"Bana Bak, Verseler Hangisini Alırdın: Parayı Mı Kadını Mı?" posteri

'The Spy Who Came in from the Cold' (1965) (Sol Kaplan). "Şimdiye kadar farkında değildim ama meğer ben seni çok ama pek çok seviyormuşum, Abla." Nasihatlerini sigaradan daha zararlı bulduğu, çenesi düşük bir kaynanaya benzettiği, bir kez de tokatladığı Nuran'a söylüyor bunları. Sonradan yaptıkları, bu 'yaramazlıklarını' mumla aratacaktır.


Kış aylarında çevrilen film15 Mayıs 1967'de Beyoğlu, Şan Sineması'nda gösterime girmiş.

Doğan Volkan kahvaltı öncesi 'Gözleri Aşka Gülen'i (1964) (Gündoğdu Duran) ıslıkla çalıyor. Aynı yıl 'Şevket Uğurluer ve Arkadaşları' bunu İngilizce sözler ve bossa-nova ritminde söylemişti; "Your eyes are lovely to me//And to my heart forever//Come day and night you with me//Fill my arms or you'll never//**//So lovable so kissable//Your eyes are adorable//Oh, how lovely it is to love you//Oh, how lovely it is." 45'lik plakta sanatçının soyadı 'Uğurluel'. Şevket Uğurluer (piyanist, şarkıcı); İrfan Esentaş (piyanist); Hırant Lusikyan (klarnet, alto saksofon); Haldun Özdenizmen (şarkıcı, vokal); Vural Cantürk (basgitar); Aydın Erdener (bateri).

Doğan hırçın ve haşarı bir genç. Parlamadığı sahne yok. Murat'a göre 'yaşının davranışları bunlar.' Yatakta 'vahşi bir hayvan gibi'. Sigara konusundaki iyi niyetli uyarılar bile çileden çıkmasına yetiyor; "Sus da sabah sabah kafamı bozma benim." Nuran "Terbiyeni takın. Senin karşında hizmetçin değil ablan var" diyor ama herhalde bunları kızgınlıkla söyledi. Yoksa 'hizmetçilerin azarlanmasını' normal görecek biri değil.

Filmde kıyısından köşesinden 'sol' sözler var. Biraz daha nazik olamazmış; "Biz işçi adamız. Züppelik yakışmaz bize." Oysa 'hemşiresinin' dediği gibi 'nezaket herkese yakışır'. Birkaç gün sonra Şoför Murat için "Bu züppe bu evi derhal terk edecek anladın mı" diyecektir. Bu durumda 'işçiler' züppe değil 'şoförler' züppe.

Zam istedikleri sahnede İsmail, patronu 'yağlayıp elini öpmelere kalkmış'. 60 liralık haftalıkları 70 lira olur. Doğan'a göre '10 kâğıt için bu yağcılığa değmezmiş'. "Değer değmez! Ben ne kaybettim" diyen İsmail'i "Kaybedecek bir şeyin yok ki" diye azarlıyor. Türk işçisinin, o dönem, 'zinciri bile yok'.

Musa, evlilik için Hafize Hanım'la nabız yoklayınca bizimkinin tepkisi müthiş. "Elin oğlu senin ırzına, namusuna göz dikerse bozulmaz mısın" diye anlatıyor İsmail'e. 'Ablasına yan gözle bakacak adam daha anasının karnından doğmamış'. Mahalle kahvesinde 'ağzını burnunu kırar damat adayının'. Bir kafa, dört yumruk, sandalye bacağı ile üç darbe. Hızını alamayıp bir de tekme atar. Yine sakinleşemeyince bu kez tükürür. İnanması zor ama birkaç gün sonra tekrar dövüyor Musa'yı. Kadri de İsmail'in yumruğunu yer.

Ablası ile konuşmaları çok ilginç. "Bana bak bitsin bu evlenme lafları. Yoksa katil olacağım ha... Mecbur musun evlenmeye be?" Nuran "Bu herkesin en tabii hakkı ve görevidir" diye kendini savunmaya kalkınca "...Senin kocadan yana talihin yok" diyor. Galiba genç kız 'kocadan değil de kardeşten yana talihsiz'.

'Namus' konusunda çok hassas. Ablasının 'elin ağzına sakız olmasını istemiyor'. Ama dansöz sevgilisinin yatağını Ali Nazmi ile 'münavebeli olarak kullanmakta' bir sakınca görmüyor.

Dört sahnede (ablasına talip oldu diye) Musa'yı ve (başka erkeklerden kıskandığı için) Alev'i öldüreceğini söylüyor. 'Kısmet' Alev ve (hiç adı geçmeyen) İsmail'eymiş. Aslında kendini de katması lazımdı. Yaptıkları ile kendisini idama mahkûm ettirir.

Başka bir açıdan bakarsak Nuran, Murat ile olan beraberliğini/mutluluğunu kardeşine borçlu. O böylesine aksi olmasa belki çok daha önce Musa veya mahalleden bir başkası ile evlenmiş olacaktı.

Doğan, Alev'le 'muhabbetlerini' anlatırken İsmail'in ağzının suyu akıyordu; "İki tek atıp kafaları parlattıktan sonra oracıkta divanın üzerinde kapışıverdik... Sonra tekrar kafaları çektik. Bir rüzgâr bu defa bizi yatak odasına savurdu... Akşama kadar yataktan çıkmadık... Sonra pavyona gittik. Sıkıntıdan patladım orda. Açmadı beni. Öyle yerlerde eğlenmek için hem zengin hem de enayi olacaksın... Pavyon kapandıktan sonra kadını eve götürdüm... Sevişmeye arabada başladık. Yatak odasında devam ettik. Sabaha kadar."

Hülya Koçyiğit'in buradaki bazı giysilerini başka filmlerden anımsıyoruz. Dikiş diktiği sahnedeki gömleğini 'Utanç Kapıları'nda (1967) Zeki-Salih Güney ile ağaçlıkta buluştuğunda; Gazinodaki pardösüyü 'Yaralı Kuş/Mazideki Yıllarım'da (1967); Mahkemedeki pardösüyü 'Aşk Mücadelesi'nde (1966) giyiyordu.

İzzet Günay'ın üstünde, düğün sahnesi dışında ['Beyoğlu Esrarı'nda (1966) giydiği] aynı deri ceket var.

"(Zafer Önen'in sesiyle) Bir kadın yüzünden bu hale geldim Arabam gitti, param bitti. Evimi, eşyalarımı bile sattım. Gene yaranamadım karıya. Sonunda O bara döndü ben de elin taksisinde işçi oldum. Şimdi ikimiz de sürünüyoruz. Namusuyla evinde otursaydı olmaz mıydı sanki" diyen şoför arkadaşına "Kadın kadınlığını bilmeli. Yoksa kendini de erkeğini de rezil eder" karşılığını veriyor. Sağlam bir yuva kurmak isteyenler aile kızlarından şaşmamalıymış. Nuran'ın elini tuttuğu sahne çok güzel. '34 FS 045' plakalı 'şevrole' taksiyi 'İntikam Uğruna'da (1966) Sedat-Cüneyt Arkın, 'Aşk Mücadelesi'nde (1966) Rüzgâr Ahmet-Yusuf Sezgin kullanıyordu.

Alev ve Doğan'ı Havana Bar'a götürürken 'İstiklal Caddesi No. 45 Kat 2'deki 'Tüccar Terzi' Zihni Özler'in tabelası görüntüye geliyor. O dönem çok meşhurdu. Nisan 1988'de Lamartin Caddesi No. 7 Altınay Ap. Daire 1'e taşınmış. 1973'de Londra'daki Dünya Terziler Kongresi'ne katılmış ve 'tetkiklerde bulunmuş'. 'Kardeş Kavgası'ndakine benzer bir soygunu kendisi de yaşamış. Temmuz 1953'de 'meçhul bir hırsız veya hırsızlar' işyerine girip 1100 lirasını çalmışlar. 50 yıllık meslek yaşamındaki anılarını yazsaydı keşke.

