'Bu filmde olmalıyım dedirten nokta, Selçuk Aydemir'dir.' posteri

 

 

 

 

 

 

Sinematürk: Filminiz için heyecanlısınız gördüğümüz kadarıyla. Herkesin yüzü gülüyor çok güzel bir ortam var burada...

Rasim Öztekin: (Gülerek) Doğum öncesi sancıları da var.

Sinematürk: 'Düğün Dernek' projesinde özellikle ilginizi çeken noktalardan bahsedebilir misiniz?

R.Ö.: Projede ilgimi çeken nokta, projenin tümü!

Sinematürk: Biraz daha spesifik olmak gerekirse, özellikle sizi heyecanlandıran noktalar, 'Bu filmde mutlaka olmalıyım' dedirten noktalar var mı?

R.Ö.: Bu filmde olmalıyım dedirten nokta, Selçuk Aydemir'dir. Çünkü Selçuk'un değişik ilginç bir mizah anlayışı var. Yeni bir tarz bu, hem yazar olarak hem yönetmen olarak. Bir de text önüme gelince açıkçası ben bu deneyimin içinde olmak istedim.

Sinematürk: Filmde canlandırdığınız karakter konusunda biraz daha detaylı bilgi verebilir misiniz?

R.Ö.: Bizim İstanbul'da çok bilindik Anadolu ağzıdır Sivas ağzı. Çünkü neden derseniz, aşağı yukarı Anadolu'dan İstanbul'a ilk gelenler Sivaslılardır. Dolayısıyla bizim küçük yaştan beri çok gözlemlediğimiz, Anadolu insanı dediğimiz insanların çoğu Sivaslı'dır zaten. Dolayısıyla şivede çok zorluk çekmedik açıkçası. Küçüklükten beri kulağımızın dolu olduğu bir şiveydi. Çünkü dediğim gibi İstanbul'a ilk gelenler Sivaslılar ve Karadenizlilerdir. Ondan sonra diğer yörelerden, diğer şehirlerden gelinmiştir. O bakımdan çok zorluk yaşamdık.

Tabii ki tipi çıkartırken her filmde üç aşağı beş yukarı yaşanan zorluklar, o doğum sancıları yaşandı. Şöyle diyeyim, ilk plana kadar açıkçası benim tam olarak ana hatlarıyla nasıl bir tip oynayacağım çok belli değildi. Karşılıklı geçip ilk planı çektiğimizde benim kafamdaki İsmail canlandı. Çünkü Ahmet'in ve  Murat Cemcir'in oyunculuğuyla da ilk defa karşılaştım ben. Nasıl bir oyunculuk olacağını bilmiyordum, ne olacağını bilmiyordum. Biraz da onlardan görerek 'Hah! Benimde şöyle oynamam gerekiyor', 'Şunu şöyle yapmam gerekiyor' derken yavaş yavaş İsmail'i ilk planda, ilk denemelerde çıkarttım.

Sinematürk: Bu çok güzel. Genelde çoğu oyuncunun bu doğum süreci çok daha uzun sürebiliyor...

R.Ö.: Bazısında film bitiyor ama süreç devam ediyor!

Sinematürk: İsmail karakterinde Rasim Öztekin'nden bir şeyler var mı? Yoksa size çok uzak olan bir karakter mi?

R.Ö.: Yok hayır, İsmail çok başka bir tip. Rasim Öztekin'in özelliklerini taşıyan bir tip değil.

Sinematürk: Peki sizce, içinde sizden bir şeyler olan bir karakteri oynamak mı yoksa sizden çok daha farklı bir karakteri oynamak mı bir oyuncuyu daha çok geliştiriyor?

R.Ö.: Aslında baktığınız zaman şöyle bir şey var. Biz yıllardan beri o gözlem dediğimiz -tiyatro gözlem sanatıdır diyoruz ya- o gözlemlediğimiz rollere ait bir depomuz var bizim yıllardan beri. Bir proje geldiği zaman çok değişik bir tip değilse önce depomuzda ararız. Depomuzdan o tipi çıkartıp, süsleyip püsleyip o projeye uygun hale getiririz, o tiplerden bir tanesi olur. Ancak çok uygun olmayan bir tip varsa o zaman seni yorar, 'Ben bunu nasıl oynayacağım, nasıl edeceğim, nasıl çıkartacağım' diye. İsmail için de, depoda var olan bir tip kullandım.

Sinematürk: Harika bir şey olacak gibi duruyor.

R.Ö.: Yani en azından değişik bir mizah anlayışı.

Sinematürk: Peki biraz filmin dışına çıkarak size oyunculuğunuzla ilgili bir şeyler sormak istiyorum. Sinema sektörü artık çok gelişti ve bütün tiyatrocular artık yavaş yavaş sinemaya geçiyor ve yeni gelen tiyatrocular dahi hep kamera önüne çıkmak için çalışmaya başladı. Bu durumla ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?

R.Ö.: E normali de bu zaten, yani bana göre zaten kamera karşısına çıkacak kişinin tiyatro eğitiminden geçmesi lazım. Tiyatro eğitimi derkende o konservatuvar ya da kurslardan bahsetmiyorum. Direk sahneden geçmiş olması lazım yani tiyatro sahnesinden geçmiş olması lazım. Ben tiyatro sahnesinin bir konservatuvar olduğuna inanıyorum. Tiyatro sahnesi oyuncuyu eğiten bir yerdir. Oradan geçildiği zaman sinemada daha başarılı olunacağına inanıyorum.

Sinematürk: Peki kamera oyunculuğu ve sahne oyunculuğu arasında bir fark olduğuna inanıyor musunuz?

R.Ö.: Evet, çok fark var. Yani sinema oyunculuğu farklı, televizyon oyunculuğu farklı, tiyatro oyunculuğu farklı. Çünkü sinema ekranı farklı, evde seyrettiğin televizyon farklı, tiyatroda seyrettiğin ekran farklı. Dolayısıyla onlara göre boyutlanır. Şey değil yani, 'efendim kamerada oyunculuğu biraz küçültün, işte sinema oldu' değil o! Duygu meselesi bunlar. Mesela tiyatro çok birebir canlı yaşadığın bir duygu ve anında oyunculuğunu değiştirip başka bir şekle geçebileceğin bir alan orası. Seyirciden gelen reaksiyona göre oyunculuğunun gidişatını başka yöne doğru çevirebilirsin. Ama sinemada böyle bir şey söz konusu değil. Sinemada çok daha ayağı yere basan bir yol çizmen lazım. Çok daha emin olması lazım karakterinin çünkü ölçüm alacağın yer yok. Ölçüm alacağın yer iş bittikten sonra sinema salonu. Ancak senin kendinde yapacağın değişiklik bir film sonraya denk geliyor ama tiyatroda öyle değil.  Bir sahne sonra sen başka bir şekilde devam edebilirsin rolüne. 

Sinematürk: Rasim Bey, çok teşekkür ederiz sorularımızı yanıtladığınız için.

R.Ö.: Ne demek, ben teşekkür ederim. 

İşler Güçler Ekibi'nin yeni filmi olan 'Düğün Dernek' filmi yakın zamanda izleyiciyle buluşacak.

Son Yorumlar

Yandex.Metrica