"Sen Beni İşlemediğim Bir Cinayetten İdama Gönder, Ben Senin Ne Mal Olduğunu Kimseye Söylemeyim Ha, Melahat Hanım"  posteri

"Sizi seyretmeyi tercih ederim." Denizde yüzmekten de manzaradan da daha güzelmiş genç kızın yüzü. Dayanamayıp öpecektir Ayla'yı. "Affet! Olmamalıydı" diyor. Aldığı yanıt; "(Olmamalıydı) diyorsun. 'Olmalıydı' Bülent. Ben de senin gibi yapayalnızım."

'Pipo tütünü'nün başrolde olduğu film. Bir kez kokusu olmak üzere 6 sahnede görüntüye geliyor.

Kırk yılın başı bir gazinoda sarhoş olan mühendisin öyküsü. Cinayetle suçlanıp, kendi deyimi ile 'vahşi hayvanlar gibi kovalanacaktır'.

Birçok kaynakta 1963 olan çevrim yılı aslında 1960. Yaz aylarında çekilip 14 Aralık, Çarşamba günü Bulvar, Şık ve (Beyoğlu) İnci sinemalarında gösterime girmiş. 99 dakika sürüyor. Bunun 9 dakikası jenerik (1.47), dans (2.40), şarkı (2.06), türkü (2.27). Belgin Doruk güzelliğinin 'doruklarında'. Göründüğü sahnelerde başka yere bakmak mümkün değil.

Gönül Beyhan'ın soyadı afişte 'Bayhan'; Feriha Tunceli'ninki ise jenerikte 'Tunçeli'. Hanımların ayakkabıları ince, uzun topuklu ve etekleri jüponlu; Göksel Arsoy da, o yıllar hep olduğu gibi beyaz çoraplı.

60'lardaki resme düşkünlüğümüz hemen belli oluyor. Zambak'ın yatak odasında 'Çıplak Maya (The Nude Maja)' (18. yüzyıl sonu) (Francisco de Goya) ve Bülent'in odasında 'Dancer Putting on the Slipper' (1896) (Edgar Degas) tabloları var.

Dansöz Zambak ve 4-5 günlük dostu (filmde adı olmayan) Atıf Avcı tartışıyor. Erkeğin sırtında robdöşambr, elinde pipo. Güzel kızın 'başına ekşiyip kalmış'. 'Bir azamet, bir azamet'. Bu 'padişah torunu' havalarından usanan Zambak 'beyimiz'i kovuyor. "Şimdi çalışmaya gidiyorum... Gece döndüğüm zaman seni burada bulursam sen düşün artık ötesini." Gece yarısı 'bekçi, polis evden attırırmış'. Ama olayların gelişimi başka türlü.

Yüksek Makine Mühendisi Bülent Ar, 'dağ bayır aylarca çalıştıktan sonra' gazinoda eğleniyor. İyice sarhoş. Üstelik dansözü masasına istemiş. Patron "Gönder canım! Paralıya benzer. Zambak da iş istiyordu bu gece. Tozunu alsın da yarın aklı başına gelir" diyor garsona. Kahramanımızın dilinde genç kızın adı 'Salome'. "Gidecek yerin yok mu? İstersen bende kal bu gece" daveti ile Zambak'ın evine giderler.haey5

Delikanlı "Hoş geldin evimize, şiir oldun dilimize" diye şakıyordu. Genç kadın "Bak orada radyo var, plaklar var. Şurda da içki var. Ben bir toparlanıvereyim, olur mu" dediğinde ise 'Bir Dalda İki Kiraz'ı biraz değiştirerek söyler; "Toplasana toplasana eteğini."

Burada Atıf'ın sürprizi var. Gitmemiş! Zambak'ı öldürüp suçu Bülent'in üstüne atıyor. Ne yapması gerektiği konusunda yardımcı bile olur(!). "İstanbul'a git. Yeşilköy Feneri'nde bir kahve var, Marmara Kahvesi. Oraya arada bir yaşlı bir balıkçı uğrar. Barba derler, unutma Barba. Seni bir gece bir şilebe atar hududu geçersin." Telefondaki arkadaşına "Barba diye birini bulabilirse tabii" diyecektir.

Sonrası kaçıp kovalamaca. Olmayan Barba'yı arıyordu kahramanımız. Ama Belkıs'ın 'hususi uşağı' olarak çalışmak zorunda kalır. İlerde yaşlı kocayı öldürmesi istenecektir.

Belkıs'ın eşi Ruhi Bey iki senedir felçli. Daha önce dünya çapında bir müteahhitmiş. 4-5 milyonluk adam. "Hayat bu, ne oldum dememeli, ne olacağım demeli." Şimdi, değil hareket etmek konuşamıyor bile. Balıkçı Muammer'in anlattığına göre 'eski eserler üzerine öyle kitapları varmış ki yabancı dillere çevirmişler hep'. Nasıl olduysa ilk karısının ölümünden sonra kızı Ayla'nın yaşındaki Belkıs'la evlenir. "Allah kimseyi şaşırtmasın, olmuş bir kere!"

Meğer Ayla, Bülent'i tanıyormuş; "4 sene evvel Akademi'deydim. Genç bir mühendis, Bursa Mimarisi üzerine 3 serilik bir konferans vermişti. Biz, o zaman, birkaç arkadaş hayran olmuştuk... Benim rüya prensim bile olmuştu."

Bülent, Belkıs'a 'soğuk', Ayla'ya 'mültefit'. Film boyunca genç kızı 5 kez öperken yatağına uzanıp "Öp beni" diyen Belkıs ile hiç ilgilenmez.

Göksel Arsoy, o yılları Oktay Rıfat'ın 'Gün Sonu Konuşması' şiirindeki (1941-Garip) gibi anımsıyor mudur; "Çünkü hatıralar kuşlar gibi//Dal ister konacak."

Gönül Beyhan'ın adı evde Belkıs, sahnede Melahat. Tersi olsa daha iyi mi olurdu.

Piyano eşliğinde ve Feriha Tunceli'nin sesi ile söylediği Şedd-i Arabân makamındaki şarkı (Ûdi Nuri Zeki Bey) öyle güzel ki yaptığı bütün kötülükleri unutuyoruz; "Bir vefâsız yâre düştüm hiç beni yâd etmiyor//Bâdeler, güller, çemenler gönlümü şâd etmiyor//Her ne yapsam nev-nihâlim gamdan âzâd etmiyor//Bâdeler, güller, çemenler gönlümü şâd etmiyor." Sonradan bir türkü söyleyecektir; 'Fincanı Taştan Oyarlar.'45yerher

Filmdeki melodiler.

'Dial M for Murder'daki (1954) (Dimitri Tiomkin) 'Theme' Jenerikte.

'The High and the Mighty'deki (1954) (Dimitri Tiomkin) 'Main Title' (İlk 5 notası) Filmin başında Zambak "Senin fiyakan da fazla oluyor artık" derken.

Perez Prado Orkestrası'ndan 'Skokiaan' (1947) (August Musarurwa) Gazinodaki dansı sırasında.

'Siempre En Mi Corason' (1942) (Ernesto Lecuona) Zambak ve Bülent gazinoda konuşurken. [Bu şarkıyı Glenn Miller da plak yapmıştı (1942); 'Always in my Heart'].

'Fa Majör 3. Senfoni, Op. 90; III. Poco Allegretto' (1883) (Johannes Brahms) Bülent, Marmara Kahvesi'ne geldiğinde. ['Goodbye Again'de (1961) fon müziği olarak kullanılmış. Yeşilçam, Brahms'ın önemini daha önce fark etmiş].

'6 Numaralı (Pathetique) Senfoni, Op. 74; IV. Adagio Lamentoso-Andante' (1893)  (Pyotr Ilyich Tchaikovsky) Kahramanımız Marmara Kahvesi'nden ayrılırken.

'Mi minör 9 Numaralı Senfoni (From the New World / Yeni Dünyadan), Op. 95' (1893) (Antonin Dvorák) 'I. Allegro Molto' 2 sahnede (Bülent, kaza sonrası Belkıs'ın evinde ayılırken; Genç kadının 'polise haber vereceği' tehdidinden sonra kaçarken). 'IV. Allegro con Fuoco'  Belkıs, deniz motorunda "Kılık kıyafetini de düzelt biraz" derken.

'Do minör 2 Numaralı Piyano Konçertosu' (1900/01) (Sergei Rachmaninov) 'I. Moderato' (İlk 6 nota) Bülent "Hayatımda hiç esrar kullanmadım. Müsterih olabilirsiniz. Kullanmaya da niyetim yok" derken.

'Elizabethan Serenade' (1951) (Ronald Binge) 3 sahnede (Bülent, deniz motorunu Belkıs için hazırlarken; Kahramanımızın odasına gelen Belkıs "Arkadaşlığımızı biraz ilerletsek" derken; Bülent, bahçede "Bir tütün kokusu almıyor musun" derken).

'Prince Igor Operası, Polovetsian Dances'daki (1890) (Alexander Borodin) 'Gliding Dance of the Maidens'in 'Kismet'te (1953/54) kullanılan 'Strangers in Paradise' şekli 2 sahnede (Ayla, babasını kurtaran Bülent'in eline hafifçe dokunarak teşekkür ederken; Denizde öpüşürlerken).

'String Quarted No. 2; III. Scherzo' (1881) (Alexander Borodin). 'Kismet' müzikalinde (1953) 'And This is my Beloved' adıyla kullanılmıştı. Ayla, delikanlının odasında "Sen bir kahramansın Bülent" derken.

'Pictures at an Exhibition'daki (1874) (Modes Mussorgsky) 'V. The Ballet of the Unchanted Chicks' Ayla, Belkıs'ın adamı Goril'in saldırısından kaçarken. 'I. Gnome' Bülent, gazinoda haydutlarla ilgili araştırma yaparken.

'Romeo Juliet Uvertürü' (1870) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky) 2 sahnede (Bülent, Goril ile dövüşürken; Evde, Atıf Avcı ile kavga sırasında).

Bebek, Sarıkaya'daki Ayazağa Çiftliği; Goril-Erol Taş; Ruhi Bey-Muammer Gözalan; Doktor-İhsan Devrim ve hastabakıcı; Dansöz Zambak-Anna Ünal ve gazinodaki dansı; Marmara Kahvesi; Deniz ve motor sahneleri çok güzeldi.

Bülent'i Hayri Esen; Ayla'yı Handan Kocaoğlu; Belkıs/Melahat'ı Nevin Akkaya; Komiser Muammer'i Mümtaz Ener; Hastabakıcıyı Alev Koral; Marmara Kahvesi sahibini Rıza Tüzün; "Buraları pek tenha yerler. Arzu ederseniz bekleyeyim" diyen taksi şoförünü Fikri Çöze; Muharrem Bey'in konağını tarif eden köylüyü Zafer Önen seslendirmiş.000royuof

'Allaha tevekkül' iki kez dillendiriliyor senaryoda. Muammer 'balıkçıyken' "Evladım, sizin gibi gençler Allaha tevekkül etmesini de öğrenmeli" demişti. 'Cinayet Masası Komiseri' olduğunu öğrendiğimizde "Ben sana 'Allaha tevekkül etmesini öğren' demedim mi" diyor.

Bir de 'nasihati' var; "...O bar senin bu kadın benim hovardalık etmek doğru bir yol değildir."

Ayrıca 'düğünde kalburla su taşıyacakmış'. Bu deyimi 'Bir Yaz Yağmuru' (1961) filminde tekrar duyacağız.

Belkıs'ın neden böylesine 'kötü' olduğunu kocasına söylediği sözlerden anlıyoruz; "Yatalak Baykuş! Senle hesaplaşma vakti geldi. Tabii kızının lehine vasiyetnameni değiştireceğini aptalcasına bana söyledin. Budala! Senle parandan başka bir şey için mi evlendim sanıyordun? Otomobilin frenlerini, rotu ben bozdum. İşitiyor musun çakal? Ama gene de şansın varmış, kurtuldun." Ruhi Bey, mirasından mahrum etmeye kalkışmasa bu denli 'kötü' olmazdı belki de genç kadın. Ayrıca frenin, rotun yerini bilen biri gibi değil.

Pipo külleri gerçek katilin yakalanmasını sağlar. Tütünün, suçlu açısından sağlık dışı bir zararı ve emniyet güçleri için yararı! Atıf Avcı, filmin başlarında, piposunu bavula yerleştirdikten sonra telefon ediyor; "İstanbul, 73 82 40 mı...". İlginç bir şekilde 50'ler ve 60'lar boyunca Yeşilköy Havalimanı'nın numarasıydı bu. Hatta kurumun, Telefon İdaresi'ne olan borcu nedeniyle Aralık, 1959'da kesilmiş ve iletişim geçici bir süre '73 34 40'dan sağlanmış.

 Marmara Kahvesi. Yeşilköy Feneri yakınları. 'Aylardır aç perişan, kör değneğini bellemiş gibi' Barba'yı arıyor. "Gene balıkçıların orada siftinip durmuşsun. Sana yüz defa söyledim. Yok o isimde biri. Hem 'Barba' ne? Böyle isim olur mu... Genç adamsın. Çalış bir yerde, karnını doyur. Adam kılığına gir bir defa" diyor Kahveci. Nüfus cüzdanını gösterirse, orada iş verebilirmiş. Ama bunu duymamış gibi davranır Bülent. Polise yakalanma korkusu. Brahms'ın notaları ile aç bilaç geldiği kahveden, elinde bir parça peynir ekmek ve Tchaikovsky melodisi ile ayrılacaktır.          

Son Yorumlar

Yandex.Metrica