"Boyu Devrilsin! Zaten Başımıza Ne Geliyorsa Bu Kahpelerden Geliyor!" posteri

"Ve bütün idealist adamlar... için insanca ilgiler, en kuvvetli aşklar, maksattan sonra gelen şeylerdir ve maksatları için hiçbir elemden, hiçbir fedakârlıktan, hiçbir kurbandan kaçınmazlar... Fakat yazık o kadına ki, kalbini böyle bir adama, iradesini böyle bir fikir esirine kaptırmıştır. Çünkü fikriyle sevgilisi karşı karşıya geldiği zaman, çekilen ıstırap, dökülen gözyaşı ne kadar çok olursa olsun, feda edilecek olan mutlaka sevgilidir." Yazar, erkek kahraman için söylüyor bunları (Remzi Kitabevi-7. Basım-1988) (sf. 114). Aliye'nin duyguları ise bambaşka. "Çünkü seni, seni memleketimden çok seviyorum galiba" diyecektir Tahsin'e (sf. 118). Satırlardaki 'belli bir ülküye adanmış ve bunun için hiçbir özveriden kaçınmayan kişi' de aslında Mustafa Kemal galiba.

Aynı adlı eserin ('Vurun Kahpeye'-1926-Halide Edip Adıvar) üçüncü ve renkli Yeşilçam uyarlaması. 88 dakika sürüyor. Yaz aylarında çekilip 22 Ekim 1973, Pazartesi günü (Beyoğlu) Özlem; (Kadıköy) Hakan; (Kadıköy) Atlantik sinemalarında gösterime girmiş. Jenerikte "Bu film bütünüyle, Milli Mücadele yıllarında işgal acısı ve Kuvayı Milliye heyecanını yaşamış olan (Manisa) Kula kasabasında (1949'da 'Adapazarı' ve 1964'de Mustafakemalpaşa'daydı) çekilmiştir" yazılı. Yardımları için Kaymakam Eşref Sıratioğlu (Haziran, 1975'te Erbaa'ya atanacaktır), Belediye Başkanı Mehmet Halıcı ve (görevini öğrenemeyeceğimiz) Ethem Tamburacı'ya 'candan teşekkür' ediliyor. Kostümleri Ani Pertan ve Niyazi Er hazırlamış. İlk iki çevrimdeki 'bayrak için kumaş alma' sahnesi burada yok. Yalnızca dikim sırasında görüntüye geliyor.

Aliye, 'menekşe gözlü', gencecik bir muallime. 'İç kudreti ve sağlam iradesi' zabit babasından; 'İçliliği' Fatihli hasta anasından. "Maşallah, pek de güzel. Allah kem gözlerden saklasın." Romanda, 'sıtma'lı (sf. 105). [Özgür Yayınları'nda (4. Basım-1999) 'sıtma ile karışık humma' hastası (sf. 131 ve 162)]. Anadolu'nun bir ilçesine atanmış. 1949 ve 1964 çekimlerinde at arabası ile gelmişti. Bu kez yürüyor. "Toprağınız toprağım, eviniz evim. Burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım. Vallahi ve Billahi." Sandığı 'iki mektep çocuğunun' elinde. 'Kasabada yalnız yaşaması pek doğru olmadığı için' eşraftan Ömer Efendi'nin evinde kalacak. Maarif Müdürü-Cevat Uz "Bir karı bir kocadırlar. Son derece namuslu, Müslüman insanlardır" diye açıklıyor. İki ihtiyar, 'rahmetli' kızlarının odasını hazırlamışlar kahramanımız için. Sözlüymüş. Düğün öncesi hastalanmış zavallı ve kısa sürede vefat etmiş. Kırmızı gelinliği hâlâ duvarda. "Ne olduğunu anlayamadık. Haftasına çıkmadı. Sen yaştaydı. Seni görünce bir an Emine'yi görüyorum sandım" diyor Gülsüm Ana. Kızlarının yerine koymuşlar. "Şu Allahın işine bak, bir kızımızı aldı, yerine başka bir kızımızı gönderdi." Aliye de 'bir anaya, babaya kavuşmuş'. Yemek, hatırı için, yerdeki sinide değil masada yeniyor artık. Ömer Efendi "Allah sana uzun ömür versin" duaları ediyordu. Ancak 'ikinci kızları' da 'birkaç hafta sonrasına çıkmayacaktır'!s<shshshsd

Yaşamını kendisinden öğreniyoruz. "Anasız babasız büyüdüm ben. Annemi çok küçükken kaybettim. Veremden ölmüş. Babam askerdi. Kafkas cephesinde şehit düştü. Çocukluğum, kız öğretmen okulunun tahta sıraları arasında geçti. Diplomamı alır almaz memleketimin herhangi bir köşesine gitmeyi, oranın çocuklarını yetiştirmeyi İstanbul'da kalmaya tercih ettim." Arkadaşları ise 'taşra hizmetinden vebadan ürker gibi kaçıyorlar'. Kısmet burasıymış. Emine, görünmemesine karşın filmin önemli kişilerinden. Yaşıyor olsaydı, belki orada kalamayacağından son sahnedeki ölümü çok daha önce gerçekleşebilirdi Aliye'nin.

Ömer Efendi "İnşallah işin rast gider evladım. Bu mektep işi biraz çetindir bizim buralarda"; Öğrencilerle sigara tüttüren yardımcı öğretmen Hatice de "Burası İstanbul değil, Hanım! Kasaba eşrafının çocuklarına laf söylemek kimin haddine " demişti. Öyle de olur. Okulda intizamın kırıntısı yok. Çocukların kapıdan girişi itiş kakış. Kantarcı Hüseyin'in yeğeni (kitapta 'oğlu') Sabri derste de sigara içiyordu. Aliye uyarınca, bir güç gösterisi gibi, izmariti yere atmadan önce son bir nefes çeker. 1949'daki ilk çevrimde 'kavga çıkarıp'; 1964'de 'sakız çiğniyordu'. Çocuğu sınıftan atınca Kantarcı Hüseyin geliyor. Haykırışı öfke dolu; "Sen kendini ne sanıyorsun da bir eşraf çocuğunu mektepten kovuyorsun... İstanbul'un hayâsız karılarına lüzum yok burda... Bak hayâsıza, Bak edep terbiye bilmez edepsize." Yanıtı, Aliye'nin baba mirası 'soğukkanlı ve kuvvetli' sesiyle (sf. 14) alır. "Kasaba demek siz demek değilsiniz, Efendi! Ben, Anadolu'ya çocukları okutmak için geldim. Benim için eşraf çocuğu da birdir yoksul çocuğu da." 30. sayfada okul için 'kız mektebi' deniyor. Oysa 'karma'. Hidayet, Sabri, Durmuş gibi erkek öğrenciler de var.

Filmde hiç işlenmemiş, (adı olmayan) Maarif Müdürü kitapta 'ırz düşmanı' olarak geçiyor. Kuvayı Milliye'ye değil Damat Ferit Hükümeti'ne bağlı. 'Yakası yağlı, ikiyüzlü, bulanık gözlü, hovarda, çirkin ağızlı'. Bir yığın 'şüpheli işine' Hatice'yi alet ettiği gibi Aliye'nin 'kendisine âşık olduğu dedikodusunu bile çıkarır'. Karısı da 'her muallimeyi kocasının halayığı' olarak görürmüş zaten. Çocuğuna da 'ayrıcalıklı davranılmasını' istiyor.

Hüseyin'in sınıftan kovulması 'talebeleri' farklı şekilde etkiler. 'Esnaf ve küçük memur çocuklarının gözlerinde sevgi ile karışık minnet var'. Eşraf ve büyük memur çocukları 'sinmiş ama tetikte beklemekteler'.

Okuldaki en büyük yardımcısı, Sabri'nin dayağından kurtardığı Durmuş. "Benim babam yok. Balkan'da şehit olmuş. Anam, ben okuyayım diye eşraf evlerine çamaşıra gider." Tahsin'le haberleşmesinde çocuğun yardımını görecektir Aliye.

Kantarcıların (romanda 'Uzun') Hüseyin azıcık da olsa 'mürekkep yalamış' cinsten. Hukuk Fakültesi'ne kısa bir süre devam ettiği için az buçuk İstanbul lehçesi ve çokça mecelle terimleriyle konuşuyor. 'Donuk siyah gözlü, sarı biçimsiz yüzlü'. Kişiliği, eşraf delikanlılarının tüm zaaflarına sahip ve parmak ısırtan cinsten! Kovuluşunun ertesi günü genç kızı "Allah'ın emri peygamberin kavli ile" ister Ömer Efendi'den! Hem de üç karısının üstüne! Yaşlı adam şaşkındı önce. "Oğluna mı, kardeşine mi" diyor. Diğeri "Kendi nikâhıma almak istiyorum. Gönül bu, Ömer Efendi! Ve de şeriat hakkı" diye ısrar edince de yanıtı yapıştırır; "İstanbullu okumuş hanımlar 'ortağa' yanaşmazlar. Zaten Aliye Hanım kendini talebelerine adamış. Boşuna ümitlenme." Delikanlı, böyle terslendikten sonra bile yolunu keser genç kızın; "Kantarcıların Hüseyin'i beğenmemeyi göstereceğim sana. Elime, ayağıma düşeceksin. Yalvara yalvara kollarıma atılacaksın." O zamanki toplumun 'burjuva kalitesi' böyle!<sgsdgsdgdwee

Hacı Fettah, Hüseyin'den de tehlikeli. 'Kara kuvvet'. Bulanık, çapaklı gözleri kan içinde. Dişsiz ağzı karanlık bir kuyu. Ömer Efendi'ye ait bağın birkaç [romanda '4' (sf. 44)] dönümüne el koymuş. Amacı, tümünü ele geçirmek. 'Elinden gelse bir kaşık suda boğacak' yaşlı adamı. Bir başka isteği de Aliye'yi (2 sahnede) cami avlusunda ve (bir sahnede) kasaba meydanında parçalatmak. Film boyunca 23 kez 'kahpe', bir o kadar da 'melun', 'melune', 'hayâsız', 'vicdansız', 'şeytan' der genç kıza. Kuvayı Milliye'ye düşmanlığı daha da fazla. 'Gâvurluk', 'Bolşeviklik', 'din düşmanlığı', 'eşkıyalık' demekmiş. Ellerine kudret geçer geçmez 'mukaddesatı çiğneyip kadınların örtülerini kaldırır, sünneti, farzı inkâr ederlermiş'. "Onların kanı, kâfirlerin kanı gibi helaldir." Hüseyin'le bir olup, hem de şehitler için mevlit okunan gece, düşmanı kasabaya sokar. Yaptıklarını asılarak ödeyecekler.

Tahsin'in adı ilk çekimde 'Tosun', ikincisinde 'Fuat'. 'Kartal yüzlü, uzun boylu ve güzel kumandan'. Düşmanın İzmir'e ayak bastığı gün hemşerilerden bir çete ile dağa çıkmış. "Aslında yüzbaşıdır O. Fakat mütarekeden sonra birlikleri dağılmış. Şimdi, Ordu yeniden derlenip toparlanana kadar halkı düşmana karşı silahlandırmaya çalışıyor. Aslen Karadenizli galiba. Ailesi Samsun'da otururmuş. Ama kendisi bekâr. Cepheden cepheye gidip gelirken evlenecek vakti olmamış herhalde" demişti Gülsüm Ana. Romandaki 'o güne dek hemen hemen hiçbir kadına el süsmemiş'! Yurdumuzun kurtuluşu için "İş zibidi Yunan'a kalsa tükürükle boğarız. Ama Yunan'ın gerisinde tekmil Garp Âlemi var" diyor. Senaryoda bu konu daha da belirgin. Düşman cephaneliğindeki sandıklarda 'Made in England' yazılı. Sadece heyecan ve iman savaş kazanmaya yetmezmiş. "Silah ve cephane de gerek. Bunlar da ancak parayla olur." Filmin sonunda, ikinci çevrimde olduğu gibi 'sol kolundan yaralanıyor'. Kitapta 'vücudunun yarısını kaybeder'; İlk çevrimde 'sağ kolunu kaybetmiş ve sağ bacağından yaralanmıştı'.

O karmaşada Aliye ile birbirlerini çok severler. Bu durum '2000 Yılın Sevgilisi'ndeki (1973) Barsimon-Atıf Kaptan'ın sözlerini çağrıştırdı; "Aşk ne harp dinler ne zelzele. Öylesi için daima vakit vardır."

'Kumandan'ın adı (romanda 'Damyanos') yok. Pos bıyıklı. Odasındaki duvarda 'Megalo İdea' yazılı. Ömrü boyunca kan ve gözyaşından başka bir şey görmemiş. Sevmenin ne demek olduğunu işgal ettikleri ülkemizde öğreniyor. Aliye'ye bağlılığı, "Neron'un Vesta Bakiresi'ne olan" tutkusu gibi. '16 yaşındaki bir çocuğun heyecanı ve saflığı içinde'. Böylesine akıllı ve cazibeli bir insanla karşılaşmamış daha önce. Bu zaaf, cephanenin patlatılmasında yararlı olacaktır. Ölümü, genç kızın elinden (romanda bu yok). "Sana en yakışan madalyayı takmak bana nasipmiş Çorbacı" diyerek göğsüne saplıyor bıçağı. Aslında, 'Kumandan'ın varlığı bir 'koruma zırhı' gibiydi. O'nun ölümünden sonra, Fettah'ın kışkırtması ile kasabalı tarafından linç edilecektir.

Okulda öğrenciler 'Millet Şarkısı'nı (Tevfik Fikret) öğreniyor; "Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol//Ey Hak yaşa, ey sevgili millet yaşa var ol//Çiğnendi, yeter varlığımız cehl ile kahre//Doğrandı mübarek vatanın bağrı sebepsiz//Birlikte bugün bulmalıyız derdine çare//Can kardeşi, kan kardeşi, şan kardeşiyiz (biz)." Arapça harf eğitimi de şiirle; "B beyli bala bula bamburleyli bap bup//C ceyli cala cula camburleyli cap cup//D deyli dala dula damburleyli dap dup." Aliye ders anlatırken kendisini pencereden seyreden Hüseyin'e nefretle bakarken, aynı şeyi Tahsin yapınca sevgi dolu.wtw46236234

Kasaba, Fettah'ın Aliye dedikodusuyla kaynıyor. Yunan işgali falan konuşulmuyor bile. Ahali, Kuvayı Milliye için iki arada bir derede kalmış. Şeyhülislam'a göre bu, bir nevi 'gâvurluk'. Ama Padişah, İngiliz'in eline esir düşmüşse nasıl ferman verebilsin! Denizli Müftüsü'nün görüşü ise bambaşka; "İslam ülkesini kâfir basınca, müslümana silaha sarılmak gerek. Silah bulunmazsa kazma küreğe yapışacak. O da yoksa yerden üç taş alıp atacak düşmana."

Mevlit sahnesinde bir kadını 'günahkâr' diye camiye sokmuyordu Hatice. "Hepimizin çarpılmasını mı istiyorsun" diyor. Zavallı kadın Bakkal Salim'in karısı. Kocası 'rahmetli' olup dul kalınca hakkında söylentiler çıkmış. Aliye hemen duruma el koyar; "Herkes günahından kendi mesuldür Hatice Hanım. Bırakın girsin. Eğer bir günahı varsa böyle bir günde tövbe eder affettirir kendini." Şeker verilmediğini görünce de kendisininkini veriyor O'na.

'Vurun Kahpeye'deki melodiler.

'Hicâzkâr Makamında Marş' Aliye, Maarif Müdürlüğü'ne giderken.

'Rhapsody/Köçekçe' (Şubat, 1943) (Ulvi Cemal Erkin) 5 sahnede (Aliye, Ömer Efendi'nin evine geldiğinde; Tahsin Bey'in kasabaya ilk gelişinde; Ömer Efendi "Hoş geldin oğul, buyur eve gidelim" derken; Milliciler giderken; Durmuş, Tahsin'e mektup ulaştırdığında).

'The Fall of Roman Empire'daki (1964) (Dimitri Tiomkin) 'The Fall of Love' 7 sahnede (Gülsüm Ana, Aliye'ye Tahsin Bey'i anlatırken; Tahsin Bey ve Aliye, Ömer Efendi'nin evinde göz göze geldiklerinde; Genç kız, odasında, Emine'nin gelinliğine bakarken; Okulu ziyaret eden Tahsin Bey, Aliye'nin dersini seyrederken; Aliye ve Tahsin İlyas Ağa'nın 'viran evinde' ilk kez buluştuklarında; Aynı yerdeki ikinci buluşmalarında; Birbirlerinin oldukları gece).

'Dihasmos'daki (1966) (Giannis Markopoulos) 'Erotiko' 4 sahnede (Aliye, düşman kumandanıyla ilk görüşmeye gittiğinde; Karargâhtaki ikinci görüşmede; Cephanenin yerini kâğıda çizdikten sonra kumandan gelince; Aynı yerdeki son buluşmalarında).

'Gençlik Marşı (Dağ Başını Duman Almış)' (Türkçe sözler Ali Ulvi Elöve) 3 sahnede (Öğrenciler, elde bayrak, kasaba sokaklarından geçerken; Tahsin, kasabaya geldikten sonra; Film biterken).

Düşmanın kasabaya saldırısından önce Kurşunlu Cami'de 'Mevlit-i Şerif' var (4 dakika). "Allah adın zikredelim evvela//Allah adın her kim ol evvel ana//Her işi âsân eder Allah ana//Allah adı olsa her işin önü//Hergiz ebter olmaya ânın sonu//**//Mefari mevcudat hazreti fahri âlem Muhammed Mustafa ra salâvât//Âmine Hatun, Muhammed anesi//Ol sedeften doğdu dür danesi//Çünkü Abdullah'tan oldu hâmile//Vakt erişti hefte vü eyyam ile//**//Hem Muhammed gelmesi oldu yakîn//Çok alâmetler belirdi gelmeden//Ol rebi-ül evvel âyın nîcesi//Onikinci gece isneyn gecesi."

Hale Soygazi, Saint Benoit'da okumuş. Erenköy Kız Lisesi mezunu. İsviçre'de 6 ay mankenlik eğitimi almış. Ankara M.N.C. Manken Model Okulu'nda 'yürüyüş öğretmeni'. İtalya'daki 'Sinema İçin Yüz Güzeli Yarışması'nda birinci olmuş (Temmuz, 1972). 'Vurun Kahpeye'deki kostümlerini hazırlayan Ani Pertan'ı 1990'da 'Sanat Yönetmeni' olarak göreceğiz; 'İmdat ile Zarife' ve 'Devlerin Ölümü'. 10. Ankara Film Festivali'nde (1998) 'Usta Beni Öldürsene'deki çalışması ile ödül almış.

Gülsüm Ana, Tahsin hakkında konuşurken şimdilerde unutulmuş olan el değirmeniyle kahve öğütüyordu. Kokusu ne güzeldir.

Tahsin, büyükannesinden kalan küçük bir Kuranı Kerim (1964'deki çevrimde anne yadigârı bir kolye) verir Aliye'ye. Linç sırasında avcundaydı genç kızın.etywew464

Romanda öldürülen kadın sayısı 'iki'. Remzi Kitabevi'nin 7. basımındaki (1988) (Sf. 136) duruma benzer şey Özgür Yayınları'nda çıkan kitapta (4. Basım-1999) da var (Sf.170); "Kasabaya ordunun girdiğini Hacı Fettah Efendi görür görmez Kantarcılar'ın Uzun Hüseyin Efendi ile iki bîçare kadının zaten birer et peltesi gibi ezilmiş olan vücutlarını bıraktılar, herkesten evvel istikbale (karşılamaya) koştular." Aliye ile beraber bir kadın daha öldürülmüş.

Ömer Efendi kitapta Atina'ya, filmde Vilayet Hapishanesi'ne gönderilir. Kumandan'a "İşgal altında her gün ölmektense bir defa ölmek daha evladır... Milliyetçilik, bir suç değil fazilettir" diyebilecek kadar cesurdu.

Aliye'yi Jeyan Mahfi Ayral (yaşasaydı, büyük olasılıkla ilk iki filmdeki Adalet Cimcoz olurdu); Kumandan'ı Sadettin Erbil; Ömer'i Rıza Tüzün; Gülsüm'ü Alev Koral; Abdurrahman Palay 4 kişiyi (Tahsin'i ve "Haklıymışsın Fettah Efendi. Kahpenin biriymiş"; "Aliye'yi namuslu zannediyorduk. Meğer kahpenin biriymiş"; "Fettah Efendi doğru söylüyor. Gece, 'Kumandan'ın evine girerken gözlerimle gördüm" diyen kasabalıları); Zafer Önen, "Bu işte Aliye hocanımın parmağı varmış" diyen kasabalıyı ve "Elini kana bulama oğlum. Bu iki alçak cezalarını görecek" diyen zabiti seslendirmiş.

Aliye-Hale Soygazi; Tahsin-Tugay Toksöz; 'Kumandan'-Tanju Gürsu; Hacı Fettah-Muharrem Gürses; Kantarcıların Hüseyin-Kamuran Usluer; Ömer Efendi-Murat Tok; Gülsüm Ana-Mahmure Handan; Hatice Diler Saraç; Maarif Müdürü Cevat Uz; Teğmen Kotsi; Kula ve Kurşunlu Cami çok güzeldi.

Film, kitap ve diğer iki çevrim gibi aynı duyguyu uyandırıyor. Halide Edip, hem Aliye hem de Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet'e bir şans verebilirdi.

Yazar, genç öğretmenin aşkı için "Kârban-ı aşk (aşk kervanı) ıssız bir beyabandan (çölden) geçer" demiş.   

Son Yorumlar

Yandex.Metrica