"Yenilmek Ayıp Değil Ama Hayata Yenilmek, Hele Genç Yaşta Yenilmek Ayıp... İnsanoğlunu Çalışmak Kurtarır"  posteri

'6 Numaralı Si minör Senfoni, Op. 74 (Pathétique): IV.  Finale. Adagio lamentoso-Andante'. (5.20-6.30 arası) (1893) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky). "İlle belaya mı bulaşmalı yaşamak için. İlle namussuzluk etmek mi lazım. Peki!" Bir bunalım anında daktilosunu yere atıp kırarken söylüyor bunları Aysel. Cankurtaran simidine sırtını dönmek gibi bir şey.

Mayıs-Haziran aylarında çekilen film 28 Kasım 1962, Çarşamba günü (Beyoğlu) Taksim, (Pangaltı) İnci, (Aksaray) Bulvar, (Çarşıkapı) Şık, (Kadıköy) Opera, (Eyüp) Melek, (Balat) Milli sinemalarında gösterime girmiş. Gazetelerde "Herkesin Filmi-Senenin Harikası" ve "Nihayet Büyük Bir Alaka İle Beklenen Mutlu Gün Geldi. Yılın En Başarılı Filmlerinden" ilanları vardı. Yapımcı Murat Köseoğlu'nun adı yönetmen Aydın Arakon'dan önce. İleriki yıllarda hep en son yazıldığını göreceğiz. Atilla İlhan, İstanbul'a göçü Beyoğlu özlemi ve polisiye bir olay eşliğinde vermiş. Jenerikte Ali Kaptanoğlu adıyla ve 'senaryo yazarı-reji asistanı' olarak yer alıyor. 'Ver Elini İstanbul', Show Tv'deki gösterimde Türkan ve Yılmaz'ın sevişme sahnesi dâhil 14 dakika kesilmiş.

Mualla Fırat'ın soyadı, jenerik ve 18 Kasım 1962, Pazar günkü gazetelerde 'Kavur' olarak yer alıyor. 1953'te Refik Kavur ile evlenmiş ve birkaç yıl sonra ayrılmışlardı. İlandaki hata 28 Kasım 1962, Çarşamba günkü gazetelerde düzeltilmiş; Mualla Fırat.

Sezai Solelli "Anadolu'da doğup büyüyenler için İstanbul özlenen bir şehirdir" diyor bir yazısında (8 Aralık 1962). Büyük Balkan Oteli de bir küçük İstanbul sanki. 'Memleketimden İnsan Manzaraları'. Kemal; Aysel; Futbolcu Yılmaz; 'Minnoş' Türkan; Niyazi; Şeftren; Otel görevlisi Kazım; At Yarışçı-Haydar. Komedi ve dram iç içe. 40 küsur odasıyla Anadolu'dan gelenlere kucak açmış. Sahibi Kevork "Canlarım, ciğerlerim" sözleriyle karşılıyor Onları. Yüzünde, kulaklarına varan bir gülüş; Takım elbisesinde, karanfil ve mendil eksik değil. Otel 'kompleyt' olup hiç boş oda kalmadıysa değmeyin keyfine. En kızdığı şey 'Palabıyıkyan' diye hitap edilmesi. 'İllet olormuş'. Odalarda, 'resepsiyonda' ve 'mahrem konuşmalar için lobideki kabinde' telefon mevcut.

'21 Kemal' kimsesiz bir genç. Adanalı. Eğitim durumu sanat mektebinden terk. '21' lakabı, okuldan kalma. Askerlik dönüşü Saatçi Cebbar'ın yardımını görmüş. Mesleği 'elektrikçilik' ama 'kabadayılık dalgasına' yıllar var ki eline tornavida almamış. İstanbul'a geliş nedenini şöyle açıklıyor; "Adana ufak yer. Bizi açmaz. İstanbul'un Beyoğlu'nda öttüreceksin ki borunu,  Allahıma Allahıma." Vapur güvertesinden "Ülen İstanbul! Ben de sana kral olmazsam" diyordu. 'Gurbet Kuşları'ndaki (1964) Haybeci-Hüseyin Baradan da benzer şeyleri söyleyecektir. Nedense buraya her gelen kral olmak sevdasındadır. Havasında suyunda ne varsa artık. Sade vatandaş olmak isteyene rastlamadık. Bu söylemde sevgiden çok kin var. Zaten Kemal de önceleri 'bir dümen uydurup voli vuracağını' söylemişti. 'Krallık' ve 'voli'yi niçin Adana'da denemediği belli değil. Bir başka sahnede "Ben macera severim aslında" diyor. Yiğitliğini, Namık Kemal'in 'Hürriyet Kasidesi' ile ödüllendirir Niyazi; "Yaşa ey şir-i jeyan (kükreyen aslan)//Satvet-i keharına (ezici kuvvetine) kim dayanır."pp

İstanbul'a ilk gelişi bu. Ayasofya, Sultanahmet ve Galata kulesini biliyor. Ama Çamlıca, Küçüksu ve Kuzguncuk'tan habersiz. "İşin, aşın ve oynaşın en iyisi İstanbul'da." 3 değil, 5 değil tam 11 yıl bunu dinlemiş. Kurtalan Ekspres'in C 3121 numaralı vagonundan Haydarpaşa'ya ayak bastığında saldırıya hazır bir vaziyetteydi. "Biz de görelim diyoruz. Hem de öyle filmde gazetede değil kendi gözümüzle. Beyoğlu'nun bir ucundan girip öbür ucundan çıkacaksın ki, Allahıma Allahıma." Ulubatlı Hasan bile böylesine hırslı değildi.

Aysel. "Gözleri adeta başka bir İstanbul, başka bir memleket." Soyadı Güneri. Yılmaz, oteldeki odasıyla bağdaştırarak "42'deki piliç" diyor genç kız için. Modaevinde adı daha sosyetik; 'İnci'. Orhan'la Ankara'dan gelmiş. Beyoğlu Evlendirme Dairesi'ne vereceği evraka göre 1932 doğumlu. Mesleği daktilo. Anne adı Hatice; Baba adı Salih. Orta ikiden terk. "Cebeci'de iki odada oturuyorduk, 5 nüfus. Daktiloluğa başladığımda16'mı sürüyordum. Şimdi 21'imi." Çocukluğu "Bir odam olsa" hevesiyle geçmiş. Orhan'a rastlaması 'karlı bir gün, işten dönerken'. Evleneceklerdi. Beşiktaş'ta ev bile bakmışlar. Ancak 'dalgası olan mühendis bir sabah pırrr'. Sonradan evli olduğunu öğreneceğiz. Ankaralı kız şimdi yabancı bir şehirde, bir otel odasında yapayalnız. (Yılmaz hemen 'şansını deneyip' tersyüz olur). Kevork, genç kızın durumu için "20 sene Tokatlıyan'da çalıştım. Böyle bir şey görmedim" diyor. Yine de şanslıymış Aysel. 'Açılan bir başka kapıda' Kemal'le karşılaşacaktır.

Mühendis Orhan'ı filmde göremiyoruz. Soyadı 'Kurar'. Ankara'dan ta İstanbullara kaçırdığı sevgilisine "Aysel bu böyle olmayacak. Dönüyorum. Beni affet" diye bir not bırakmış. Atilla İlhan'ın şiirindeki gibi "Aysel, git başımdan ben sana göre değilim" de diyebilirdi.

Filmin çevrildiği günlerde Çolpan İlhan'ın sevdiği şiir; "Ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları//Evren ne derindir, yürek son gücüyle çarpar." (Balkon) (Baudelaire).

'Hayali' Niyazi, kahramanımızın oda arkadaşı. 'Zenne' Niyazi de diyorlarmış. 'Rahmetli' Velinimeti Atıf Paşazade Rıfkı Bey "Sen zenneye çıktın mı kadından ayırmak ne mümkün" dermiş. Ölenin arkasından konuşulmaz ama gözü vardı galiba. Niyazi, aslen Kütahyalı. "Kütahya dediğin ne ki. Bir çarşı hepsi o." Çoluk çocuk orada. 'Muzdar kalınca', bu yaşında bir iş ümidi ile İstanbul'a gelmiş. Ama burada da aynı dert. "Ortaoyununa çıkardık zamanında, o da öldü. Karagöz oynatırdık, o da öldü." Hatıralarını anlatmadığı sahne yok. Kahramanımızın Adana'dan geldiğini duyduğunda 'susması ne mümkün'; "25 yıl 'mukaddem' Meddah Mazlum Bey'in heyetiyle Adana'ya düşmüştük. Mutad hilafına dehşetli kış olmuştu."

'Yapayalnız olduğundan yakınan' Aysel'e "Biz ne güneyiz burada. Ben yok muyum, Kemal? İnsan insana her zaman lazım. Elinde bir de zanaatın oldu mu..." diyerek yardımcı olmaya çalışıyor. [Bu sırada genç kız, elinde 02 Haziran 1962 (ama kapağında yanlışlıkla '02 Mayıs' yazılmış) tarihli Ses Mecmuası'nı tutuyordu. 14. sayfasında Hınzır'ı seslendiren Mücap Ofluoğlu ile ilgili küçük bir haber var].

57 yaşındaymış Niyazi. 'Aliens'daki (1986) Ellen Ripley-Sigourney Weaver'in 'derin uyku' süresiyle aynı. "57 years."

Bir sahnede Nedim'in "Bu şehr-i İstanbul ki" diye başlayan kasidesini okuyup "Öyledir, öyledir ya adamın cebi dolu olmalı" diye ekliyor. 'Bir taşına bütün acem mülkünün feda olduğu' bu güzel şehirde yaşamak için 'adamın cebi dolu olmalıymış'.

Şeftren (filmde adı yok) Vahdi Ersin, uzak bir istasyonda görevli. 'İn yok cin yok'. Gece yarısı bir yataklı vagon geçecek de iki kadın görecek. Sonra artık uyuyabilirsen uyu. 'Ay Büyürken Uyuyamam'daki (1969) (Necati Cumalı) öyküleri anımsattı. İznini geçirmek için geldiği İstanbul'da da değişen bir şey yok. Yaptığı tek şey balerin kızlar otele gelince 'kapıda frikik olmak'. Sonunda "Malumaliniz, biz bozkırda tenhalığa alışmışız. İstanbul'un dağdağası..." diyerek döndüğünde daha 15 gün tatili vardı. "Eksprese bakar kendime göre bir İstanbul düşünürdüm. Hâlbuki..."

Yılmaz, Feriköy'de sağiç. Göztepe'den transfer olurken 'iyi mangır tutmuş'. Eski kulağı kesiklerden. Otelde olup biteni ilk O duyuyor. 'Asılmadık' kız bırakmaz. Orhan'ın terk ettiği Aysel'e sataşıp terslenince söyledikleri harika; "Âleme şapır şupur, bize ya Rabbi şükür. Yok öyle hikaye." Neyse ki Süslü Türkan'ı 'yatağa atıp' biraz rahatlıyor. O'nun da çenesine güç yetiştiremez. 'Karı manitası yüzünden üç aydır takıma giremiyormuş'. Yine de kuyruğu dik tutmaya çalışmaktaydı; "Takımda yerime oynayan hödüğün tek yıldızdan yukarı aldığı var mı gazetelerde. Yoo!"n

Atilla Yelkenci'nin isim babası Nihat Erim'miş.

Eşsiz güzelliği ile Türkan (Leyla Sayar'a bu isim pek yakışmamış). Herkesin Minnoş'u. (Bu 'minnoş' sözcüğü 8 sahnede var). Kadın erkek, önüne kim çıkarsa beraber olabilir. Yeter ki 'pantantik' alsınlar. Küpe, kürk gibi şeylere bayılıyor. Hınzır'ın dediği gibi 'süs yoluna gebermek lazım deseler geberecek'. Yalnız zamanlaması iyi değil. 'Beyoğlu'nda gördüğü şapkayı' sevişme faslından önce değil de sonra isteyince Yılmaz yan çiziyor. Her şey zamanında(!).

Haydar, at yarışı düşkünü. Konuşması da altılı heyecanından hafif peltek. Her hafta sürpriz oynuyor. "Battı balık yan gider." Yılmaz'a "Seni karılar, beni de at yarışı mahvedecek" demişti. Şehber'e şans tanıdığı ikili bahiste 'tonla para' kazanır nihayet. Otelde bunun şerefine yapılan içkili toplantıda Niyazi (yine Nedim'den) bir şiir okur. 'Berceste'; "Ayağın sakınarak basma aman sultanım//Dökülen mey, kırılan şişe-î rîndân olsun."

Adanalı Cebbar. Aslında Siirtliymiş. 20 yıllık saatçi. Yıllar önce İstanbul'a gelmiş bir kez. Aklı burda kalmış. (Niyazi'nin dediği gibi "İstanbul'un suyundan bir içen bir daha içmek ister"). Cevahirzade'yi polise 'çivilemesi' karşılığında alacağı para çelişkili. İki sahnede 50, bir sahnede 60 bin. Fötr şapka ve sol kulağındaki işitme cihazı ile İsmet İnönü'ye benzemiş. Atilla İlhan'daki 'Milli Şef' kızgınlığının bir yansıması belki.

Filmin en 'kötü adamı' Hınzır. 'Beş yılını delikte geçirdiği için polisten çekiniyordu'. Para kokusu alınca korku falan kalmaz. "Yanmış harmanın öşrü mü olur." Tarabya'da bir evi, Beyoğlu'nda tilt salonu var. (Kapıda 'Maharet Spor Salonu-Halit Çapar' yazılı. Polis anonsundan öğrendiğimize göre Sümbül Sokak'ta). '18 yaşından küçükler giremezmiş'. Duy da inanma. Çocukların böylesine düşünüldüğü salonda Hınzır'ın "Acele karı marı düşürüyoruz bazen. Burası işimize yarıyor" dediği bir oda daha var. Kiralık katil Fahri'yi "Yat zıbar. Akşama kadar uyu. Gece olsun hayr olsun" sözleriyle bu odada misafir ediyor. 'Hayr olacak' şey de Kemal'i 'bir köşede kıstırıp göbeğine beş mermi gömmek'.

Ama Fahri işinin ehli değil. Kurşun mu, bıçak mı kullanacak daha buna bile karar verememiş. Üstelik eli ayağı titriyor. Korkusundan iki gece uyuyamamış.

Modacı Seher'in cinsel tercihi "Nam-ı diğer Selami Bey" olması ile verilmiş. Modaevi sahibi ve kadın tüccarı. Erkek gibi görünmek için (White Horse Cellar) viski ve sigarillo içiyor. Çok kıskanç. Hınzır'la beraber oluyor diye (oysa kimle beraber olmuyor ki) Türkan'ı, Minnoş'unu boğmaya kalkmıştı. Diğer mankenler için böyle 'tutucu'(!) değil. Müşfik Bey gibi işadamlarına üçer beşer pazarlayabiliyor. Hem de "Bayılacaksınız, pek şeker şeyler" diyerek. Defilesinde 'Arzu, Samanyolu, Kızıl Geceler, Çapkın' isimli iç çamaşırları ile 'Hayal, Engin, Deniz, Mercan' gibi mayolar var.

Seher'in 'erkeksi' oluşu 'Aliens'daki (1986) bir konuşmayı çağrıştırdı. Vasquez, kasları erkekleri kıskandıracak bir kadın. 'Er' Hudson-Bill Paxton arkadaşına seslenir; "Hey, Vasquez! Have you ever been mistaken for a man?" Anında yanıtını alır; "No! Have you?"

Filmin, bir başka 'reji asistanı' İsmail Varol iki sahnede karşımıza çıkıyor. Kevork, Kemal'le konuşurken ve Aysel'in (reçetesi olmadığı için) uyku hapı 'alamadığı' eczanede. 'Uyku' konusu yine 'Aliens'ı (1986) düşündürdü. Aysel uyuyamadığı için hap isterken '57 yıl uyuyan' Ellen Ripley, hemşirenin verdiği uyku hapını istememişti; "I've slept enough."

Sondaki dayak sahnesinde Kemal 8 yumruk vurduğu Fahri'den 9 yumruk, bir tekme; 5 yumruk attığı Hınzır'dan 8 yumruk yiyor. Yine de 'kötü adamları' dövmüş(!). Kahramanın attığından fazla yumruk yediği tek film bu olsa gerek.nnn

Filmdeki melodiler.

'Si minör 6 Numaralı Senfoni, Op. 74 (Pathétique) (1893) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky) 'I. Adagio. Allegro non troppo' (4.15-5.10 arası) Kemal yüzükleri alırken. 'II. Allegro con grazia' (2.46-4.20 arası) Kemal bavulunu açıp tabancasını kontrol ederken. 'IV. Adagio lamentoso-Andante' (İlk 20 saniye) Otelde pencereden Fahri'ye bakarken ve (5.20-6.30 arası) Aysel, daktiloyu yere atarken.

Rus Çigan melodisi 'Les Deux Guitar (Dve Gitari)' Filmin sonu dâhil 7 sahnede.

'Laura' (1945) (David Raksin / Johnny Mercer) Niyazi ile Beyoğlu'na giderlerken.

'Do minör 2 Numaralı Piyano Konçertosu, Op. 18' (1900) (Sergei Rachmaninov) 'I. Moderato' Aysel, telefonda Ankara ile konuşurken.

'Mantovani Conducts Around the World' albümündeki (1957) 'Around the World' (1956) (Victor Young / Harold Adamson) Kemal balıkçıları seyrederken.

'Night on Bald Mountain' (1880) (Modest Mussorgsky) Cebbar "Bana bunu mu yaptın 21" derken.

'The Rite of Spring (Le Sacre du Printemps)' (1913) (Igor Stravinsky) 'I. Sacrificial Dance' Kemal "Cebbar. Seni ben vurmadım. Duyuyor musun, seni ben vurmadım" diye düşünürken.

Gülhane Parkı, Sarayburnu Gazinosu'nda Ahmet Sezgin'in sesinden dinlediğimiz türkü; "İn dereye dereye//Ne ineyim dereye//Babamın parası yok//Beni evlendirmeye//**//Edalı yar, cilveli yar//O'nu bırak bana gel//Olur mu yar//İki hanım alanların cezası var."

Kemal'i Toron Karacaoğlu; Aysel'i Çolpan İlhan; Türkan'ı Nevin Akkaya; Cebbar'ı Mümtaz Ener; Niyazi'yi Osman Alyanak; Fahri'yi Senih Okran; Şeftren'i Rıza Tüzün, Kazım'ı Kemal Ergüvenç; Eczacıyı ve "Otelimize hoş geldiniz", "Şu taraftan atıldı", "Nerede kaldınız canım" diyen üç kişiyi Fikri Çöze seslendirmiş.

İlk filminde Atilla Yelkenci (jenerikte 'Yelkencioğlu'); Kevork-Nıbar Terziyan; Seher/Selami Bey-Mualla Fırat; Hınzır-Öztürk Serengil; Fahri-Senih Orkan; Komiser Demiroğlu-Mustafa Yavuz; Şeftren-Vahdi Ersin; Tombalacı-Nusret Özkaya; Kazım-Osman Türkoğlu; Dansöz-İnci Birol; Büyük Balkan Oteli; Maharet Spor Salonu; Londra Pavyon; Mogambo Bar; Mulen Ruj; Miami Bar; Şen Bar; Deniz Saz; Filmde görmesek de Adana, Cevahirzade, Ankara ve Aysellerin Cebeci'deki iki odalı evleri; Haydarpaşa çok güzeldi.

 

'Dve Gitari (Les Deux Guitares)'. İntihar girişiminde de başarılı olamamış Aysel. 'Orhan bırakıp gitti' diye bileğini jiletle kesmeye kalkmıştı. Aslında değil Orhan, '21' Kemal bile böyle bir şeye değmez.

Niyazi; "Ölüm hiçbir şeyi halletmiyor ki. Ortadan kaldırıyor. 'Bir daha(ki) sefere yenerim' diyemiyorsun artık."

Aysel; "Artık eve dönemem. Babam öldürür. Yapayalnızım."

Kemal; "Boş ver! Ben yok muyum? Gün doğmadan neler doğar."

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica