İnandığım Yunus Emre'yi anlatma heyecanı posteri

10 Ocak'ta vizyona girecek Yunus Emre, Aşkın Sesi Filminin yönetmeni, senaristi ve yapımcısı Kürşat Kızbaz , filme dair ilk röportajını Sinematürk'e verdi.

Filme, ekibe ve prodüksiyona dair dolu dolu 19 soru-cevap...

 

SINEMATÜRK: Bir önceki filminiz Mevlana'dan sonra Yunus Emre'yi çekiyorsunuz. Bu konuları işlemeye nasıl karar verdiniz?

KÜRŞAT KIZBAZ: Aslında hayatta pek çok şey birbirini takip eder. Çocukluğumdan beri hep Mevlana okumuşumdur. Felsefesini, öğretisini, hep çok sevmişimdir. Kariyerimdeki ilk film Mevlana üzerine oldu ve büyük başarı getirdi ben de çok gururlandım. Mevlana'yı araştırırken Yunus Emre'yle yollarımız kesişti. Mevlana sürecinde yunus emre projesi fikri doğdu. Bu fikir büyüyerek 2014'ün ilk günlerinde vizyona girecek bir proje halini aldı. Mevlana'yla başlayan yolculuk Yunus Emre'yi tanıma hikayesine dönüştü diyebilirim.

 

SINEMATÜRK: Filmin hazırlık ve çekim süreçleri nasıl ilerledi? Cast ve ekibi seçerken zorlandınız mı?

KÜRŞAT KıZBAZ: Tarihi film yapmak demek ciddi emek harcamak ve sorumluluk üstlenmek demek. Bu yüzden filmin her aşamasında çok dikkatli olmak gerekiyor. Çekim mekanlarının, oyuncuların, kadronun, sanat grubunun tespiti, kullanılacakların yapımı çok ciddi bir ön hazırlıkla tamamlandı. Filmin toplam yapım süresi de 3 yılı buldu. Bu sürenin çoğunluğunu da senaryo ve ön hazırlık kapsadı. Birçok şeyi oturtabildikten sonra oyuncu seçimlerine başlayabildik ve bu konuda çok şanslıydık, çok değerli oyuncular filme destek olmak istedi. Şimdi dönüp baktığımızda çok değerli, çok içimize sinen bir dönem filmi oldu.

 

SINEMATÜRK: Dediğiniz gibi çok değerli oyuncular var. Peki bu seçim sürecinde bu rolü bu kişi oynasa dediğiniz oldu mu?

KÜRŞAT KIZBAZ: Tabi, her film bir hayal süreci. Senaryoyu yazarken o rol için kafanızda canlanan biri oluyor elbet. Ben her karakter için hayal ettiğim kişilerle çalıştım diyebilirim. Tabii ki Yunus Emre'yi canlandıracak kişi çok önemliydi. Fetih filminde büyük başarı gösteren Devrim Evin'in Yunus Emre'yi canlandırması büyük bir mutluluk sağladı. Bülent Emin Yarar, Ahmet Mekin, Burak Sergen, Altan Erkekli, Altan Gördüm, Suna Selen, Sinan Albayrak, Tamer Levent, Nesimi Kaygusuz ve Nilay Cafer'le çalışmak beni çok mutlu etti. Bu değerli oyuncuların hayal ettiğim karakterlere bürünmeleri bazı sahnelerde beni hayal edemediğim derecede tatmin etti.

 

SINEMATÜRK: Prodüksiyon aşaması nasıl geçti? Zorluklarla karşılaştınız mı?

KÜRŞAT KIZBAZ: Biz biraz şanslıydık çünkü Yunus Emre deyince pek çok kapı açıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı(KTB) Sinema Genel Müdürlüğü bizim itici gücümüz oldu. Hem finansal anlamda hem moral anlamında. Çok iyi bir ön hazırlık sürecinden sonra sonuç olarak 12 şehirde 4 mevsim boyunca çekilen istediğimiz bir Yunus Emre filmi oldu. Yunus Emre'nin ilahi aşk yolculuğunu farklı mevsimlerde, farklı mekanlarda çekerek istediğimiz bir dünyaya aktarabildik diye düşünüyorum. Tarihi filmlerde özellikle mekanın o tarihi dokuyu verebilmesi çok önemliydi ve Kültür Bakanlığının izinleri sayesinde filmin neredeyse tamamını tarihi mekanlarda çektik. Bu sayede çok animasyon yapmadık. Tabii ki istisnalar oldu, görsel açıdan izleyiciyi çekebilmesi için ama bu konuda çok mutluyum. Örneğin Hacı Bektaşi Veli Türbesi'nde çekim yaptık. Bu aslında destek olan herkesin sayesinde gerçekleşebilen bir hayal oldu.

 

SINEMATÜRK: Filmi izleyenler nerelere gidecek, nereleri görecek?

KÜRŞAT KIZBAZ: Filmi izleyenler neredeyse Anadolu'nun tamamını çok güzel resimlerle, çok güzel bir sinematografiyle görebilecekler. En başta Tuz Gölü, Van, Ulupamir'de bir oba kuruldu örneğin Moğol saldırı sahnesi için. Aslında Kuzey Anadolu'nun tamamı diyebilirim. İzmit, Bolu, Bursa, Ankara, Ürgüp-Kapadokya-Nevşehir, Kayseri gibi birçok yerde film çekildi. Biz filmde Yunus Emre'nin ilahi aşkı arama yolunda kendini keşfetmesini anlatmaya çalıştık ve bu yolculuk sırasında Yunus Emre'nin Anadolu'da gezdiği durakları göstermek istedik. O yüzden film dinamik olarak bu yolculuğu anlatabiliyor. Bu pek çok durakta da Yunus, kendini keşfediyor, arıyor. Bunu 4 mevsime yayarak farklı coğrafyalarda anlatabildiğimize inanıyorum.

 

SINEMATÜRK: Filmin fikir aşamasından bugüne kadar aldığı destekleri anlatabilir misiniz?

KÜRŞAT KIZBAZ: Sinema yapmak çok zor bir iş, bu Türkiye'de de dünyada da böyle maalesef. Birçok farklı dinamiğin bir araya geldiği bir sanat. Senaryonun uzunluğu, projenin doğruluğu, çekim, hazırlanış süreçleri, yazım süreci...ve bunlar uzun bir zamana yayıldığı zaman ciddi finans gerektiren bir iş. Bizim gibi genç yapımcılara gelen destekler her şeyden önce bizi çok motive ediyor. O anlamda KTB'nin Sinema Genel Müdürlüğü'nün uzun metraj film desteği bizim için çok değerliydi. Özellikle de prestij anlamında bizim için çok değerli oldu. Eskişehir Türk Dünyası kültür başkenti seçildi ve Eskişehir Valiliği 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı'nın çok değerli çalışmaları var. Bu amaçla bir çok etkinlik ve organizasyon yapılıyor. Yunus Emre'nin de Eskişehirli olması nedeniyle filmimizle Eskişehir Valiliği'ni bir araya getirebildik ve valimizin de desteği sayesinde filme önemli boyutta katkı sağlandı. Filmimiz için sesini çıkarabilecek mecralar arttı bu sayede. Belki de filmin dünya prömiyerinin de Eskişehir de yapılacak olması  yani Yunus Emre'nin ayak izlerinin bulunduğu bu coğrafyada yapılması benim için de çok değerli oldu. Birçok kişi kurum ve kuruluş bizlere sponsor oldu. Vakıflar Genel Müdürlüğü bize birçok tarihi mekanın kapılarını açtı. Bu gerekli desteklerin bir çoğunu sağladık diyebilirim. Birçok kişi ve kuruluşun el birliğiyle, gönül birliğiyle yapılmış bir film oldu. Bu da benim için çok anlamlı oldu.

 

SINEMATÜRK:  Biraz Kendinizden bahsedebilir misiniz?

KÜRŞAT KIZBAZ: 1981 doğumluyum. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümü mezunuyum. Amerika ve Türkiye'de iki ayrı master çalışmam oldu. İstanbul Üniversitesi'nde doktoramı tamamlamak üzereyim. Son 10 yıldır film yapıyorum, belgeseller, klipler, reklamlar ve uluslararası projeler yapıyorum. Beni ilk tanıtan işim Discovery Channel'da gösterilen belgeselim oldu. Ardından Çanakkale Destanı 1915 adlı belgeseli yaptım ve 52 ülkede gösterildi. Çoğu Türk ve çeşitli dünya televizyonlarında gösterilen bir belgesel oldu. Ardından Mevlana Aşkın Dansı adlı dramatik belgeselimi tamamladım. O da 65 farklı ülkede gösterildi. Kendi alanında o dönem içerisinde birçok rekora imza attı. Bu projeden sonra da son 3 yıldır Yunus Emre Aşkın Sesi uzun metraj sinema filmin ile ilgili çalışıyorum. Aslında uzun metraj olarak ilk filmim ama 10 yıllık kariyerimde 100 aşkın proje var. Ama en çok gönül verdiğim en çok çalıştığım ve beni en çok heyecanlandıran belki de hem sanatsal tecrübemi hem bilgi birikimimi arttıran kendimi ve ruhumu en çok kattığım film Yunus Emre oldu. Ve bu film birçok açıdan herhalde bilgi birikimimi en çok yansıttığım proje oldu.

 

SINEMATÜRK: Genel olarak ödüller hakkında ne düşünüyorsunuz ve sizin aldığınız ödüller arasında sizin için en değerli olan ödül hangisi oldu?

KÜRŞAT KIZBAZ:  Ödül kavramıyla ilgili birçok şey söyleyebilirim çünkü çok tartışılabilir bir konu. Eğer sanat yapıyorsak ve bu sanat kitle iletişime odaklıysa belki de insanların sevgisi ve ilgisi alınabilecek en değerli ödül. Hiçbir zaman ödül odaklı olmadım. Eserlerimin takdir edilmesini tabii ki çok isterim. Sevilerek izlenmesini, ödüle takdir görülmesini isterim. Ama hayatım boyunca tribüne, seyirciye, ödüle oynamak gibi bir gayem olmadı. Ben inandığım yolda istediğim sanatı yapma felsefesini kendime edindim. O yüzden benim için en değerli ödül filmi istediğim şekilde bitirebilmek oldu. Bundan sonra da insanların takdirinin oluşması bence en değerli ödüldür.

 

SINEMATÜRK: Filmin yönetmenliğini, yapımcılığını ve senaristliğini üstleniyorsunuz. Bunun zorlukları ve artıları nelerdir?

KÜRŞAT KIZBAZ: Bir filmin yönetmenliğini, yapımcılığını ve senaristliğini üstlenmek çok yorucu, düşündürücü ve zorlayıcı bir süreç. Bazen bir aşamada yapmak istediğiniz şeyler için zaman yaratamayabiliyorsunuz. İyi tarafıysa yazabiliyorsanız yazdığınızı çekebiliyor ve bunu finanse edebiliyorsunuz yani çok özgür davranabiliyorsunuz. Yani tamamen yüreğinizden kopan anlatmak istediğinizi anlatabildiğiniz bir iş çıkıyor. Ortak çalıştığım yapım şirketi, görüntü yönetmenim Levent Vural, post prodüksiyonunda ise Vedat Vural üzerimdeki bu yükü hafifleterek bana çok yardımcı oldular. Bu kolektif çalışmada güvendiğiniz insanlarla olduğunuzda üzerinizdeki yükü hafifletiyorlar ve ben de bu konuda oldukça şanslıydım.

 

SINEMATÜRK: Filmden çıkan biri tek cümleyle ne desin istersiniz?

KÜRŞAT KIZBAZ: Aşkın Sesi derdi diye düşüyorum. Çünkü hayatta her şey aşk üzerine kurulu.  Yunus'un da heyecanı ilahi aşkı aramak. Evrende neyi sevseniz de bir şekilde bu aşkla daha da büyüyor ve sizi çok farklı yerlere götürebiliyor. Yunus'un yüreğinin derinliklerindeki aşkı arama yolculuğunu bu filmde şahit olan seyirci herhalde aşkın sesinin ne olduğunu sorgular diye düşüyorum. Bunu filmde de bulacaklarına inanıyorum.

 

SINEMATÜRK: Çekim sürecinde değişen sahneler oldu mu?

KÜRŞAT KIZBAZ: Yapım gereği çok kararlı hareket etmeyi ilke edinmiş birisiyim. Eğer bir projeye başlıyorsam inanmalıyım ve kafamda soru işareti olmamalı. Bu yüzden senaryoya inanmadan hazır olmadan çekim aşamasına geçilemezdi. Ben de bu senaryo aşamasını olması gerektiğinden daha uzun tuttum. 1 yılı aşkın sadece senaryoyla ilgilendim ve son noktasını koyduğumda eğer filme çekilirse inandığım bir proje olacaktır dedim. Bu yüzden yapım ve çekim sürecinde senaryoyla ilgili fazla değişiklik yapmadım. Bu 3 yılı düşündüğüm zaman da filmimiz birçok aşamada çok tutarlı seyretti. Yazdığımızı çektik ve bu konuda hiç boşluğa düşmedik diyebilirim.

 

SINEMATÜRK: Senaryo aşamasında finansal destek aradınız mı, buldunuz mu? Bulduysanız kimler yardımcı oldu?

KÜRŞAT KIZBAZ: genç bir yapımcıysanız birçok desteğe ihtiyacınız oluyor. Özellikle dönem filmi yapmak çok pahalı ve zor bir iş. Bu bağlamda yazım aşamasında finansal açıdan da dağıtım açısından da destek arıyorsunuz. Bulabildiğimiz her destek de dolayısıyla çok değerli oldu. KTB, Eskişehir Valiliği ve Eskişehir Kültür Başkenti Ajansı bulabildiğimiz destekler arasında, filmimizi daha iyi anlatmamızı sağlayan, bizi motive eden sponsorlardandı.

 

SINEMATÜRK: Filmi çekerken örnek aldığınız yönetmenler oldu mu?

KÜRŞAT KIZBAZ: sinemaya gönül verdiyseniz örnek alıp takdir ettiğimiz birçok yönetmen oluyor. Mesleğimde bir kişiyi örnek aldım diyemem ama dünyanın severek izlediği değerli yönetmenlerin bakış açılarını anlamaya onların ruhlarını hissetmeye çalışıyorum. Ben de bu yapımı gerçekleştirmeden önce dünya üzerinde son 50 yılda çekilmiş tüm tarihi filmleri izledim diyebilirim. Ama bu film kendi vizyonumla çekmeye çalıştığım bir film oldu.

 

SINEMATÜRK: Daha önce Yunus Emre filmi çıkmamış olmasının nedeni ne olabilir?

KÜRŞAT KIZBAZ: belgeseller ve küçük dramalar var fakat bizim heyecanımız anlatılmamış olması değil, bu inandığım Yunus Emre'yi anlatma heyecanıydı. Film vizyona girdiğinde bu inancı daha iyi görebileceğimizi düşünüyorum.

 

SINEMATÜRK: Filmin süreçleri nasıl gelişti? Hangi süreçler ne kadar sürdü?

KÜRŞAT KIZBAZ: 3 yılı sürdü filmin hayata geçmesi. Bunun bir yılı tamamen okumayla ve senaryolaştırmayla geçti. Sonraki bir yıl filmin finanse edilmesi ve castı bulup ön hazırlığı tamamlamakla geçti. Sonraki bir yılsa çekim ve eş zamanlı post prodüksiyonuyla geçti. Bu süreç sonunda 3 yılı aşkın bir sürede hayata geçti.  Bu sürecin sonunda yurtdışında 50yi aşkın gösterim isteğiyle karşılaştık. Umut edelim bu ilgi iyi olur ve bir sonraki projelerde itici güç olarak kullanabiliriz.

 

SINEMATÜRK: Yurtdışında dizilerin aksine Türk filmleri çok ses getiremiyor. Sizce bunun sebebi nedir ve nasıl iyileştirilir?

KÜRŞAT KIZBAZ: Artık Türk dizilerinin her bölümü bir film çekilir gibi çekiliyor bunun da belli etkileri oluyor. Fakat festivallerde ödül alan filmler dışında yurtdışında Türk filmleri çok ses getiremiyor. Birçok filmimiz evrensele ulaşan değerleri iyi anlatamıyor ya da tanıtımı zayıf kalıyor. Ben de iyi pazarlayabildiğimizi düşünmüyorum fakat umalım ki dizilerin rüzgarıyla filmlerimiz de dünya çapında gösterilebilen eserler haline gelir. Daha çok PR yapmalı ve daha çok uluslararası festivallere katılmalıyız. Sadece festival filmleri değil kitleye ulaşabilecek filmler için de belli platformlar kurmalıyız diye düşünüyorum. Örneğin Amerika hala bu işin ekmeğini yiyor. O yüzden bununla ilgili daha çok çalışmalıyız diye düşünüyorum.

 

SINEMATÜRK: Sizce bir Türk filminin yurtdışında başarıya ulaşabilmesi için evrenseli yakalayacak değerleri nelerdir?

KÜRŞAT KIZBAZ: Bence evrensele ulaşmak için kendi hikayelerinizi anlatmanız gerekir. O anlamda yerel hikayelerimizi anlatan iyi filmlerimiz olması gerektiğini düşünüyorum. Bu eserleri de dünyaya yalın bir dille anlatabiliyorsak kabul görebilen bir sinemamız oluşabilir. İran sineması, Kore sineması gibi kendi hikayelerini sunabilen sinemalar oldukça rağbet görüyor. Bence Türk sineması olarak bu dili oluşturabilmemiz gerekiyor. Tabii geçmişte Yılmaz Güney ve Metin Erksan bunu yapabilen ustalarımızdan oldu. Son zamanlarda da biraz biraz yapılmaya başlandığını düşünüyorum.

 

SINEMATÜRK: Yurtdışı ortak yapımlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

KÜRŞAT KIZBAZ: Ortaklık sinema açısından olumlu bir durum. Yurtdışından alacağınız bir yapım ortağı filmin yurtdışı pazarına girmesine kolaylık sağlayabiliyor. Bir yandan da zor bir şey ortaklık çünkü kimi zaman bir takım anlaşmazlıklar çıkabiliyor. Bu açıdan ortak olan kişilerin birbirini anlayabilmesi ve desteklemesi çok önemli.

 

SINEMATÜRK: Sinematürk olarak size nasıl daha iyi yardımcı olabiliriz?

KÜRŞAT KIZBAZ: Sinematürk her şeyden önce çok değerli bir platform.  Hem Türk sineması açısından veritabanı olması, izleyicilerin Türk sineması açısından en son güncel bilgileri alması bizler için de çok değerli. Bu röportajı yapıyor olmak da yerli sinemaya da ne denli önem verdiğinizin bir göstermesi. Bu bağlamda biz teşekkür etmek isteriz size.  Türk filmlerine vermiş olduğunuz destek için. Sanal dünya artık büyük bir okyanus, milyonlarca site, sayfa var internette. Farklılıklar  yapıp, Türk filmlerine ağırlık vermeniz sanırım sektörün de size minnettarlığını arttıracaktır diye düşünüyorum. Bir de tabii ,Türk filmleri ne kadar başarılı olursa sektör o kadar büyüyecek ve işbirlikleri artacaktır diye düşünüyorum.

Son Yorumlar

Yandex.Metrica