Türk Sineması'nda Seri Filmler posteri

 

 

 

 

 

 

Başta sinema endüstrisinin kalbi Hollywood olmak üzere diğer ülke sinemalarında da çok beğenilmiş, yüksek gişe getirisi sağlamış filmlerin devamının çekilmesi yoluna gidilmiş ve izleyicinin talebi doğrultusunda bu filmler uzun soluklu ve popüler birer seriye dönüşmüşlerdir.

Geniş bütçelerle çekilen, iddialı, gösterişli ve en azından masrafını çıkaracağına kesin gözüyle bakılan bu filmlerin bir seriale dönüşmesi seyircinin genel olarak beklenen, tahmin edilen ilgiyi göstermesi ile mümkün olabilmiştir.

Bazen de kimi küçük bütçeli ve hatta zar zor çekilen, hiç umut ışığı vermeyen filmler; inanılmaz bir ilgi ile karşılaşmışlar , filme emek verenleri bile şaşırtacak kadar sevilmişler, sinema tarihine geçmişlerdir..Bu filmlere verilebilecek örnek en güzel örnek şüphesiz ki, efsanevi Rocky serisidir.(İlk filmin senaryosunu yazan ve kapı kapı dolaşıp kabul ettirmeye çalışan Sylvester Stallone'nin küçük rollerde tanıdık ve akrabalarını oynattığı rivayet edilir.)

Seriale dönüşmüş filmlerin ortak özelliği; aksiyon, avantür, komedi, bilim-kurgu, western vb.gibi türlerin olmazsa olmaz unsurlarından hareket, heyecan, gerilim ve merak duygularıyla yoğrulmuş olmaları, atraksiyona, görsel ve işitsel efektlere, trüklere, fantastik öğelere bolca yer vermeleridir.Genel izleyici kitlesine hitap eden, dünyanın her köşesinde rahatlıkla izlenip algılanabilecek filmlerdir.Ya da kestirmeden söyleyelim; eğlencelik ve harcıâlemdirler.

Diğer yandan bu filmler, yapımcıların sadece kasalarını doldurabilmek için hiç bir masraftan kaçınmadığı birer meta değil; majör ülkelerin dünya ölçeğinde statülerini güçlendirmek, kendi kültürlerini en ücra köşeye bile zerk edebilmek veya yerel kültürleri de etki altına alabilmek için kullandıkları birer ideoloji pompalayıcısıdırlar.

Hollywood'un ürettiği ve dünyanın dört bir yanına Coca-cola, McDonald's gibi pazarladığı bu serilere örnek olarak; Süperman, Rocky, Rambo, İndiana Jones, Back to the Future, Star Wars, Batman, Spider Man gösterilebilir.

Yıllar yılı finansman darlığı, teknik altyapı ve kalifiye eleman yetersizliği gibi sebeplerle global ölçekte söz sahibi olamayan Türk sinema sektörü ise sadece yerel kültürüne özgü yapımlarla iç piyasaya yönelik üretimde bulunmuş, kendi içinde devinip durmuştur.Ancak, Yeşilçam yapımcıları da ticari sinema anlayışı gereği tutmuş her filmin devamını, talebin son kırıntısına kadar getirmekten geri durmamışlardır.

Sinemamızda seri filmlerin ortaya çıkması 1960'lı yılların başlarına tekabül eder.

Sinemamızda 1960'lı yıllar; dil, anlatım, senaryo, kurgu, çekim açısı, kadrajlama vb. gibi temel sinema kavramlarının oturtulmaya çalışıldığı bir olgunlaşma dönemidir.Tiyatro etkilerinden tam anlamı ile sıyrılınmaya başlanan bu dönemde; bir yanda Ö.Lütfü Akad, Metin Erksan, Atıf Yılmaz,Ertem Göreç, Halit Refiğ gibi yönetmenler sinema üzerine kafa yorup toplumsal sorunları perdeye yansıtmaya çalışırken, diğer yanda salonları hıncahınç dolduran orta sınıf izleyici yığınları için avantürler, komediler, dramlar çeken, ticariliği ön planda tutan bir Yeşilçam sineması da filizlenmiştir.

Yazıda söz konusu edilen film serileri " ticari sinema" mantığıyla üretilmiş serilerdir, dolayısı ile muhtemelen önceden tasarlanmış, söz gelimi Ö.Lütfi Akad'ın Gelin, Düğün, Diyet; İsmail Güneş'in Gülün Bittiği Yer, Sözün Bittiği Yer, Ateşin Düştüğü Yer; Cemal Şan'ın Zeynep'in Sekiz Günü, Ali'nin Sekiz Günü, Dilber'in Sekiz Günü gibi salt  gişe başarısı hedeflemeyen savlı üçlemeler, birer film serisi olarak değerlendirilmemiştir.

Şimdi türleri itibarı ile Yeşilçam'ın 1960-1990 dönemine ait seri filmlere bir göz atalım:

AVANTÜRLER

Yukarıda da belirttiğim gibi genel olarak efektlerle süslü aksiyon dolu sahnelere, heyecanı sürekli diri tutan dinamik bir kurguya sahip tempolu filmler, izleyiciden tam not almışlar ve benimsenmişlerdir.

Bu doğrultuda Yeşilçam'da da, kapsayıcı bir başlık olarak avantür türüne dahil edebileceğimiz filmlerin devamı fazlasıyla gelmiştir.Sektör, Hollywood'un yanında esamesi bile okunamayacak derecede güdük sinemasal birikimi, teknik yetersizliğine rağmen elinden geldiğince (oyuncuların, teknik ekibin özverisi sayesinde) izleyicisini memnun etmeye çalışmıştır.

Bu filmler, her ne kadar günümüzde bir kesim izleyici tarafından alay konusu edilse de hala televizyonlarda sık sık yayınlanmakta ve yüksek izlenme oranları yakalamaktadırlar.Türk izleyicisi, tüm ilkelliğine ve çoğu kez komikliğe varacak mantıksızlıklarına rağmen bu filmleri çokça sevmiş, bağrına basmıştır.

Kral Cüneyt Arkın

Yeşilçam'da tarihi avantür denilince akla gelen ilk isim şüphesiz ki bu türe en çok emek vermiş, hatta dublörsüz çekimlerle hayatını ortaya koymuş, yediden yetmişe Türk izleyicisinin sevgisine mazhar olmuş Cüneyt Arkın'dır.

Kariyerine romantik jön rolleri ile başlayan ve bir süre sonra içindeki "maceperest" ruhu keşfeden Arkın; kısa zamanda tarzını değiştirir ve Medrano Sirki'nde geliştirdiği akrobasi yeteneğini de  bu bol hoplamalı, zıplamalı filmlere ustaca yedirerek,  hepsi de ismiyle özdeşleşecek  tarihi karakterlerden  Malkoçoğlu'nu  5, Battal Gazi'yi 4 ve Kara Murat'ı ise tam 7 filmde başarıyla canlandırır.

Malkoçoğlu serisini bir film dışında Süreyya Duru çeker.Cüneyt Arkın'ın filmografisinde çok sayıda filmde imzası olan Natuk Baytan ise Kara Murat Serisi ile bir film dışında Battal Gazi serisinin tamamını çeken yönetir.

Bu üç ana karakter dışında  Selahaddin Eyyübi, Korkusuz Cengaver, Kılıç Aslan, Hakanlar Çarpışıyor, Altay'dan Gelen Yiğit gibi sayısız filmde tarihi karakterleri oynayarak bu türün tartışmasız bir numaralı ismi haline gelen Cüneyt Arkın, sinema yaşamı boyunca akla gelebilecek her türde film çekmesine ve değişik karakterler oynamasına rağmen seyircinin hafızasına Kara Murat olarak, Battal Gazi olarak silinmemek üzere nakşolur.

Sinemamızda seriye dönüşmüş bir başka kahraman, Suat Yalaz'ın çizgi romanından sinemaya uyarlanan ve Kartal Tibet'i üne kavuşturan Karaoğlan'dır.

Kartal Tibet'te, Cüneyt Arkın gibi henüz sinema yaşamının başında eline geçen fırsatı iyi değerlendirerek Karaoğlan rolü ile kendini kanıtlar ve Cüneyt Arkın'dan sonra "kılıç şakırtılı" filmlerin ikinci aranan aktörü haline gelir.

Kartal Tibet'li Karaoğlan filmleri 6 tane olup ilk 5 tanesi yaratıcısı Suat Yalaz yönetiminde sinemaya uyarlanmıştır.

Atıl Kurt...

Yine bir çizgiroman uyarlaması olan ve Kartal Tibet'in sinema kariyerinde en az Karaoğlan kadar parlayan bir başka efsanevi kahraman ise Sezgin Burak'ın Tarkan'ı olmuştur.

Tarkan serisinin  ilk filmi Tunç Başaran tarafından çekilir, seri Mehmet Aslan yönetiminde devam eder  ve  Tibet,  tam 5 film boyunca da kurdu ile maceradan maceraya koşarak  "güçlü türk" imajını pekiştirir, birkaç kuşak izleyicinin bilinç altına ve çocukluk düşlerine nüfuz eder.

Kartal Tibet'li 5 filmlik orijinal Tarkan serisi öncesi, 1968 yapımı Bozkırlar Şahini Tark-han ile 1969 yapımı Tarkan Camoka'ya Karşı ve Tarkan Canavarlı Kule olmak üzere farklı oyuncularla çekilen 3 Tarkan filmi daha mevcuttur.(İlk Tarkan filminin çekimi öncesi, filmde Tarkan'ı canlandıracak oyuncuyu bulmak için bir yarışma düzenlenir, yarışmayı Ünal Şahin adlı bir kişi kazanır. Fakat Başaran ve Eğilmez filmde tanınmayan birinin başrolü oynamasının riskli olacağını savunup rolü o dönem oldukça popüler olan Kartal Tibet'e verirler.İlk Tarkan filminde oynaması için seçilen ancak sonra vazgeçilen Ünal Şahin, "Tarkan Canavarlı Kule" adlı filmde Tarkan'ı canlandırır.Sezgin Burak'ın çizgiromanları dışında senaryoya sahip bu filmler, orijinal Tarkan serisine dahil edilmemektedir.)(1)

Şunu da vurgulamak gerekir ki, bu tarihi kahramanlık destanlarının çok tutulmasında oyuncuların başarısı kadar, içerdikleri yoğun milliyetçilik duygusu da (arada şovenizme kaçsa da) etkili olmuştr.

Rekortmen Kilink

1967 yılında Yeşilçam, muhtelemen dünyada dahi eşi benzeri az görülecek bir rekora imza atar ve aynı yıl içerisinde tam 10 Adet Killing veya Kilink filmi çekilir.

Dış kaynaklı  fotoroman uyarlaması, iskelet kostümlü bu sevimsiz anti-kahramanla en çok haşır neşir olan isim Yılmaz Atadeniz  olur ve serinin 4 filmini o çeker: Kilink İstanbul'da, Klink Soy ve Öldür, Kilink Uçan Adama Karşı ve Caniler Kralı Kilink.

Derme çatma, komik dekor ve kostümlerle bir çırpıda çekiverilen diğer Kilink filmleri ve yönetmenleri ise Dişi Kilink (Aram Gülyüz), Kilink Canilere Karşı (Çetin İnanç), Kilink Frankeştayn ve Dr.No'ya Karşı (Nuri Akıncı), Kilink Ölüler Konuşmaz/Sarışın Tehlike (Yavuz Figenli), Sihirbazlar Kralı Mandrake Kiling'in Peşinde (Oksal Pekmezoğlu), Şaşkın Hafiye Kilink'e Karşı (Natuk Baytan) 'dır.

 "İyi Kilink yapan" 1967 yılı sonrası birden hız kesen seri, ileriki yıllarda çekilen iki filmle nihayete erer: Kiling Ölüm Saçıyor (1971-Birsen Kaya), Killing Kolsuz Kahramana Karşı (1974-Müjdat Saylav)

Dikkat edilecek olursa yaratıcılıkta sınır tanımayan Yeşilçam yapımcıları; Killing'in karşısına Mandrake, Frankeştayn, Uçan Adam, Kolsuz Kahraman, Şaşkın Hafiye gibi kimisi tanınmış, kimisi ne idüğü belirsiz rakipler çıkararak ilginç kombinasyonlar üretmiştir.

Parçala Behçet

Yeşilçam'da 1970'lerin başında patlak veren malum seks furyasının sembol isimlerinden Behçet Nacar, seks avantür olarak adlandırılabilecek ve serinin amiral gemisi, isim babası Parçala Behçet (1972-Melih Gülgen) başta olmak üzere Ustura Behçet (1972-Asaf Tengiz), Bastır Behçet Bastır (1972-Yavuz Figenli), Namın Yürüsün Behçet (1973-T.Fikret Uçak), Sev Beni Behçet (1974-Yılmaz Atadeniz), Komando Behçet (1974-Yılmaz Atadeniz), Zımbala Behçet/Parçala 76 (1975- Yavuz Figenli) gibi amiyane, komik, garip ve cinsel çağrışımlarla yüklü isimlere sahip bir "Behçet serisi" çeker.

Ancak şöyle de bir durum vardır: Seriye dahil filmler birbirinden kopuktur, ortada söz gelimi bir Tarkan, Kara Murat gibi standart ve kimliği, kişiliği kalın çizgilerle belirlenmiş bir karakter yoktur. Tek ortak noktaları, " dövünce fena döven, vurunca deviren; ayni paralel de iyi seven, film boyunca bir dolu adamla dövüşüp bir dolu kadınla sevişen" Behçet adlı adamın varlığıdır.(Aynı kopukluk ve karakter istikrarsızlığı incelenen Tayfur, Ayşecik, Sezercik vb, Fosforlu gibi tiplemelerle oluşturulmuş serilerde de mevcuttur ve ilgili bölümlerde söz konusu  edilmiştir.)

Behçet Nacar gibi bir başka Yeşilçam emekçisi Süheyl Eğriboz'un, 1970'li yıllarda "Sütçü" adlı tiplemesi ile ünlenip çektiği   Lambaya Püf De/Sütçü (1973), Sütçü (1973) ve 1974 yapımı Sütçü'nün Rüyası filmleri de bir seri olarak kabul edilebilir.(Eğriboz, 2000'li yıllarda verdiği röportajlarda(2) Haydi Bastır Sütçü, Sütçü Kıbrıs'ta, Sütçü ve Eşeği, Sütçü'nün Çocukları gibi filmlerden oluşan bir avantür komedi serisinden bahsetmiştir, ancak bu isimlere sahip filmler kaynaklarda yer almamaktadır.)

Cüneyt Arkın'ın 1982-1985 yılları arasında Çetin İnanç'la çektiği, tahammül sınırlarını fazlasıyla zorlayan, çok yaratıcı! ve tuhaf çekim tekniklerinin bolca kullanıldığı Dört Yanım Cehennem, Dünyayı Kurtaran Adam, Gırgır Ali, Kelepçe, Son Savaşçı, Ölümsüz, En Büyük Yumruk, Erkekçe, Vahşi Kan, Çöl, Ölüme Son Adım, İdamlık, İntikam Benim, Deli fişek, Dev Kanı, Ölüm Savaşçısı, Bin Defa Ölürüm, Kaplanlar adlı filmler de, içerdikleri kendine özgü aksiyon anlayışı ve fars güldürü öğeleri ile rahatlıkla  bir "absürt avantür" serisi olarak değerlendirilebilir.

Diğerleri

Son olarak, Yeşilçam'ın klasik dönemi olarak adlandıracağımız 1960-1990 dönemine ait yukarıda belirtilen çok filmli avantür serilerinin yanı sıra, iki filmle sınırlı kalmış avantürleri örnekleyelim:

 -James Bond'un yerli versiyonu ve Göksel Arsoy tarafından canlandırılmış Altın Çocuk (1966-Memduh Ün) ve Altın Çocuk Beyrut'ta (1967-Ertem Göreç),

 -Maskeli Beşler (1968-Yılmaz Atadeniz) ve Maskeli Beşler'in Dönüşü (1968-Yılmaz Atadeniz)

-Zagor Kara Bela (1971-Nişan Hançer) ve Zagor Kara Korsanın Hazineleri (1971-Nişan Hançer)

-Cüneyt Arkın'ın dönemin modasına uygun, toplumsal içerikli filmi Cemil (1975-Melih Gülgen) ve Cemil Dönüyor (1977-Melih Gülgen)

-Kunt Tulgar'ın Tolga Savacı'lı 3 filmlik aksiyon serisi Kurtlar Geceyi Sever (1988)

KOMEDİLER

Yeşilçam'da en az avantürler kadar uzun soluklu serilerle seyirciyi kalbinin orta yerinden yakalamış ve dolayısı ile sektöre can simidi olmuş bir başka tür komediler olmuştur.

1940 ve 1950'li yıllarda henüz emekleme dönemini yaşayan  sinemamızda, genellikle dram (tarihi, tiyatro uyarlamaları) ağırlıklı filmler çekilmiş, bu döneme ait komediler sayı ve nitelik açısından oldukça cılız kalmıştır.

Dönemin dikkat çeken komedilerine örnek olarak; Münir Özkul ve Vasfi Rıza Zobu'nun ikili olarak rol aldığı ve Şadan Kamil tarafından çekilmiş Edi İle Büdü (1952) ve Edi ile Büdü Tiyatrocu  (1952) ile Türk Tuluat Tiyatrosu'nun, orta oyunu geleneğinin büyük ustası İsmail Dümbüllü'nün yine Dümbüllü tiplemesi ile çektiği Dümbüllü serisi örnek gösterilebilir:Dümbüllü Macera Peşinde (1948-Şadan Kamil), Dümbüllü Sporcu (1952-Seyfi Havaeri), Dümbüllü Tarzan (1954-Muharrem Gürses)

Şunu da belirtmek gerekir ki; dürüst, doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen, lafı gediğine koyan halk adamı, komiği tiplemesi ile Dümbüllü kendisinden sonra gelen tüm komiklere (Feridun Karakaya, Sadri Alışık, Münir Özkul, Ferhan Şensoy, Kemal Sunal vb) kaynaklık etmiş, esin vermiştir.

Yavyuuumm...

1957 yılında Osman F.Seden tarafından çekilen Berduş adlı Zeki Müren filminde, yan bir tipleme olarak görülen ve dikkat çeken Feridun Karakaya'nın Cilalı İbo tiplemesi, kısa bir süre sonra perdeye tek başına ve müstakil bir tipleme olarak yansır: Cilalı İbo Yıldızlar Arasında (1958-Osman F.Seden)

Böylece Yeşilçam'ın ilk komedi starı doğar.

Ufak tefek ve sıska görünümü, ince bıyıkları, "Cilalı İbo" yazılı geniş siperli şapkası, peltek konuşması, "yavyuuum" şeklindeki çocuksu telaffuzları ve "sinek oğlu sinek" gibisinden naif küfürleri, saf kalpli, iyiliksever ancak bir o kadar uyanık, hınzır kişiliği ve dinamizmi ile Cilalı İbo tiplemesi, 1958-1971 yılları arasında tam 14 filmlik bir diziyle adeta rekora koşar.

Bu süreçte Cilalı'ya Türkiye sınırları dar gelir,  Avrupa ve Amerika'da da  türlü türlü maceralara atılır: Cilalı İbo Almanya'da (Avrupa'da)-(1970-Osman F.Seden), Cilalı İbo Teksas Fatihi (1971-Mehmet Dinler, Osman F.Seden)

1971'den sonra bir iki film dışında 1980'lerin ortasına kadar sinemaya ara veren Feridun Karakaya, 1985 ve 1986 yıllarında video piyasası için 2 Cilalı İbo filmi daha çekerek seriye son noktayı koyar.

Turist Ömer derler benim adıma...

Cilalı İbo serisi  fırtına gibi eserken, 1960'lı yılların ortalarına doğru perdeye  benzeri bir halk kahramanı daha sızar: Turist Ömer

İlk olarak Helal Olsun Ali Abi (1963- Hulki Saner) filmiyle seyirciye selam çakan Turist Ömer , 1964 yılında Hulki Saner'in çektiği  Ayşecik Çıtı Pıtı Kız, Ayşecik Cimcime Hanım, Turist Ömer filmleriyle ısınma turları atar ve kendini enikonu tanıtır, 1965 yılından itibaren perdede bağımsızlığı ilan eder ve gerisi çorap söküğü gibi gelir.

Yeri yurdu belli olmayan, eski püskü kıyafetler giyen, kirli sakallı, ağzı oldukça iyi laf yapan ve kendine özgü selamı ve argosu ile gülmekten kırıp geçiren bu sevimli ve temiz kalpli sokak serserisi, unutulmaz bir tipleme olarak Yeşilçam tarihine adını altın harflerle yazdırır.

Sinemamızın en büyük ve güçlü aktörlerinden Sadri Alışık tarafından ete kemiğe büründürülen Turist Ömer, 10 (yukarıda belirtilen 4 film dahil) filmlik seri boyunca seyirciyi maceraya da kahkaya da doyurur.

Cilalı İbo gibi ona da Türkiye sınırları yetmez, yurt dışına açılır.Maceralarının büyük çoğunluğu yurt dışında geçen Turist Ömer; birbirinden alengirli serüvenleri ile seyircisini de peşine takarak İspanya'dan Kenya'ya, Arabistan'dan Almanya'ya koşturur durur.Dünyayı birbirine katıp hızını hala alamayan ve çocuksu merakı ile her şeye burunun sokan Mister Turist; saflığı, sakarlığı ve  susmak bilmeyen çenesi ile uzaylıların da aklını başından alır.

Yeşeeee...

1960'ların bir başka komiği  kendine özgü konuşma stili, jest ve mimikleri ile oldukça zıpır ve çapkın bir karakter olan  "Tayfur" la ün yapmış ve bu tiplemenin ön planda olduğu çok sayıda film çekmiş usta oyuncu Öztürk Serengil'dir.

Serengil, söz konusu karakteri 1960'lı yıllar ağırlıklı olmak üzere  bazen ana bazen de yan bir karakter olarak çeşitli filmlerde defalarca oynamıştır.Bu anlamda, isminde "Tayfur" geçen Adanalı Tayfur (1963-Zafer Davutoğlu), Fatoş'un fendi Tayfur'u Yendi (1964-Ertem Eğilmez) ve Adanalı Tayfur Kardeşler (1964-Zafer Davutoğlu) filmlerini gözönüne alarak, "Tayfur" filmlerini de seri filmler dahilinde değerlendirmek olasıdır.

Hababam Güm Güm Güm

Türk Sinema Tarihi'nin tartışmasız biçimde en önemli, toplumun her kesimi tarafından benimsenen, bağırlara basılan ve gişe yapan film serisi Ertem Eğilmez'in Hababam Sınıfı serisi olmuştur.(Halit Akçatepe anılarını anlattığı çeşitli Tv programlarında, Hababam'ın sinemalarda haftalarca gösterildiğinden gururla ve gözleri dolarak bahsetmiştir.)

Yıl 1975...

Ertem Eğilmez, Rıfat Ilgaz'ın ünlü eserini sinemaya aktarmaya karar verir.Münir Özkul, Adile Naşit, Muharrem Gürses, Sıtkı Akçatepe, Akil Öztuna  gibi ustaların yanı sıra dönemin yeni yıldızı parlayan genç isimleri Halit Akçatepe, Tarık Akan ve Kemal Sunal'ı bir araya getiren Eğilmez, gazete ilanıyla da sınıfın diğer oyuncularını seçer.

Sonuç, katıksız bir başarıdır ve 2000'li yıllara değin etkisini sürdürecek bir efsanenin de fitili ateşlenmiştir artık...

Özellikle Kemal Sunal, İnek Şaban tiplemesi ile serinin lokomotifi olur ve Hababamlar ardı ardına bomba gibi patlar: Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (1975), Hababam Sınıfı Uyanıyor (1976), Hababam Sınıfı Tatilde (1977)

Serinin her filmi adeta günün olayı haline gelir ve Hababam ününü arttırdıkça arttırır, bu arada yapımcılarına da büyük paralar kazandırır.

1978'de çekilen ve serinin 5.filmi olan  Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor'da, Eğilmez yönetmen koltuğunu Kartal Tibet'e devreder ve en önemlisi bu filmde  Kemal Sunal yoktur.Şurası kesin bir gerçektir ki, Kemal Sunal'sız bir Hababam tadından çok şey yitirmiştir.Sunal yerine ikame edilen İlyas Salman bile Şaban'ın boşluğunu dolduramayacaktır.

1981 yılında  Ertem Eğilmez, bir önceki filmde emanet ettiği reji koltuğunu Kartal Tibet'ten geri alır ve Hababam Sınıfı Güle Güle ile seriye son noktayı koyar.

Hababam rüzgarını arkasına alarak çeşitli oyuncularla çekilen Kızlar Sınıfı (1984-Ümit Efekan), Kızlar Sınıfı Yarışıyor (1985-Orhan Elmas) ve Kızlar Sınıfı Yarışıyor (1986-Sami Güçlü) serisi ancak sınırlı bir ticari başarı kazanır ve unutulur gider.

Ancak, Hababam Sınıfı ateşi yıllar boyunca küllense de de asla sönmez, özel kanalların açılması ile yeniden alevlenir, yüzlerce kez gösterilmesine rağmen her seferinde rating rekorları kırar.

En nihayetinde Ertem Eğilmez'in oğlu Ferdi Eğilmez babasının mirasına sahip çıkar ve Özel Çamlıca Lisesi'nin zilleri tekrar Hababam'ı derse çağırır: Hababam Sınıfı Merhaba (2003)

Yönetmen koltuğu, Hababam ruhunu en iyi bilen isimlerden Kartal Tibet'e teslim edilir ancak film gişe açısından olmasa da genel olarak hayal kırıklığı yaratır.Ardından çekilen Hababam Sınıfı Askerde (2004-Ferdi Eğilmez) ve Hababam Sınıfı 3,5 (2005-Ferdi Eğilmez) ise hayal kırıklığı dozunu hayli arttıran filmler olarak pek beğenilmez.

Hababam'ı yeniden çekme fikrinin büyük ölçüde ticari saiklerle şekillendiği gayet açıktır.Nitekim, seyircinin büyük çoğunluğu yeni Hababam filmlerini sevmemiş, benimsememiş, eski filmlerdeki sıcaklığı yakalayamamıştır.

Son çekilen üç filmle ilgili olarak seyircinin genel kanısının şu olduğunu düşünüyorum (şahsi kanaatim de bu yönde):"Hiç çekilmemiş olsalardı daha iyi olurdu"

Ayıcı Baryam ve Güllü

Yeşilçam tarihinin en şamatalı, cümbüşlü, müzikli, danslı ve matrak film serisi şüphesiz ki 1980'lere ait anılarda önemli yer tutan Gırgıriye serisidir.

Müjdat Gezen'in hikayesinden yola çıkılarak Erler Film prodüktörlüğünde çekilmiş Gırgıriye'de (1981-Kartal Tibet), Sulukuleli sözde birbirine düşman ama tüm fertleri içten içe birbirine sevdalı  iki ailenin kavgaları, çekişmeleri oldukça curcunalı ve eğlenceli şekilde anlatılır.

Seyirci; Ayıcı Baryam, Güllü, Sarhoş Emin, Sabayat, Zekiye, Kalaycı Bekir gibi karakterlerin yanı sıra Hurşid Yenigün'ün kıvrak müzikleriyle iyiden iyiye şenlenen bu filmlerle coştukça coşar ve seri ilk etapta Gırgiriye ismiyle devam eder: Gırgıriye'de Şenlik Var (1981-Kartal Tibet), Gırgıriye'de Cümbüş Var (1983-Temel Gürsu), Gırgıriye'de Büyük Seçim (1984- Temel Gürsu)

Ancak, Müjdat Gezen'in Shakespeare'nin Romeo ve Jüliet'inden uyarladığım dediği ve temelde "birinin oğlunun diğerinin kızına aşık olduğu  iki düşman aile" temalı Gırgıriye serisinin artçı sarsıntıları  2000'li yıllara kadar hissedilmeye devam eder.

Erler Film'in sahibi ve tecrübeli yapımcı-yönetmen Türker İnanoğlu, Gırgiriye filmlerinin temel tiplemelerini ve tutmuş formüllerini (bol mizah arası aşk ve roman müziği)  sayısız kez ısıtıp seyircinin önüne koyar ve genelde de tahminlerinde yanılmaz.

Gırgıriye ismiyle çekilen filmin yanı sıra 1982 yılında ayni kadroyla ve Gırgıriye tadında Görgüsüzler çekilir.(1982-Osman F.Seden)

İnanoğlu'nun televizyon yapım şirketi Ulusal Radyo Televizyon  adına çekişmiş Tv eğlence programlarında Müjdat Gezen bu kez Darbükatör Bayram olarak görünür, Cümbüş Mahallesi ve Cümbüşiye gibi dizilerle Gırgıriye ruhundan fayda sağlanmaya devam edilir.

2002 yılında Türker İnanoğlu, muhtemelen yapımcılık hayatının en isabetsiz kararlarından birini verir ve Sait Faik'in hikayesinden uyarlanan ancak özde Gırgıriye'yi andıran Papatya ile Karabiber (Ümit Efekan) filmini çeker: Sonuç, tam bir fiyaskodur, film  sadece 6.000 civarında izleyiciyi salona çekmeyi başarır ve Erler Film gişedeki en ağır yenilgilerinden birini alır.

Bu yenilgiye rağmen işini bilir yapımcı Türker İnanoğlu, Gırgiriye'nin büyüsüne ve tılsımına o derece inanmıştır ki, 2000'li yılların ortalarında bu kez Cennet Mahallesi adıyla Gırgıriye bir kez televizyonlarımıza konuk olur ve Alişan'lı, Çağla Şıkel'li, Melek Baykal'lı, Müjdat Gezen'li kadrosuyla yine beğenilir, rating toplar .

Diğerleri

Komedilerle ilgili son olarak avantürlerde olduğu gibi iki filmle sınırlı kalmış,  konu olarak birbirinin devamı olarak çekilmiş veya birbirinin benzeri kadro ve senaryoya sahip mini serileri örnekleyelim:

Ertem Eğilmez'in  1974 yılında çektiği ve ikisi de birer klasik olmuş Salak Milyoner ve Köyden İndim Şehire

Zeki Ökten'in 1973 yılında çektiği, birbirine benzer konu ve isimlere sahip Bitirim Kardeşler ve Bitirimler Sosyete'de

Atıf Yılmaz'ın komedide ustalığını kanıtladığı Güllü (1971) ve Güllü Geliyor Güllü (1973).

Zeki Alasya'nın 1979 yılında çektiği Vay Başımıza Gelenler ve Köşe Kapmaca

Yunus Bülbül -Ercan Turgut ikilisiyle çekilmiş arabesk komediler Berduşlar (1982-Temel Gürsu) ve Berduşlar Sosyete'de (1984-Yücel Uçanoğlu)

MELODRAMLAR-KARMA TÜRLER (Romantik komediler, dramlar, dini dramalar vb)

Yazının giriş bölümünde de belirttiğim gibi seri filmler ağırlıklı olarak kolay tüketilen, eğlendirici, oyalayıcı, sürükleyici özelliklere sahip filmlerdir.

Ancak seyirci; sadece bu tür filmler için değil, ağır dram ve hatta trajedi içeren, hayatın olumsuz ve acı yönlerini gösteren kara filmleri izlemek için de salonları doldurmuştur.

Bu noktadan hareketle dramatik öğeler içeren serilerle ilgili olarak şu tespiti yapmak olasıdır: Seyirci perdede şahit olduğu acılı yaşamlara, ölümlere vb. bir dereceye kadar tahammül gösterebilmekte ve gözyaşı dökmektedir.Bundan dolayıdır ki melodramatik seriler, içerik olarak rafine edilmiş, mizah çeşnili, hafif ve hazmı kolay filmlerden oluşmuştur.(Komediler başlığı altında incelenen Hababam Sınıfı serisinin her bölümünde dengeli ve çok fazla ileriye gitmeyen bir duygusallık veya dram, komedi ile atbaşı ilerler.)

Bu başlık altında söz konusu edeceğimiz seriler; komedi, avantür, western ya da erotik gibi çok belirgin özelliklere sahip bir türe ait değildir, tek bir türün şemsiyesi altında toplanamayacak niteliktedir, bir başka ifade ile birkaç türün bileşmesinden oluştuğu için karma türler olarak da adlandırılabilirler.

Küçük Hanımefendi

Muazzez Tahsin Berkant'ın eserinden sinemaya uyarlanan ve romantik komedi, duygusal komedi gibi etiketlere sahip seri,1961 yılında Nejat Saydam'ın çektiği aynı adlı filmle start alır. Ayhan Işık, Belgin Doruk ve Sadri Alışık gibi üçlü bir lezzet barındıran seri, Nejat Saydam yönetiminde hız kesmeden devam eder:Küçük Hanım'ın Kısmeti (1962), Küçük Hanım Avrupa'da (1962), Küçük Hanım'ın Şoförü (1962)

Küçük Hanım'ın Şoförü 1970 yılında bu kez Tunç Başaran yönetiminde ve Sadri Alışık'tan yoksun kadrosuyla tekrar çekilir, aynı yıl Ertem Eğilmez Kartal Tibet ve Hülya Koçyiğit ikilisi ile Küçük Hanımefendi'yi bir kez daha perdeyle buluşturur.

Karma türler altında yer verdiğim Küçük Hanımefendi, komedi dozu hayli yüksek tutulmuş bir seridir.Bu anlamda, komediler başlığı altında da gösterilebilir.

Küçük Hanımefendi serisi de ; Hababam Sınıfı  ve Gırgıriye gibi 2000'li yıllarda yeniden gündeme gelmiş, Tv dizisi olarak çekilen yeni filmler beklenen ilgiyi görmemiştir.

İki yaman kadın:Fosforlu Cevriye ve Şoför Nebahat

1950'li yılların sonu ve 1960'lı yılların başı itibarı ile perdeyle tanışan bu iki meşhur kadın; güçlü ve dominant karakter yapıları, açıksözlülükleri, doğru bildiğinden sapmayan kararlılıkları, giyim kuşamları, kuru gürültüye pabuç bırakmayan erkeksi tavırları ve kendine özgü bir mizah içeren argoları ile  Yeşilçam'da "erkek gibi kadın", "erkeksi kadın", hükümet gibi kadın" tiplemesinin en güçlü iki temsilcisi olmuştur.

Belgin Doruk'un kentsoylu, zarif ve kibar bir salon kadını olan Küçük Hanımefendi'sinin aksine, her iki tiplemede dönemdaşları olan Cilalı İbo ve Turist Ömer gibi sokak kültürüyle beslenmiş, yoksulluk görmüş, ezilmiş ama gururlu bir kadın portresi olarak çizilmiştir.

Her iki karakterde de erkeksi tavırlar egemen olsa da, Fosforlu Cevriye muhafazakâr Nebahat'a nazaran dişiliği daha ön planda olan, şuh bir kadındır.Kışkırtıcı cinsel cazibesi ile erkekleri peşinden koşturan bir "femme fatale", karşı konulamayacak bir arzu nesnesidir.

Yeşilçam'ın nevi şahsına münhasır ve görüp görebileceği en güzel ve çekici aktrislerinden  Neriman Köksal'ın adeta ikinci adı haline gelmiş Fosforlu Cevriye'lerden ilki 1959 yılında Aydın Arakon tarafından çekilir.Ardından, yine Aydın Arakon tarafından çekilen Fosforlu'nun Oyunu/Kıtipiyoz'a Tuzak ve Fosforlu Oyuna Gelmez (1962) gelir.

1969 yılında Fosforlu'nun bayrağı Türkan Şoray'a geçer ve seriye Şoray'lı iki Fosforlu filmi daha eklenir.Bana Derler Fosforlu (1969-Ertem Göreç), Fosforlu Cevriyem (1969-Nejat Saydam)

Yanı sıra Türkan Şoray 1977 yılında Memduh Ün'ün çektiği Cevriyem adlı filmde de, Cevriye'ye bir kez daha hayat verir.

1987 yapımı ve Cevriyem'e çok benzeyen bir senaryoya sahip Damga (Orhan Elmas) adlı filmde bu kez Ahu Tuğba üstü kapalı bir şekilde Cevriye olur.

Yıllar yılı gündemden düşmeyen, tiyatro eseri olarak da sahnelenen Fosforlu Cevriye, 1989 ve 2000 yılında Tv dizisi ve filmi olarak birer kez daha yorumlanır, hatta İbrahim Tatlıses bile Cevriye'ye el atar:Fosforlu (1989-İbrahim Tatlıses)

Şunu da belirtmek gerekir ki, Suat Derviş'in romanından sinemaya transfer olan ve asıl olarak bir sokak fahişesinin acıklı yaşamının konu edildiği Fosforlu tiplemesi, yukarıdaki filmlerin bir kısmında romanın aslına sadık kalınmayarak bambaşka bir karaktere büründürülmüştür.

1960'lı yıllara damgasını vurmuş diğer baskın kadın karakter Şoför Nebahat ise ilk kez, az sayıda film çekmesine rağmen sinemamızın en önemli kadın oyuncuları arasında yer alan Sezer Sezin tarafından şöhrete kavuşturulmuştur.

Erkeksi giyimi, şoför argosuna olan hakimiyeti, namusuna olan düşkünlüğü ve bileğinin gücü ile kurtlar sofrasında ekmeğini çıkartmaya çalışan Şoför Nebahat'in zaman zaman acıklı zaman zaman da matrak ilerleyen hikayesi, 1960 yılında Metin Erksan'ın çektiği Şoför Nebahat ile başlar.

1964 yılında Sezer Sezin'in yanı sıra  Filiz Akın ve Cüneyt Arkın'lı kadrosuyla,dramatik yönü ağır basan Şoför Nebahat'in Kızı (Süreyya Duru); 1965 yılında yine Süreyya Duru tarafından çekilen ve mizahi yönüyle dikkat çeken Şoför Nebahat Bizde Kabahat ile seri devam eder.

1970 yılında şoför koltuğunu Sezer Abla'sından devralan "Erkek Fato" lakaplı Fatma Girik, yine Süreyya Duru yönetiminde gaza ve kornaya basar, Gececi Neşet'le mücadele eder, tekmil erkek şoföre racon keser.

Kezban

1960'lı ve 1970'li yıllar boyunca Orhan Aksoy yönetiminde; Kartal Tibet, Ediz Hun, İzzet Günay gibi starlarla uyumlu ikililer oluşturarak bolca melodram çeken Hülya Koçyiğit'in Kezban tiplemesi de, üç filmlik bir serinin baş kahramanı olur.

Küçük Hanımefendi gibi Muazzez Tahsin Berkant'ın eserinden beyazperdeye uyarlanan ve tamamı Orhan Aksoy tarafından çekilen  Kezban serisi, başlık altında incelediğimiz diğer serilere uyarak özünde melodram olmasına rağmen zaman zaman mizahi unsurlardan destek alarak dramatik dengeyi tutturmasıyla dikkat çeker.

1968 yılında çekilen ilk Kezban filminde Hülya Koçyiğit'in partneri İzzet Günay olur.1970 yılında çekilen Kezban Roma'da da ise Koçyiğit'e Ediz Hun eşlik eder.1971 yılında çekilen ve seriyi sonlandıran Kezban Pariste'de Koçyiğit-Günay ikilisi yeniden bir araya gelir.

Ben Bir Garip Keloğlanım

Masalsı dekorlar ve renkli kostümler içerisinde geçen, içerdiği mizahi, avantür, fantastik, duygusal ve hatta erotik unsurlarla tam bir sinemasal kokteyl olarak nitelenebilecek bir başka meşhur Yeşilçam seriali de, ünlü Türk masal kahramanı Keloğlan'dır.(Serideki bazı filmler günümüzde geçmektedir.)

Keloğlan tiplemesi; 1948 ve 1965 yılllarında daha sinemayla tanışmış olmasına rağmen, seyirciyle 5 filmlik bir seriyle uzun süreli kucaklaşması Rüştü Asyalı sayesinde olur.Asyalı, fizik olarak masal kitaplarında resmedilen ve hayallerde canlandırılan Keloğlan'a inanılmaz derecede benzemesinin yanı sıra, seslendirmesi ve türküleri ile de bu tiplemeyi çokça sempatik kılar, sevdirir.

Diğerleri

Dramlar-Karma Türler başlığı altında da diğer başlıklarda olduğu gibi, birbirinini tematik olarak takip eden veya gördüğü ilgi üzerine ayni kadro ve benzeri senaryoyla çekilmiş ikili mini serilere bir göz atalım:

"İki erkek arasında paylaşılamayan kadın" temalı ve Cüneyt Arkın, Tarık Akan, Gülşen Bubikoğlu üçlüsünü bir araya getiren Alev Alev (1984-Halit Refiğ) ve Paramparça (1985-Halit Refiğ)

Genelev fahişeliğinden patroniçeliğe yükselen bir kadının ibret dolu hikayesinin gözler önüne serildiği, Melih Gülgen'in 1987 yılında çektiği Patroniçe ve Patroniçe 2

Zafer Par'ın video piyasası için çektiği, Kibariye ve Bülent Kayabaş'ın rol aldığı 1987 yapımı Şen Sulukule ve Çifte Nikah

Kerim Korcan'ın eserinden Melih Gülgen'in sinemalaştırdığı ve özel bir hayran kitlesine sahip Tatar Ramazan (1990) ve Tatar Ramazan Sürgünde (1992)

Muhafazakâr sinemanın en önemli temsilcisi Yücel Çakmaklı'nın çektiği ve zamanına göre gişede önemli başarı elde ettiği  Minyeli Abdullah (1989) ve Minyeli Abdullah 2

Muhafazakâr sinemanın bir diğer önemli ismi Mesut Uçakan'ın dini dramları Yalnız Değilsiniz (1990) ve Sonsuza Yürümek (1991)

AYŞECİK, YUMURCAK, SEZERCİK, AFACAN VE DİĞERLERİ

Yeşilçam'da seri halde üretilmiş bir başka film türü veya tarzı , başrolünde sevimli, sevimli olduğu kadar da yaramaz, çok bilmiş, boyundan büyük laflar eden bacaksızların olduğu "küçük yıldızlı" filmlerdir.

Başrolünde her ne kadar bir çocuk olsa da bu filmlerin birer "çocuk filmi" olduğu anlaşılmamalıdır; zira bu filmler içerdiği dram, trajedi, entrika, vurdu-kırdı, cinsellik gibi unsurlarla tartışmasız şekilde yetişkinler için üretilmiş filmlerdir.

Hemen hepsi sektörün güçlü senarist ve yapımcılarının oğlu/kızı olan çocuklarla çekilmiş bu filmlerin yukarıda bahsedilen seri filmlerden en önemli farkı şudur: Filmin başrolünde bir adet çocuk vardır ve bu çocuk karaktere istinaden bir dizi film çekilmiştir.Ancak, bu çocuk karakter söz gelimi Turist Ömer gibi belli bir karakter değildir.Her filmde ismi dışında başka bir çocuktur, farklı bir anne babaya sahiptir.Farklı kişilik özellikleri gösterir ve farklı sosyal statüye sahiptir.Bazen bir milyoner çocuğudur, bazen de vahşi batıda küçük bir kovboy!

Dolayısı ile, bu filmlerin birer seri haline gelmesini sağlayan maya, karakterin çekiciliği, karizması veya olayların sürükleyiciliği değil; salt başroldeki çocuğun varlığıdır.

Söz gelimi, Türk Sineması'nın en bilinen çocuk karakteri olan Ayşecik (Zeynep Değirmencioğlu); Ayşecik Şeytan Çekici (1960-Atıf Yılmaz), Ayşecik Canımın İçi (1963-Hulki Saner), Ayşecik Boş Beşik (1965-Hulki Saner) gibi isminde de "Ayşecik" geçenler dışında 20'ye yakın filmde ve genç kızlığı döneminde de bir şekilde Ayşecik olarak görünmeye devam eder.Bazı filmlerde de diğer çocuk yıldızlardan Ömercik ve Sezercik'e kol kanat gerer veya ablalık eder: Hayat Sevince Güzel (1971-Temel Gürsu), Öksüzler (1973-Ertem Göreç).

Türker ve Berker İnanoğlu kardeşlerin oğulları Yumurcak (İlker İnanoğlu) ve Sezercik'te (Sezer İnanoğlu), Yeşilçam'ın en sağlam yapım şirketlerine sahip babalarının güdümünde bir dizi film çekerek "küçük yıldız" mertebesine yükselirler.

Yumurcak, 7 film boyunca perdeye konuk olur, en çok filmi annesi ve o dönem Türker İnanoğlu ile evli olan Filiz Akın'la çeker: Yumurcak (1969-Türker İnanoğlu),  Yumurcak  Köprüaltı Çocuğu (1970-Türker İnanoğlu), Yumurcağın Tatlı Rüyaları (1971-Türker İnanoğlu)

Sezercik ise Sezercik Yavrum Benim (1971-Safa Önal), Sezercik Aslan Parçası (1972-Memduh Ün), Sezercik Küçük Mücahit (1974-Ertem Göreç) filmlerinin yanı sıra Bitirimler Sınıfı (1975- Ertem Göreç) ve Küçük Ev (1977-Safa Önal) gibi filmlerde de Sezer ismiyle rol alır.

Film yapımcısı Ümit Utku'nun oğlu olan Menderes Utku'da babasının şirketi Kervan Filmcilik adına çekilen  Afacan (1970-Safa Önal), Afacan Küçük Serseri (1971-Ülkü Erakalın), Afacan Harika Çocuk (1972-Ülkü Erakalın), Gariban (1974-Mehmet Dinler), Parasızlar (1974-Sırrı Gültekin) filmlerinde afacanlık yapıp durur.

Seri filmlerin seri yönetmeni Yılmaz Atadeniz, 1970'li yıllarda gişe yapmış çocuk yıldızlı filmlerin formlarını 1990'lı yıllara taşır ve Yeşilçam'da, Şahin Nacar tarafından canlandırılan bir başka Afacan tiplemesi daha zuhur eder.Tamamı Yılmaz Atadeniz tarafından yönetilen 1990 model Afacan serisi üç filmle sınırlı kalır:Afacan (1989), Afacan Ateş Parçası (1990) ve Afacan Tatlı Bela (1994)

2000'Lİ YILLAR VE SONRASI

1980'li yılların sonunda başlayan  ve 1990'lı yılların sonlarına kadar etkisi hissedilen kriz boyunca piyasa için üretime zorunlu ara veren Türk sinema sektörü, 2000'li yıllardan itibaren yeniden eski canlı ve hareketli günlerine geri dönmüş ve kendi sinemasına küsmüş izleyiciyi tekrar salonlara çekecek filmler üretmeye başlamıştır.

Bu süreçte, yeni ve özgün projelerin yanı sıra konu sıkıntısına girildikçe geçmişte büyük sükse yaratmış kimi filmler, yıllar sonra günümüze uyarlanarak tekrar edilmiş ve sonuç genel itibarı ile pek olumlu olmamıştır.Yazımıza konu teşkil eden seri filmler ve kahramanlar da bu rüzgardan nasibini almış, yukarıda da ayrıntılı şekilde bahsedildiği gibi Hababam Sınıfı, Küçük Hanımefendi, Gırgıriye gibi seriler sinema filmi, Tv filmi ya da Tv dizisi formatında tekrarlanmıştır.

Bunlar dışında yeniden çevrimlere örnek olarak, orijinali ile ismi dışında pek alakası olmasa da üç filmlik yeni Maskeli Beşler serisi,  Karaoğlan (2012-Kudret Sabancı) ve çekimleri büyük reklamlarla duyurulan ancak finansman yetersizliği sebebiyle çekimleri duran ve gösterimi belirsiz bir tarihe ertelenen (3) Kara Murat Mora'nın Ateşi gösterilebilir.

2000'li yıllarda ve içinde bulunduğumuz on yıllık dönemde; sadece geçmişle bağlı kalınmamış, güncel mizah ve aksiyon anlayışına uygun yepyeni seriler de ardı ardına gösterime çıkmıştır ve uzun bir süre boyunca da çıkmaya devam edecek gibi görünmektedir: Vizontele (2 film), Recep İvedik (4 film), Kutsal Damacana (3 film), Eyyvah Eyvah (3 film), Kolpaçino (3 film), Çakallara Dans ( 2 film)

 

 

 1-www.wikipedia.org.Tarkan Film Serisi

2-www.sinematurk.com sitesinde Yakup Sancı'nın  yaptığı Süheyl Eğriboz röportajı

 18.05.2008 tarihli Zaman Gazetesi'nde Murat Tokay'ın yaptığı Süheyl Eğriboz röportajı

3-Habertürk Gazetesi, 20.01.2012 tarihli "Kara Murat'ı parasızlık bitirdi" başlıklı haber.

Son Yorumlar (4)

coolgirl avatar coolgirl 05 Ocak 2014 09:49:08

Cok guzel bir makale olmus elinize saglik...

mimarsinan avatar mimarsinan 10 Aralık 2013 16:35:34

10

Çok fazla emek harcanmış, araştırılmış ve bilgi birikimi de katılarak okuyanlara hazır edilmiş güzel bir makale. Büyük ölçüde sinemamızın geçmişten geleceğe panoraması gibi. Teşekkürü ve takdiri fazlasıyla hak ediyor. eylülfırtınasının eline emeğin e sağlık.

MGUNAY avatar MGUNAY 04 Aralık 2013 14:07:22

başından sonuna kadar ilgiyle okudum teşekkürler.

Yandex.Metrica