"Zavallı Süngüler, Zavallı Süngülüler. Zavallı, Zavallı İki Süngü Arasında Emineler" posteri

"Hiç yaşındayım. Yaşamadım ki yaşımı bileyim." Emine, yargıçlara söylüyor bunu. 'Nüfus kâğıdındaki yaşı 23, mahkemede 12'. Ömrü 'iki süngü arasında' geçmiş ve benliği hiçbir zaman 'iki süngü arasında' sürüklendiği kadar 'müessir olmamış'. Neredeyse 100 yıl sonra bile her şey aynı. Aziz Nesin de 'iki süngülü' arasında girecektir Bursa'ya (1948). (Bir Sürgünün Anıları) (İlk Baskı 1957). Dava sırasında, pencereden görünen kırlangıç yuvasına bakıyordu Emine (sf. 6-8). "Onların bile yuvası var da bizim bir saçak altımız yok."

Aynı adlı eserin (İki Süngü Arasında) (Aka Gündüz) (1929-Resimli Ay Matbaası) ikinci ve renkli Yeşilçam çevrimi. 07 Mayıs 1973, Pazartesi günü (Beyoğlu) İnci; (Beyoğlu) Kervan; (Beyoğlu) Yeni Melek; (Beyoğlu) Yıldız; (Çarşıkapı) Şık; Taç sinemalarında gösterime giren filmin ancak 68 buçuk dakikası kalmış günümüzde. Siyah beyaz ilk çekim 1952'de. Her iki filmin müzik düzenlemeleri Türk sanatçılar tarafından yapılmış. 1952'de Nedim V. (Vasıf) Otyam, ikincisinde Metin Bükey. Zeynep Aksu'lu 'Yaban Gülü' (1970) gibi burada da hiç yabancı müzik yok. O dönemki filmlerimizin çoğunda jenerik korunamamıştır. 'İki Süngü Arasında'da durum farklı. Başta değil 5. dakikada olduğu için yerli yerinde.

Yazar kitabı, 'Türk inkılâbının öz evladı olan Adliye Vekili Mahmut Esat Beyefendiye ithaf etmiş'. (Mahmut Esat Bozkurt bazen Esat Mahmut Karakurt ile karıştırılıyor). Romanın dili, aradaki bunca yıla rağmen, çok sade. 'Süngü' 67, 'İki Süngü Arasında' (kapaktakiyle birlikte) 30 kez kullanılmış. Filmde daha az. 'İki Süngü Arasında' (jenerik ve afiş dâhil) 7; 'Süngülerden', 'süngüleriniz', 'zavallı süngüler', 'zavallı süngülüler' birer kez var.  Kitaptan bir alıntı (sf. 135); "Öyle bir vehme kapıldım ki bir gün başıma bir duvar yıkılıp gebersem, tabutumun iki tarafına, firar etmeyeyim diye mutlaka iki süngülü dikecekler."

'Bin sekiz yüz bilmem kaç senesinin cehennemden kaçan bilmem kaç temmuzu'. Önce Süleyman kızı Fatihli Emine'yi (romanda ''Fatihli Emine binti Süleyman) tanıyoruz. Bembeyaz dişler. Kulak memelerinde iki büyük bakır halka. 12 yılda defalarca (romanda '7 senede 8 defa') hapislik nedeniyle güneş görmemiş sarı bir yüz, dudaklarında hiddet. 'Kalçaları beli kadar güzel ve göğsü kalçaları kadar yuvarlak' (sf. 6). Kenarları patlak, ökçeleri basık, (ucuz ayakkabı yapan) kavaf işi terlikler. 'Biri janjanlı parlak, diğeri sarı çubuklu bir çift çorap' (sf. 5). Ağzı sakızlı, yeldirmesi yamalı.

Hep hapiste. Dışarsını ve oradakileri sevmiyor; "Beni insanlar tıktı buraya. Onların yüzünden içerdeyim. Onların yüzünü görmemek için çıkmak istemiyorum." Ne yapıp edip içerde kalıyor. İlk tahliyesinde 'o zamanki müdür Rüknettin Efendi'nin kulağını koparmış' ısırarak. "Kafasını koparmadığıma şükretsin." Bir başka sefer 'müfettişin başında, pabucunun topuğunu kırmış'. "Beynini dağıtacak bir balta bulamadığım için iskarpinime hâlâ acırım." Son olarak da Muazzez Arçay'ın deyişiyle "Sürahiyi (kitapta 'su testisi') ekmiş yeni müdürün kafasına".e7u5754

Koğuş arkadaşları hayret ediyorlar. Hamile Suna Pekuysal "İnşallah çocuğum çıkar (karnını göstererek) buramdan, hepiniz çıkarsınız bu damdan. Ama Emine daha 100 yıl çıkmaz buradan" diyor. Aysel Gürel'in derdi başka "Neden be yavrum? ('R'leri vurgulayarak) Dışarda hürriyet var, insanlar var, erkekler var!" Mualla Sürer'in daha 10 yılı varmış. 'Dile kolay'.

İçerdeki en iyi arkadaşı Erkek Melahat. O da çözememiş bu işi. 'Tulumbacı Tırnak Niyazi'nin kapatmalığından, Bando Mızıkacısı Celal'e ustura atmaya kadar dünyanın uçkuruna 40 düğüm atmış' ama Emine'nin bu davranışı karşısında "Zihnim duruyor be". "Ulan cezan bitsin, dışarı çıkmamak için sabıka icat et! Aklına turp sıkayım senin e mi. Hem de bayır turpu." Böyle konuşuyor ama ilerde Fikret'e "Hangimiz çıkmak istiyoruz be Doktor. Bizler acıya, küçümsenmeye, hor görülmeye alışmışız. Hapishane dışındaki hava bizi fasulye gazı gibi çarpar be" diyecektir. Emine'yi de iyi tanıyor; "Namussuzum çok karakterlidir!" Hastanede tedavisine yardımcı olacaktır. "Dilinizi biraz düzeltiri kalbinizin temizliğini dışarıya aksettirirseniz bir teklifim var size... Cezanız dolmak üzereymiş. Hayat tecrübeniz de bir hayli fazla. Yanımda kalmanızı istiyorum. Hemşire olarak" önerisi alır doktordan.

Görmüş geçirmiş bir kadın. Öyle maceralar yaşamış ki "Macera maceralığından hicap eder namussuzum". Bir kelamı, daha insanın gırtlağından çıkarken çakozlayabiliyor!

Yargıç Memduh-Aydın Tezel (romanda 'Dava Vekili Mehmet') Emine'nin Tıbbı Adli tarafından müşahede altına alınmasını ister. Deli mi değil mi anlayacaklar.

Aslında kahramanımız iyi bir insan. 'Şerri kendine' (sf. 2). Hapishane Müdürü bile 'ötekiler kadar şiddetle dövdürmezmiş' bizimkini! En hafif dayakla sırasını savarmış!

Hastanedeki 'deli doktoru'nun adı (kitapta yok) Fikret. 'Ebesi hariç, doğduğundan beri Emine'nin karşısına çıkan en iyi insan'. Bunu söyleyen Melahat kendisine haksızlık ediyor. Orada genç kızın yaşamını öğreniyoruz.

Anne babasını bir kan davasında kaybettikten sonra Ferhunde Hanım'ın konağına yerleşmiş. Evin küçük kızı Nesrin bir kardeş gibi. Evin oğlu Cemil bir Askeri Tıbbiye öğrencisi. "Müşfik, duygulu, anlayışlı" demişti abisi için Nesrin. Ayrıca 'sanatçı bir yönü' var. 'Çok güzel tambur çalıyor, en meşhur ressamları kıskandıracak kadar güzel resim yapmasını da beceriyor'. Elinde palet, yağlı boya resim yaptığı sahnedeki köşkü 'Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'ndan (1967) anımsıyoruz. Sarhoş olduğu bir gece genç kıza sahip olur. Sömestr tatili bitip okuluna giderken Emine'nin en 'kıymetli hazinesini' de beraberinde götürüyordu. Üstelik 'hamile bırakarak'. Ancak delikanlı biraz 'unutkan'! Okulu bitirip geri dönünce 'içkili olduğu o geceyi hatırlamadığını' söyleyecektir kız kardeşine. Ama Emine'yi 'unutamamış'!

Ferhunde Hanım'a göre 'her şeyin bir çaresi var'. Bu duruma bir çözüm, çocuğa bir baba bulmuş. Genç kızı 'kendi eliyle Aksaray'da oturan Sami Efendi ile baş göz edecek'. Yaşlı adam, namazında, niyazında ve varlıklı. Karısını iki evvel kaybettiği için yalnız. Hanımefendinin bir dediğini tekrarlatmaz, 'günahıyla, sevabıyla kabul edermiş' bizimkini!ase76e4

Sonraki sözleri daha da kırıcı. Emine'nin, Cemil ile evliliği rüyada bile imkânsızmış. "Oğlumun seninle konuşması bile bir tenezzül. Bir gece için dahi beraber olması senin için büyük bir şans, büyük bir gurur olmalı."

Çocuğunu düşürüp kendinde değilken Sami Efendi ile evlendirilir kahramanımız. İlişkileri 'Çalıkuşu'ndaki (1966) Doktor Hayrullah-Kadir Savun ve Feride-Türkan Şoray gibi. "Korkmayın benden. Ben de talihin bir yığın sillesini yemiş zavallı bir abinizim. Babanızım belki de. Öyle kabul edin beni. Burası da yuvanız artık sizin. Namusunuzla, şerefinizle her şeyimi koruduğunuz müddetçe bir hanımefendi muamelesi göreceksiniz bu evde. Önemli olan bundan sonraki hayatınız. Allah en günahkâr kullarını bile affeder. Yeter ki bir kul tövbekâr olsun" diyor. Sonrasında Emine, 'Allahın tertemiz, pırıl pırıl yoluna adar kendisini'. Ta ki Cemil ile tekrar karşılaşıncaya kadar.

Delikanlının aklından çıkmıyordu 'hatırlayamadığı' o 'bir gecelik aşk'. Kantocu Cihanyandı, Emine'nin evli olduğunu duyduğunda bile yardıma hazır ve nazır; "Evli mi? Ulan saraylı olsa ne olur be. Senin gönlün istesin aslanım. Dünyanın en namuslu kadınını koynuna sokmazsam bana da Cihanyandı demesinler." Genç kızı davet edip 'ilaçlı şerbet ('ilaçlı bira'ya daha yıllar var)' içirir. Sonrasında başına geleni anlayan Emine, 3 kurşunla öldürür Cemil'i. İlk beraberliklerinde delikanlı 'içkili', ikincisinde genç kız 'ilaçlı'! Sami Efendi ile olan evliliğin akıbeti belli değil.

Fikret'in yakınlığı ile kendisini toparlar kahramanımız. Erkek Melahat'ın burnu yanık kokusunu hemen alırmış! 'İkisi de birbirlerine deli gibi yanık'. Bir lafı daha var ablamızın; "Sevdada utanan, sonunda avcunu yalar."

Doktorun yardımı ile Emine'ye yeni bir kimlik verilir. Bundan sonra adı 'Leyla'. Delikanlının (daha doğrusu 'annesinin') İzmir'deki çiftliğine giderler.

Filmdeki hoş bir sahne. Fikret, çiçek göndermiş. Melahat "Ulan, sen hayatında resimden başka yerde çiçek gördün mü be" diye takılıyor kahramanımıza.

'İki Süngü Arasında'ki müzikler.

Jenerikte, Metin Bükey'in film için 'özel olarak' hazırladığı melodi.

'Pencere Açıldı Bilal Oğlan' (Hicaz Rumeli Türküsü) 3 sahnede (Başta, mahkûmlar konuşurlarken; Emine "Melahat Abla, vallahi unutmadım. Severim seni bilirsin" diye sayıklarken; Melahat, hastanedeki Emine'yi ziyaret edince).

'Rast Medhal' (Refik Fersan) 2 sahnede (Bahçede çay sahnesine, anne ve babasını kaybettikten sonraki hayatını anlatırken; Cihanyandı'nın gittikten sonra Emine, Cemil'in resim yaptığı günü hatırlarken).sghshsd

'Ferahfeza Saz Semaisi' (Tamburi Cemil Bey) '3. Hane' 7 sahnede [(Toplu halde) Nesrin, Emine'ye abisinden söz ederken. "Askeri Tıbbiye'de okur" dedikten sonra; (Ney ile) "Gözleriyle karşı karşıyaydım gene Cemil'in Büyülenmiş gibiydim" derken; (Toplu halde) Cemil ile öpüşürken; (Ney ile) Emine, Cemil'in resmi ile dertleşirken. "Bana verdiğin sevgiden, bana verdiğin duygulardan şikâyetçi değilim hiçbir zaman. Çok seviyorum seni" diyor; (Piyano ile) Nesrin "Ben annemle konuşurum" dedikten sonra; (Kemanla) Fikret, ağaçlıkta kaçan Emine'yi kovalarken; (Toplu halde) Cemil, merdivenlerden inerken]. '4. Hane' 3 sahnede [(Toplu halde) Emine ve Cemil tavan arasına çıkarken; (Toplu halde) Cemil, resmini yapmak istemiş. Emine "Allahım, hakiki saadet buydu herhalde" diyor; (Toplu halde) Filmin sonuna doğru Cemil, şerbetli ilaçla uyutulmuş Emine'ye sahip olurken].

'Yine Bir Gül-Nihal Aldı Bu Gönlümü' (Rast) (Dede Efendi) 4 sahnede (Melahat, Doktor Fikret'in gönderdiği gülleri Emine'ye gösterirken; Emine, doktorun odasında "Dinlemek tenezzülünde bulunursanız hikâyeme devam etmek, saatlerce, günlerce anlatmak istiyorum" derken; Filmin rahatsız edici bir sahnesinde tokat yiyen Emine, Fikret'e "İnanıyorum, size çok inanıyorum" derken; Fikret "Hastaneden artık çıkaracağım seni" derken).

'Yine Bir Gül-Nihal'i iki kez de sözlü olarak dinliyoruz; (1.30 dakika) Emine'nin hayalinde Cemil'in yerini Fikret alırken ve (34 saniye) filmin sonunda.

'Hicaz Makamında Tambur Taksimi' (Tamburi Cemil Bey) "Cemil'in konağa gelişiyle her şey renklenmişti hayatımda" derken.

'Kürdili Hicazkâr Peşrev' (Kemençeci Vasilaki) Cemil, Emine'nin resmini bitirmiş. Okula dönmeden önce bir davet vererek bunu arkadaşlarına gösterirken.

'Sarışın afet' Cihanyandı (Belkıs Özener'in sesiyle) bir kanto söylüyor; "Bana derler Cihanyandı//Palavradan anlamam//Külhanbeyleri severim//Teksoylardan anlamam//**//Kurulsun masalar//Açılsın rakılar//Gerdanıma dizilsin//Sarı sarı liralar."

Roman çok farklı. Filmdeki pek çok şey (kan davası, Melahat, Ferhunde Hanım, Nesrin, Cemil ve öldürülmesi, 'en değerli hazineyi kaybetme', çocuk düşürme, Sami Efendi, Doktorla birbirlerini sevme, Cihanyandı, ilaçlı şerbet) yok. Emine "Mülkiye Kaymakamlığı'ndan mütekait Süleyman Bey'in kızı". Anne babasını erken yaşta kaybetmiş. Dadı ve ağabeyinin elinde büyümüş. Salih 'meşrutiyet ve hürriyet, musavvat, adalet hayalleri kuran' bir gazete muhabiri. Abdülhamit devrinde zülfü yâre dokunan bir şey söyleyince hemen Trablugarp'a sürgün edilir. Bingazi, Fizan derken kendisinden bir haber gelmiyor artık. Dadı'ya da 'nüzul inmiş'. Genç kız, gazete sahibinin evine sığınır. Çocuklarına dadılık yapacak. Evin adı söylenmeyen hanımı düşman gibiydi. Önce Nazif Efendi ile evlendirip başından savmak ister. Başaramayınca, hırsızlık suçlamasıyla hapse attırır. Bir hapishaneden diğerine sürüklenir Emine. Zaten çıkmak da istemiyordu. Getirildiği 'Tıbbi Adli'de Doktor'un yardımını görür. 7 yıl sonra (keselendiği ve gıcır gıcır çıktığı) ilk banyo. İhsan Efendi ile tanışıp birbirlerini severler. 9 yıl önce esrar alışkanlığı ile gelen delikanlı şimdi orada bir memur. Emine, Nevzat adıyla nüfusa kaydedilip; İhsan, Selanik Merkez Hastanesi'ne Dâhiliye Müdürü tayin edilmiş. Gençler, Nemse Vapuru ile yola çıkıyorlar. Önlerinde, iki süngü arasından sıyrılmış yeni bir hayat; 'Arkalarında, uzun beyaz bir köpük'.

Kitaptaki Doktor 'hayatı kitaplardan, tıp risalelerinden değil hakiki hayattan yani hastalarından öğrenmiş'. Genç yaşta çıldırıp ölen oğlunun hayalini İhsan'da görüyordu (sf. 145). Avukat Mehmet'in öyküsü de çok acıklı. Bir isim benzerliği nedeniyle 'iki süngülü arasında' mahkeme mahkeme dolaştırılan kızı, bu duruma dayanamayıp kendini öldürmüş (sf. 155).sye57e

Fikret'i (dublajı da yöneten) Hayri Esen; Emine ve bayan gardiyanı Jeyan Mahfi Ayral; Melahat ve Cihanyandı'yı Alev Koral; Ferhunde'yi Aliye Rona; Sami'yi Rıza Tüzün; Nesrin'i Birsen Kaplangı; Memduh ve filmin sonunda "Leyla Hanım" diye bağıran denizciyi Erdoğan Esenboğa; Cemil'i Toron Karacaoğlu seslendirmiş.

Emine ve Sami Efendi'nin olduğu bir sahnede Jeyan Mahfi Ayral, belki de Nubar Terziyan'ı Rıza Tüzün seslendirdiği için O'na 'Rıza Efendi' diyor.

Emine/Leyla-Zeynep Aksu; Fikret-Murat Soydan; Cemil-Önder Somer; Melahat-Güzin Özipek; Nesrin-Mine Sun; Ferhunde Hanım-Aliye Rona; Sami Efendi-Nubar Terziyan; Cihanyandı-Suzan Avcı; Hapishane Müdürü-Renan Fosforoğlu; Memduh-Aydın Tezel; Cihanyandı'nın yardımcısı Belkıs Dilligil; Cemillerdeki konuk Doğu Erkan; Ferhunde Hanım'ın hizmetçisi-Sabahat Işık; Gardiyan-Sıdıka Duruer; Kadınlar koğuşu ve mahkeme sahnesi çok güzeldi.

'Yatık Emine'nin (1974) yaşadıkları ile kıyaslanınca buradaki Emine şanslı sayılır. Yılları 'iki süngü arasında' geçmiş ama hiç olmazsa çevresinde Melahat Abla, Fikret, Nesrin, Sami var çevresinde.

Kalfa rolündeki Sabahat Işık'ı birkaç sahnede izliyoruz. Ailemizden biri gibi.

Kitabın yazarı Aka Gündüz (1885, Selanik-07 Kasım 1958, Ankara) zamanında çok sevilmiş. Süvari Fırkası Kumandanı Ferik Selami Paşa'nın yaveri ve Rizeli Fincioğullarından Yüzbaşı İbrahim Kadri Bey'in oğlu. Asıl ismi Hüseyin Avni. O devrin meşhur asker şahsiyetlerinden Hüseyin Avni Paşa ile olan benzerliği nedeniyle Enis Avni olarak değiştirmiş. 1908'de 'Genç Kalemler'deki şiirlerini, Abdülkerim Paşa'nın önerisiyle, Aka Gündüz takma adıyla yazmış. Selanik Askeri Rüştiyesi; 'Mektebi Sultani (Galatasaray); Edirne Askeri İdadisi; Kuleli; Paris'te Güzel Sanatlar ve Hukuk tahsili (1910); Hareket Ordusu ile İstanbul'a giriş; Ubeydullah Efendi ile çıkarılan 'Hak Yolu' adlı akşam gazetesi; Milletvekilliği; 1950-54 arasında İstanbul Radyosu'nda Pazar Sohbetleri; Anadolu Ajansı İdare Meclisi üyeliği. Romanlar, romanlar, romanlar. "Yine dün Şişli'de şişlendi gönül//Bir ipek mendile işlendi gönül" gibi şarkıları var. Türk Sanat Müziği ney ustası Aka Gündüz Kutbay ile karıştırılıyor bazen.

Romandan 'şekspirvari' bir cümle; "Yaşamak istemek veya istememek. Bu bence müsavidir. Yeter ki iki süngü arasında olmasın (sf. 135)."

Bir başkası "Deli doktorları... kendilerinden başka bütün dünyayı deli görürler. Onları normal hale getirmek için hiç olmazsa senede 1-2 defa hafif tertip dövmeli, bu suretle akıllı ve canının yandığını hissedebilir birer insan olduklarını anlamış olurlar (sf. 40-41)."

Emine, İstanbul'a benziyor. Cemil ile iki beraberlik ve Sami Efendi ile evliliğine karşın hâlâ 'güzel bir bakire' Fikret için.

"Doğru yolda tek insan ne fark eder. Bütün insanları değiştirebilmek önemli. Dışarıdaki bütün insanları." 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica