"Ben Seni Sevda Denilen Hummanın En Yüksek Nöbetiyle Seviyordum Nalân" posteri

'Saba Makamında Ney Taksimi' eşliğinde söyledikleri; "Evet, eminim ki Nalân'ı bir kere, yalnız bir kere kollarımın arasına alsam, O'nun bana 'seninim' dediğini duysam mutlaka çıldırırdım." Bunun nedeni 'ulaşamamış ve ulaşamayacak' olması mı acaba? İlhami, 'bütün bu eşsiz güzelliklere malik olduğu' halde saadetinden çıldırmamıştı.


Aynı adlı romanın (1936) (Kerime Nadir) (20. Baskı-1971) (İnkılâp ve AKA Kitabevleri) Yeşilçam uyarlaması. Eylül-Ekim aylarında (1953 )çekilen film, Şubat'ın (1954) ilk haftası gösterime girmiş. Nedret Güvenç'i soyadı, jenerikte, Arıburnu. Orhon M. Arıburnu ile evliydi o zaman. Sinyora Elena rolündeki Muazzez Erdiken de Süha Doğan ile. Alev Koral ve Belkıs Dilligil'in soyadları ise henüz 'Elmas' ve 'Fırat'.

Çekimlerin bir kısmı İtalya'da.  Muzaffer Tema, nişanlısı Ayten Çankaya'yı da götürmüş oraya. İstanbul'da bırakmaya 'gönlü razı olmamış'. Gidişleri Tarsus Vapuru ile. Kenan'ınki trenleydi. Cem Şendal "Filmin hariçte çekilmesi muvaffak olmasını sağlamaz" diye yazıyor ('Radyonun Sesi'-Ekim, 1953).

Roma çekimlerini Franco Lazaretti yapmış. Bu görüntüler Nejat Saydam'ın yönetmen olduğu 'Aşkın Gözyaşları-Şoför Ömer'de (1959) tekrar ve aynen kullanılacaktır.

Diğer çekimleri Mike Rafaelyan yapmış. Batı müziklerinin seçimi Faruk Yener'in; Türk musikilerinin seçimi Sadi Işılay'ın.

İlk olarak Tan Gazetesi'nde 'tefrika edilen' roman ve yaklaşık 20 yıl sonraki filmin ortak bir özelliği var; Okuyan da seyreden de gözyaşları içinde kalıyor. (Lüks Koltuktaki Adam) Sezai Solelli beğendiğini yazmış (Yıldız Mecmuası-6 Şubat 1954). 'Lüzumundan fazla uzun tutulması' ve 'ışıklandırma' dışında bir eleştirisi yok. "Umumiyetle 'Hıçkırık', eli yüzü düzgün, temiz, muvaffak olmuş bir filmdir."

Sinema çıkışı 'filmi nasıl bulduğunu soran' karikatürist Ali Ulvi'ye "Çoğu kimse ağladı" yanıtını veriyor. Arkadaşının karşılığı çok hoş; "Şu halde (filmin yapımcısı) Hürrem Erman gülecektir."

Adapazarı (kitapta 'Sivas', ikinci çevrimde 'Yalova'). Kenan 7 yaşında öksüz kalmış. Babası "Sen çok talihsiz bir çocuksun yavrum. Dünyada yapayalnız kaldın. Evet, ben varım fakat..." diyor. 'Kaldık' değil 'kaldın'. Bu 'fakat'ın nedeni sonra anlaşılır. Meğer Susamzade Safi Bey 'rahmetlinin' ikinci kocasıymış. Kenan'ın asıl babası Yüzbaşı Ziya Bey, Yemen'de şehit düşmüş.

'Babasıyla' neler yaşadığını çocuğun sözlerinden anlıyoruz; "Zavallı anneciğim! O'nun yokluğu ikimizin de ruhunda birbirimize karşı sonsuz bir uzaklık vücuda getirmişti." Öksüzlüğü, talihsizliğinin başlangıcı olmuş. "Babam eski babam değildi artık... Aramızda ikimizin de anahtarına sahip olamadığımız kalın bir kapı vardı sanki."

Birkaç ay sonra eve bir üvey anne gelir. "Ölenle ölünmüyor. Ne yapalım, annenin kaderi böyleymiş. Senin de bakıma, bir anne şefkatine ihtiyacın var" demişti babası. 'Bakım-şefkat' bir yana ilk iş olarak tavan arasındaki odaya atılır. 'Elin piçlerine dadılık edemezmiş' Leyla Hanım. Fazla laf istemiyormuş. Bıkmış usanmış. "Bu yumurcağı başımdan def edeceksin. İstersen leyli mektebe ver." Dayak, azar. Sonuçta 'bir toprak meselesi' için oralara gelen Muhip Azmi Bey tarafından himaye edilir. Bu 'toprak meselesi'nin ne olduğu ve nasıl sonuçlandığı 'meçhul'.

İlkokul öğretmeni, filmin bir sürprizi; 'Reji asistanı' Nejat Saydam.

Kenan'ın evden ayrılmasına kadar olan kısım ve sonrası iki ayrı film gibi. Sonrasında 'o işkence dolu' çocukluk günlerinin lafı edilmeyecektir. Zaten Safi Bey "Bir daha buralara dönecek değilsin ki" demişti.

'Üçüncü babası' ile İstanbul'a geliyor. (Ev çekimleri Hidiv Köşkü'nde yapılmış). Azmi Bey'in 12 yaşında bir kızı var. Kenan'ı koruyup kolluyor. Kahramanımızın, 5 yaş büyük Nalân'a âşık olması O'nda bir anne sevgisi bulmasından mıdır?

Saklamaya çalışıyorlar ama aşklarını bilmeyen yok. Vesime, Kudsi Baba, Bahçıvan Şaban, Roma'daki sefaret memuru Sedat durumu anlamış. Dahası Handan bile her şeyin farkındaydı. "Siz anneme, annem de size âşıktı" diyecektir (sf. 166).

Nalân, 'kızına, 18 yaşına geldiğinde verilecek' mektubunda 'çok talihsiz bir kadın olduğunu, gönlünün arzularından ziyade bağlı olduğu hüküm ve nizamların çerçevesi içinde yaşadığını' yazıyor. Oysa kitapta ve filmde böyle bir zorlama yok.

"Sadece gönlünün istediğini yap. Ancak sevdiğin adamla evlen" dedikten sonra eklemiş; "Bu, uzun boylu kumral (romanda 'sarışın') bir hariciye memuru (kitapta 'subay') olursa ruhum istirahata erişecektir." Bu satırlarla kızına duygusal baskı yapmış olmuyor mu? Nitekim Handan, maden mühendisi nişanlısından ayrılıp Kenan'la evlenir.

Hastalığı üşütme, zatülcenp, verem şeklinde bir gelişme gösterir Nalân'ın.

Romanda Kudsi Efendi'yi ziyaret gizli gizli oluyor. Evdekiler izin vermezlermiş.

Aldatıldığını düşünen İlhami 'insanlıktan çıkmış gibiydi'. Kin ve kıskançlık içinde. Karısına "Aldatılan bir erkek nasıl hareket edermiş, nasıl cezalandırırmış göreceksin" diyor. Aynı şeyi bir kez Doktor Afif'e, bir kez de yalnızken kendisine söyleyecektir; "Görsün bakalım, aldatılan bir erkek nasıl intikam alır ve nasıl cezalandırır." Bu sırada sanki Nalân karşısında ve O'nla konuşuyor gibiydi. Önce Handan'ı uzaklaştırır köşkten. Karısı zaten son günlerini yaşıyordu. "Ama muhakkak olan bir şey varsa sen bu ölümü yaklaştırdın." Arkadaşının düşüncesi böyle.

Evlenmeden önce "Seven adam sevildiğini de bilir sevilmediğini de" demişti Nalân'a. Aldanmasına imkân yokmuş. Gelişen olaylar aksini kanıtlıyor.

Roma sahnelerinde, 50 saniye, yabancı dilde konuşma var. Belki de seyircinin İtalyanca bilmesi gerektiğini düşündüklerinden, montajda, alt yazı ile yardımcı olmamışlar. Hareketlerden anladığımız kadarıyla Sinyora Elena 'dışardan bir şey isteyip istemediğini' soruyor. 'Acele' gönderilmesi gereken bir mektubu varmış kahramanımızın. Ancak 'aceleden' yanlış mektubu zarfa koyuyor. İlhami'nin deyişi ile 'menhus mektubu'.

Filmdeki melodiler:

'Hamlet Fantezi Uvertürü, Op. 67' (İlk bir buçuk dakikası) (1888) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky) Jenerikte.

'The Planets, Op. 32: I. Mars, the Bringer of War' (1914/16) (Gustav Holst) Kenan "Günler durmadan geçiyor ve her yeni gelen gün babamın bana karşı olan sevgisini biraz daha azaltıyordu" derken.

'Nihavent Makamında Taksim' Adapazarı'ndaki evinden ayrılırken.

'Uşşak Makamında Ney Taksimi' Kudsi Baba'nın "Bana her zaman gelin. Sık sık gelin. Şu borudan (neyden) ve sizlerden başka dostum yok"  dediği sahnede.

'(Piyano ile) Rast Peşrev' (Benli Hasan Ağa) Nalân, Kenan'a piyano çalarken.

'Bayâti Makamında Tambur Taksimi' Kenan "Kudsi Baba çalarken zaman mefhumu ortadan kalkıyordu" derken.

'Kemanla Bayati Peşrev' (Sadi Işılay'ın kemanından dinliyoruz) Nalân, Kudsi Baba'ya kemanla eşlik ederken.

'Şedaraban Saz Semaisi' (Tamburi Cemil Bey) Kenan (keman) ve Nalân (piyano) birlikte çalarken.

'An Der Schönen Blauen Donau, Op. 314' (1866) (Johann Strauss II) Nalân ve Handan salıncakta sallanırken.

'Kaiser-Walzer, Op. 437' (1889) (Johann Strauss II) Partide dans ederlerken.

'Saba Makamında Ney Taksimi' Kudsi Baba'nın kulübesine son kez gittiklerinde.

'Şedaraban Makamında Bir Parça' İtalya'ya gitmek üzere evden ayrılırken.

'Santa Lucia' (Napoliten Melodi) 'Roma 10 5910' plakalı araba ile dolaşırlarken.

'El Choclo (Kiss of Fire)' (1903/1952) (Angel G. Villoldo / Lester Allen / Robert Hill) Radyo dinlerken.

'Hüseyni Makamında Ney Taksimi' Nalân, kızına mektup yazarken.

'Segâh Makamında Taksim' O müthiş son sahnede.

Film ve romandaki kahramanlardan biri de '7 delik 72 sesli' ney.

Kamelyanın altı. İlhami evlenme teklif ederken "Seni ben tedavi edeceğim Nalân. Ne olur 'evet' de. Senin sıhhatin, senin hayatın için bütün benliğimi ortaya koyacağım. Fakat şimdiki vaziyet dâhilinde bu imkânsız tabii" diyor. Mesleğini bir şantaj aracı olarak kullanmış sanki. "Görüyorsunuz ki hastayım" yanıtını alınca "Hayır, artık hepsi geçti" diyerek Nalân'ın elini kolunu öpmeye kalkar.

Kenan da zaten 'hiçbir şey yapmaya, hiçbir şeyi arzusuna göre değiştirmeye muktedir olmayan'  biri. Eline fırsat geçtiğinde, genç kızın "Yoksa bana sevdalandın mı" sorusuna bile olumsuz yanıt veriyor. Böyle olunca 'bütün acısına rağmen olanları tevekkülle karşılamaktan başka çaresi kalmayacaktır'. Nalân da delikanlının aşkını anlamazdan gelerek işleri karıştırmış.

Romanda Kenan, Handan ile evlenir. Film buna cesaret edememiş. Böylelikle "Nalân'ın ağlattığını, Handan güldürür" cümlesi anlamsızlaşıyor.

Fransızca hocasının kızının düğününden dönüş "Gecenin soğuk eli her yeri kaplamıştı" diye anlatılmış. Ama çekimler gündüz ve mavi filtresiz yapıldığından o etkiyi vermiyor.

Herkes müzisyen gibi. Nalân, romanda tambur ve piyano, filmde piyano ve keman; Kenan, romanda piyano, keman, tambur, mandolin, filmde keman; Kudsi Baba, romanda ney, filmde tambur ve ney; Handan romanda piyano çalıyor.

"İnsan birini severken başka biriyle evlenebilir mi?" Kahramanımız bunu üç kez söylemiş. İki kez Nalân'a bir kez de Sedat'a.  Ama sonra (kitapta) sevdiğinin kızıyla evleniyor. Yarbay arkadaşına "Bugün mutlu hatta çok mutlu bir insanım. Çünkü beni mutlu edebilecek biricik kadınla evlendim" diyecektir (sf. 16).

Romandaki Kenan 'parmaklarının altında feryat eden tamburla' Bayatî Araban bir eser söylüyor; "Nîmet-i vaslın içün ey gonce leb//Terki can etmek de bir şey mi acep?" (Haşim Bey).

Anadolu'da D.R.'ye tayin olmuş. Soğuğu ve karı 'pek şiddetli bir yer'. Kışa, yazdan hazırlanılırmış. Teğmen arkadaşı Feridun "Burada bekârlık adeta ayıptır" diyor. Evli olmayanlar ya nişanlı ya sözlü. Yerli erkeklerin çoğu iki üç karılıymış. Tek evliler parmakla gösteriliyormuş. (1910'larda 'Memleketimden İnsan Manzaraları').

Kerime Nadir'in diğer bir ilginç gözlemi: "İstanbul mevsimsiz bir memlekettir. Sonbaharı, yaz; ilkbaharı kış olarak veyahut kışı ve yazı mutedil bir hava ile geçer."

Fazıl rolündeki Abdullah Ataç'ın bir anısı; 'Fi tarihinde' güney illerinden birinde film çevirirken bir adamla bavul yüzünden karakolluk olmuşlar. İkisi de kendisine ait olduğunu iddia ediyormuş. Bavul açılıp içi kaçak eşya dolu olduğu görülünce bu kez ikisi de kendisine ait olmadığını söylemeye başlamış. Sanatçı, bir polis eşliğinde otele gidip odasındaki bavulu getirmiş. Ama onun içi de 'o biçim resim' doluymuş. Anıyı aktaran Hasan Pulur "Hikâyenin bundan sonrasını Abdullah Ataç, öldür Allah anlatmıyor" diye bağlamış (12 Eylül 1966-'Olaylar ve İnsanlar').

Şaban rolündeki Osman Altınay ve İstanbul Edebiyat Fakültesi'nden arkadaşı Mehdi Özgürel, Zıt Kardeşler adıyla tanınıyor. Önceleri Nezih İzmiroğulları ile üçlü olarak üniversite toplantılarında amatörce numaralar yaparlarmış. İkili olarak 1948'de Belediye Gazinosu'nda profesyonel olmuşlar. Sonrasında Tepebaşı Gazinosu, Angelo var. 1954'e kadar esprileri ile seyircileri kırıp geçiriyorlarmış. Ayrıldıktan sonra Özgürel gazeteciliğe; Altınay ise sahne ve sinemaya yönelmiş.

Kenan'ın annesi-Alev Elmas (sonradan 'Koral'); Üvey anne (romanda adı yok) Leyla-Fatma Bilgen; Safi Bey-Temel Karamahmut; Perver-Leman Akçatepe; Öğretmen-Nejat Saydam; Muhip Azmi Bey'in annesi-Lebibe Çakın; Dilber Bacı-Dursune Şirin; Kudsi Baba-İhsan Aşkın; Vesime-Muazzez Arçay; Bahçıvan Şaban-Osman Altınay; Sinyora Elena-Muazzez (Erdiken) Doğan; Fazıl-Abdullah Ataç; Birkaç saniyelik görüntülerde 50'lerin Ankara'sı; İstanbul ve Adapazarı'ndaki parke taşlı yollar; Roma ve Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği; 'Septimus Severus Takı'; 'Pons Aelius Köprüsü'; 'Linee Aeree Italiane (LAI)'; Pervaneli uçak çok güzeldi.

Filmin sonunda batan iki güneş var. Biri Kenan'ın kollarında diğeri ise ta uzaklardaki ufukta.

Nalân'ı Nedret Güvenç; Kenan'ı Hayri Esen; Kudsi Baba'yı Kemal Ergüvenç seslendirmiş.

Romanda Dilber Bacı ve Bahçıvan Şaban yok. (Acıklı filme birazcık olsun neşe katıyorlardı). Olaylar 1800'lerin sonu ile 1900'ların başında geçiyor. Kenan'ın annesi ölmüş. Babası, Sivas'ın namlı tüccarlarından, Susamzade Safi Bey yeniden evlenir. Bir yığın eziyetin ardından Muhip Azmi Bey evlat ediniyor çocuğu. Burada bir hata var. Sivas'tan İstanbul'a gidişleri 'uzun bir deniz(!) yolculuğuyla'. Filmde 'hariciyeci', kitapta 'subay'. Roma'ya değil Anadolu'daki K vilayeti, DR kasabasına tayin edilir. 'Süvari alayı, sekizinci bölük kumandanlığı'. Nalân'ın "Ölüyorum... Çabuk gel" telgrafı sonrasında en kestirme yolu planladığı halde İstanbul'a ulaşması 16 gün sürüyor. Bir gün önce gelebilseydi keşke. Handan'la evlenir. Bir oğulları olur. 'Rakibi' İlhami, Çanakkale'de şehit düşmüş.

 

'Şedaraban Saz Semaisi' (Tamburi Cemil Bey). Biri keman diğeri piyano çalıyor; "Bana öyle geliyordu ki Nalân da ben de birbirimize söylemek istediklerimizi ancak bu lisanla, bu ilahi namelerle söyleyebiliyorduk. Ancak bu saatlerde birbirimizi daha iyi anlayabiliyorduk."         

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica