Tuğçe Kazaz'la Gönül Hırsızı'nı Konuştuk: "İki tarafın sabırla ve hoşgörüyle geliştirip, pekiştirdiği aşk benim için gerçek aşktır. " posteri

Gönül Hırsızı dizisinin başrol oyuncularından Tuğçe Kazaz'la dizide canlandırdığı Hülya karakteri hakkında sohbet ettik.

Sinematürk: Karakteri anlatır mısınız?

Tuğçe Kazaz: Bir anda sorunca  cevaplayabilmek çok zor. Nasıl ki olmayan biri hakkında konuşunca insanlarda  ön yargı oluşuyor ve  o önyargı doğrultusunda beklentiler gelişiyorsa; senaryoda da karakter belirli bir tanımla geliyor ve  o tanıma göre oluşmaya başlıyor. Ancak sonrasında, o ilk başta tanımlanan özelliklerin üstüne başka şeyler ekleniyor ve karakter başka bir şey de olmaya başlıyor. Şimdi ben de o sürecin içerisindeyim. Senaryo çerçevesinde şöyle söyleyebiliriz: Hülya, Tarık'la tanışmadan önce aile yapısı ve aileden öğrendikleri gereği hayata daha mantıkla bakan biri. Onun için hayat ne? Hayat şu: liseye gidersin, dershanede çok çalışırsın, üniversiteye gidersin,  genelde anne babanın istediği mesleği seçersin. Tüm bunlar toplum tarafından bireylere sunulan yaşam formu.  Fakat Hülya'nın ruhunda öyle bir parça var ki bir şekilde dayatmalara isyan ediyor. Anne babası doktorken, Hülya veteriner olmaya karar veriyor. İşine sevgi koymak istiyor esasında.  Çünkü Hülya'nın yapısı bu. Hayat budur: üniversiteden de mezun olursun, evlenirsin, çoluk çocuğun olur... ve öyle devam edersin... Bu bahsettiğim hayatta madde önemlidir. Senin hayatında, dışarıya karşı itibarını madde belirler.  Fakat Tarık'la tanıştıktan sonra birşeyler değişiyor. 6 senedir beraberler, o Hülya'nın ilk sevgilisi, liseden beri hayatında ve onun dışında başka kimseyle birlikte olmamış. Fakat Tarık ona tam anlamıyla zıt bir karakter. Aynı zamanda üniversiteye girmişler ama Tarık hala üniversite 1. sınıfta. Sözde reklam okuyor ama okula devam etmiyor. Hayatı anlık yaşıyor. Bu durumdan Hülya da etkileniyor ve  bir dönüşüm geçiriyor. Bu çerçevede bir ikiliye geçiliyor. Bu kadar bahsetmek yeter sanırım.

Ben yeni bir oyuncuyum. Ve hala denemeler yapmaktayım. Samimi olmaya çalışıyorum. Gerçek olsun istiyorum yaptığım şey. Dünya da bir oyun alanı ve  aslında ben de Hülya'yı çok merak ediyorum. Bakalım nasıl bir karakter çıkacak.

Sinematürk: Karakteri oynuyoruz dediniz. Hayatta ve dizide rollerinizi kime ve nasıl oynuyorsunuz?

Tuğçe Kazaz: En temelinde ben; Tuğçe olarak gelmişim, siz; siz olarak gelmişsiniz. Şimdi bu biçilmiş bir rol, bu anne babadan geliyor. Birinin arkadaşı oluyoruz, oyunculuk yapıyoruz. Birine dost, birine sevgili, birine anne oluyoruz... Bunlar hep o roller. Rol demek kötü bir şey anlamına gelmiyor. Dünyada ne roller oynanmış, ama içi doldurulamamış. Rolün hakkını vermek gerekir. Bu ikisi için de oturuyor.

Sinematürk: Karaktere nasıl hazırlandınız?

Tuğçe Kazaz: Hem Oğuzhan Bey'le, hem hocamızla okuma provaları yaptık. Provalar dışında da ben onları bayağı rahatsız ettim galiba, ki büyüklüklerinden söylemiyor olabilirler!  Ekip arkadaşlarınla birlikte olduğun, destek gördüğün zaman bu seni rahatlatıyor. Çünkü duygusal bir iş yapıyorsun ve orada endişen de var,  korkuların da var. Müthiş bir sancı çekiyor insan bu süreçte. Konuya yabancı insanlar deli diyebilirler bana, ancak oyuncular ne demek istediğimi anlayacaktır. Partnerimden çok destek gördüm. Çünkü ben ilk defa bir duygusal komedide yer alıyorum. Daha önce dramda oyunculuk yaptım. Bu benim için çok yeni bir şey. Bir sinema filminde karşılaştık ve teklif geldi. Ben de bu işi "Hasan Kaçan mektebinde öğreneyim" dedim. Mektep olarak baktığım bir öğrenme sürecindeyim ben de. Destek  geldi bu süreçte. Kendi düşünsel süreçlerim de oldu, inceleme süreçlerim de oldu, evde yalnız kalmalarım da oldu. Hülya hayatıma girdikten sonra Hülya ile yaşamaya başladım. Çok yeni şu anda. Ben de çok şaşırıyorum. Etrafımda olanlara da çok şaşırıyorum. İnsanların o kadar çevik, mizahi zekayı alıp esprileri yakalayıp, orada çat diye söyleyebilmesi, öğrenilmiş bir deneyim. Nerden ne kapabilirim diye sürekli bakıyorum.

Sinematürk: Karakterde ve Tuğçe Kazaz'da ortak noktalar neler?

Tuğçe Kazaz: İkimiz de tüm insanların özünde iyi olduğuna inanıyor. Tıpkı bizler gibi diğer insanların da kusurları ve hataları var ancak bu durum insanların iyi olduğuna inanmaya engel değil. Bu düşünceye sahip olduğu için diğer insanlarla iyi anlaşıyor. Mantığın bu denli hakim olduğu bir dünyada etrafına baktığında  o kadar mantıksız yaşayan insan var ki!  Örneğin en yakın arkadaşının ne yapacağı belli değil, saçma tepkileri var ama o en yakın arkadaşı. Neden hala onla arkadaşlığını sürdürüyor diye soracak olursanız cevabım insanların iyi olduğuna inanması olacaktır. Zaten karakterin bu tarafını seviyorum. Bir de altı sene boyunca devam eden beraberliğini sürdürme çabasını seviyorum. Bu çaba kolay değil. Tüketim, haz, çabuk harcama temelli ilişkilerin hakim olduğu bir dünyada birbirlerini büyüten, birbirlerinden vazgeçemeyen tarzlarına saygı duyuyorum. İki tarafın sabırla ve hoşgörüyle geliştirip, pekiştirdiği aşk benim için gerçek aşktır. Bu projeden beni en çok cezbeden noktalardan biri buydu zaten.

Sinematürk: Peki sizce bu karakter için neden siz seçildiniz?

Tuğçe Kazaz: Bu soruyu Hasan Kaçan'a sormak gerekir bence.

Sinematürk: Sizce dizi izleyenlere ne katacak?

Tuğçe Kazaz:  Aileden çok, arkadaşlardan çok izlediklerimize gülüyoruz. Oynanan rol insana yansıyor. Bu dizide farklı bir şey var, eski tatları andıran bir şey. Diyaloglar ve mekanlar insana güzel bir enerji kazandıracak türden. İnsanlar hayatın getirdiği tüm duyguları yaşamalı. Üzüntü de var, acı da. Oralarda da tebessüm ve umut var. Diğer türlüsünü çok yaşıyoruz zaten. Haberleri açıp izlediğimizde bir sürü ölen, parçalanan, kaza geçiren insanlar görüyoruz. Bizlerin pozitif bir şeylere ihtiyacı var. Nefrete değil. Bu dizi de oldukça pozitif.

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica