

Filmin kurgusunda bir hata var. Hasan, Ferayi'ye "Selim yakında hapisten çıkıyor. Bakalım o zaman ne yapacaksın" diyor. Oysa kahramanımız 7 sahne önce tahliye olmuştu.

Gussa Nine-Talia Saltı; Ferayi'nin abisi-Baki Tamer; Babası-Osman Türkoğlu; Hanife Bacı-Nezihe Güler ve Şaban Efendi-Asım Nipton; Kâhya-İsmail Varol ve adamları Adnan Mersinli, Hüseyin Zan, Vahit Volkan, Çetin Başaran, Enver Dönmez; Gazino müşterisi Tevfik Soyurgal; Kumarhane görevlisi Renan Fosforoğlu; Çocuk sanatçılar Hülya Gür ve Taner Erhal; Yörük düğünü ve giysileri çok güzeldi.

Selim Çelik'i Toron Karacaoğlu; Ferayi'yi Nevin Akkaya; Hasan Erdinç'i Sadettin Erbil; Semih'i Fuat İşhan; Osman-Ali Şen'i Rıza Tüzün; Osman Türkoğlu'nu Mümtaz Ener; Asım Nipton'u Ergun Köknar; Âşık Garip-Osman Alyanak'ı iki kişi (Ergun Köknar ve Osman Alyanak); Bakkal Akbulut'u Fikri Çöze seslendirmiş.

Filmde kullanılan melodiler.

'The Bible: In the Beginning...'deki (1966) (Toshiro Mayuzumi) 'Cain and Abel' Jeneriğin ikinci yarısı dâhil 9 sahnede. '40 Days and 40 Nights' Ferayi evi yakarken.

'Lawrence of Arabia'daki (1962) (Maurice Jarre) 'Overture' İki sahnede (Selim, Hülya'ya gideceğini söylerken; Kâhya ve adamları silahlanıp obayı bastıklarında).

'Peter Gunn'daki (1959) (Henry Mancini) 'The Little Man Theme' Hapisten çıkan Selim, Semih'i döverken.

'The Firebird Suite: Infernal Dance of King Koshchei' (1919) (Igor Stravinsky) Jeneriğin ilk kısmında.

'Monday, Monday' (1966) (John Phillips) 2 sahnede (Hülya'nın 18. yaş gününde; Semih kumar için karısının sahte küpelerini almaya kalkınca) kullanılmış. İlk kez The Mamas & The Papas'dan dinlemiştik.

'Black is Black' (1966) (Los Bravos) bir sahnede (Semih, Hasan'ın paralarını çalarken) duyuluyor.

Amerikan folkundan '500 Miles' 2 sahnede (Hülya'nın düğününde; Osman "Eserimi nasıl buluyorsunuz" derken) yer almış.

Fausto Papetti'nin '1a Raccolta' albündeki (1960) 'Scandalo Al Sole (A Summer Place)' (1959) Ferayi ve Hasan gazinoda konuştukları sırada. 'Sleep Walk' (1959) (Santo & Johnny)

Selim, gazinoda Ferayi'yi gördüğünde yine.

'The Shadow of Your Smile' (Johnny Mandel / Paul Francis Webster) Hülya "Merhaba Selim. Ne kadar değişmişsin" derken.  ['The Sandpiper'ın (1965) fon müziği olan bu şarkıyı Suna Artun Poyraz (Emin Fındıkoğlu Orkestrası eşliğinde-1968) ve Zümrüt (Orhan Borar Orkestrası eşliğinde-1969) Türkçe sözlerle (Aykut Sporel) söylemişlerdi; 'Yanımdaki Gölgen'].

'A Man Could Get Killed' (1966) filminin müziği 'Strangers in the Night' (Bert Kaempfert / Charles Singleton) Selim, Semih'e kumar oynaması için ile para verirken. Keşke senaryoda Selim ve Semih gibi kolayca karışan isimler kullanılmasaydı.

Bir sahnede "Hayvan, hayvan! Adam olamayacaksın... Gene ne oldu da çifte atıyorsun etrafa?" diye bağırıyor Hasan. Selim'in yanıtı; "Bana hayvan muamelesi yaptın böyle oldum. İnsanca davransaydın belki insan olurdum." İşin içinde miras gibi akçalı işler olduğu sonradan anlaşılacaktır.

      

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica