Simit satmasa da onurlu yaşıyor! posteri

Polis şiddetinin her türlüsünün görüldüğü ve bu şiddete bağlı olarak insanların hayatını kaybettiği bir toplumsal hareketin simgeleri arasında ‘kurgusal’ da olsa bir polis karakter olması ironik. ‘Amirim’, yani Behzat Ç., Gezi direnişi sırasında sokağın ve duvarların önemli karakterlerinden birisiydi. Çünkü sokaktakilerle aynı dili konuşuyordu. Aynı harbilik, aynı öfke ve biraz da ‘boş vermişlik’…

Sokaklarda direniş var

Dizinin bilinen sebeplerle yayından kaldırılmasının ardından daha önce açıklanan film projesine yönelik beklenti de fazla oldu haliyle. Senaryosu ‘Gezi’den önce yazılmış olmasına rağmen çok az filme nasip olacak bir şekilde sokakla dolaysız bir bağlantı içinde olan bir film var karşımızda.
‘Behzat Ç. Ankara Yanıyor’, siyasi bir cinayetle açıyor perdesini. Ama aynı anda başta Ankara olmak üzere memleketin dört bir yanında halk sokaklarda başkaldırmış vaziyettedir. Behzat’ın açığa alınmasından sonra hiç sevmedikleri yeni bir amirle çalışmak zorunda kalan cinayet masası ekibi (Harun, Hayalet, Akbaba ve Eda) ‘sıradan’ gibi görünen başka cinayetleri araştırırken, öldürülen siyasetçi ile bağlantılar bulunca ‘Amirim’i de işin içine dahil etmeye çalışıyorlar. Behzat ise yeni bir ekibe ‘takım ruhunu’ aşılamakla meşgul. Bu sırada nedenini anlamadıkları bir şekilde toplumsal olayları bastırmak için ‘Terörle Mücadele’ birimine desteğe giden elemanlarımız, Behzat’ın da yardımıyla meseleyi cinayetleri kurcaladıkça hükümetten başlayıp, emniyete uzanan; oradan silah tüccarlarına ve uluslararası istihbarat örgütlerine kadar genişleyen bambaşka bir yapıyla karşılaşıyorlar.
İki yıl önce izlediğimiz serinin ilk sinema filmi ‘Seni Kalbime Gömdüm’, açıkçası biraz uzunca ve derli toplu ‘dizi’ gibi gelmişti. Ama ‘Behzat Ç. Ankara Yanıyor’ diziden farklı olarak sinema duygusunu ve özenini de elden bırakmıyor.

Cop, gaz, barikat...

Öte yandan, televizyondan kurtulmuş olmanın verdiği rahatlıkla hem siyaseten hem de günlük hayatta kullandıkları dil açısından (bol bol küfür var) elleri oldukça rahatlamış görünüyor film ekibinin. Filmin en iyi yaptığı şey, ‘egemenlerin’ sokaktaki insanları hedefe koyup toplumun önüne atarken; perdenin arkasında yürüttükleri işbirliğini (derin iktidar, iktidar, polis, silah kaçakçıları ve uluslararası istihbarat birimleri) göstermede didaktizme düşmemesi. Bunda en önemi faktör ise hikâyenin ‘Behzat Ç.’ mitolojisine sadık kalıp ‘cinayete’ odaklanması. Hal böyle olunca başta Behzat olmak üzere hiçbir karaktere fazladan ve eğreti duracak bir ‘kahramanlık’ payesi biçilmiyor ama onların geçtiği yolda olup bitenler seyirciye ‘katil kim’ sorusunun dışında da merak uyandırıcı doneler sunuyor. Ve tabii, artık hayatımızın bir parçası haline gelen kalkan, cop, biber gazı, gaz maskesi, barikat, slogan, ‘direniş’ sahnelerinden eser miktarda bulabilirsiniz ‘Behzat Ç. Ankara Yanıyor’da…

Ulrike Meinhof’a gönderme

Gelelim olmamışlara. Öncelikle filmin misafir karakterleri için birkaç söz söylemek gerekiyor. Bütün serüvenin karakterleri Behzat, Harun, Hayalet, Akbaba ve Eda’da bir sorun yok. Kötü adam Ercüment de öyle. Ama ekibe bu filmle dahil olan Ulrike –”Üzgün olmaktansa, öfkeli olmayı yeğlerim” diyen Ulrike Meinhof’a açık bir gönderme var- karakteri derinleştirilemediği için oyuncusu Sanem Çelik’in performansına da yansıyor. Aynı şekilde yeni cinayet büro amiri, bütün karanlık işleri organize eden ‘derin devlet’ elemanı vb. film içinde azımsanmayacak etkileri olan karakterler de biraz kadük kalıyor.
Toparlarsak, kökleri 12 Eylül öncesine uzanan bir intikam hikâyesini bugünün politik gelişmelerinin içinde eritmeyi başaran; başkarakterine yüklenen toplumsal sorumluluğun hakkını veren bir film ‘Behzat Ç. Ankara Yanıyor’.
Bir de tabii Gezi’nin en meşhur sloganlarından ‘Polis simit sat, onurlu yaşa’ rüyası var. Neticede bir hayal kahramanı olan; Behzat Ç.’nin simit satmasa da, bir polis olarak onurlu yaşamayı seçmiş olması insana iyi gelmiyor değil!

Kaynak : radikal

Son Yorumlar

Yandex.Metrica