"Yakalanmak, İçeri Tıkılmak Değil De Senin Gözünde Küçülmek, Senin Yüzüne Bakamamak Öldürüyordu Beni" posteri

"Ascenseur Pour L'Échafaud"daki (1958) 'Generique/Nuit Sur Les Champs' (Miles Davis). "Keşke her erkek senin gibi bir kadın bulabilse. Dünya ile başa çıkar o zaman... Seni bundan çok daha başka şartlar altında tanımak isterdim. Yusuf'u sevmemiş olmanı isterdim... Bir ihtiyar anacığımdan başka kimsem yok. 'Benimle evimi, ışığımı, ekmeğimi paylaşır mısın' derdim belki." Ekrem'in bu umutsuz aşkı filmde hemen hemen hiç işlenmemiş. Zaten Hülya da yıllarca hapis yatacak olan Yusuf'u tercih ediyor.


Temmuz-Ağustos aylarında çekilen filmin ilk gösterimi 05 Aralık 1966, Pazartesi günü (Kadıköy) Opera Sineması'nda. O9.40'ta Hülya Koçyiğit'in sağ ayak bileğini sarılı olarak görüyoruz. Aynı günlerdeki 'Yiğit Yaralı Olur'da yaralanmıştı. Zincirlikuyu Mezarlığı'na yakın çöplükte yanan ayağı için annesi Melek Hanım 'taze domates ezmesi' hazırlamış.

Yusuf Berkan ekmek parasını varsıl kadınların yatak odalarında kazanıyor. Araba çalıp satmak da cabası. İş, sonradan bin pişman olacağı soyguna dek varır. Sevdiği kıza, fabrikatör çocuğu olduğunu söylemişti. "Param çoksa, işim tıkırındaysa suç benim mi? Mecbur olsam çalışırım elbet. Sıra babamla amcamın. Onlar yorulunca fabrikanın başına ben geçeceğim" diyor. Gençliğinin tadını çıkarmak istiyormuş. Sevimli bir ağustosböceği gibi. Üstelik geveze. Ne kadar saklamaya çalışsa da insan bazen gerçeği ağzından kaçırabiliyor. İki sahnede Hülya'ya "Senin yanında bir başka oluyorum. Seninle bir ömür yalansız, kötülüksüz yaşamak istiyorum. Ben çalışkan bir karıncayım. Tembel bir ağustosböceği değil. Bir şey yapmak, bir iş başarmak istiyorum" ve "Sen benim her sözümü ciddiye alma. Memleketine dön. Bir daha da arama beni. Kendine denk birini bul, evlen" demişti. Her buluşmada başka bir elbise, başka bir araba. 'Artist' Mine'ye ise yoksul olduğunu söylemiş. "İşler kötü. Param yok... Eve de gidemeyeceğim artık. Kira vermediğim için atıldım." Sarışın afet cin gibi. Leb demeden leblebiyi anlayan cinsten. Her gelişinde "Maşallah beni hatırladın demek. Gene paran yok galiba" diyor daha delikanlı ağzını açmadan. 'Üç gündür' görünmemesinin nedenini de biliyor; "Başka kadınlardan kurtulup da gelecek vakit bulamadın, değil mi."

'Yataktaki faaliyeti' yeterli değil. 'Oto hırsızlığı' da yapıyor kahramanımız. İstediği sadece 5 bin. Çalıntı oldukları için ederlerinin çok altında 'okutabiliyor' bunları. Otosel Araba Pazarı sahibi Rıza'nın işi yokuşa sürmesi de sırf fiyat kırmak için. Sanki otomobil değil at arabası alıyor. "Bu tip arabaların yedek parçası zor bulunuyor. Satması da dert. Hırsızlama mal. Derdini çekmeye değmez... Polisle derde girmek istemiyorum ('Polisle başım derde girsin istemiyorum' demek istedi galiba)." Sonunda 'esnaflığı bırakıp harbi konuşur'; "2 bin kaymeden fazla vermem. İstersen Çakır'a git." Bizimki, işi acele olduğu için sonunda 3 bine 'evet' der. Aslında bunca yalan dolana hiç gerek yoktu. Filmin ikinci yarısında kendisini başarılı bir oto tamircisi ve daha mutlu olarak göreceğiz.

İki arkadaşı var. Cemil Tankut, polis kayıtlarına "24 yaşında. Muayyen bir iş sahibi değil. Sabıkası yok" diye geçmiş. (Soyadı söylenmeyen) Ferit ise 'zengin aile çocuğu'. Ama varlık içinde yoksul. Okumadığı, çalışmadığı için 'pederi mangizi kesmiş'. Artık metelik vermeyecekmiş. Bıçak kemiğe dayanınca bir soygun yapmaya karar verirler. Hep söylendiği gibi 'son' işleri olacakmış. Ya kurtulacaklar ya da her şey tamamen bitecek. Bunu, Hülya, İzmir'e gidince yapmak istiyor Yusuf. "Ne olur ne olmaz! Belki yakalanırız, belki de vuruluruz. Müdüriyette, hapishanede veya hastanede sevgilimin ziyaretçim olmasını istemem." Puro-Fay fabrikasının soygun planı titiz bir şekilde hazırlanmış. "Saat tam 12'de içerde olacağız. Gece bekçisi o sırada en üst kattadır. İlk işimiz şalteri çekip elektriği kesmek. Sonra telefon kablolarını keseceğiz. Karanlıkta kapı camını kıracağız." Ancak gördüklerimiz, bu 'titiz' plandan farklı. Kapı değil pencere camını kırarlar. 'İlk iş' dedikleri 'elektrik ve telefon kablolarının kesimi' ise camın kırılmasından sonra. Ayrıca 'bu titiz planda' bekçi sayısı  belli değil. "Zaten ya bir bekçi var ya da iki" diyor Yusuf.


'Oksijen lambası (herhalde 'kaynağı'), keski, törpü, bir de tabanca lazımmış. Ne var ki soygun sırasında 'oksijen lambası, keski, törpü' yerine eldiven ve kadın çorabı kullanıyorlar. Üstelik tabanca da 'bir' değil 'üç' taneydi.

Yusuf, filmin sonunda hayatta kaldığı için soygun arkadaşları Cemil Tankut ve Ferit'ten daha şanslı.

Sonrasında kendisi ile hesaplaşıyor. Vicdan azabı çekmeye başlamış. Namuslu olmaya karar verir. Yeni mahallesi çok güzel. Ama nerede olduğu belli değil. Kavruk, Kumkapı; İsmail, Cankurtaran diyor. Evini 'Suçsuz Firari' (1966) ve 'Namus Borcu'ndan (1966) anımsıyoruz. Oturma odasında, o zamanlar çok bilindik olan İş Bankası kumbarası var. "Tasarruf 'küçük'ten başlar" ilanı olurdu gazetelerde. Kahramanımız tutumlu olmaya başlamış demek.

Oto tamirhane sahneleri de çok güzel. Adını değiştirmiş; Ali. Lakabı 'Ak'. 'İyi kalpliliği, dürüstlüğünden ötürü almış bu lakabı'. Şapkalı biri "Mahalleye geldiğinde bana kiracı olmak istediydi. Gözüm tutmadı, vermedim. İyi halt ettim sanki" diye yakınıyordu. "Pırlanta gibi çocuk." Sessiz, efendi. Arif Usta'nın yanında çalışıyor. Ama dükkânın tabelası biraz farklı; 'Salih-Sait Tornacı Kardeşler'. Bizimki kısa sürede oranın göz bebeği olmuş. Müşteriler çok memnun. Eli yüzü yağ içindeyken "Getir 17-18 anahtarını" diye sesleniyor Kavruk'a. Kaporta, motor, eksantrik ayarı. Tamirle ilgili her şeye hâkim. Haksızlığa da tahammülü yok. Mahallenin kabadayısı İsmail "Lan hergele! Koş, sigara al çabuk" demiş, bir de vurmuştu Kavruk'a. Bizimki dayanamaz ve dersini verir; 2 tokat, 11 yumruk, 1 tekme, 1 tükürük. Yanıtını 'polise gammazlanarak' alıyor.

Filmde küçük bir çelişki var. Ferit'e "Sabıkamız yok"; Birkaç sahne sonra Hülya'ya "Sabıkalıyım, kötüyüm" demişti Yusuf. Bunları söylediği sırada henüz soygun nedeniyle yargılanmamıştı daha.

Çalıntı arabaları sattığı Oto Sel Araba Pazarı sahibi Rıza rolündeki Hüseyin Salıcı yine o dönem sanatçılarından Ahmet Açan'a çok benziyor.

Hülya Açıkalın, İzmirli bir ailenin kızı. 'Kötülüğü, aklının ve kalbinin almadığı bir dünyası var'. Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu'nda okuyor. Bölümü, senaryoda belli değil. Yusuf'la beraberliği, delikanlının diğer kadınlarla olan ilişkisinden farklı olarak el ele tutuşmak ve öpüşmekten ibaret. Seneye, okul bitince evlenecekler. Bu durumu ailesine bir mektupla bildiriyor genç kız; "Sevgili anne ve babacığım en geç bir hafta sonra sizlere kavuşmuş olacağım. Size çok önemli bir haberim de var. Memnun olacağınızı tahmin ederim." Annesi Mahmure Handan ile karşılaşıyoruz ama filmde babası yok. Olsaydı büyük olasılıkla Muammer Gözalan olurdu. Silvana Panpani de ev hizmetini görüyor.

Bir sahnede "Yusuf biliyor musun, içimde garip bir his 'bu saadet ve aşkımız yakında bitecek' diye sesleniyor" demişti. Pek çok Yeşilçam filminde olduğu gibi bu öngörü, en azından bir süre gerçekleşir. "Seni bekleyeceğim" diyor hapse giden sevgilisine. Öpüştükleri dört sahne filmin en güzel kısımları.

Hülya Koçyiğit'in bazı giysilerini başka filmlerden anımsıyoruz. Çemberlitaş Kız Talebe Yurdu'nda sevdiğine el sallarken (siyah tül üzerine payetlerle işlenmiş, etekleri volanlı) "Dior'un Gözdesi" var. Faize-Sevim Modaevi'nde dikilmiş. Bunu 'Damgalı Kadın' (1966), 'Yağmur Çiselerken' (1967) ve 'Sürtük'te (1970) de giyecektir. Nilüfer Koçyiğit aynı giysiyi 'Kader Böyle İstedi'  (1968) filmindeki nişan toplantısı için ablasından ödünç almış. Yurt odasındaki geceliği 'Kadın Asla Unutmaz'da (1968) (loğusa sahnesinde) ve sonlara doğru Yusuf'un evine geldiğindeki pardösüyü 'Aşk Mücadelesi'nde (1966) (İstanbul'a giderken) tekrar göreceğiz.

Çemberlitaş Kız Talebe Yurdu, 10 Haziran 1957'de yanan eski kız talebe yurdunun yerine yapılmış. Temelin atılma tarihi 25 Ekim 1957. Önceleri 300 kişilik olan kapasitesi 13 Aralık 1964'te 806'ya çıkarılmış. Orada kalan her öğrencinin yaşamı bir roman gibidir herhalde.

Ekrem Tümer, Emniyet Müdürlüğü'nün en gözde memuru. 'Soygun tahkikatının sevk ve idaresi' için görevlendirilmiş. 'Rahmetli' Cemil, cezası hafifler umuduyla SSK İstanbul Hastanesi'nde "Yusuf araba çalardı. Soygundan sonra oto tamircisi olacaktı. Kimsesi yoktu. Şey, vardı. Üniversiteli bir kız vardı. Çemberlitaş Telebe..." diyebiliyor. Ancak Ekrem bunu Tevfik Soyurgal'a "O talebe yurdunda İzmirli tek bir kız varmış, efendim. Adı Hülya. Adresini aldım" diye anlatıyor. 'Çalınmış Hayat'taki (1970) Nermin ve Mehmet gibi Hülya ve Yusuf'un da beraber çekilmiş bir resimleri yok. Bu nedenle genç kızı İzmir'den İstanbul'a götürmek zorunda kalır. İmparator Otel'de ('İmperator' yazılmış) 109 ve 110 numarada kalıyorlar. Kendisinden habersiz dışarı çıkıp çıkmadığını, kapıya yerleştirdiği kürdanla kontrol ediyor. O'na âşık olması filme değişik bir hava katmış. Yusuf'a kızgınlığı da suç işlemesinden çok Hülya'nın tertemiz dünyasını yıktığı için.

Filmdeki melodiler.

"Ascenseur Pour L'Échafaud" filmindeki (1958) (Miles Davis) 'Au Bar Du Petit Bac' Yusuf ilk dakikalarda Mine'yi görmeye geldiğinde; 'Evasion De Julien' Kasımpaşa İskelesi'nde Ferit'i beklerken; 'Diner Du Motel' Ekrem, kelepçeli Hülya'yı zorla götürürken; "Assassinat (Take 2)/Julien Dans L'Ascenseur" Oteldeki kapısına kürdan koyarken; 'Generique/Nuit Sur Les Champs' Anacığından söz ederken. 'Florence Sur Les Champs-Élysées' Mine, gazetecilere poz verirken; "L'Assassinat De Carala" Hülya otelde "Anahtarım lütfen" derken.

'Goldfinger'daki (1964) (John Barry) 'Gassing the Gangsters' Üç arkadaş Puro-Fay önünde soygun planı yaparken ve İsmail, Ali'nin Cankurtaran'da oturduğunu söylerken; 'The Arrival of the Bomb and Count Down' Yusuf, arkadaşlarına "Bir tek 100 lira bulabildim" derken ve soygunda; 'The Laser Beam' Ferit'le köprüde bir ay sonra buluşmak üzere ayrılırken ve Hülya'ya mektup yazarken; 'The Death of Goldfinger' Soygunda; 'Dawn Raid on Fort Knox' 3 sahnede (Yusuf, İsmail'i döverken; Ekrem'den kaçarken; Ferit paraları yerden toplarken); "Alpine Drive-Auric's Factory" Hülya otelden kaçarken ve yokuştaki merdivenden inerken.

'Doctor Zhivago'daki (1965) (Maurice Jarre) "Main Title/Lara's Theme" 8 sahnede (Çemberlitaş Kız Talebe Yurdu'na geldiklerinde; Haydarpaşa'da Hülya'yı yolcu ederken; Genç kız annesi ile konuşurken; Ali, işten eve geldiğinde; Hülya ve Ekrem oto tamirhanelerini dolaşırken; Hülya, Yusuf'un evine geldiğinde; Evde konuşurlarken; Sonda birbirlerine sarılmışken).

The George Martin Orchestra'dan (1964) 'All My Loving' (1963) (Lennon/McCartney) Hülya ile Yusuf plajdayken ve Ekrem, İzmir'e geldiğinde.

'Poupée de Cire Poupée de Son' (1965) (Serge Gainsbourg) Ekrem, Hülya'yı almaya ikinci kez okula geldiğinde.

'Pictures at an Exhibition: I. Gnomus' (1874) (Modest Petrovich Mussorgsky) Ekrem, son oto tamirhanesinde Hülya'daki değişikliği fark ettiğinde.

"Ascenseur Pour L'Échafaud" (1958) bizde 'İdam Sehpası' adıyla ve 16 Aralık 1959, Çarşamba günü (Beyoğlu) Emek Sineması'ndaki suareden sonra gösterime girmişti.

Hülya ve Ekrem'in bir müddet kaldıkları İmparator Otel, Balo Sokağı ile Nevizade Sokağı'nın kesişme yerinde 7 katlı bir bina. 80'lerde Beyoğlu Adliyesi olarak kullanılmış. Otel işletmecisi Ece Turizm, Yapı ve Kredi Bankası'na olan 118 milyonluk borcu ödemeyince gayrimenkule haciz gelmiş. 240 milyon lira değer biçilerek açık arttırmaya çıkarılmış.

Emniyet Müdürü rolündeki Tevfik Soyurgal bazen sinema ve tiyatro sanatçısı kardeşi Şevket Soyurgal ile karıştırılıyor. Şevket Soyurgal aynı zamanda ülkemizin ilk cambazlarından. Mart 1987'de Perihan Çakıroğlu ile yaptığı söyleşide şunları söylemiş; "Telde yürüyen ilk cambaz babam İsmail Müştak'tı. 1914'te İzmir'de doğdum. Celal Bayar, Mahmut Şevket Paşa'nın ölüm yıldönümü dünyaya geldiğim için bana O'nun adını vermiş. Babam o zamanlar hevesli gençleri yetiştirmek için kurulan Sahne-i Osmaniye Heveskâran Cemiyeti Tiyatrosu'nun rejisörü idi. Kendimi bildiğimde tiyatronun içindeydim. 8-9 yaşında cambazlığa başladım. Necmi Çelikkol ve Rıfat Telgezer ile uzun yıllar birlikte çalıştık. Telgezer'le ilk cambazhaneyi (1946-Büyükada) kurduk." Tarlabaşı, Sakızağacı, Çukur Mahallesi'nde, kiracı olduğu harap evde 'tek beklentisi rahat ölmekmiş'.

Kahvedeki mahalleli hep takım elbiseli. Ekrem ve İsmail, Ali'yi aramak üzere geldiklerine çok güzel bir türkü vardı. Aşka Tövbeler Olsun; "Kapı aralık kaldı//Bahtım karalı kaldı//Ben yardan ayrılalı//Yürek yaralı kaldı//**//Aşka tövbeler olsun//Aşka tövbeler olsun//Bir daha yar seversem//İki gözüm kör olsun//**//Nasıl ararım seni//Dön yârim üzme beni//Ciğerden yaraladın//Yaralı koyma beni//**//Felek koymaz güleyim//Derdim kime diyeyim//Ne dertli bir başım var//Bilmem nere gideyim."

Tren yolculuğu; Mine-Mine Soley; 'Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu'; Cemil-Meral Sayın; (Yusuf'un 'Han' dediği) Puro-Fay Fabrikası; Hülya'nın annesi Mahmure Handan; Hizmetçileri Silvana Panpani; Kavruk-ErsunKazançel; İsmail-(bıyıksız) Mustafa Dağhan; Faik-Faik Coşkun; Arif-Necdet Tosun; Puro-Fay bekçisi (2 sahnede bıyıklı, iki sahnede bıyıksız) Mehmet Büyükgüngör; Oto Pres-Traktör Yürüyüş Takımları Tamiri ve Sami Özbekle; Elektro Porselen İmalathanesi ve Nihat Devrez; İmparator Otel; Yusuf'un ilk sahnede 'izinsiz' aldığı '34 ER 600' plakalı otomobil; '34 DU 647', '34 EK 103', '34 EF 976', '34 ER 924' plakalı taksiler çok güzeldi.

Hülya'yı Jeyan Mahfi Ayral; Yusuf/Ali'yi Fuat İşhan; Mine'yi Nevin Akkaya; Tevfik Soyurgal'ı Süha Doğan; Faik'i Agâh Hün seslendirmiş.

'Ölmek Mi Yaşamak Mı' Fikri Çöze'nin en az yorulduğu filmdir herhalde. Emniyet Müdürü "Üç numaralı ekip şefini çağırın bana" dediğinde "Başüstüne" yanıtını veriyor. Bir de "İki kapılıdır bu han" diye bilgilendiriyor Ekrem'i. Hepsi bu.


The George Martin Orchestra'dan (1964) 'All My Loving' (1963) (Lennon/McCartney). Deniz kenarında iki sevgili. [Arkadaki yolda 'Suçsuz Firari' (1966), 'Kolejli Kızın Aşkı' (1966), 'İntikam Uğruna' (1966), 'Bar Kızı' (1966), 'Aşk Mücadelesi' (1966), 'Beyoğlu Esrarı' (1966), 'İdam Mahkûmu' (1966), 'Parmaklıklar Arkasında' (1967) filmlerinden anımsadığımız ve Türker İnanoğlu'na ait 63 model 'filizi' Bonville-Pontiac var]. Birbirlerini seviyorlarmış. "Geceleri uykuma, rüyama giriyorsun hep" diyor genç kız.

Yusuf; "Sakın çıplak yatma öyleyse."

Hülya; "Çok terbiyesizsin. Ama kızamıyorum sana. Ne yapsan, ne desen hoşuma gidiyor."

Yusuf; "Hoşuna gitmesi için çırpınıyorum zaten."

 

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica