"Öyle Bile Olsa, Büyük Bir Aşk Acı Çekmeye Değmez mi" posteri

 

“Ortalığın hali berbat be kardeşim. Jurnalcilik, rüşvet aldı yürüdü memlekette. Hiçkimse malından, canından, ırzından emin değil. Yarının ne olacağını bilmiyoruz.” Kerimoğlu 100 küsur yıl önce söylüyordu bunları. Çok şükür ki zamanımızda bu şeylerden eser bile kalmadı(!).

 ‘Pranga Mahkûmu’nun ilk gösterimi 22 Nisan 1968, Pazartesi günü (Beyoğlu) Lale ve (Beyoğlu) Şan sinemalarında. TRT 3’te yayınlanan halinde jenerik melodisiz. Kanal 6’daki şeklinde ise ‘Dead Ringer’ (1964) (André Previn)  ‘The Police is Waiting’ kullanılmış. Tanıtım yazısında şarkılar için Sevim Şengül ve Alaaddin Şensoy denmiş. Ancak Sevim Şengül’ün sesine filmde rastlayamadık. İyi korunamadığı için kaybolan kısımlarında vardır belki. İlk dakikalarda Sultanahmet Çeşmesi’nin 60’lardaki halini görüyoruz. Filmin 3 buçuk dakikası göbek havasıyla geçiyor.

Erman Şener’e göre ‘en azından konusuyla, artık göre göre kanıksadığımız bazı rastlantılara dayanmıyor’. Olayların gelişimi ve bu gelişimin içinde filmdeki kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerinde bir sebep sonuç ilişkisi kurulabiliyormuş. Sadece bu haliyle bile, konu açısından serüven filmlerinin klasik kuruluşuna benzemekle birlikte diğer örneklere oranla bazı özellikler taşıdığını belirtmiş yazar.

6thfffb

 

1905, Temmuz. Hünkâr 2. Abdülhamit’e yapılan ‘şeni tecavüz ve suikast’, zaten var olan jurnalciliği daha da arttırmış. ‘Zecri tedbirler almak mecburiyeti hâsıl olmuş’. Mansur Paşa “İçinde bulunduğumuz günler nezaketini ve vahametini muhafaza etmektedir” diyor. (Bu sözler 20. yüzyıl boyunca o kadar çok tekrarlanacak ki). “Devletli Efendimiz şevketmeap hazretleri emir ve ferman buyurdular.” Yaverleri Yzb. Talat ve Yzb. Necip’ten ‘bir nöbet cetveli tanzim edip her türlü ihbarı derhal dersaadete intikal ettirmelerini’ ister. Münavebe ile nezarette kalacaklarmış. Ne yazık ki, aynı kızı sevmeleri çok büyük sorunlara neden olacaktır. Necip, teyzesinin kızı Cemile’yi kimseye kaptırmaya niyeti değil.

Delikanlı gönül meselesini, birini sevdiğini itiraf ettiğinde annesi şaşırmıştı; “İnşallah bu seferki gelgeç bir macera, bir heves değildir.” Oğlunun ‘kalbini fetheden talihli kızın’ Cemile olduğunu öğrenince daha da şaşırır. “Doğrusunu istersen senin, teyzenin kızına gönül vereceğin aklımdan bile geçmezdi” diyor. Bu sahnede Necip’in elinde bir ut var. Sonraki kötülüklerini görünce musikişinas birinin böyle şeyler yapabilmesi insanı şaşırtıyor.

‘Muhayyerkürdî Makamında Enstrümantal İcra’ ile izlediğimiz sahne çok ilginç: Genç kıza ‘bir müjdesi olduğunu, zevceliğe layık bulduğunu’ söyler. Cemile’yi ‘zevceliğe layık bulması’ neden müjde olsun. Aşkını söylerken “Seni sevdiğimi nasıl oldu da anlayamadın? Halbuki bu ateş sen konağa ilk geldiğin gün içime düşmüştü. O günden beri aşkım her gün biraz daha fazlalaştı” demesi genç kızın, belki de kimsesiz kaldığı için yanlarına sığındığını düşündürdü.

Teyzekızının ‘kalbini bir başkasına verdiğini’ öğrenince “Bu izdivaç olmayacak” diye kükremişti. (Böyle durumlarda erkeklerin tepkisi hep aynı. Sonraki bir sahnede Cavidan ile Necip’in evleneceğini duyan Talat da “Bu düğün olmayacak” diyecektir).

Genç kızın “Fakat Necip, hakkımız değil mi” sözlerine “Hak değirmende” yanıtını veriyor. Üstelik bu sırada biraz önceki nezaketinden çok uzaktı.

Çare, Mülazım İzzet’in Talat’ı jurnallemesi. “Sen hiç üzülme aslanım” demişti Necip’e. “İzzet kulun ne güne duruyor. Memaliki Osmaniye’de benim üstüme bir hafiye var mı? Alimallah, jurnallediğim adamı Şevketmeab Efendimiz bile kurtaramaz.” Kantarın topu ellerinde. Kahramanımızın ‘ocağına incir ağacı diker ve dünyayı zindan ederler’. İşi sağlama bağlamak için delikanlının masasına ‘Paris’teki Jön Türklerle muhaberat kağıtlarını, Gizli İhtilal Teşkilatı’nın beyannamesini ve Erzurum Kuvve-i Seferiye Kumandanı Hüseyin Avni Paşa’nın mahrem şifrenamesini de yerleştirmişler. Ama Talat’ın başını asıl yakan Tevfik Fikret’in ‘Sis’inden (Sarmış yine âfakını bir dûd-i muannid) ve Namık Kemal’in ‘Vatan Şiiri’nden (Altı da bir üstü de birdir yerin) birer mısra olur. Mansur Paşa, ‘Hürriyet Edebiyatı’ndan hoşlanmazmış.

fdhdfh

“Münevver bir Türk zabitinin Türk Edebiyatı ile alakadar olması tabii değil midir, Paşa Hazretleri. Eğer Namık Kemal’i okumak suçsa cezama gönüllü olarak katlanmaya hazırım. Yalnız bana ceza vermeden evvel Namık Kemal’i okumanızı tavsiye ederim” diye diklenen kahramanımız soluğu Yedikule Zindanı’nda alıyor.

Hapse girişi Necip’i ve Paşa’yı sevindirir. Ama nedenleri farklı. Mansur Paşa, bir vatan haini yakalandı diye, Necip ise Cemile kendisine kaldı diye. ‘The Bourne Ultimatum’daki (2007) Noah Vosen-David Strathairn “Ne tuhaf! İşler bakış açısına göre değişebiliyor” demişti Pam Landy-Joan Allen’a. Nikâh gecesi kendisini öldürdüğü için kimseye yar olmayacaktır Cemile.

Hapiste, Koca Osman ile karşılaşır kahramanımız. Yaman bir eşkıya. Zeki Alpan’ın makyajı ile Necabettin Yal çok başarılı. (Sonraki sahnelerde Kerimoğlu’nun da bıyıkları harikaydı). Güzel bir esprisi var. Birkaç yıldır oradaymış. Duvardaki taşları kazıyarak Talat’ın bulunduğu yere ulaşmış. “Buraya girdiğim günden beri bir delik açıp kaçmayı düşünüyordum. Sonunda bir başka hücreye çıktım” diyor. Bir haksızlık yüzünden silaha sarılmış. Sonra da silahı elinden bırakamamış. Hapisliğin zorluğunu “İnsan, insanlıktan çıkıyor bu dört duvar arasında” demesinden anlıyoruz.

Talat’ın kaçışı, Edmond Dantés’ın İf Şatosu’ndan kaçışına benziyor. Kara Bela Çetesi’nin başına geçip ‘hak, adalet ve hürriyet’ mücadelesine başlayacağını söylüyor. Ama daha çok soygunla meşguldüler. Yükte hafif, pahada ağır ne varsa varsıldan alıp yoksula. Hafifleterek rahatlatıyorlar(!). Bir Direklerarası baskınında “Ey ahali, bizim fakir fukara ile işimiz yok. Bizim alışverişimiz şu karşı locadaki zevatla. Beyler, beyzadeler, paşazadeler, haramzadeler! Hadi bakalım boşaltın ceplerinizi” diyor. Gerçi çok benzerlik yok ama varsıl-yoksul ayırımı John Lennon’ın bir Beatles konserindeki (1963) sözlerini çağrıştırdı: “People in cheaper seats clap your hands. (Kraliçenin de aralarında olduğu kraliyet locasına dönerek) You’ll just rattle your jewelry.”

Kerimoğlu’nun kahvesi ‘Silahlıpaşazade’de (1967) Yunus Ağa-Turgut Özatay’ın Çeşme Meydanı’ndaki kahvesiydi.

Talat bir sahnede bizi hayal kırıklığına uğrattı. Cavidan’la karşılaşmak için çetesine kaçırıyorlarmış gibi yaptırır. Kurtaran da kendisi tabii. “Bu iyiliğinizi ömrüm oldukça unutmayacağım” diyen Cavidan’a “Ben de bu vesileyle hayatımda gördüğüm en güzel kadına rastladığımı hiçbir zaman unutmayacağım” karşılığını veriyor. Asıl, Cemile’yi bu kadar çabuk unutmamalıydı.

Abut Efendi Yalısı’nın önündeki yüksek ağaçtan atletik bir şekilde atlayan Cüneyt Arkın [‘Paşa Kızı’ (1967) filminde] aynı ağaçtan atlamakta duraksayan Kartal Tibet’e örnek olarak gösterilmiş.

Bir sahnede seyyar gazeteci bağırıyordu; “Ceride-i Havadis yazıyor... Kara Bela Çetesi’nin yakalandığını yazıyor.” Yayın hayatı 1864’te sona eren gazetenin, filmin geçtiği 1910’larda satılması ilginç. ‘Zehirli Hayat’taki (1967) unutulmaz simitçi Ahmet Yıldırım’ın kısa bir rolü var. Çete üyesi zannedilip Necip tarafından kırbaçlanıyor.

Mülazım Necip her yerde hazır ve nazır. Jurnalcilikte, hapishanede, zanlıların kamçılı sorgusunda, idam işleminde hep O var. İnanılmaz ama Cavidan’ın ‘düğün hazırlıklarıyla meşgul olma’ görevi de O’na verilir.

Konakta iki saniye de olsa Özdemir Akın’ı görüyoruz. Kubilay Hakan’ı da. Cellâtlar Lütfü Engin ve Arap Celal.

Mansur Paşa ‘biricik kızı için 40 gün 40 gece düğün yapacakmış’. Hiçbir masraftan kaçınmayacağı düğün senelerce kimsenin hafızasından silinmeyecekmiş. “Şanıma, şöhretime, adıma layık bir düğün yapılacak” diyor. Sanki evlenen kızı değil de kendisi.

Kara Bela Çetesi’nin elemanları zor bulunur cinsten. Kerimoğlu-Mümtaz Ener, Ali Seyhan, Necip Tekçe, Behçet Nacar, Enver Dönmez, Adnan Mersinli. Talat’ın ‘öl dediği yerde ölmeye, kal dediği yerde kalmaya, silaha el basarak, şeref ve namusları üzerine yemin etmişlerdi’. Ama ‘bütün Zaptiye Teşkilatı Cavidan için seferber olunca’ tırsıyorlar. Genç kızı bulana 1000 altın verilecekmiş. Çete üyeleri hemen “En iyisi Reis’i öldürüp kızı teslim etmek. Böylece mükâfatı da alırız” diyorlar. Neyse ki Kerimoğlu müdahale ederek durumu toparlıyor.

klkjk

Senaryoda bir hata var. Necip, Talat’ı konağın bahçesinde maskesiz olarak yakalar. Bir sahne sonra zincire vurulmuşken yanına geldiğinde ise “Sen, sen ha” diye yeni tanımış gibi tepki gösteriyor.

Filmdeki melodiler.

‘Dead Ringer’daki (1964) ‘The Police is Waiting’ (André Previn) Kanal 6 gösterimindeki jenerikte (5. saniyeden itibaren).

‘Lawrence of Arabia’daki (1962) (Maurice Jarre) ‘Continuation of the Miracle’ 8 sahnede (Talat, Necip’le tartışırken; Göksu’da ‘tevkifan’ götürülürken; Zindan duvarında delik açarken; Kuyumcu soygunu sırasında; Necip’in kılıcını alırken; Cavidan kaçırılırken; Cavidan’ın odasındayken; Cavidan, Necip’e “Ben Talat’ın kadını oldum” derken). ‘Main Title’ 1 sahnede (Mansur Paşa, “Yüzbaşı Talat! Benimle gel” derken). “Sun’s Anvil” 2 sahnede (Talat, gardiyan Hüseyin’in kafasına taşla vururken; Cavidan’a “Bu fırsatı da sen kendi ayağınla getirdin” derken). ‘That is the Desert’ 1 sahnede (Osman’ı kendi hücresine taşırken). ‘Overture’ 4 sahnede (Mansur Paşa tevkif edilen Talat ile konuşurken; Talat, Osman’ı çıkarıp çuvala girerken; Koca Osman ölürken; Gardiyan, Osman’ın cesedini görünce). ‘Nefud Mirage’ 1 sahnede (Cemile, Necip’e Talat’ın izdivaç teklifini söylerken).

‘El Cid’deki (1961) ‘Death of El Cid’ (Miclós Rózsa) Kahramanımız, zincirlenmiş vaziyette konağa götürülürken.

‘The Spy Who Came in from Cold’ (1965) (Sol Kaplan) 7 sahnede (Talat, köşkten zindana götürülürken; Necip’in kılıcını alırken; Çete, Direklerarası’na geldiğinde; Cavidan kaçırılırken; Talat’a “Necip’le asla evlenmeyeceğim” derken; Talat köşkten ayrılırken; Sondaki nikâh sahnesinde).

‘Manfred Senfonisi, Si minör Op. 58: IV. Allegro con fouco’ (1885) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky) Necip, Cemile’nin ölüsünü görünce.

‘Tannháuser, Overture’ (1845) (Richard Wagner) Cavidan kaçırılırken.

‘Lohengrin Operası, 3. Perde: Prelüd’ (1850) (Richard Wagner) Kara Bela Çete’si elemanları “Kendi düşen ağlamaz, hiç zindandan adam kaçırılır mı be” diye konuşurken.

‘Die Walküre, 3. Perde: 1. Ride of Valkyries’ (1870) (Richard Wagner): 4 sahnede (İzzet “Hazır mısın Cellât” dediğinde; İzzet idam sehpasına çıkarılırken; Talat, İzzet’e ateş ederken; Sondaki kılıç düellosunda).

‘Kürdîli Hicazkâr Saz Semaisi’ (Kemani Tatyos Efendi); Talat, Cemile’ye ‘izdivaç teklif ederken’.

‘Muhayyer Kürdî Makamında Enstrümantal İcra’ 2 sahnede (Necip, teyzekızı ile konuşurken; Cemile, Talat’a “Necip kati bir ifadeyle bizim izdivacımıza engel olacağını söyledi” derken).

‘Nikriz Oyun Havası’ (Tamburi Cemil Bey) Necip içki içip havaya ateş ederken.

‘Saba Makamında Rebap Taksim’: Talat hücresinde testiden su içerken.

‘Uşşak Makamında Keman Taksimi’ Mülazım İzzet “Necip’in bu akşam Cavidan’la düğünü var” derken.

“İstanbul’dan Üsküdar’a Yol Gider” Direklerarası’nda.

“Gidelim Göksu’ya Bir Âlemi-Âb Eyleyelim” (Kürdîli Hicazkâr) (Lavtacı Hıristo / Yahya Kemal Beyatlı) Cavidan ve Talat’ın ikinci buluşmasında.

‘Çiçekler Derleyeyim’ (Muzaffer İlkar / Kemal Şakir Yakarca) 5 sahnede (Cavidan’la ilk karşılaştıklarında; Eve, karanfil ile geldiğinde; Odasında öpüşürlerken; Cavidan ve Necip nikâh için geldiklerinde; Talat “İşte iddiamın ispatı” derken).

‘Sevdim Yine Bir Nevcivan’ (Basmacı Abdi Efendi) 2 sahnede (Cavidan, Dadı’ya “Odama çekilmek istiyorum” derken; Talat’a “Bundan sonra benim yerim senin yanın” derken).

‘Hüzzam Peşrevi’ (Tamburi Büyük Osman Bey); Konaktan Kerimoğlu’na bir name gönderildiğinde.

‘Ut ile Eviç Makamında Giriş’ Talat “Bu düğün olmayacak” derken.

Filmdeki şarkılar.

fgds

“Ömrümün baharında//Tam gelinlik çağında//Beyaz bir zambak gibi//Soldu gitti Cemile//**//Cemile, Cemile//Acın beni yakıyor//Cemile, Cemile//Aşkın beni, yakıyor//**//Kadere boyun eğdik//Çekilmez çile çektik//Aşk yoluna can verdik//Yine dolmadı çilem” Jenerikten sonra.

“Sun da içsin yar elinden aşıkın peymaneyi//Bir kadeh ver, mest-ü bitab et dil-i viraneyi//Sine-i gül rengini aç da utandır laleyi//Bir kadeh ver, mest-ü bitab et dil-iviraneyi” (Bimen Şen / Ahmet Refik Altınay) Talat, Kerimoğlu’nun kahvesine geldiğinde.

“Sabrımı gamzelerin sihriyle tarac edeli//O güzel gözlerinin nuruna yandım ezeli//Acı öldürme ki kalbimde hayalin yaşasın//Yeter ey gözleri sevda dolu esmer güzeli” (Hüzzam) (Bimen Şen / Nazif Sururi Bey) Sondaki nikâh sahnesinden önce.

Filmdeki türküler.

“Karaoğlan, Karaoğlan//Karaoğlan, Karaoğlan//Bende de güzel saçlar var//Ondan misten (mı istersin) Karaoğlan//**//Bende kiraz dudak var//Ondan misten karaoğlan” (Aziz Şenses) Mülazım İzzet ve Necip Direklerarası’nda konuşurlarken.

‘Yörük de Yaylasında Yaylayamadım’ (Zâvil makamında zeybek) Talat “Bizim suçumuz yüzünden zindanlarda inleyen zavallı masumları kurtarmalıyız” derken.

“Setiremin aman, düğmeleri bir (Alaatin Şensoy ‘çift’ diyor) sıra//Çektim atımı ben gidiyorum Mısır’a//Bakma yârim aman, dün geceki kusura//**//Yandım aman Kadıköylüm pek yazık oldu şanına//Üç beş liraya bir gece alsam yanıma” (Mahur) Filmin sonunda.

sldfkhnsd

Talat’ı Hayri Esen; Cavidan’ı Jeyan Mahfi Ayral; Necip’i Erdoğan Esenboğa; Cemile ve Fatma Teyze-Mahmure Handan’ı Alev Koral; Kerimoğlu’nu Mümtaz Ener; Mülazım İzzet’i Rıza Tüzün; Koca Osman’ı Osman Alyanak; Mansur Paşa’yı Vala Önengut; Ali Seyhan’ı Cüneyt Türel; Behçet Nacar’ı Timuçin Caymaz seslendirmiş.

Göksu; Direklerarası; Düğün sahneleri; Kerimoğlu’nun kahvesi ve ‘34 DN .12’ plakalı faytonu; Cemile-Mine Mutlu; Dadı-Dursuna Şirin; Çavuş-Ahmet Turgutlu; Fatma Teyze-Mahmure Handan; Cellatlar Arap Celal ve Lütfü Engin; Kara Bela Çetesi; Müşteri Oktay Yavuz; Gardiyan-(Kovboy) Ahmet Sert çok güzeldi.

Behice İmer, Necip’in annesi rolünde ve her zamanki gibi çok başarılı.

 “Eğer beni görmek istiyorsanız, haftaya aynı gün aynı saatte burada olacağım.” Cavidan söylüyor bunları. Sevgili ile buluşma ümidiyle geçen günler ne güzeldir. Monte Kristo Kontu Edmond Dantés da bilgeliği birkaç kelime ile özetlemiş; “Beklemek ve ümit etmek.”   

Son Yorumlar

Yandex.Metrica