"Yeryüzünde Sevildiğini Anlamayan Hiçbir Kadın Yoktur" posteri

"Hayat bir kararda kalmıyor Zülâl." Ayın parlaklığı gençlik hayalleri gibiymiş. "Bir zaman için parlaktır fakat sonra kaybolur gider. Sonradan tekrar doğar." Ama 'doğsa da değişmiş bir dünyaya doğar'mış. Âşıkların konuşmaları "Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz" sözünü hatırlattı. Belki bir tesadüf, çekimlere yakın günlerde 'Lunik III' ayın görünmeyen yüzünü resimliyordu (6 Ekim).


Ağustos-Eylül aylarında çevrilen film 19 Kasım 1959, Çarşamba günü (Beyoğlu) İnci ve (Beyoğlu) Lüks sinemalarındaki 'suare'de gösterime girmiş. Gazetelerde 'o güne kadar hiçbir yerli filme nasip olmayan rağbeti gördüğü' ve 'ikinci (hatta üçüncü) hafta muvaffakiyetle devam ettiği' ilanları vardı. Arif Sami Toker, 'alaturka' müzikler için kendi eserlerini kullanmış. 'Alafranga' melodiler Rauf Tözüm'ün seçimi.

 

Film 'Üç Kızın Hikâyesi' (1959) gibi başlıyor. Zülâl, Şükran ve Didar, Kız Koleji'ni bitirmişler. 'Hoşçakal' veya 'allahaısmarladık' yerine (12 kez) 'good-bye' ve 'bye-bye' diyorlar. Tek düşünceleri 'evlenmek'. İnsana başka türlü heyecan veren 'yeni bir imtihan kapısıymış' bu. Onları bir işte çalışırken göremeyeceğiz. Didar'ın Nejat'a duyduğu ilgi ve 'ithaflı şiir' isteği karşılıksız.

Zülâl çok güzel bir genç kız. 'Zengin bir izdivaç' yapmak istiyor. 'Kültürü yüksek, mevkii mükemmel ve yakışıklı bir erkek' var idealinde. Hiç koku sürmezmiş. "Fakat daima teninden sızan bir bahar kokusu taşırdı." (Romanda ve filmde adı olmayan) Annesi ve dadısı (kitapta 'Esved') ile beraber. Yıllar önce ölen babası belli ki hatırı sayılır bir miras bırakmış. Büyükdere'de 'denize nazır' bir villada kalıyorlar. İki yıllık piyano derslerinin sonucunu filmde göremiyoruz. Biraz değişik bir tabiatı var. Sevdiklerini kırmaktan haz alıyor. Özellikle de Nejat'ı. Tuzla'daki askerlikten sonra birkaç gün dinlenmesini bile diline dolamış. "Bir şeyler yapman lazım. Daima böyle boş oturacak değilsin ya." Namık'la evliliği bile sırf O'nu incitmek için. "İnsan böyle bir saadeti ancak rüyasında görebilir... Hayatımın erkeği olacağını hissetmiştim" diyor daha da üzülsün diye. Annesinin "Hele bir düşünelim" demesine yanıtı da yine Nejat duysun diye; "Anneciğim sen düşün taşın. Biz de nişan davetiyelerimizi yazalım." Böyle davranmakla en çok zararı kendisine veriyor aslında. Kerime Nadir 79. sayfada şunları yazmış; "İnsanlar tuttukları yanlış yolu çabuk idrak etselerdi yeryüzünde ıstırabın manası kalmazdı." Öpüştükleri sahneler nefes kesici. Keşke 'hiçliğini yüzüne vurduğunda' tokat atmak yerine yine öpmeyi yeğleseydi delikanlı.

Nejat Ozan biraz bahtsız. Teyzesinin yanında bir sığıntı gibi. Annesi doğum sırasında ölmüş. Babası, üvey anne Nedime ile bir çiftlikte yaşıyor. İki de kız kardeşi olmuş Nebahat ve Mükerrem (romanda Nükhet). Fransız okulunda 'zeki ve istidatlı bir öğrenci' olarak biliniyordu. Ancak dersten çok ''edebi eserlere' meraklı. "Doymak bilmez bir açlıkla okuyordum." Teyzesi kaç kere 'bu kitaplara yorduğu kafasını derslerine vermesini' söylemiş.

Nejat'ın asıl tutkusu Zülâl. Teyzekızına 'yaşı ile beraber artan bir muhabbetle' bağlanmakta. "Gözüm senden başka dünyada hiçbir şeyi görmüyordu." Ancak bunu 'itiraf etmek' gücüne gidiyormuş. "Zülâl'in, hayatımda oynadığı rolden haberi yoktu". En azından davranışları öyle. Gayet güzel mandolin (romanda 'ut') çalıyor delikanlı. 5. sınıfta tifo olduğu için okulu bırakmış. Ama asıl neden yaşadığı aşk. Sonradan "Bana ümit ve cesaret verip okumama yardım edebilirdin" diyecektir. Kısa bir müddet Namık'ın eniştesinin müdür olduğu Mordal Şirketi'nde santral memuru olarak çalışıyor. Duvarda Air France takvimi.

Nişan sırasında 'omuzları düşük, gönlü yaralıydı'. Büsbütün ortadan silinmek, yok olmak ister. Herkes nişanlıların "Neşesini paylaşırken ıstırabımın kimse farkına varmıyordu". Zülâl'e sahip olmanın ne eşsiz bir saadet olduğunu O'nu kaybetmek üzere olduğu an ve her zamankinden daha fazla hisseder. Mahvolduğunun ve manen öldüğünün farkına varır. "Ah! Hayatta kendimize ait olmayan bir şeyi sevmek, ümitsiz bir aşkın ıstırabı ne acı şey (sf. 74)." Evlilik sonrası İzmir'e gittiklerinde daha da perişandı. "Ben, ben değildim artık." İmdadına, her acının ilacı olan zaman yetişir. Hayatın Zülâl'den ibaret olmadığına kendini inandırmaya başlıyor. Bir müddet sonra "Tanrım, insanlara verdiğin tahammül gücü meğer ne sonsuzmuş" diyecektir.

Namık Arel, 4 sene Amerika'da kalmış ama hiç öyle 'good-bye' falan demiyor. Küçükken, Nejat'la içtikleri su bile ayrı gitmezmiş. Zülâl'in bu arkadaşlıktan habersiz olması da ilginç. 'İş hayatındaki mükemmel pozisyonuna rağmen serseri ruhlu bir adam'. Kadın düşkünü. Hayatına çekidüzen vermek için evlenir ama sonuç bir hayal kırıklığı. Şakağına sıktığı kurşunla (romanda kalp yetmezliğinden) ölür. Annesi bile onun çapkınlığından elaman demiş. Kız istemeye gitmiyor (sf. 37); "Elin evladının başını kendi elimle yakamam."

Nişan töreni. Nejat'ın en bedbaht Zülâl'in en mesut gecesi. Orada 'kıymetli edibimiz Yaver Süha Bey'le tanışıyoruz. Eyüp Sabri'ye bu rol çok yakışmış. Nejat'a, eserlerini yayınlamada yardımcı oluyor (sf. 82).

Kerime Nadir, senaryoda üvey anneyi romandakinden çok farklı anlatmış. Kahramanımız görüşemesin diye hastalık telgrafını babası öldükten sonra çekiyor. Çiftliğin tapusunu da çoktan üzerine devralmış; "Bir karış toprağa sahip olamayacaksın." Kitapta ise baba varsıl değil. İçerenköy'deki çiftlik Nedime'ye halasından kalma. Filmdeki üvey anne, Mualla Sürer'in yorumuyla tahammülü zor bir insan olmuş. 'Fort Massacre'daki (1958) [bizde 'Fedailer Kalesi' adıyla ve 20 Nisan 1960, Çarşamba günü Küçük Emek Sineması'nda gösterime girmiş] Pvt. Robert W. Travis-John Russell böyle kişiler için "Bazen hatırlamamak daha iyi" demişti.

Romandaki 'tel koparma' daha anlamlı. Nejat 'alaturka müziğe dudak büken kolejli kızların önünde' ut çalmak istemez. Onlara 'kırık, hazin nameler dinletmek doğrudan doğruya gülünç olmak demekmiş'. "Benim musikim sizleri tatmin edemez" diyor. Oysa filmdeki mandolin ve Zülâl'in nişan gecesi bir şeyler çalmasını istemesi böyle bir rahatsızlık hissi yaratmaktan çok uzak. Kitapta, Zülâl'in görümcesi Rayegân Hanım'ın da olduğu bir topluluğa ut çalıp şarkı söyler.

Üvey kardeşlerden Nebahat'ın 'düşüşü' çok inandırıcı değil. Mükerrem (romandaki adı 12. sayfada 'Nükhet', 167. sayfada 'Nüzhet') hiç işlenmemiş.

Kitapta (ilk ve son sayfalar) (İnkılâp ve Aka Kitabevleri) (17. Baskı-1977) Nejat, 'kendisinin evvelce yürüdüğü yola benzer bir yolda yürümek isteyen' Salâh'a yardım ediyor. Söyledikleri, yaptığı özverilerin pişmanlığıyla dolu; "Edilen vaatlere inanmamalı oğlum. İnsanlar nankördürler... Yeryüzünde size sadık kalacak bir fert düşünmeyin... Hiç kimse için 'istikbal' ve 'hayat' gibi kıymetli şeylerinizi feda etmeyin." Kendisi hem beyaz perde hem de sayfalarda yapmıştı bunu.

Yine romanda (sf. 54) "Arkadaşımın saadeti için, hayatta ilk yalanı söylüyordum" diyor. Oysa 37. sayfada Zülâl'e olan aşkı için "Hayır, katiyen... Seni temin ederim ki (böyle bir şey) yok" demişti Namık'a.

123. sayfada karlı gece ve artık unuttuğumuz kömür sobası anlatılmış. "Camları ince bir kar dövüyor, yüksek ağaçların uğultusuyla beraber karanlıklar içinden homurtuyu andırır sesler duyuluyordu... Evvela sobaya biraz kömür attı. Sonra bir koltuğa oturdu. Acı dolu bakışları ateşin kızın renklerinde, dalgın ve hareketsiz kaldı."

'Evlenme vaadiyle kandırılıp' Sanatoryum'da ölen Mücellâ, Zülâl'in okuldan arkadaşıymış. Akrabasından bir mühendisle sevişmiş. Adam birkaç yıl oyaladıktan sonra birdenbire yüz çevirip başkasıyla nişanlanmış. Zavallının vereme yakalanmasına bu olayın neden olduğu söyleniyormuş. Nejat bunda kendi aşkını bulur biraz: "Bünye ve şans meselesi. Kimi ciğerini, kimi şuurunu, kimi istikbalini, kimi de büsbütün hayatını kaybeder." Kalpsizliğe kurban olmuş Mücellâ içimizde bir sızı gibi.

'Yıldızlar'daki (Değirmenimden Mektuplar-Alphonse Daudet) (1869) Provence'lı Küçük Çoban ve Stéphenette de öyle. Bu konuya birkaç sayfa ayrılmış.

Namık'ın eniştesi Memduh Alpar'ın nişan yüzüklerini takarken yaptığı konuşma harika; "Zülâl ve Namık'ı nişanlamak vazifesi ile bahtiyarım. Şu halkaları, mesut bir hayat yolunda birbirine bağlamak üzere parmaklarına takıyorum."

Şükran rolündeki Esen Görkmen 1940 doğumlu. Sinema ve tiyatro sanatçısı. İlk kez İstanbul Şehir Tiyatrosu Çocuk Bölümü'nde sahneye çıkmış (1948). 'Şafakla Gelen Kadın' (1951); 'Cakamino Kendine Gel' (1951); 'Siyah-Beyaz' (1952) (Yazan Vedat Nedim Tör); 'Makine' (1954) (Cevat Fehmi Başkut); 'Ceza Kanunu' (1958) (Adapte eden İbnurrefik Ahmet Nuri Bey); 'Büyük Çınar' (1960)  (Hüseyin Batırhan) gibi eserlerde oynamış. Refi' Cevad Ulunay, Altan İlkin, Tarık Buğra, Lûtfi Ay'ın yazılarında övgü ile söz edilmiş kendisinden.

Filmdeki melodiler.

'Stardust' (1927/29) (Hoagy Carmichael / Mitchell Parish) 3 sahnede (Zülâl diplomasını aldığı gün Nejat'la bankta konuşurken; Namık'la İzmir'e gitmek için evden ayrılırken; Filmin sonunda).


Si Bemol minör 1 Numaralı Piyano Konçertosu, Op. 23 (1875) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky) [Freddy Martin ve Orkestrası'nın yorumu ile 'Tonight We Love' (1941)] Namık'la Nejat çay içerken.

'Three Coins in the Fountain' (1954) (Jule Styne / Sammy Cahn) 2 sahnede (Nejat, Samanyolu kitabını okurken ve Zülâl kapı altından atılmış mektubu bulunca).

'La Muette de Portici (Masaniello): Overture' (1828) (Daniel Auber) 4 sahnede (Namık "Dostluğumuzun şerefine" derken; Nejat, mandolinin tellerini koparırken; Nebahat'ı Namık'ın sevgilisi olarak bulduğunda; Sonda gitmekten vazgeçince).

'Rhapsody in Blue' (1924) (George Gershwin) Santral memuru olarak çalışırken.

'Tango Tzigane Jalousie' (1902) (Jacob Gade) Nişanın ilk dakikalarında.

'Caravan' (1937) (Juan Tizol / Irving Mills) Nejat barda içerken.

'Do minör 2 Numaralı Piyano Konçertosu, Op. 18: I. Moderato' (1900/1901) (Sergei Rachmaninov) 2 sahnede (Postacı, Namık'ın mektubunu köşke getirdiğinde; Nejat hastanede Didar'ın mektubunu okurken). III. Allegro scherzando (10 ve 11. dakikalar arası) Otelde ağlarken.

'The Nutcracker Ballet, Op. 71: Act 2-Tea (Chinese Dance)' (1892) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky) Kitapları basılırken.

'Moonlight Serenade' (1937) (Glenn Miller / Mitchell Parish) Nejat "Bu akşam sende başka bir hal görüyorum" derken.

'Autumn Leaves (Les Feuilles Mortales)' (1945) (Joseph Kosma) Sonda köşke geldiğinde.

'Torna a Surriento' (1902) (Ernesto de Curtis) Nişanda gitar eşliğinde ve Türkçe sözlerle dinliyoruz; "O sarsın bağrına bizi//Severim güzel denizi//**//Kalbimi sana verdim ben//Kucağında uçuşurken//Hep ufuklar tutuşurken//Seni gördüm ben seni//**//Gözlerin mavi senin//Kalbimdeki senin yerin//Bakışların da derin//Bahar gibi gölgende//**//Ey mavi sular//Sana bütün duygular//Ayrılmam artık senden//İçimiz ağlar."

Efes görüntüleri "İzmir'in Kavakları" ve "Şu Dalma'dan Geçtin mi" ile.

Erol'un oyuncak ata bindiği sahnede nihavent bir şarkı var; "Yüzün pembe güllerden sesin bülbülden güzel//Ey benim servi boylum gözünden öpeyim gel//Özlenen vuslatındır bende en güzel emel//Ey benim servi boylum gözünden öpeyim gel" (Arif Sami Toker / Fuat Edip Baksı).

Zülâl'i Nevin Akkaya;  Nejat'ı Abdurrahman Palay; Namık'ı Hayri Esen; Zülâl'in annesini Şaziye Moral; Didar'ı ve Namık'ın sağındaki konsomatrisi Suna Pekuysal; Üvey anne Nedime'yi Sacide Toroğlu; Rauf'u Gazanfer Özcan seslendirmiş.

Kız Koleji; Zülâl'in arkadaşları Şükran-Esen Görkmen ve Didar-Suna Pekuysal; Annesi-Şaziye Moral; Dadısı-Mahmure Handan; Şükran'ın nişanlısı-Hakkı Kıvanç; Galata Köprüsü; Namık'ın mektubunu getiren postacı; Nişan sahnesindeki Nejat Çetinok; Yayınevi sahibi Rauf; Yurt Oteli; İzmir ve Efes görüntüleri; Nejat'ın odasındaki Saatli Maarif Takvimi; Erol ve oyuncak atı; Hastane; Üç sahnedeki Faytonlar; Zülâl'in hediye ettiği kravat; Genç kızın gözlerine yansıyan Samanyolu çok güzeldi.


Zülâl; "Ben saadeti gösterişte sanıyordum. Meğerse bütün saadetim küçümsediğim bir varlığın altın kalbindeymiş. Sen beni yalnız benim için sevdin. Hâlbuki ben candan sevilmenin kıymetini çok geç anladım."                

 

 

 

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica