"Kalbim, Ruhum O'nun. Sana Kala Kala Ruhsuz Tarafım, Etim, Kemiğim, Zavallı Kadınlığım Kalacak"   posteri

"İnsanların kolu, boynu bükülebiliyor ama kalbi bükülemezmiş meğer." Bunları, hiç olmazsa beyaz perdede duymak çok güzel. Boynu da bükülmese kimsenin.

 Ağustos'ta çekilen film, 01 Kasım 1965, Pazartesi günü (Beyoğlu) Lâle; (Kurtuluş) Yeni Atlas; (Çarşıkapı) Şık; (Kadıköy) Özen; (Kadıköy) Süreyya; (Üsküdar) Işık; (Mustafakemalpaşa) İstanbul; (Sarıyer) Gezi; (Maltepe) Çeliktaş; (Kasımpaşa) Zafer; (Beşiktaş) Suatpark; (Eyüp) Melek; (Şehzadebaşı) Şehzade; (Bakırköy) Yeni; (Pendik) Ökmen sinemalarında gösterime girmiş.

Bir buçuk saat sürüyor ve bunun yaklaşık 30 dakikası şarkı. Afif Yesari, babasının eserinden uyarlanan filme çok yakışıyor.

Türkan Şoray, provalarda üstün bir başarı gösterince 'Küçük Çiftlik Parkı'nın sahibi Mahmut Anlar'dan sahne teklifi almış. 'Sürtük'teki bazı giysilerini başka filmlerden anımsıyoruz. Araba dersindeki elbise, 'El Kızı'nda (1966) evde 'Rosen Aus Dem Süden' (1880) (Johann Strauss) valsi ile dans ederken; Moris'le dans dersindeki bluz, 'Seven Kadın Unutmaz'da (1965) Kemal-Ediz Hun'a "Biliyor musun, Halide Teyze senin gibi fazla yemekten hastalanmış, ona göre" derken; Ekrem'e "kusura bakma uykum var. Ne istiyorsun? Öğrenmek istediğin bir şey varsa sor, anlatayım" dediği sahnedeki 'Seven Kadın Unutmaz'da (1966) Kemal-Ediz Hun'la çiçek tarlasındayken üzerindeydi.

Filmin, Fox'taki gösterimde, sigara ve içkiler değil 'öküz', 'it', 'hayvan', 'godoş', 'eşşoğlueşşek', 'hırbo', 'hıyar', 'kahpe', 'kaltak', 'pis orospu' sözcükleri sansürlenmiş. Televizyon yetkilileri eserin adı olan 'sürtük'ü bile 8 sahnede silmişler.

Yaptığı kadın heykeline sevdalanan Kıbrıslı Heykeltıraş Pygmalion, kitap ve filmlere etkisinin bu denli olacağını düşünmüş müdür?

'Pygmalion'u (1912) (Bernard Shaw) (10. basım Penguin Books-1959) Sevgi Sanlı, Türkçe'ye çevirmiş; (2004/2010) (Dört Oyun) (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları). Henry Higgins, sadece bir İrlandalıyı bir İskoçyalıdan değil, Londra'nın iki mahallesi arasındaki ağız farkını bile ayırt edebilen bir ses bilimi profesörüdür. Albay Pickering ile bahse girmiş. Kaba saba, yontulmamış çiçekçi kız (E)Liza Doolittle'ı üç ayda bir düşeş haline getireceğini söylüyor (sf. 138). Sonunda 'eserine' âşık olacaktır. Tıpkı Ekrem gibi.dfjdfu

Mahmut Yesari, 'Sürtük'ü (1937) (Remzi Kitabevi) Yakacık Sanatoryumu'nda yazmış. 1945'te aynı yerde yaşamını yitirecektir. İlk basım ile 1964'te Milli Eğitim Bakanlığı yayınlarından çıkan sonraki biraz farklı. 'Uyuklamadığından (sf. 13)', 'uyuklamadığımdan (sf. 9)' olmuş; 'anlamıyor musun (sf. 14)', 'anlıyor musun (sf.10)' olmuş; 'diye (sf. 15)', 'diğer (sf. 11)' olmuş; 'fakat (sf. 21)', 'vakit (sf. 17)' olmuş; 'koşu (sf. 32)', 'komşu (sf. 27)' olmuş; 'ev insanlarında (sf. 41)', 'o insanlardan (sf. 36)' olmuş; 'edemeyişleri (sf. 47)', 'edemeyişlerim (sf. 41)' olmuş; 'sensin (sf. 48)', 'senin (sf. 43)' olmuş; 'dün (sf. 71)', 'gün (sf. 65)' olmuş. Böyle onlarca değişiklik var.

Ayrıca "Kardeşim Ertuğrul Muhsin'e bütün sevgi ve dostluğumla" şeklindeki ithaf yazısı da 64 basımında çıkarılmış. Yazar, ikinci basım sırasında, çoktan ölmüş olduğundan bu değişiklikleri kim yapmış olabilir?

Kitapta sosyal değerlendirmeler var. "Ne garip! Kaldırımdan gelen, evi yadırgıyor; Evde yaşayanlar da kaldırım(da) sürtenlerden korkuyor." Bir başkası; "Evet, O kirli bir kaldırım kızı. Fakat O'nu kaldırım doğurmadı ki. O'nu kaldırıma atan biziz (sf. 42)." Yüzyıllar öncesinin "İnsani hiçbir şey bana yabancı değildir" sözünü çağrıştıran bir cümle; "İnsanız be! Hangimizde bit yeniği yoktur ki (sf. 39)." Karakış boyunca kaldırımlarda pineklemiş Sürtük'ün bir sözü (sf. 33); "Sen pencereden, camın arkasından bakmakla, kışın nasıl geçtiğini, yazın nasıl geçtiğini ne bilirsin, amca?"

Ekrem, sert, dediği dedik bir gazinocu. 'Love Me or Leave Me'deki (1955) Martin Snyder-James Cagney'e benziyor. Ağzından puro eksik olmayan, beyaz (adamlarınınki siyah) fötr şapkalı biri. Bir zamanlar ayakkabı boyacılığı yaptığı yerlerde şimdi kral olmuş. Parası ve gücüyle her istediğini elde ediyor. Tüm saz, bar sahiplerini dize getirirken bir tek sokak şarkıcısı Naciye ve sıradan piyanist Cüneyt'in aşkına 'gücü yetmez'.

'Lale Pavyon'da (ama bir başka sahnede 'Carmen Bar' olarak geçiyor burası) kemancı Fadıl Garan'ı işten kovmuş. Zavallı adam, hiç olmazsa, başkalarının iş vermesine engel olmaması için yalvarıyor. "Piyasadan namımı nişanımı sildin. Nereye gitsem kapıyı gösteriyorlar. Açım, işsizim. Kemanımı alıp kaldırımlarda mı dileneyim?" Ekrem'in yanıtı; "Vaktiyle düşünseydin." Neden böyle düşmanca davrandığını anlamak için 1970 yılındaki çevrime kadar beklememiz gerekecektir; "Sen istedin. 'Sokağın iti gazinocular kralı oldu' diye konuşmasaydın orda burada."

Benzer şekilde piyanist Cüneyt'i neden kayırdığını da 70'de daha iyi anlayabiliyoruz; "Babası yüzbaşımdı askerken. Çok iyiliğini gördüm." Kendisi o zaman çavuşmuş.

Meyhanelerde Sevim Şengül'ün sesiyle şarkıcılık yapan Naciye'yi meşhur bir ses sanatkârı yapmaya karar verir.

Ayakkabısında rahatsız edici bir çivi, saçında çiçek, ağzında sakız. Hasan Amca ve Ufaklık ile meyhanelerde göbek atıyordu genç kız başlangıçta. Gazinocunun ilgisini yanlış anlamış! "Anan güzel mi senin? Çüş be, ne zannettin ulan sen beni? At pazarından eşek alır gibi satın mı alacaksın ulan bizi? Gözünü aç züppe. Kız oğlan kızım ben. Ayı! Kendimi koklatacak surat var mı bende, öküz. 'Ortaya çıktık, göbek attık' diye ırzımıza mı geçeceksin, godoş." Sonra da ilave eder; "Hırbonun zoruna bak! Sen önce kendi paçanı kurtar, düdük. İte bak, peynir ekmek mi istiyorsun, eşşoğlueşek? Hıyar!" Durumu anlayınca gidip özür diler. "Hasan Amca söyledi, meşhur sazcıymışsın sen. Devlet kuşuymuşsun. Hadi bakalım, bizim de başımıza kon da görelim... Tuttuğunu altın edermişsin. Azcık da bizi tut... Başka türlü anlamışım ben, kusura bakma. Seni zampara sandım önce. Sonra sulanmayacağını anlayınca geldim." Aslında, gelişen olaylara bakınca, pek de yanlış anlamamış.aw43

Anası babası 'gitmişler öbür tarafa'. "Zaten bizim orda insanlar ecelleriyle ölmezler pek. Ya bir bıçak yerler, ya kaza ya da veremden giderler" diyerek felsefi/dini bir tartışma başlatmış olabilir mi? Hasan Amca ve karısının elinde büyümüş. Yaşı da belli değil. "Askere mi alacaksın? Amma da sordun be" diyor gazinocuya.

"Abla, bu kızı al, temiz bir kalafata çek" sözleriyle emanet edilir Melahat İçli'ye. Kısa bir süre 'yontulma' faslından sonra 'hanımefendi' olduğunu göreceğiz Naciye'nin. Banyodan sonra "Bak Abla, beni yıkadın, elbiselerimi de yok ettin. Sakın beni o herife peşkeş çekme ha!"; Masajcıya da "İşin iş senin be. Akşama kadar kadınları mıncıkla, yağla" diyor. Sahnedeki adı artık Türkan Şoray.

Aylar sonra 'başındaki devlet kuşu' ağır gelmeye başlar! "Benim için bütün yaptıklarını sana neyle ödememi bekliyorsun? Ömrümün sonuna kadar kukla olarak kalmakla mı? Hayır! Ben de insanım. Ben de yaşayacağım, mutlu olacağım." Ekrem'in "Nankör sürtük " suçlamasına verdiği yanıt; "Niçin nankör? Yaptıklarının karşılığında sana kendimi vermediğim için mi? Bir başkasını sevdiğim için mi... Belki zavallı, talihsiz bir sürtüğüm ama nankör değilim."

Cüneyt "Hayatlarımız bir yerde birbirine benziyor" demişti. O da annesini hiç görmemiş, tanımamış. "Babam askerdi. Tatillerde beni manevralara beraber taşırdı." Babasından bir İstiklal Madalyası ile (ne olduğunu öğrenemeyeceğimiz) temiz bir soyadı; Annesinden de küçük bir evle piyano kalmış. Naciye ile tanışana kadar 'kukumav gibi' yalnızmış orada.

Bu arada Ekrem, hediyelere boğuyordu Türkan'ı. Verdiği arabanın plakası '34 EY 854'ken birkaç sahne sonra '34 DL 274' olur. '34 DL 274' plakalı otomobili 'Ben Bir Sokak Kadınıyım'da (1966) ve '34 EY 854' plakalıyı 'El Kızı'nda (1966) tekrar göreceğiz. İkisi de Ertem Eğilmez'e ait.

Cüneyt, Türkan'ın kalbini bir bakışı ile kazanıyor. Oysa Ekrem bunu orkide, bilezik, gerdanlık, kürk, araba, deniz motoru vermekle bile başaramaz. Aklımızı kurcalayan soru; Acaba piyanistimiz Naciye'yi 'kalafata çekilmemiş' haliyle görse yine sever miydi? Genç kızı biz de çok sevdik. Ama keşke şöhret olduktan sonra Hasan Amca ve Ufaklık'ı unutmasaydı.

Emirgân'da çay içiyorlar. Arabanın radyosunda Münir Nurettin Selçuk: "Sarahaten, acaba, söylesem darılmaz mı?//Darılmak âdeti, bilmem ki çapkının naz mı?//**//Desem ki; 'Ben seni pek çok...' Sakın gücenme e mi,//Sakın gücenme, eğer anladınsa sevdiğimi..." Naciye, 'sarahaten'in anlamını merak etmiş. Şairin, 'sevdiğini ama söyleyemediğini' öğrenince patlar; "Ben sevsem söylerim! İnsan sevince 'küt' diye söylemeli."

Delikanlı müzik derslerinde 'Müzik ve Müzisyenler Ansiklopedisi'nden (1964) (Vural Sözer) (Atlas Kitabevi) yararlanıyor. Piyanosunda hep bir metronom, gözlerinde aşk.drye57u5e4

Bir sahnede Ekrem ile tartışan Türkan, Cüneyt'e kaçmış. Çay yapmak istiyor genç kız. "Bugün değil. Sonra ve her zaman" diyerek engel olur delikanlı. Kendisi gider mutfağa. Biraz da olsa 'evleninceye kadar ben yaparım, evlendikten sonra hep sen yaparsın' anlayışı var sanki bu cümlede.

Beyoğlu Saz. Sahnede iç sızlatan kadınlar korosu; Silvana Panpani, Araksi Hebo, Hikmet Gül. Bimen Şen'in Sultanîyegâh şarkısını söylüyorlar; "Al sazını sevdiceğim şen hevesinle//Çal söyle benim şarkımı sevdalı sesinle." O gülen yüzlerin arkasında ne öyküler gizli kimbilir. Melahat Abla "Neler geldi, neler silindi bu piyasadan" demişti iç çekerek.

Gazinodaki sunucu Erdoğan Esenboğa, Ferah Nur'u "Sayın müşterilerimiz, şimdi de sahnelerimizin büyük yıldızı"; Türkan Şoray'ı "Ve şimdi yeni bir ses yıldızı ilk defa olarak sahnelerimizde" anonsu ile takdim eder.

Yemek dersinde Memduh Alpar'dan 'sofra adabı' öğreniyoruz. Bıçaklar üç çeşitmiş; Meyve, balık ve et! Naciye'nin 'don file' demesini 'bon file' diye düzeltir. Lokmalar ufak; Ağız kapalı; Kadeh tutarken, küçük parmak, güvercin kanadı gibi havada olacakmış. Peçete de dudaklara sanki 'pudra ponponu gibi değecekmiş'. Ders bitip Naciye gittikten sonra yemeklere eliyle koluyla saldırışı çok komikti.

Filmdeki melodiler.

Fausto Papetti'nin '5a Raccolta' albümündeki (1964) 'Hello, Dolly!' (1958) (Jerry Herman) Ekrem, filmin başında kulübü ziyarete geldiğinde. "Un'Altra Volta" (Pallavicini, Werner, Niessen, Scharfenberger) 2 sahnede (Naciye, Ekrem'i görmeye geldiğinde; Ekrem hediye arabayı gösterirken).

Tony Mottola and His Orchestra'nın 'Roman Guitar' 45'liğindeki (1962) 'Tra Veglia e Sonno' (P. Forte / Luigi Canora) Naciye kuafördeyken. 'Nina' 2 sahnede (Alışveriş sırasında Türkan "Gören de 'gelin oluyorum' sanır" derken; Masaj salonunda).

'Viran Dağlar' (Rumeli türküsü) Melahat, Naciye'yi gazinoya götürdüğünde.

'Guaglione' (1960) (Perez Prado) Memduh Alpar'ın yemek dersi sırasında.

'All I Have to Do is Dream' (1958) (Felice ve Bryand Boudleaux) Ekrem, Naciye'ye orkide gönderdiğinde.

'Patricia' (1958) (Perez Prado / Bob Marcus) Araba kullanmasını öğretirken.

'İçin İçin Yanıyor' (Muhayyer-Kürdî) (Şekip Ayhan Özışık) 12 sahnede (Müzik dersleri sırasında; Naciye, Cüneyt'i araba ile evine bıraktığında; Ekrem'in verdiği kolyeyi bırakıp Cüneyt'in gülünü yerden alırken; Ekrem, Naciye'yi dersten alıp gazinodaki afişleri göstermeye götürürken; Türkan, Cüneyt'e "Niçin benden kaçar gibisin daima" derken; "Bugüne kadar bana açılmak şöyle dursun sana yakınlık göstermeme de engel oldun" derken; Cüneyt, evde Türkan'ı beklerken; Çay yapmak için mutfağa giderken; "Benim için mühim olan sensin" derken; Türkan "Gidelim buradan. Götür beni, uzaklara götür" derken; Cüneyt'i öldüreceğini söyleyen Ekrem'e "Sakın O'na dokunma" diye yalvarırken).

'Gel Ey Denizin Nazlı Kızı' (Acemaşiran) (Aleko Bacanos) Kır kahvesinde Cüneyt "Segâh, Dügâh, Sultanîyegâh" diye ders verirken.

'Kürdili Hicazkâr Saz Semaisi' (Tatyos Efendi) Cüneyt, deniz kenarındaki çayevinde kendinden söz ederken.stye5475

Ray Anthony and His Orchestra'dan '707' (Ray Anthony / Don Simpson) Ekrem, Türkan'ı eve bırakırken. Cüneyt'le ilgisini anlamış, çok kızgındı.

Cal Tjader'in 'Several Shades of Jade' albümündeki (1963) 'Sahib' (Stan Applebaum) Türkan ve Cüneyt iş ararken.

'Gül Ağacı Değilem Her Gelene Eğilem' (1964) (Rast) (Necip Mirkelamoğlu) Anadolu Saz Salonu'ndan işlerine son verilmiş olarak çıkarken.

'Yine Bir Gülnihâl Aldı Bu Gönlümü' (Giriş sazı) (Dede Efendi) Faik Coşkun, Anadolu Saz'ı Ekrem'e sattığını söylerken.

Gil Evans'ın 'The Individualism of Gil Evans' uzunçalarındaki (1964) 'Flute Song/Hotel Me' Ekrem'in adamları Cüneyt'i döverken.

Fausto Papetti'nin '3a Raccolta' 33'lüğündeki (1962) 'La Vela Bianca' (1962) (Gilbert Bécaud) Ekrem'in sondaki partisinde.

'Shake Hands With the Devil'daki (1959) 'Trouble' (William Alwyn) Türkan, Ekrem'e "Sevdiğim adamın hayatını kurtarabilmek için bana oynattığın pespaye oyunu beğendin mi" derken.

Filmdeki şarkılar.

Naciye, 3 Roman şarkısı söylüyor.

Jenerikteki (1.48 dakika); "Fış, fış, fış, fış iki gözü kör olası//Evi barkı yıkılası, fış//Ablanı alacağım, enişten olacağım//Sana caka satacağım, vay//**//Saçlarını öreceğim, güllerini dereceğim//Aç koynunun gireceğim, mış//Ablanı alacağım, enişten olacağım//Sana koca bulacağım, mış//**//Baldızım olacaksın, derdimi bileceksin//Yüzüme güleceksin, mış//İçip sarhoş olunca, kafaları bulunca//Yerlere düşeceğiz, mış."

Naciye ve arkadaşlarının ikinci şarkısı. 'Aguş' (4 dakika); "Aguş da çöplükte eşinir//Melekler de mahallede tepişir//Kerime de aynada süslenir//Aman Aguş, cilveli Aguş//**//Edası eyler, mahalleyi gezer//Kravatı takar, Beyoğlu'nda gezer//Akşam olunca güzelleri seçer//Aman Aguş, cilveli Aguş//**//Aguş'un elinde mısır sopası//Şarabı içer, içer kalmaz şarap parası//Sallanma Aguş kızar babası//Aman Aguş, cilveli Aguş//**//Aguş'un elinde fişekler//Anası da kızıyor, kim ipler//Aguş'u da kovalıyor eşekler//Aman Aguş, işveli Aguş."

Filmin sonuna doğru (1.10 dakika); "Naciye, Naciye cilveli Naciye//Çalkala göbeği aşk ile şevk ile//Çalkala göbeği aşk ile şevk ile//Ah, Naciye."

'Seni Ben Ellerin Olsun Diye mi Sevdim'  (1964) (28 saniye) (Kürdîli-Hicazkâr) (Bâki Duyarlar) 2 sahnede [Ferah Nur'un gazinodaki ilk şarkısı (28 saniye); Ekrem, Naciye'yi eve getirdiğinde makaralı teypteki şarkı (1.18 dakika)].

'Unutturamaz Seni Hiçbir Şey Unutulsam da Ben' (52 saniye) (Nihâvend) (Ekrem Güyer) Ferah Nur'un gazinodaki ikinci şarkısı.

'İçin İçin Yanıyor' (Muhayyer-Kürdî) (Şekip Ayhan Özışık) 2 sahnede [Türkan, ilk sahneye çıktığında (3.45 dakika) ve filmin sonundaki şarkısı (2 dakika)].

'Al Sâzını Sen Sevdiceğim Şen Hevesinle' (Sultânî Yegâh) (Bîmen Şen) 2 sahnede [Müzik dersi sırasında (23 saniye); Beyoğlu Saz'da kadınlar korosundan (2 dakika)].

'Tereddüt (Sarahaten, Acaba, Söylesem Darılmaz mı)' (1.48 dakika) (Ali Rıfat Bey / Orhan Seyfi Orhon) Emirgan'da çay içerlerken.

'Hani Bir Gün Gelecektin' (1959) (1.36 dakika) (Nihâvend) (Teoman Alpay) Müzik derslerindeki ikinci şarkı.

'Eller Ne Derse Desin' (1962) (2 dakika) (Muhayyer-Kürdî) (Ali Erköse) Türkan'ın gazinodaki ikinci şarkısı.dray57

'Fikrimin İnce Gülü' (26 saniye) (Acem Kürdî) (Muallim İsmail Hakkı Bey) Tekrar assolist olan Ferah Nur'un söylediği şarkı.

"Beyim, beni seviyorsun//Niçin inkâr ediyorsun//**//Bu tarafa bakıyorsun//Bana nispet yapıyorsun//**//İnkâr etme küçükbeyim//Yanıyor yüreciğin." (1.10 dakika)Anadolu Saz'da Sıdıka Dikses'in söylediği tango.

'Gül Ağacı' (1964) (2.04 dakika) (Rast) (Necip Mirkelamoğlu) Anadolu Saz Salonu'nda Türkan'ın şarkısı.

Naciye/Türkan'ı Adalet Cimcoz; Ekrem'i Hayri Esen; Cüneyt'i Toron Karacaoğlu; Ferah Nur'u Alev Koral; Melahat'ı Suna Pekuysal; Kovulan kemancıyı Fadıl Garan seslendirmiş.

Süha Doğan üç (Memduh Alpar'ı, Kanuni Cemal'i, Eskişehir'de iş bulan gazinocuyu) ve Erdoğan Esenboğa beş kişiyi (Afif Yesari'yi, Nubar Kamçılı'yı, Ferah Nur ve Türkan Şoray'ı anons eden sunucuyu, Emirgan'daki çiçekçiyi; Büyük Saz'da "İçki ne alacaksınız" diyen garsonu) seslendirmiş.

Naciye'nin Roman arkadaşları Kemani-Hasan Baba, Darbukacı-Ufaklık; Ekrem'in gazino müdürü Afif Yesari ve adamı Kaya Volkan; Melahat Abla-Melahat İçli; Kantocu-Sıdıka Dikses; Saz salonu sahipleri Tevfik Soyurgal, Nubar Kamçılı, Cevat Uz, Faik Coşkun, Asım Nipton çok güzeldi.

Kadınlar korosunu izlediğimiz Beyoğlu Saz Salonu sahibi Hızır Niyazi Yücelsin, filmin gösterime girmesinden birkaç ay sonra (9 Şubat 1966) 'feci bir trafik kazası' sonucu yaşamını yitirmiş.

Melahat, Naciye'nin 'yontulma' sürecindeki yardımcısı. Yaşamı, Cahide Sonku'yu anımsattı. Bir zamanlar adı 'Kalamış Güzeli'ymiş. Sigarası 100'lük banknotla yakılırmış. Ama şimdi; Ekrem'in yanında sığıntı gibi. "Ben de bilmem ne olduğumu." Melahat İçli, Türk Sanat Müziği bestecisi Selahattin Pınar'ın kardeşi. Bir müddet Raşit Rıza Topluluğu'nda çalıştıktan sonra Mahmut Yesari'nin 'Yalı Uşağı' piyesi için açılan yarışmayı kazanarak İstanbul Şehir Tiyatroları'na geçmiş (1940).  

Türkan'dan önceki assolist Ferah Nur da çok sabırlı. "Bu kadar çok hayranı olmak ne güzel bir şey. Solonu alkışla yıkacaklar benim için" diyordu. Ekrem tarafından nazikçe(!) uyarılır; "Anladık kes. Kes dedik. Şımarıklığı bırak." Gittikleri meyhaneyi ve 'ciğer tava'yı beğenmedi diye azarlanması devam eder. "Sıktın! Çarpacağım şimdi elimin tersiyle." Anlaşıldığı kadarıyla genç kadının gazino sefası sona ermek üzere. 'Suyu ısınmış'. Kovulur. Türkan işi bırakınca tekrar geri çağrılır. Sanat yaşamı, Ekrem'in anlık hislerine bağlı.

O meyhanede Naciye, Roman şarkıları söylüyordu. Ekrem kararını verir. "Üç günde yetiştirip meşhur bir ses sanatkârı yapacağım bu sürtüğü." Âşık olacağı genç kızı, Cüneyt'e bırakmak zorunda kalır. Filmin sonunda acı içinde ve gözyaşlarını içine akıtarak Beyoğlu sokaklarında yürüyordu.

Bizdeki roman ve filmden farklı olarak 'My Fair Lady'deki (1964) Elisa, genç Freddy'yi değil Profesör Henry Higgins'i seçiyor. Paranın her şey olduğu günümüzde Sürtük, kimle kalırdı acaba?

 "Sende hiç vicdan yok mu? Ne istiyorsun benden? Sana bir borcum kaldı mı? Senden aldıklarımın hepsini geri vermedim mi?" diyor Türkan. Gazinocunun yanıtı iç burkucu; "Aldığın bir şey var ki onu geri veremezsin."

Son Yorumlar

Yandex.Metrica