Sefillerin Dünyasına Hoş Geldiniz posteri

Küçük kızlar vardır, Sefiller eserinde kendinden bir şeyler bulurlar. Çocuğunu tek başına büyütmeye çalışan anneler vardır, Sefiller eserinde kendilerinden bir şeyler bulurlar. Hayatın sillesini yemiş erkekler vardır, onlar da kendilerinden bir şeyler bulurlar. Genç kızlar, delikanlılar vardır, kim bilir neler bulurlar... Ve eserler vardır, herkes bir başka sayfasına siler göz yaşlarını. Victor Hugo bu, 'kendisinden bir şeyler bulanlar' arasında kimin doğruyu, yani kendisinin gerçekten anlatmaya çalıştığı şeyi, kimin bulabildiğini söylerdi acaba? Herkes bir sayfa bulup yapışmışken, Victor'un hangi sayfayı yazarken elleri titremişti acaba? 'Doğruyu bulanlar küçük kızlardır' diyen bir grup yetişkin sinemacı, 2013 yılında Sefiller'in bir müzikal filmini çekti. Bu sinemacılara göre küçük kızlar, yani ''Küçük Cosette'ler'', hikayeye baktıkları zaman hiçbir yetişkinin göremeyeceği o masal dünyalarını görebiliyorlardı. Romantik dönemde karalanmış bu sayfalardaki, aşırılıkların getirdiği masalsı dünyayı onlar hissedebiliyorlardı ve adeta bir müzikal kadar soyut bakabiliyorlardı.

Jean'Jean Valjean'lar bunu göremezdi çünkü onlar Sefiller romanının edebiyat dünyasındaki klasik yorumu ile çoktan kör olmuşlardı. Onlara göre Hugo'nun eserleri sanat toplum için anlayışını benimsemiş ve satır aralarında devrimci bir ruh hüküm sürmüştü. Böylece toplumu, devrime teşvik etmek için sanatı bir araç olarak kullanmıştı Hugo. Küçük Cosette'lerin gözünde, böylesine duygu yüklü dev bir eseri, sosyolojiye kurban vermek ne kadar da acıklıydı. Sevgili Victor Hugo'nun sürgündeyken tek başına yazmış olduğu, bütün elemini kederini dökmüş olduğu ve ruhunun bir kenarından koparır gibi önümüze koymuş olduğu bu eserini, böyle zalimce tek boyutta inceleyen Jean Veljean'lar öldürmüştü aslında Hugo'yu.

Belki çocuklarını tek başına büyütmeye çalışan anneler, yani Fantine'ler anlatabilirdi birazcık Freud'un bilinçaltı teorilerini ve bu teorilerle, Hugo'nun kendi eserlerinde nasıl da psikolojik izlerini bıraktığını açıklayabilirlerdi. Yapabilirlerdi, ama yapmadılar... Fantine'ler hep sustu. Ve Victor Hugo -ki kim bilir kaç zamandır kimse ona Victor diye seslenmemişti bile - en az Cosette kadar yalnızdı... O da sustu...

Cosette bilemezdi Freud'un rüya görme üzerine yazdığı makaleleri. Ve kimseden de duyamazdı, insanın günlük hayatında yaşayıp gördüğü basit olguları, kendi duygu süzgecinden geçirerek ve de büyük anlamlar yükleyerek yarattığı bir dünyayı içinde taşıdığını. Ve bu dünyayı kişinin en belirgin şekilde ancak rüyalarında görebildiğini. Anlatsak da anlamazdı, insanın kendi soyutluğunda kaybolmuş bir ruhu olduğunu. Cosette belki anlayamazdı Victor'un başına gelmiş bunca psikolojik teoriyi, fakat bilinçsizce yaşayabiliyordu bu teorilerin içinde. Cosette küçük bir kız çocuğuydu ve sahip olduğu tek şey kocaman hayal dünyasıydı. O dünyada ona kötü davranan bir kadın kötü cadı, iyi davranan bir kadın peri oluveriyordu ve kendisi, şık evleri hep şato zannediyordu. Romantik akımın temelinde yatan aşırılık onun doğasında zaten kendiliğinden vardır. Ve bu akımın içinde eserlerine yer bulan Victor da en az Cosette kadar çocuktu ki, bütün yaşadıklarını yetişkinlere nazır bir abartı biçmi ile yazabiliyordu. Sürgünde -güzel evinden çok uzaklarda- verdiği yaşam mücadelesinin soluğunu taşıyan bu romanı, işte tam da bu yüzden psikanalitik bir eleştiri ile ele alınmalıydı.

CosetteCosette'in küçük dünyasından Victor'u görmeyi başaran sinemacılar hemen kolları sıvadılar. Bu büyülü, kocaman rüyalar dünyasını yaratmak için müzikal hazırlamak harika bir fikirdi. Bu fikri daha önce başkaları da akıl etmiş olmalı ki zaten hali hazırda dünya çapında beğeni toplamış bir müzikal vardı. Birileri Wagner'in 'Birleşik Sanat' teorisini iyi biliyor olacak ki, bu eserin derinliğinin ancak sanat dallarını birleştirerek verilebileceğini akıl etmişlerdi. Ancak sinemacılarımız bir adım daha ileriye giderek, Cosette'in hayal dünyasının yapbozundaki son eksik parçayı da sinema ile tamamlamışlar. Yani 'Birleşik sanat teorisinin gelebileceği son nokta operadır' diyen Wagner, sinema sanatından bihaber olduğu için yedinci sanatı pek hesaba katmamıştı. Fakat bu gün son parça da yerini buldu ve müzikal sinema ile birleşerek Victor'u hayata döndürdü. Efsanevi roman Sefiller'in satır araları, müzik ve kameranın birleşimiyle görünmeyeni görünür kıldı. Bu gün herkes Victor Hugo'nun rüyalarına dahil olabiliyor ve filmin sosyolojik boyutunun yanısıra psikolojik boyutu ile de tanışma fırsatı buluyor.

Fantine artık daha fazla sessiz kalmayacaktır. Filmi izlemek isteyenlere, mutlaka izlerken bu bakış açısıyla konuya yaklaşmalarını tavsiye edecektir. Filmin her karesindeki şiirsellik, her notasındaki duygu yoğunluğu ve yaratılan atmosferin dayanılmaz soyutluğu ancak Victor'ın rüyalarından bir kesit olabilecek şekilde tasarlanmıştır ve insanlar, romanı okurken farkedemediği bu gizli boyutu şimdi birleşmiş sanatların yardımıyla görebilecek hatta soluyabileceklerdir. Fantine der ki; bu yalnızca Victor'un değil aslında hepimizin yaşam tarzıdır. Hepimiz reddediliyoruz, zor durumlarda kalıyoruz, korkuyoruz ama aslında bu duyguların bu kadar güçlü ve zorlayıcı olmasının sebebi bizim kendi içimizdeki sefilliğimizdir. Sefillerin dünyasına hoş geldiniz. Nasıl ki burada yaratılmış her karakter Victor'un bir başka parçası ise ve bütün sefiller bir araya geldiğinde tek bir sefil meydana getiriyorsa, işte bizim sefilliğimiz de bundan daha farklı değildir. Herkesin içinde mükemmel pastel renklere boyanmış müzikal sahnelerinde şarkı söyleyen yine kendileri vardır. Cosette sadece bunun hala farkında ve Jean Valjean'lar çoktan unuttuğu bu şeyi Les Miserables film sayesinde hatırlayabiliyor. Yedinci sanatın son parçayı da tamamlaması ile Victor'un ruhu hayata döndü. Hepimize müjdeler olsun!

ŞaşkınJean Valjean, Fantine'in yüzüne baktığında sonunda uzun zaman önce unuttuğunu görebilmişti. Yeniden hatırlamaya başlarken gözü biraz ileride kendisine bakan yaşlı bir adam ve küçük bir kıza takıldı. Saçları kırlaşmış olan Victor, anlatmak istediğini tüm dünyadan önce kendi yarattığı baş karakterine, yani kendi ruhunun en büyük parçasına anlatabilmiş olmanın huzurunu taşıyordu gözlerinde. Victor, küçük Cosette'in elini tuttu ve oradan sessizce uzaklaşarak zamanın zifiri karanlığında gözden kayboldular...

Son Yorumlar

Yandex.Metrica