Alev'in 'canikosu' Ali Nazmi bir fabrikatör. Metresine bonkör, işçilerine cimri. Haftalıklarıma güç bela 10 lira zam yaptıktan sonra "Yalnız sakın kimseye söylemeyin, e mi? Başıma iş açarsınız sonra" diye uyarıyor Doğan ve İsmail'i. Böylesine 'hakkaniyet' sahibi. Fabrikasını 'Parmaklıklar Arkasında' (1967) ve 'Aşk Bu Değil'de (1969) görmüştük; 'Roche, Radyolin, Arı Bisküvi (duvardaki yazı 'Bisküi'). İsmail, ['Parmaklıklar Arkasında'daki (1967) Bekçi Kadri-Necdet Tosun gibi] buradaki merdivenlerde öldürülecektir. '34 FR 689' plakalı Ford'unu ise 'Kolejli Kızın Aşkı' (1966), 'İntikam Uğruna' (1966), 'Aşk Mücadelesi' (1966), 'Bar Kızı' (1966), 'Beyoğlu Esrarı' (1966), 'Suçsuz Firari' (1966), 'Parmaklıklar Arkasında' (1967) ve 'İdam Mahkûmu'nda (1967) görmüştük. Alev için tuttuğu ev 'Çirkin Kral'da (1966) Nurlan ve annesinindi.

İsmail Fidan saf ve iyi niyetli. Parası olsa neler yapacağını bir şiirle anlatıyor. Önce altına bir araba çekermiş. Ama 'araba dedin mi Impala olmalıymış'. "Hey yavrum hey//Altında İmpala//Cebinde bol para//Yanaş kaldırıma//Hangi kadın dayanır sana//Sonra da çek Boğaz'a." Ölürken bile kendisine iki kurşun sıkan arkadaşına yardımcı olmaya çalışıyordu.

Filmdeki melodiler:

"Gioconda's Smile" (1965) (Manos Hadjidakis) albümündeki 'Mr. (K)Noll' (Murat kiralık oda için geldiğinde; Nuran kahvaltıda Murat'a çay koyarken; Hapiste ziyaretine gittiğinde).   'Portrait Of My Mother' (Nuran eve geç kalan Doğan'ı beklerken; Ertesi sabah fabrikaya telefon edeceğini söylerken; Murat, Doğan'a teşekkür ederken; Acı haberi Nuran'a verirken). 'Countess Esterhazy' (Araba ile dolaşıp ellerinin birbirine değdiği sahnede; Eve geldiklerinde; Alev, Doğan'a yatakta "Ayol, Ali Nazmi kıskanılır mı? Bizim ekmek babamız O" derken; Nuran, Murat'a "Nasıl üzülmem. Ben O'nun için evlenmiyorum. 'O yalnız kalmasın' diye. Bunu mu yapacaktı bana" derken). 'When The Clouds Come' (Evlilik kâğıtları askıya çıktığında; Nuran gelinliği ile Murat'ı beklerken).

"The Ballad of High Noon (Do Not Forget Me, Oh, My Darlin')" (1952) (Dimitri Tiomkin / Ned Washington) Alev "Niye böyle hırçınsın? Kavga eder gibi sevişiyorsun" derken.

'Peter Gunn' (1958) (Henry Mancini) Enişte ile kayınbirader evde ve sokakta kavga ederken.

'The Spy Who Came in from the Cold' (1963) (Sol Kaplan) Doğan, Alev'i ikinci kez tokatlarken; Soygunu planladıklarında; Düğünden gizlice ayrılırken; Alev'e telefon ederken; Kasa soygununda; Alev'e "Senin yüzünden her şeyimi kaybettim. Namusumu, şerefimi bile" derken; Duruşmada; Parayı Alev'e getirdiğinde; Ablasına üzüntüsünü anlatırken; Mahkemede itirafta bulunurken.

'Stranger on the Shore' (1961) (Acker Bilk) Murat, Alev'le konuşmak için gazinoya geldiğinde. (Serdar Gökhan, üçüncü kez orada. Aynı giysi ile olması çekimlerin 1-2 günde yapılmış olabileceğini düşündürdü).

Fausto Papetti'nin '1a Raccolta' albümündeki (1961) 'Favole di Pioggia' (1961) (Ugo Calise) Doğan soygundan vazgeçmek istediğini söylerken.

'Begin the Beguine' (1935) (Cole Porter) Nuran'la Murat gelinlik ve Zümrüt Kuyumcu'da yüzük bakarlarken.

'Things and Other Things' albümündeki (1962) 'Come September' (Bobby  Darin) Doğan, Alev'le konuşmak için gazinoya geldiğinde.

'Historia De Un Amor' (1956) (Carlos Eleta Almaran) Düğün sırasında. [Ertan Anapa, Yalçın Ateş 6'lısı eşliğinde ve Sezen Cumhur Önal'ın yazdığı Türkçe sözlerle söylemişti: 'Benim Bütün Dualarım Seninle' (1969). Aynı şarkıyı Berkant'tan da dinlemiştik].

'Saba Makamında Keman Taksimi' Doğan arkadaşının mezarı başında "Bir gün seni öldüreceğim hiç aklıma gelir miydi? Senden af dilemeye bile yüzüm yok" derken; Ablası, Sultanahmet'te dua ederken.

Alev'in muhteşem dansı 'Yollar Uzak Gelemedim' (Suat Sayın) ile.

Filmin sürprizi Serdar Gökhan bardaki üç sahnede görüntüye geliyor. Nuran kardeşini çağırdığında masada yalnız kalan Alev'i dansa kaldırır. İyi ki Doğan bu durumu görmedi. Kimbilir neler yapardı. 'Zehirli Hayat'ın (1967) yoğurtçusu Ömer Sağlam, barmen ve nikâh davetlisi.

Nuran'ı Jeyan Mahfi Ayral; Murat'ı Hayri Esen; Alev'i Alev Koral; Doğan'ı Erdoğan Esenboğa; Ali Nazmi'yi Rıza Tüzün; İsmail'i Esen Günay; Ali Demir'i Zafer Önen seslendirmiş.

Düğün davetlileri Silvana Panpani ve Sıdıka Duruer; Musa-Çetin Başaran ve Kadri-İhsan Bayraktar; Ali Nazmi'nin muhasebecisi Avni-Zeki Sezer; Savcı-Muzaffer Yenen; Ağır Ceza Üyesi-Ali Demir; Yeşilçam'ın değişmez Zümrüt Kuyumcu'su; Doğan'ın radyo ve 'baba yadigârı' halıyı satmaya götürdüğü '34 FA 139' plakalı taksi çok güzeldi.

Mahkeme sahnelerinde bir hata var. İlk duruşma 15 Ekim 1966 on buçuğa bırakılır. Sonraki celsede Murat'ın idamı istenir. Doğan'ın itirafta bulunduğu üçüncü duruşma tekrar 15 Ekim 1966 saat 11'e bırakılıyor.

Konu soygun ve cinayet olunca ister istemez senaryoda 'suç' ile ilgili bazı şeyler söylenmesi gerekmiş. Nuran bunu soru sorarak yapıyor; "Allahım, bu çocuk neden böyle oldu? O'nu yetiştirmek için ne emekler vermiştim. Gene de kurtaramadım O'nu... Kaderim bu benim." Kardeşini kurtarmak için çırpınması ama kurtaramaması 'kader' ise Doğan'ın yaptıkları da mı 'kader' oluyor. Murat'ın sondaki sözleri de sırf 'bir şey söylemiş olmak için söylenmiş' gibi; "O aslında iyi bir insan. Mert ve yürekli bir delikanlı. Şeytana uyup suç işledi ama sonunda pişman oldu. Yakasını kanundan kurtaramadı ama ruhunu kötülüklerden kurtardı."

 
'The Spy Who Came in from the Cold' (1963) (Sol Kaplan). Murat, ölümü göze alarak kayınbiraderini ele vermemiş. Alev de Doğan'a "Sen yakalanırsan beni ele verir misin?" deyip ekliyor "Şey, parayı burada bıraksaydın. Nede olsa burası daha emin bir yer." Bu konuşma delikanlının gerçeği, geç de olsa anlamasına yetiyor; "Sen baksana benim gözüme. Mandepsiye basacak göz var mı bende? Artık kimseye güvenemiyorum." Biraz farklı ama 'The Getaway'deki (1994) bir konuşmayı anımsattı. Carol McCoy-Kim Basinger, kocası Doc-Alec Baldwin'i hapisten kurtarmak için 'pislik' Jack Benyon-James Woods ile yatmak zorunda kalmış. Böylesine aşağılanmış, küçük düşürülmüş. Özgürlüğüne kavuşan kocasına "I did it for you, and you're not worth it" diyor genç kadın.  

 

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica