10. Köy ''Teyatora'' 2 Mayıs'ta vizyonda  posteri

10. Köy ''Teyatora'' filmi ; masum ve temiz kalpli insanların yaşadığı , şirin , komik ve henüz yalanın keşfedilmediği bir köyü anlatmaktadır. Tiyatronun temsilcisi Dionysos’un yaşadığı 10. Köy'e yolları düşen bir öğretmen ve bir tiyatro kumpanyası, burada garip durumların olduğunu ve köylülerin garip konuşmalar yaptıklarını fark ederler. Çünkü bu köyde henüz yalan keşfedilmemişdir. Yalnızca akıllarından ya da kalplerinden ne geçiyorsa onu söylemektedirler. Öğretmen, köy okulunda göreve başlarken, kumpanya elemanları da Dionysos adına canlandırmak istedikleri bir gösterimi ahaliye kabul ettirmek isterler. Yüzyıllardır '’10. Köy’’de insanlarla birlikte yaşayan ve burada yalan söylenmesini yasaklayan Dionysos’un varlığından köylülerin haberi yoktur. Dionysos etrafı gizliden gizliye izleyerek bazı olaylara müdahale etmektedir. Yaşanan olaylar birbirini kovalar, köylüler gelenlerle kaynaşmaya başlarlar ve ortaya komik, düşündürücü durumlar çıkar. Bu köyün en renkli yanı ise bünyesinde barındırdığı köylülerin birbirinden ilginç ve keyifli hikayeleridir. Ve elbette ''Aşk'' bütün bunların tam merkezindedir. Dionysos’la birlikte birçok mitolojik karakteri de tanıyacağınız ve henüz yalanın keşfedilmemiş olduğu bu köyde hayat nasıl mı sürüyor ? Cevabı ; 02 Mayıs 2014 ‘de sinemalarda..
YAPIM OLARAK NEDEN BÖYLE BİR FİLM ÇEKİLDİ ?
''10. Köy: Teyatora'', kendisi de bir nevi dokuz köyden kovulan ve ''10. Köy''de inzivaya çekilmek zorunda bırakılan Halikarnas Balıkçısı'nın metinleri de merkeze alınarak, kültürel sürekliliği anlatmak bakımından sinemasal bir denemedir. Nitekim; bu dememe dahilinde Türk sinemasına dair pek çok ilk de gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Öncelikli olarak temel misyon, tekil bir kültürel çerçeveye sahip olmayan Türkiye'de yaşayan mitlerin, inançların, tarihsel ve arkeolojik verilerin nasıl iç içe geçtiğini göstermek; başta sinema tüketicisi anlamında gençleri merkeze alarak her türlü seyircide bu farkındalığı yaratmaya çalışmaktır.

Filmin merkezindeki tiyatronun temsilcisi Dionysos ekseninde; ülkemizin heterojen yapısına da bir göndermede bulunulmuş, tiyatrosuyla-sanatıyla-diniyle-inancıyla-şarkısıyla-türküsüyle herkesin bir arada yaşayabileceği ortak bir payda oluşturulmaya çalışılmıştır.
YAPIMCININ FİLM HAKKINDA SÖYLEMEK İSTEDİKLERİ
Bu filmi diğer sinema filmlerinden ayıran 3 önemli özelliğinin altını çizmek isterim. Bunlardan birincisi filmimizin FSEK (Fikir ve Sanat Eserleri kanunu) kapsamında bu güne kadar Türkiye’de hiçbir yapımcının gerçekleştirmediği ; profesyonel teknik ve oyuncu kadrosu hisse sahipliği mevcuttur. Yani filmde ne kadar profesyonel oyuncu ve teknik kadro var ise tamamı hem vizyon hem de tüm televizyon gelirlerinden pay alacaktır. Film yaşadığı sürece tüm gelirleri hisse sahiplerine hak ettikleri oranda dağılacaktır. Bu akımı başlatan yapım şirketi olarak diğer yapım şirketlerininde uygulaması halinde ileriki yaşlarında verimsizleşen sanatçılar önceki yaşlarında bulundukları projelerin sonraki yıllarındaki gelirlerinden paylarını alarak özellikle ekonomik anlamda yaşadıkları zorlukları çözebilecek ve geçimlerini devam ettirebileceklerdir.
Filmin ikinci özel tarafı ise filmimizin şimdiye kadar Türk sinema tarihinde yok denecek kadar az olan görsel efekt konularında oldukça zengin olmasıdır. Neredeyse Amerikan sinema sektörüne bu anlamda kafa tutacak düzeyde after effectlerle donatılmış filmimizi tüm izleyicilerin beğeneceğini ve takdir edeceğini düşünüyoruz.
Üçüncü ve özellikle bizim açımızdan önemli diğer özelliği ise ; hem Türkiye hem de dünyada bir oyunculuk okulunun Vizyon Filmi statüsünde yaptığı ilk projedir. Teknik kadrosundan oyuncu kadrosunun tamamına kadar Boyoz Akademi’de eğitim almış ya da eğitim veren kişiler tarafından oluşmaktadır. Öğret ve uygulat anlayışıyla gerçekleşmiştir. Usta oyuncular ise projeye bizim felsefemize ve Türk sineması içerisindeki bu yeniliğe destek olmak için misafir olarak dahil olmuşlardır.

''10. Köy: Teyatora'' Filmi kapsamında Boyoz Akademi öğrencileriyle buluşmuş olan yıldız oyuncular filmde önemli roller üstlenirlerken, genç isimlere de tecrübelerini aktarmak üzere harekete geçtiler. Yılların ilkeli oyuncularını bu çalışma için bir araya getiren yapımcı Bülent Aydoslu ve oyuncu koçu Ümit Bakış, bu alanda önemli bir yaklaşıma da imza attılar.

Filmde daha önce birçok filmden ve diziden tanıdığımız Tanju Tuncel, Necmi Yapıcı, Selçuk Uluergüven, Fırat Albayram gibi oyuncular yer alıyor. Devlet Tiyatrosu'nun önemli oyuncularından Ümit Bakış, Tamer Yılmaz , Cemalettin Çekmece ve Birgen Engin de ''10. Köy: Teyatora''ya deneyimleriyle büyük katkı sağladılar. Müzikleri Ezgi'nin Günlüğü'nün solisti, söz yazarı ve bestecilerinden olan Hüsnü Arkan yaptı.
Gelecek vadeden genç oyuncular da bir vizyon çalışması kapsamında bu isimlerle birlikte kadroya dahil olarak, kendilerini bu alanda yetiştirdiler.
YAPIMCININ TÜRKİYE’DE SİNEMA HAKKINDA DÜŞÜNCELERİ
Son yıllarda artan seyirci ve film sayısı, üretimdeki çeşitlilik, birbirine eklemlenen farklı üretim tarzlarının varlığı, sinema için umut verici bir tablo oluşturmaktadır. Türkiye´de 2014 yılı itibari ile yaklaşık 600 sinema binası, 2.000’ in üzerinde sinema perdesi ve 300.000 civarında sinema koltuğu bulunmaktadır. Türk filmlerinin teknik düzeyi dünya standartlarını yakalamış, sinemaya sinema okullarından yetişmiş eğitimli gençler hakim olmaya başlamıştır. Türk filmlerinin bütçeleri milyon dolarlık, seyirci sayıları da milyon kişilik rakamlara ulaşmaya başlamıştır. Yapımcıların kaliteli işlere imza atması ve yeni nesil yönetmenlere verilen şanslarla ortaya çıkan başarılı işler devam ettiği sürece Türk izleyicisi de Türk filmlerini izlemeyi tercih etmeye devam edecektir. Bu da aynı oranda büyüme ivmesine olumlu yönde yansıyacaktır.
YÖENETMENİN FİLM HAKKINDA SÖYLEMEK İSTEDİKLERİ
Filmin içeriğinde bulunan meseleler özellikle ülkemizde yıllarca işlenmemiş, biraz da üzerinde durulmaktan kaçınılmış hassas konulardır.7. sanata,  özellikle tiyatroya, üretime, kültürel mirasa ve tarihe dokunmak gibi bir derdim vardı ve başardığımı düşünüyorum. Böylesine büyük bir kültürel mirasa sahip olan ülkemizde, sanatçı sorumluluğunu göz ardı etmeden ve bu değerleri de katarak, filmimizdeki hikayeyi anlatmak en büyük ödevimdi. Salt vizyon filmi yapmakya da fotoğrafçılık kökenli sinemacılar gibi, sinemayı sadece iyi görüntülerin arka arkaya dizilimi şeklinde görmekten ziyade Türk sinemasına, kültürel kodları da kullanmak suretiyle,  sanatsal ve simgesel olarak anlamlar katmak istediğim bir film çektim. Burada okullu bir yönetmen olmamın etkisi büyüktür.
Tabii ki filmimiz komik durumları/sahneleri, görsel efektleri ve Türkiye’nin sevdiği medyatik oyuncuları sayesinde beğenilecek, keyifle izlenecektir. Ancak ne anlattığımız, senaryonun gücü, ideolojik derdi ve alt metni benim için çok daha önemli... İyi bir sinema izleyicisi için de bu ölçütler önemli olmalı zaten. Türk sinemasını severlerin de algı ve bilincinin geliştiğine, sinemamıza değer verdiklerine inanıyorum.
Şüphesiz, filmimiz Türk sinemasının vizyon filmi kodlarına uyum sağlıyor. Ancak, evrensel anlamda tanrıları, mitolojiyi, dini, kitle kültürünün ve tüketim alışkanlıklarının sanatı algılama şeklimizi nasıl olumsuz etkilediğini ve insanın yaşam-üretim savaşını ele alması itibarıyla birçok filmden farkı bir yerde…
Yönetmen olarak üstlendiğim görme biçimi ve üslubum biraz farklıdır. Sinemayı daha çok bir anlatı sanatı olarak gördüğümden filmlerin bize hikayecilikten öte; çok daha derin anlamlar işaret etmesi ve dünyamıza katma değerler sağlaması gerekmektedir. O yüzden film yaparken de hep bu ilkeye dikkat ederim. Sinemanın temel anlamsal malzemesini gerçek biçimde kullanıp işleyebilmemiz için Türk sinemasının nitelikli, sorumluluk sahibi ve film dilinin gramerine uygun işler yapması gerekmektedir. Böyle bir film ile izleyici karşısına çıktığımızı düşünüyorum. Umarım birçok insana dokunmayı başarırız.
SENARİST’İN FİLM HAKKINDA SÖYLEMEK İSTEDİKLERİ
Türkiye’de şimdiye kadar heterojen yapıya bu noktadan yaklaşan ve köyün kendi içsel gerçekliği kadar, onun katmanlı yapısına da vurgu yapan nitelikli filmler pek yok. Ayrıca; bu film ‘‘Greko-romen-ottomanik-bizantik’’ olarak kabul edilen, Hıristiyanlık’tan Selçuklu’ya, pagan dönemden tek tanrılı döneme ve göçerlikten yerleşik düzene değin pek çok zıt unsuru bir arada bulunduran Anadolu coğrafyasına vurgu yapıyor.
Türk sineması, vizyon ve hele köyde geçen filmler deyince aklımıza sınırlı ve bilindik konular geliyor. Kadın karakterlerin merkezde pek bulunmadığı, sadece güldürmeye ve gişe yapmaya dayalı bir sinema kaygısı beni baştan beri rahatsız eden bir şeydi. Bu yüzden; bazı koşulların bir araya gelmesiyle, böyle bir filmin yapılması gerektiğini düşündük. ‘‘10. Köy: Teyatora’’, tamamen ekip ruhuyla giderek genişlemiş, doğal bir projedir. Boyoz Akademi’nin sahibi ve aynı zamanda filmin yapımcısı olan Bülent Aydoslu’nun yalan söylenmeyen bir köy üstüne oluşturduğu bir hikâye ve kimi karakterler vardı. Ona iyi bir nedensellik ve alt metin eklemek gerekiyordu. Biz de; çekimlerin Çal’da gerçekleşmesinin neticesinde, o topraklarda yaşadığı varsayılan Tiyatronun temsilcisi Dionysos’u filme dahil etmeye karar verdik. Bu yönde, oldukça önemsediğim ve değerinin yeterince anlaşılmadığını düşündüğüm Halikarnas Balıkçısı da kitaplarıyla yazma sürecinde şahsıma harita oldu. Mitoloji, tarih, kültür karması içindeki bir ülkenin çeşitliliğini göstermek adına Tiyatronun temsilcisi olan Dionysos’un üstünden bir senaryo oluşturmaya gayret ettim. Yunanistan’ın, İtalya’nın kendi mitolojisi varsa; bizim de bir Anadolu mitolojimiz var düşüncesiyle, senaryoya derinlik katmaya çalıştım.

Son Yorumlar

Yandex.Metrica