Bir Koleksiyoncu’nun Yaşamı posteri

Pelin Esmer'in, amcasından etkilenerek senaryosunu yazıp, yönettiği 11'e 10 Kala filmi, bir koleksiyoncunun yaşamını, bu yaşantının çevresindeki insanlar tarafından algılanışını ve karşılaştığı zorlukları aktarıyor.

Filme, aklımıza gelecek neredeyse her objeyi biriktiren, her detayı not alan Mithat Bey'in evini, koleksiyonunu ve bu koleksiyon için verdiği çabaları görerek başlıyoruz. Yaşam amacı haline getirdiği koleksiyonunun belki de en öne çıkan objesi gazeteleri alabilmek adına her gün eski İstanbul semtlerinin yeni keşmekeşi içinde dolaşıyor. Bir ansiklopedinin son cildi gibi özellikle aradığı objeler için de sabırla, bulana dek eski sahaflara, antikacılara gidiyor. Kameranın bize aktardıkları ile onun takıntı düzeyindeki biriktirme huyunun, ya da koleksiyonerliğinin derecesini anlıyorsak da psikolojisi hakkında fazla bir bilgi edinemiyoruz. Bu alışkanlığın ne zaman neden başladığını ya da neyin tetiklediğini filmden çıkarmak pek mümkün olamıyor. Bu seçiminin altında yatan sebeplere dair bir iki ipucu filmde bulunsaydı belki karakteri daha iyi tanıyabilir ve anlayabilirdik.  

Filmin diğer önemli karakteri Kapıcı Ali'nin, mahcup Anadolu insanı görüntüsü, Mithat Bey ile kader birliği yapmaya başladıktan sonra değişime uğruyor. Başka yaşamları keşfederken kendisi için de artık çıkış yolları aramaya başlıyor. Sahaf Engin'in dükkanında Mithat Bey tarafından gönderildiğini söylememesi ile birlikte anlıyoruz ki değişim başladı. Bu sahnede henüz yalan söylerken karşısındakinin gözünün içine bakamadığını fark ediyoruz. İstemesek de artık kirli bir şeylerin döneceğini hissediyoruz.  Mithat Bey'in koleksiyonundan ufak tefek parçalar yürütüp sattıkça kendine güveni geliyor. Bireysel kurtuluşu adına bir plan kuruyor ve o uğurda her yolu mubah görüyor kendisine. Eski alışkanlığı ile çömelip denize baktığı sahnede havanın kararıyor olması da artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını gösteriyor belki de.

Bu rolde adeta devleşen Nejat İşler, bakışları, konuşmaları ile Ali'ye gerçek bir can vermiş sanki. Gözlerinde ve tüm tavırlarında cehaleti, çaresizliği ve en son o hain bakışı görebiliyoruz.  

Filmi izledikten sonra "yeni" de ya da "eski" de bizi çekenin ne olduğunu düşünmeden edemiyor insan. Bir yanda eski objelerine dolayısıyla anılarına sıkı sıkıya bağlı yaşayan Mithat Bey, "eski"'nin aslında iyi olduğunu anlatmaya çalışırken diğer tarafta da sürekli şişirilen "yeniyse iyidir" mottosu var. Tüketim toplumunun bize dayattığı "yenilenmek adına" geçmişimizden ve değerlerimizden vazgeçmek bu kadar kolay olmamalı.

Itunes dağıtımını Film Pot'un yaptığı film, şu an itunes Store'da mevcuttur.

Teşekkürler

Son Yorumlar

Yandex.Metrica