Karanlık Cinayetler: Film Eleştirisi posteri

İlk bakışta sıradan bir cinayet filmiydi... Devamında da sıradan bir cinayet filmiydi. Son ana kadar keyifli giden heyecanlı ancak yine de sıradan bir cinayet filmiydi... Tabii ki bu durum sadece benim gibi ilk sahnedeki 'Gerçek bir davadan uyarlanmıştır' bilgisini atlayanlar için geçerli. Son sahnede tekrar verilen bu bilgi, o ana kadar yaşanmış olayların kişilerin isimlerine kadar gerçek olduğu bilgisini hatırlatarak bir şok duygusu yaratabiliyor. Biraz önce heyecanla izlemiş olduğum kurbanların tek tek gerçek resimleri karşıma çıkarılınca filmden kopup hayata dönerek ciddi bir dehşet anı yaşadım. Gözlerim doldu ve tüylerim ürperdi. Çok ani olmuştu benim gibi duygusal bir izleyici için. Bu yüzden film için ilk tavsiyem bunun gerçek bir hikaye olduğunu aklınızdan çıkarmadan izleyin. Aksi halde filmin sonunda benim gibi travma yaşarsınız.

Alaska'daki en uzun ve en meşhur davalardan biri olan seri katil cinayeti türündeki 'Hansen Davası', aklından zoru olan bir başka manyağın zavallı genç kızları nasıl da işkence ederek öldürdüğünü konu alıyor. Şans eseri bu katilin şans eseri elinden kurtulmayı başaran Cindy (Vanessa Hudgens), Dedektif Jack Halcombe (Nicolas Cage) ile zorlu bir işbirliği yaparak yıllarca kendini gizlemeyi başaran sapık katil Robert Hansen (John Cusack)'ı adalete teslim etmeye çalışırlar.

Film pek çok açıdan çok kaliteli bir senaryoya sahip. Her şeyden önce vahşet sahnelerinden elinden geldiğince uzak duran yapım yine de kanınızı dondurmayı başarıyor. Cinselliğe dair sahneler ne gereksiz kesintiye uğramış ne dikkat çekmek için artırılmış. Tam kararında ve gereğince olduğu için hiçbir rahatsızlık duygusu vermiyor. Baştan sona kopmadan rahatça izleyebildiğiniz bir akışkanlık var filmde. Oyuncular (hiç ummadığım Vanessa Hudgens bile) gerçekten çok iyi bir performans göstermiş. Bir filmde aranması gereken her özellik var.

Filmin en etkileyici yan; bu filmin, cesedi bulunmuş ve bulunamamış olan bütün kurbanlara adanmış olması. Sinema sanatının bu tip bir olaya dikkat çekmek için kullanılmış olması gerçekten dikkat çekici bir özellik. Politik propagandacılar ve  gişe derdine düşmüş yapımcıların arasından sıyrılıp sinemaya başka bir görev yükleyen film bence bir nevi sosyal sorumluluk projesi taşıyor. Alaska'da yaşanmış bu korkunç davadan çatlasa haberi olmayacak olan şahsım, bu gün sinema aracılığı ile bu konuda da aydınlandı. Alaska'daki hiç tanımadığım 'Hansen' davası ile alakalı herkesle ortak bir duygu paylaşım ortamı sağlayan 'The Frozen Ground' filme teşekkür ediyorum.

Bu yaklaşımım için beni eleştirenler olabilir. Bu ortak duygu paylaşımının nasıl bir yararı olduğunu sorgulayan insanlar belirebilir kalabalıkta... Onlara söyleyebileceğim tek şey bunun bir katil davası ile alakası olmadığı. Bunun sadece insanın insana duygusal boyutta yaklaşabileceği bir ortamın sağlanması ile ilgili olması. Alaska'daki duyguların, polis dosyalarının, onlarca cesedin ve ailelerinin bu gün Türkiye'de bir sinema salonunda olmaları asıl önemli olan. Dünyanın gittikçe küçülmesi, zaman ve mekan kavramlarının önemini yitiriyor olması da cabası. Bu davayı bir ana haber bülteninde izleseydim asla aynı duyguları ve aynı paylaşımı yaratamayacaktı bende... Sinema bu gün büyük bir görev üstlendi. Uzun zamandır göremediğimiz ve hasret kaldığımız bir görevdi bu... Gösterim duyarlılığının artışında bir öncü olmasını diliyorum.

İyi Seyirler...

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica