"Evet, Ömercik'i kaloriferli apartmanlarda oturtamıyorum ama kalbimizin sıcaklığı var fakir odamızda"  posteri

"Ha başıma cenaze imamı gelmiş ha nikâh memuru. İkisinden de ölesiye nefret ederim yani. Bu vaziyette sana, bile bile evlenme teklif edişim aşkımı gösterir değil mi? İşte o kadar."

Evlenme teklifi böylesine 'incelikli'. Ama bir sahne sonra Ömercik'e söyledikleri 'içi dışı bir' olması konusunda kuşku yaratıyor; "Sırf senin iyiliğin, sırf senin yetim kalmaman için Ayla ablanla evlenmeye karar verdim, anladın mı?" Genç kıza da "Sonra düşünsene bir kere. Çocuk, ana sıcaklığından mahrum olmasın diye 'senle bile' evlenmeye kalktım ben" diyecektir. 'Senle bile'(!). Keşke 'araba motoruna vakıf olduğu kadar' kadın hissiyatından da anlayabilseydi.

Kasım-Aralık 1966'da çekilen 'Şoför Deyip Geçmeyin', 05 Haziran 1967, Pazartesi günü (Çarşıkapı) Şık Sineması'nda gösterime girmiş. Senaryoda çok farklı iki konu var. Selim-Gül ve Sadri Alışık-Ayla aşkı. Tüm bunların ortasında da Ömercik. 70 dakikası korunabilen filmde belli değil ama 13 Şubat 1967 tarihli (Sayı: 54) Siz Mecmuası'na göre Sadri Alışık'ın adı 'Sadri'. Kendisiyle 16.; Ajda Pekkan'la 26.; Ömercik'le 28. dakikada karşılaşıyoruz.

'Zengin fabrikatör kızı' Gül ve 'orta halli bir memur olan' Selim birbirlerini seviyorlar. Nasıl olsa evleneceklerini düşünerek 'müşterek günahlarını işlerler'. Delikanlı, kazancı biraz düzelince genç kızı ailesinden isteyecekti. Fabrikatör Vahit Bey durumu öğrenince 'küplere biner'. Karısına "Koca ticaret piyasasını serçe parmağıyla oynatan benim gibi bir kurt için toy bir delikanlıyı silip süpürmek işten bile değil" diyor.

Gençleri ayırmak elinden geleni yapıyor. 'Çok iyi arkadaşı' Rüstem de Selim'in patronuymuş. Gül, (filmde göremeyeceğimiz) hasta halasına yardımcı olması için İzmit'e, delikanlı da Almanya'ya gönderilir. Arkadaşına "Bu iyiliğine karşılık dile benden dilediğini" demişti fabrikatör. Belki de, örneğin 'greve giden işçileri dövdürmek' gibi o dönem sık rastladığımız bir şey 'dilemiştir' Rüstem Bey!

Delikanlının gidişi 'Austrian Airlines', dönüşü KLM ile. Görev(!) için seçilme nedeni 'çok namuslu, çok dürüst bir insan olduğu içinmiş'. Çalışkanlık ve beceriden söz edilmiyor. Yeşilçam'da hep olduğu gibi, yalnızca mektup yazarken göreceğiz kendisini. Oralarda ne gibi çalışmalar yaptığı meçhul.

Yazdıklarını Gül değil Vahit Bey okuyor. Üstelik 'edebiyatı kuvvetli' diye alay ederek.

Gerçekten de her cümlesi 'menkıbe' gibi delikanlının. "Yalvarış ve hasret dolu mektuplarıma beni manen öldüren bir sessizlikle cevap verdin. Bundan sonra yazmayacağım Gül. Istırabımı senden cevap bekleyerek avutmaktansa gözyaşlarımla boğmaya çalışacağım. Sana son sözüm 'mesut ol' demek olacak" gibi şeyler yazıyor. Konuşması daha da ağdalı. Cümlenin sonuna geldiğinde başı unutuluyor. "Sen hiç aramadığım için kırılmışsın bana. Bense her gün yolladığım mektuplarımı cevapsız bıraktığın için. Bir felaketin başka felaketler doğurmasına göz yummayalım artık. Barışalım Gül. Hayatımın tek gayesi gene sensin. Güneşli, mutlu günleri arayalım."dfhs5eu6ıu

İlk mektup "En çok sevdiğim iki varlıktan, vatanımdan ve senden uzakta olmanın acısını bütün kalbimle çekiyorum" diye başlıyor. 'Vatan', aşktan önce: Demek o zamanlar 'Vatan Sevgisi' diye bir şeyler varmış(!). 'Korkunç Arzu'daki (1966) Orhan-Yusuf Sezgin de benzer şeyleri yazacaktır sevdiğine; "İçimde hem senin hem de vatanımın hasreti var."

Vahit Bey ve eşi-Nevzat Okçugil, Onları ayırmakla hata yaptıklarını anlamışlar. Avrupa'dan dönen kahramanımız susmak bilmez; "Sonu, bizim sevgimizi, bizim duygularımızı öldüren bir hata. Her(!) anne babanın yaptığı affedilmez hatalar bunlar. Niçin yaptınız, niçin ayırdınız bizi? Tek bir yol var O'nu bulmamız için. O da Allahın kederli bir sevgiliye acıyıp Gül'ümü geri döndürmesi."

Sonrasında 'oluk oluk para kazanan bir ithalatçı' olur. Yabancılara karşı öylesine eziğiz ki filmlerimizde bile 'ihracatçı' olamıyoruz!

Gül, hamile olduğunu anlayınca arkadaşı Uğur Kıvılcım'ın yanına sığınır. (Siz Mecmuası'ndan öğrendiğimize göre 'bir fabrikada işçi olmuş'). Bahçe kapısında 49A ve iç kapıda Arapça 1. (10) yazılı. Bu ev birkaç sahne sonra Leyla teyzenin olacaktır. 'Kadın Asla Unutmaz'da ise (1968) Nevin-Hülya Koçyiğit'e babasından kalmıştı.

Gül'ün annesi Nevzat Okçugil'in; Arkadaşı Uğur Kıvılcım'ın (Siz Mecmuası'na göre 'Jale'); Gazino Patronu Zeki Tüney'in; Müdire Ferah Nur'un; Ve en önemlisi 'Şoför' Sadri Alışık'ın ('Osman' çok yakışırdı) adları yok.

Ayla'nın, hemen her sahnede saçında bir çiçek. Çocuk sevgisi, 'bütün kazancını oyuncak bebeklere yatırmasından' belli. Bir sahnede "Hangi kadın ana olmak istemez. En büyük arzum bu" diyor. 'Tahsilden yana boş, cahil ama hayat okulunda pişmiş'. Harbi bir kız. 'Elâlem dağ kadar kusurunu bin bir dalavereyle ham hum şaralopa getirmek için uğraşırken bizimki en ufak bir dalgasına pertavsız tutan cinsinden'. Evlenme mevzusu açıldığında 'kasabından milyoner Rasimine kadar hepsini tekme tokat kovmuş'. Gönlünde sadece 'Osman' var.

Gül "Bir korku girdi içime. Kötü bir şey olacakmış gibi garip bir korku"; Pavyon şarkıcısı Ayla da "İçimde garip bir his var. Tuhaf bir korku var. Ölüm korkusu. Sonum bu yolda olacakmış gibi geliyor bana. Belki bir delinin sustalısı, belki de bir sarhoş kurşunu" demişti. Ne yazık, ikisi de haklı çıkıyor. Kadın duyarlılığı.

'Osman', şoför olduğu kadar 'musikişinas' da. Müşteri beklerken 'Hicaz makamından' ve üstelik "Re'den Re'den" şarkılar söylüyor. 'Çatılmış Kaşlarınla Kime Düşman Gibisin'i (1966) (Yusuf Nalkesen) kendi dünyasına uyarlamış. Biraz önce trafik polisine hem ehliyeti hem de 15 lira kaptırmıştı. "Kaderimiz böyleymiş ceza verdik istemeden//Kaderimiz böyleymiş ceza verdik gık demeden." Şarkıları, gazelleri ile kavgacı müşterileri ve ağlayan bebekleri sustururmuş.

Kundaktaki Ömercik ağlıyor. 'Osman' karışmasa, daha doğrusu 'bulaşmasa' olmaz! "Sesine kırk bir buçuk maşallah! Bu nefesle Zeki Müren olmazsa suratıma tükür. Kuvvetli sesi var." Gül'e nasihat de eder; "Gazdır Ablacığım. Şöyle kucağına al, kıçına iki tane vur, hiçbir şeyi kalmaz. Benim babalıktan yana nasibim yok ama arkadaşlardan bilirim." Artık susturabilirsen sustur. "Bizim DeSoto Nuri'nin karısı kuluçka makinesi çıktı. 7 yılda 11 çocuk! Aile değil hükümetin tavuk arttırma cihazı. Yani ordan biliyorum. Şimdi, çocuk gaz yaptı mı bir lokmacık anason, yahut da anason bulamazsan biraz rakı ver. O zaman çocukta ne gaz kalır ne nefes." Bu sırada "Hoop, Ablacığım! Karaköy" ve "Hoop, DeSoto! Dur bakayım. Tabakhaneye mi, oğlum" diye gelen geçen arabalara ve şoförlere laf yetiştiriyor.46us5w5

Ninniden 'çakmazmış' ama 'sıfır numara ninniden daha tesirli' olan Hicaz makamını 'iyi bilirmiş biraz'. Ömercik'in susması için bir tane 'patlatır'; "Ben bir garip kuş idim//Dalına konmuş idim//Neden de bana 'kışt' dedin//Ben senin olmuş idim." Son 'idim'deki ikinci 'i'yi biraz uzatıyor.

Bebeğini dolmuşta bırakıp giden Gül'ün arkasından "Ulan, seni ana diye doğuran fabrikaya grev girsin be! Ulan, hiç çocuk unutulur mu be" diye söylenir.

'Çenesiyle' sadece iki kişi baş edebilmişti. Dolmuş müşterisi Selma Erkut ve Leyla Teyze. Kocası ile böbürlenen ilkini "Allahını peygamberini seversen şu mübarek ağzını kapat da başlattırma beni yine kaldırım edebiyatına be. Yoksa muhterem kocana bir tane kelime fırlatırım aklın durur bir yerin tavana vurur" diyerek; "Seni trafik çarpasıca hınzır seni! Ahır mı burası? Çıkar ayakkabılarını da öyle gir içer... Kör olası domuz" diyen ikincisini de "Ya ağır ol da iskeleye yanaşalım be Leyla Teyze. Mevlanakapı bozacısı gibi nara atacağına evvela bir selam sarkıt ya. Biz buraya 'bir tanecik Leyla teyzemiz var. Kurtarsa kurtarsa bizi O kurtarır' diye geldik. Sen, hâlbuki bizim taban astarımızdan başladın, ense tıraşımıza kadar giydirdin" sözleriyle susturabilmişti. (Yılların etkisi mi bilinmez yaşlı kadın '10 evlat 27 torun' sahibi olduğunu söyledikten birkaç saniye sonra bunu biraz değiştirir; '18 evlat 27 torun').

Bir müşteri ile kapı kulpu için didiştiği sahne, Aziz Nesin'in 'Kazan Töreni' kitabındaki (1957) (Adam Yayınları-Birinci Baskı 1989) 'Dolmuşun Kapısı' adlı öyküyü (sf. 30) anımsattı; "İnsan bu kadarcık şeyi de bilmez mi be. Ford arabaların kulpunu sola, Studbaker'leri sağa çevireceksin. Şevrole oldu mu iteceksin kulpu. Hilman'ları kendine doğru çekeceksin. Fiat arabası oldu mu önce bir sağa çevirir, sonra üstüne basarsın. Buick'ler en kolayı, bir sola, bir sağa çevirir kulpu kendine doğru biraz çeker, sonra yukarı kaldırır kuvvetlice aşağı indirirsin, sonra kendine doğru çekip te, hafifçe üstüne basar, itersen çıt diye açılır kapı" diyordu oradaki şoförümüz.

'Osman' basit bir şoför ama 'namusunda toz yok evvel Allah'. Ayrıca 'barda çalışan bir kızda namuslu bir kalp görecek kadar da insan sarrafı'.

Evlenme hususunda önceleri biraz tedirgindi. "Zaman malum! Her şey kazık fiyatına. Sonra kadınların lügatinde 'yok' kelimesi de yoktur zaten. Kadın 'tuz' dedi mi erkeğin yüreği 'cız' eder." [Aynı muhabbet 'Parmaklıklar Arkasında' (1967) filminde de var]. Ama Ömer "İllaki bana bir anne lazım" derse 'hatırı için değil kadın, çiğ tavuk bile yermiş tabii'. Böylesine özverili!

Hep parasızlıktan yakınırken 'oğlunu' özel bir okula yazdırması da şaşırtıcı. Özel Maya Okulu, 'Beş Öğrenciye Bir Öğretmen' sloganıyla kurulmuş (1964). Adresi; 4. Levent, Akağaç Sokak, No. 16. Telefon; 63 63 77. 1968'de adres, 1. Levent, Çalıkuşu Sokak, No.1 olmuş. Aynı yıl 6. İcra Memurluğu'nda yaşanan bir icra olayından sonra Mecidiyeköy, Kırmızı Gül Sokak, No 5'e taşınmışlar. Telefon; 46 94 95.

Sonda "Yüksek vicdanınız müsaade ederse 5 yıllık 'yedek babalık' etmiş bir vatandaş sıfatıyla pazardan pazara Ömercik ile dolaşırız" diyor Selim'e. Oysa 'oğlu' bir yıl önce ilkokula başlayacak yaştaydı.

64-65 Ses Kapak Yıldızı yarışması ikincisi Esen Püsküllü "Muhterem Nur'un gençlik haline" benzetilmişti. '500 lira aylıklı sekreterlikten bir yılda 19 filme giden pırıltılı yol'.ry6ı6ı6r

Şehir Tiyatroları sanatçısı Atacan Arseven hep komedi eserlerinde oynamış. 'Mutlu Günler' (1960) (Claude-Andrér Puget); 'Bu Hesapta Yoktu' (1961) (Arthur Watkyn); 'Atlar ve Filler' (1962) (Oktay Rıfat); 'Mirasçılar' (1963) (Nihal Karamağaralı); "Chaillot'daki Deli" (1966) (Jean Giraudoux). Refik Erduran, bir yazısında (25.11.1960), sanatçının 'tip yaratmadaki şaşırtıcı ustalığını' övüyor.

Demir tüccarı rolündeki Memduh Alpar biraz Yul Brynner'a benzetilirdi.

Rüstem Bey-Muzaffer Yenen'in yaşamı çok ilginç. Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Okulu mezunu. Yüzbaşı rütbesindeyken ordudan ayrılmış. Bir yüksek öğrenim yurdunda müdürlük, Konservatuvar Türk Musikisi Bölümü'nde müdür muavinliği ve Temizlik İşleri Müdürlüğü yapmış. İlk sahneye çıkışı Eminönü Halkevi'nde 'Taş Parçası' ile (1950). Temizlik İşleri'ndeyken bir filmde 'çöpçü' olması da çok hoş bir anı.

Filmdeki melodiler.

Sonradan eklenen jenerikte (55 saniye) Ajda Pekkan'ın söylediği 'Eline, Gözüne, Dizine Dursun' (1991) (Garo Mafyan) var.

'Don Procopio: Sulle Piume Dell'amore' (1859) (Georges Bizet). Frank Chacksfield ve Orkestrası'nın 'Immortal Serenades' (1958) albümündeki 'Fair Maid of Perth (La Jolie Fille de Perth)'. 8 sahnede (Jenerikten sonra Selim, Gül'e "Ağlama yavrum, bu güzel gözlerine yazık etme. Hayatımızın en güzel anını gözyaşlarınla buğulama. Evleneceğiz nasıl olsa" derken; Dolmabahçe önlerinde "Kazancım biraz düzelince ilk işim ailenden istemek olacak seni. Sonra şipşirin bir evimiz olacak. Tek başına, kendi dünyamızı yaşayacağımız bir yuva" derken; İlk mektubunu, Vahit Bey okurken; "Sonsuz sandığım aşkımız bir tren yolu boyunca unutuluverdi" derken; Gül hastaneden çıkmış, kucağındaki oğlu için "Seni aldatan insanın meyvesini taşıyorsun" diye düşünürken; Yıllar sonra Gül ve Selim karşılaşınca; Delikanlı "Kaybettiklerimizi yeniden kazanabiliriz" derken; Gül ve Selim, okulda konuşurlarken.

'Shake Hands with the Devil'deki (1959) (William Alwyn) 'Trouble' 2 sahnede (Gül, İzmit'teki halasına gitmek üzere merdivenlerden inerken; Selim, uçağa binerken). 'Dublin 1921' Selim, telefonda Gül'ün İzmit'e gittiğini öğrendiğinde. 'Rescue at Garden Depot' 2 sahnede (Gül, hamile olduğunu öğrendikten sonra; Evden kaçarken). 'Death at Ashtown Docks' Selim, KLM uçağı ile Avrupa'dan dönerken.

Franck Pourcel ve Orkestrası'nın "Un'Orchestra Nella Sera Vol 4" uzunçalarındaki (1965) 'Ma Vie' (1964) (Alain Barriere) 2 sahnede (Gül "Kendin kaçtın benden. Beni yapayalnız bırakman için bir bahane uydursaydın hiç olmazsa" derken; Hemşire, bebeği Gül'e getirdiğinde). "Que C'est Triste Venise (Venecia Sin Ti)" (1964) (Françoise Dorin / Charles Aznavour) Sonlara doğru Sadri Alışık, Selim'e "Bir dakika delikanlı" diye seslenirken.

'Mondo Cane'deki (1962) (Riz Ortolani) 'Casa Dela Morte' 4 sahnede (Gül, elinde file, alışverişten dönerken; Arkadaşı Jale ile yolda yürürken; Ayla, pavyonda, Sadri Alışık'a bakıp viski içerken; Üç kurşunla vurulunca). "L'isola Maledetta" Gül, Ömercik'i Sadri Alışık'tan isterken.

Franck Pourcel ve Orkestrası'nın 'Beautiful Obsession' albümündeki (1966) 'La Playa' (1965) (Jo Van Wetter / Pierre Barouh) 5 sahnede (Gül, bebeğini dolmuşta bırakıp giderken; Ayla "Çocuğu okula yazdırmak istiyoruz da" derken; Gül, evde Sadri Alışık'ın sözlerini düşünürken; Selim, Gül'ü görmeye okula geldiğinde; Müdire Ferah Nur "Konuşmanız hayırlı olmadı mı yoksa" derken).

Robert Maxwell, His Harps & His Orchestra'nın 'The Harp in Hi-Fi' 33'lüğündeki (1956) 'Ebb Tide' (1953) (Robert Maxwell / Carl Sigman) Ayla "Sen bakma böyle sulu sulu konuştuğuma" derken.

Acker Bilk'in 'Mr. Acker Bilk-Great Themes From Great Films' uzunçalarındaki (1965) "Canto D'amore (Divorzio All'Italiana/Divorce Italian Style)" (1961) (Carlo Rustichelli) 2 sahnede (Ayla "Eksiği olan sen değilsin, benim. Sen, sen beni barda çalışırken gördün mü" derken; 'Osman'a "Belki tahsilden yana boşum, cahilim ama hayat pişirdi bizi. Evliliğin ilk ayları tatlı geçer. Ardından kusurlar teker teker çıkar ortaya" dedikten sonra).

Fausto Papetti'nin '3a Raccolta' uzunçalarındaki (1962) 'Et Maintenant (What Now My Love)' (1961) (Gilbert Bécaud) Gazino patronu, Ayla'ya, Şerafettin Bey'den söz ederken.

The Magic Movie Orchestra'dan 'The Glass Mountain'daki (1949) 'The Legend of the Glass Mountain' (Nino Rota) 3 sahnede (Gül, Ferah Nur'a "Bir çılgınlık anımda O'nu bir arabada bırakıp kaçtım" dedikten sonra; Ömercik "Bütün annelerden nefret ediyorum" derken; Gül, Ömercik için "İlk defa kendi kayıp çocuğumun sıcaklığını hissettim" derken).

'Zorba' (1964) için yapılan '"Life Goes On (La Vie S'en Va)" (Mikis Theodorakis). 3 sahnede ('Osman' "Düşündüm Ömer, Gül öğretmen haklı" derken; Ömer, mahalle çeşmesinin başında 'babasını' beklerken; Sadri Alışık, Ömer'i okula getirirken).srur6ır6ıur

Acker Bilk'in 'Stranger on the Shore' (1961) (Acker Bilk) uzunçalarındaki aynı adlı melodi. Ayla, Zeki Tüney'e "Saadetime bir kurşun mani olacaksa, çek tetiği" derken.

'Hyperprism' (1923) (Edgar Varese) Sadri Alışık, okulda, Gül ve Selim'in konuşmasını dinlerken.

'6+6' albümündeki (1964) 'Aponi Zoi (Cruel Life)' (Stavros Xarhakos). Arabada iki bebek gördüğünde. "Ulan, otomobil misin, kuluçka makinesi misin,  nesin be" deyip direksiyonu öpüyor.

Ayla-Ajda Pekkan'ın söylediği şarkılar; (1.34 dakika) 'Karşıdan Gel Göreyim (Ateşim Var Külüm Yok)' (Hicaz) (Fahri Kopuz) ve (1.31 dakika) 'Kalenin Bedenleri (Niksarın Fidanları)'. Sadri Alışık ve Ömercik'le bardan döndükleri sahnedeki pardösü, 'Siyah Otomobil'de (1966) üzerindeydi.

'La Playa'yı, Durul Gence 5'lisi eşliğinde ve Türkçe sözlerle (Fecri Ebcioğlu) plak yapmış (1967); 'Dönmem Sana'.

'Et Maintenant'yı Alpay, Fecri Ebcioğlu'nun yazdığı sözlerle söylemişti. 'Seninle Ölmek' (1970); "Gittin aşkım//Beni terk ettin//Şimdi nasıl//Yaşarım sensiz//**//Artık güneşim//Siyaha döndü//Ümitlerim//Seninle öldü//**//Tam kalbime//Bir ok attın//Aşk meleğim//Beni çok ağlattın//**//Bu yağmurlar//Gözlerimde//Bekliyorum//Yattığın o yerde//**//Gittin aşkım//Dünyam karardı//Mavi gökler//Üstüme kapandı//**//Boynu bükük//Yalnız çiçekler//Ninni söyler//Sana melekler//**//İşte böyle sevgilim//Zor bu yollarda sensiz yürümek//Bu güzellikleri sensiz yaşamak//Zor sevgilim, imkânsız//İmkânsız sensiz gülmek//En güzeli//Seninle ölmek//**//Sensiz günler//Kalsın dünyada//Yaşayanlar//Elveda."

Esen Püsküllü'ye Suna Pekuysal'ın; Atacan Arseven'e de kendi sesi pek gitmemiş gibi.

Ajda Pekkan'a ise siyah saç ve Nevin Akkaya'nın sesi çok yakışmış.

Şoförümüzü Sadri Alışık; Ferah Nur'u Alev Koral; Uğur Kıvılcım ve Ömercik'i Birsen Kaplangı; Vahit'i Rıza Tüzün; Nevzat Okçugil ve Selma Erkut'u Nezihe Becerikli seslendirmiş.

Leyla Teyze-Talia Saltı; Okul Müdiresi Ferah Nur; Vahit-Süha Doğan; Gül'ün annesi Nevzat Okçugil; Rüstem-Muzaffer Yenen; Okul açılışındaki konuklar Silvana Panpani, Fahriye Semahi ve Sıdıka Duruer; Pavyon sahibi-Zeki Tüney; Demir tüccarı Memduh Alpar; Dolmuş yolcusu-Selma Erkut; Özel Maya Okulu; Yeşilköy Havalimanı; Osman'ın mahallesi; Taksim Meydanı; Bar sahneleri; Buradaki Admiral buzdolabı çok güzeldi.

Gül, kucağında yeni doğmuş oğlu hastaneden çıktığında '34 AT 291' plakalı bir kamyon görüntüye geliyor. 14 Nisan 1985 tarihinde, Zeytinburnu, Siteler'de, bu kamyon değil ama Erol Yağcı yönetimindeki bu plakalı otomobil, çarparak Sevim Kurnaz'ın ölümüne neden olmuş.

"Şoför demek, tanrının günü 72 çeşit insanla cebelleşip ölen insan demektir. Bir yandan milyonlarca densizin ağız kokusunu çek. Bir yandan trafikle uğraş. Benziniydi, yedek parçasıydı, 6. Şubesiydi... Şoför deyip geçmeyin be! Biz sevdik mi tam severiz. Ölesiye, ayrılmamacasına, can vermecesine severiz... Evet, reçeli meçeli eksik ama hangi zengin çocuğunda Ömercik'in iştahı var be?"

Son Yorumlar

Yandex.Metrica