"İlerde Bir Gün Bir Oğlumuz Olacak. Fakat Denizi Sevmeyecek. Annesini Bırakıp Gitmeyecek" posteri

"Ağlama Nedret. Bu bir yaz yağmuruydu. Geldi ve geçti." Evliliklerinin ilk gecesinde Dr. Cahit söylüyor bunları. Kenan için dökülen gözyaşları aslında nice felaketin habercisiydi. Ancak doktorumuz farkında bile değil.

'Bir Yaz Yağmuru', o dönem çok sevilen Belgin Doruk-Göksel Arsoy yapımlarından biri. 18 Nisan 1961, Salı günü (Beyoğlu) Yeni Atlas Sineması'nda gösterime girmiş. Orhan Kuyucaklı, 'Artist'teki (Nisan, 1961) yazısında 'beğenilen isimleri bir araya getiren ancak beğenilen bir seviyeye ulaşamamış basit bir melodram' olarak değerlendiriyor filmi.

Kenan'ın babası ölmüş. Çok değil bir ay sonra 'düşük bir kadın olan üvey anne' Zeki Tüney'le kaçmak üzere. Çocuğu, bir elinde oyuncak yelkenli diğerinde mektup, amcası Ragıp Bey'in köşkünün önüne bırakacaklar. Kadının sağ kolunda onlarca bilezik sıralı. Hiç olmazsa 'oğluna' yeni bir elbise alsaydı.

Haydarpaşa'nın merdivenlerinde; "Artık eski günlerim bitmişti. Şimdi bilmediğim bir şehir ve insanlar arasında yeni bir hayata başlıyordum." İçinde biraz korku, biraz heyecan var. İnsan, en üzüntülü anında bile mutlu olacak bir şey bulabiliyor. "Resimlerini kitaplarda gördüğüm İstanbul'u böyle bir günümde tanımıştım. Denizi, vapuru bu ilk görüşümdü. Beyaz köpükler çıkararak geçen vapuru doyasıya seyretmek istedim." Zaten büyüyünce 'Kaptan' olmak istiyordu. Ama üvey anne ve aşığının böyle şeyler için vakitleri yok. "Bir an evvel beni teslim etmek ve baş başa kalmak istiyorlardı." Amcasının evine yaptıkları fayton yolculuğu da muhteşemdi.

Köşkte Nedret ve Pervin ile tanışır. Nedret çocuk felci geçiriyormuş. "Bacakları demirler içinde." Hastalık nedeni virüs değil 'üzüntü'. Annesinin geçen sene vefatından sonra geçirdiği heyecan O'nu bu hale koymuş. İyileştikten sonra kardeşinin ölümü ile geçirdiği heyecan felci tekrarlatacaktır. Tüm dünyası piyano ve kitaplar. Kenan'dan farklı olarak deniz ve gemilerden nefret ediyor. "Babamın gemisi olmasaydı, annem yaşasaydı." Üç ameliyatında da sevdiği Kenan yanında değil.q36tar

Çocuk Pervin'i, büyük halinden daha fazla sevdik. Sonradan 'moda ve erkek delisi biri olmuş'. Tek derdi 'baloya giyeceği elbisenin şifondan mı satenden mi olacağı'. Kenan'ı O da çok sevmiş. "Etrafımdaki bir sürü erkek içinden seni seçtim" diyecektir. Ama bu durum başka delikanlılarla sevişmesine engel değil.

Ragıp Bey, ticaretle uğraşan emekli bir kaptan. Soyadı Selen. (Kenan'ın ise Baran. Amca ve yeğenin soyadlarının farklı olması dikkat çekici).Ne olduğu anlaşılmayan bir deniz kazasında sol elini kaybetmiş. (Oysa filmin ilk 7 dakikasında sağlamdı. Sonrasında hep siyah eldiven giyiyor). Filmin en şanssız kişilerinden. Seferdeyken karısı ölmüş. Kardeşinin vefatından sonra Kenan'ı yanına alıp okutmak zorunda kalmış. Nedret'in hastalığı ve Cahit'le yaptığı mutsuz evlilik. Pervin'in kaçamakları. Cahit'le beraber olduğu gece kazada ölmeleri. Selen 3'ün batması. Kenan'ın ölümü. Diğer kızının intiharı.

Cahit de önceleri çok iyi bir kişi. Başatılı bir doktor olduğu da belli. Ameliyatı sonrasında Nedret yürüyordu. Nazik, terbiyeli. "Şahsi serveti yerinde, istikbali sağlam bir genç." Hastasına âşık olmuş. Müstakbel karısına "Size, kurmayı tasavvur ettiğim yuvayı kelime kelime anlatabildim sanıyorum" diyordu. 'Kurmayı tasavvur ettiği yuva'da Pervin'i koynuna almak bile varmış.

Annesi Nahide Hanım rolünde Leman Akçatepe'yi görüyoruz.

Taksim İlkokulu 2. Sınıf öğrencisi Rüya Gümüşata, 'rejisör Hicri Akbaşlı'nın teşviki ile sinemaya başlamış'. Annesi Ayşe Çakar da sanatçı.

Aşçı Necdet Tosun iki neşeli sahnede görünüyor. Birinde, uyurken elbisesinin içine tavşan koyuyorlar. Diğerinde pasta tabağını bir iple hareket ettirerek korkudan bayılmasına neden oluyorlar. Bizi neşelendiren aşçımız filmin sonrasında yok.

Dokuzuncu dakikadan sonra bu rahatlatma işi Fahri rolündeki Suphi Kaner'in. Kenan'ın tek arkadaşı. Hristo'nun meyhanesinde içmeyi ve İzmir'deki Sürme Gözlü Melahat'ı çok seviyor. ['Kanlı Firar'daki (1960) İzmirli 'Sürme Gözlü Nebahat'ı anımsattı].  "Patronun yeğeni olmak kolay değil. Yarın ihtiyar kurt zıbardı mı bu sefer başımıza sen bela kesileceksin. Ben garibim. Bir kocakarı bir de ben. İçmeyip, sevmeyip de ne yapayım."

En ifrit olduğu şey sohbetin tatlı bir yerinde Süvari'nin çağırması. "Hay Allah! Bu Süvari de. Allah'ım ya şu Süvari'nin mübarek ağzını kapat ya da beni Süvari yap."aey46yr

Kenan aşkını yıllarca arkadaşından saklamış. "Çünkü fırın gibi bir ağzın var. Bugün burada söyle yarın İzmir'de duy." Ne var ki kamarasında genç kızın kocaman bir resmi asılıydı. Nasıl olmuş da gemidekiler bu aşkı fark etmemiş!

Fahri 'ani olarak rahatsızlanıp midesinden ameliyatı olur'. (Yan yataktaki koğuş arkadaşını filmin sonunda Yüzbaşı Zafer olarak göreceğiz). Ama aklı fikri yemekte. 'Süvariden bile korkmayan' teğmenimiz iğneden korkuyor. Hastanede Melahat da yanındaydı. Çekimler sırtından yapıldığı için 'sürme gözlü' olup olmadığını anlayamıyoruz. Selen 3'ün battığı sefere O da çıkmıştı. Ama öldü mü kaldı mı belli değil.

Hemşire Lale de şanssızlardan. Kenan "Nedret'i unutmak ve yalnızlığımı gidermek istiyorum. Lale bana yardımcı olabilirdi. Nitekim ertesi gün için istediğim randevuyu kabul ederek aynı hisleri taşıdığı belirmişti" diyor. Genç kızın Zonguldak'taki annesinden başka kimsesi yok. Oraya naklini istemiş ama olmamış. "Mesleğim uğruna evimden ayrı geçirdiğim uzun yıllar beni sarstı. Bu, son aylarda tahammülü imkânsız bir hal aldı." İnsanlar 'er geç yalnız kalırlar ve kaderlerini yaşarlar'. Şimdi, bu yalnızlığını yenmeye çalışmak zorunda. Kenan yardım edebilirmiş; "Zira buna benim de ihtiyacım var." Beraber olurlar. Ancak Nedret'i unutamadığı için çok bilindik sözlerle bir pastanede yolarını ayırıyor. "İkimiz de yalnızdık. Bizi aldatan bu oldu... Gençsin, güzelsin muhakkak seni sevecek bir erkek çıkacaktır karşına... Ben sana layık değilim." O gittikten sonraki konuşma bir yabancı filmden alınmışa benziyor. Garsonun "Masanızı temizleyeyim mi? Yoksa Beyefendi dönecek mi" sorusuna "Hayır, artık dönmeyecek" yanıtını verir Lale.

Filmdeki melodiler.

'Bir Yaz Yağmuru' (Hicaz) (Zeki Müren) 8 sahnede (Jenerikte; Deniz kenarında salep içerken; Kenan, Nedret'e "Eğer seni sevenler ıstırap çekmişlerse bu onların kaderi" derken; Gece vakti geminin yanında yürürken; Kış Bahçesi'nde konuşurlarken; Cahit'in kovduğu Kenan elinde çanta gemiye gelince; Sokak çalgıcıları hastane önündeyken; "Radyodaki haberden sonra).

'Love in the Afternoon' filmindeki 'Fascination' (1932/57) (F. D. Marchetti / Maurice de Féraudy / Dick Manning) 5 sahnede (Gazinoda dans sırasında Kenan "Sen benim her şeyimsin. Sana muhtacım Nedret derken; Nedret yatağa kapanıp ağlarken-bu sırada Kenan'la aralarında bir sorun olduğunu anlayan Pervin çok mesuttu-; Kenan gazinoda tek başına içki içerken; Nedret hatıra defterine "Kenan nerdesin? 'Affeder ve dönersin' diye günleri sayıyorum. Ardından korkunç aylar geliyor Acaba kaç günlük ömrüm kaldı. Acaba seni tekrar görebilecek miyim" diye yazarken; Sonda).

'Dangerous Moonlight (Suicide Squadron)'daki (1941) (Richard Addinsell) 'Warsaw Concerto' 5 sahnede (Çocuk Kenan ve üvey annesi Haydarpaşa Garı'na geldiklerinde; Ameliyat sonrası ilk yürüme denemesinde; Nedret, babasına Dr. Cahit'le evlenmek istediğini söylerken; Balkondan kendini attığında; Kenan, Nedret'in hediyesi anahtarlığı denize düşürdüğünde).asg6

'The Man I Love' (1927) (George Gershwin / Ira Gershwin) 2 sahnede (İlkokuldaki Nedret ve Kenan denizi seyrederken; Kenan gemiye bindikten sonra birbirlerine el sallarken).

'Love is a Many-Splendored Thing' (1955) (Sammy Fain / Paul Francis Weber) 4 sahnede (Küçük Kenan gemide dümenin başındayken; Hastanede Lale ile karşılaşınca; Fahri "Canım İstanbul, eşin yoktur vallahi. Kenan, bu akşam seninle şöyle oturup iki tek atıp dertlerimizi karşılıklı döksek" derken; Kenan "Amcamı kırmak bahasına köşkten ayrılmış, bir daha Nedret'i görmemeye karar vermiştim" derken).

'Suite Andalucia'daki (1927/55) (Ernesto Lecuona) 'Malagueña' 2 sahnede  (Pervin çorap giyerken; Kısacık şortla tenisten dönerken). İkisinde de Cahit genç kızı hayranlıkla seyrediyordu.

'Love Story'deki (1944) (Hubert Charles Bath) 'Cornish Rhapsody' 2 sahnede (Üvey annesi ve aşığı, küçük Kenan'ı amcasının evinin önünde bıraktıklarında; Pervin, Kenan'ı Ragıp Bey'in odasına getirdiğinde).

'Spellbound'daki (1945) (Miklós Rózsa) 'Main Title' Pervin kardeşine "Bir elinde kitaplar, bir elinde baston. Acımanın da bir hududu var. Bana hiçbir hakla karışamazsın" derken. 'Prelude' Nedret ilk ameliyata giderken. 'The Letter' Nedret ikinci ameliyattan sonra hastaneden ayrılırken.

'Misty' (1954) (Erroll Garner) Nedret ve Cahit pastanede konuşurken.

'Laura' (1944/45) (David Raksin / Johnny Mercer) Kenan "Aradan aylar geçti. Otel odaları, Lale, Fahri, hiçbiri Nedret'i unutturamadı" derken.

'Bir Yaz Yağmuru' ilk kez 'Beklenen Şarkı' (1953) filminde vardı. 'Bir Yaz Yağmuru'nda iki kez sözlü olarak dinliyoruz. "Bir yaz yağmuru gibi geçiverdi aşkımız//Istırabın zehrini içiverdi aşkımız//Çılgınca sevişirken göze geldi aşkımız//Istırabın zehrini içiverdi aşkımız." Ragıp'ın da 'en sevdiği şarkıymış'! Bunu, gerçekten mi yoksa sırf Nedret'e yaranmak için mi söylediği anlaşılmıyor.

'Warsaw Concerto'nun iki pop uyarlaması; 'The Four Aces' topluluğundan 'The World Outside' (1958) (Sözler Carl Sigman) ve Matt Monro'dan 'The Precious Moments' (1980) (Sözler Leslie Bricusse).

Pervin ve erkek arkadaşı motosikletle giderken Neil Sedaka'nın söylediği 'One Way Ticket (to the Blues)' (1959) (Hunter / Keller) duyuluyor. Bu şarkıyı Selma Güneri, Vasfi Uçaroğlu Orkestrası eşliğinde plak yapmıştı. 'Yolun Açık Olsun' (1968) (Sezen Cumhur Önal); "Yolun açık olsun, artık gidiyorsun//Kalbin rahat olsun, sevdiklerine kavuşursun//Hep bıraktığın gibi bulursun//**//Yolun açık olsun, çabuk dön ne olursun//Yolun açık olsun, bir gün hasretten kurtulursun//Hep bıraktığın gibi bulursun."

Evdeki danslı toplantıda önce 'King Creole' (1958) filminin aynı adlı melodisini (Leiber / Stoller) Elvis Presley ve The Jordanaires söylüyor. Sonra 'Circus of Horror' (1960) filminden bir 'slow'. Garry Miles'ın (Buzz Cason) sesi ile 'Look For a Star' (Tony Hatch).rye5y54747348

Kenan ve ayakları tutmayan Nedret, yine Elvis Presley'in söylediği Napoliten "It's Now or Never" (1960) (Eduardo di Capua / Giovanni / Wally Gold / Aaron Schroeder) eşliğinde dans ediyorler.

Lale ve Kenan'ın İstiklal Caddesi'nde gittikleri sinemada ilginç bir durum var. Oynayan film 1959 yılından; Bob Hope'lu 'Zoraki Haydut' ('Alias Jesse James'). Fakat duyulan şarkı 'The Beverley Sisters'in Temmuz 1960'da doldurdukları bir 45'lik; 'Greenfields' (1959) (Terry Gilkyson / Richard Dehr / Frank Miller). Bunu Erkut Taçkın da yorumlamıştı. 'Sen' (1975) (Mehmet Teoman); "Sen her gün başka bir kadınsın//Sen bir gün şeytan bir gün meleksin//Sen anlaşılmaz bir garip insansın//Sen erişilmez en güzel aşkımsın//Sen ne düşmanım ne de dostumsun//**//Sen sevgi nedir bilmez misin//Sen yalnızlığa gülüp geçer misin//Sen isteyince yanımdan kaçarsın//Sen isteyince benimle ağlarsın//Sen ne düşmanım ne de dostumsun//**//Ve ben bir başıma o kendi köşemde//Gözlerimde yaşlar seni beklemekte//Şaşkın ve yalnız bir ümit peşinde//Belki değişir de seversin diye."

Nedret'i Jeyan Mahfi Ayral; Kenan'ı Hayri Esen; Doktor Cahit'i Agâh Hün; Doktor Faik Coşkun'u Fikri Çöze; Nahide Hanım'ı Sacide Toroğlu; Pervin'i Handan Kadıoğlu seslendirmiş.

Kenan'ın 'düşük karakterli annesi' ve aşığı Zeki Tüney; Pervin-Cavidan Dora; Lale-Evrim Fer; Doktor Cahit-Orhan Elmas; Ragıp-Atıf Kaptan; Doktorlar Asım Nipton, Faik Coşkun, Eyüp Sabri; Çocuk Nedret-Rüya Gümüşata; Aşçı-Necdet Tosun; Dadı-Dursune Şirin; Nikâh Memuru-Selahi İçsel; Nikâh konuğu-Cevat Kurtuluş; Pervin'in 'çılgın gençlik' arkadaşları; Haydarpaşa; Selen 3 gemisi; Faytonlar; Lambalı radyo çok güzeldi.

'Küçücük evlerini, bahçesini' anlatıyorlar. Düğünlerinde Fahri 'kalburla su taşıyacak', ayrı geçirdikleri her gün yıllar kadar uzun gelecekmiş.

Nedret; "Sabahları seni sevinçle uğurlayacağım. Akşamları hasretle yolunu gözleyeceğim... Evimizin önünden geçerken gemini ağırlaştıracak, düdük çalacaksın. Bu, giderken de dönerken de işaretimiz olacak... Kısa fasılalarla üç düdük."

Radyodan duyduklarımız bu mutluluğu un ufak ediyor; "Burası İstanbul Radyosu. Haberler bültenimizi veriyoruz. İtalya ile yaptığımız son ticaret anlaşmasına göre pamuk ihracatımızın ilk seferini yapmakta olan Selen 3 gemisi bugün saat 19'da Rodos açıklarında sis yüzünden Fransız bandıralı Marianne Gemisi ile çarpışmış ve aldığı mühim yara neticesi batmıştır. Ölenler arasında geminin süvarisi Kenan Baran da vardır..."

İnsan kaybının üzüntüsü bir yana kırk yılın başı bir ihracat yapacak olmuşuz onda da gemi batmış!        

Son Yorumlar

Yandex.Metrica