"Sok Paralarını Cebine Zülfikar Bey. Biz Berduşuz, Dökülüyoruz Ama İnsanlığımızı Para İle Satmayız"  posteri

"(Yapmamalıydı, kendini satıp beni yüzüstü bırakmamalıydı) diyorum ama gene de bir türlü unutamıyorum O'nu." Filmin sonuna doğru, Taşkasaplı'nın çay bahçesinde birer bardak çay eşliğinde söylüyor bunları Aynur. Murat ve Sülo da yaptıklarına bin pişman. "Biz harcadık seni abla. Mustafa'ya kalsa o kemik çuvalını karı diye koynuna alır mıydı... Bir köfteci dükkânı hayaline ikinizi de harcadık. Sonunda elimize ne geçti? Eskiden de paramız yoktu ama canciğer bir Mustafa'mız, neredense yarattığımız bir şişe rakımız, neşemiz vardı. Yaşıyorduk senin anlayacağın." S. Günay Akarsu "Toplumun iki ucundan birer kesit. Yoksulların verecek nesi olur kendilerinden başka" diyor. İçlerinden biri fedai seçilir. Neden olduğu bu duruma yine Avare çözüm getirecektir.

Filme kaynaklık eden 'Devlet Kuşu' (Orhan Kemal), önce Ulus'ta günlük olarak yayınlanmış (1957). Muzaffer Buyrukçu'nun yaşamını anlatan (Asım Bezirci) eser, Fatih Tiyatrosu'nda (01 Ekim 1964) 'İspinozlar' (eski şekli ile 'Balina') ve Ulvi Uraz Tiyatrosu'nda (26 Aralık 1967) 'Yalova Kaymakamı' adı ile sahnelenmiş. Bu ikincinin ilk geceki gösterimde ilginç bir şey var. Zati Özgüler poyraz nedeniyle tiyatroya gelemeyince Bayram rolünde takma bıyıklı Orhan Kemal'i görür seyirciler. Üzücü bir şekilde 12 Ocak 1968'de yaşamını yitirecektir Zati Özgüler.

Ekim-Kasım 1961'de çekilen 'Avare Mustafa'nın gösterime girmesi 15 Ocak 1962, Pazartesi günü (Beyoğlu) Şan, (Beyoğlu) Yeni Atlas sinemalarında. Fatma Girik, Mümtaz Ener, Çolpan İlhan, Osman Alyanak, Salih Tozan ve Vahi Öz oynadıkları karakterleri seslendirmişler. Hülyaların evi için Yeşilköy'de deniz kıyısında, başka filmde göremediğimiz bir köşk tutulmuş. Uzun süren bir pazarlığın ardından günlüğü 1000 liraya. Sahibesinin üç şartı var; Ev içinde sigara içilmeyecek, ayakkabı ile gezilmeyecek ve yüksek sesle konuşulmayacak! Zülfikar Bey'in sonlara doğru kahveye geldiği sahnedeki 3 saniye dışında (o da çok uzaktan) denizi göremiyoruz. İstanbul'da çekilip deniz olamayan az sayıdaki filmden biri! Fatma Girik ve annesi Münevver Girik ana-kız rolündeler.

TRT1'deki gösterimde 7 sahne sansürlenmiş. Mustafa ile Hülya'nın öpüşmesi; Düğünde Zülfikar Bey'in damadına içki vermesi; Vedat ile Ayten'in dansı; Murat'ın "Eskiden... nereden yarattığımız bir şişe rakımız, neşemiz vardı" demesi; Hülya ile Mustafa'nın gazinodaki dansı; Aynur ile Mustafa'nın meyhanedeki konuşmaları; Necla'nın yaş gününde Hülya'ya hediye vermesi.

Kitabın, Tekin Yayınevi'ndeki 6. (1995) ve 7.  (2001) baskısı farklı. "(Sf. 72) Vazifei memuriyetini kötüye kullanmak yüzünden azildi", "(sf. 72) Memurluk vazifesini kötüye kullanmak yüzünden görevden alınmıştı"; "(Sf. 72) İdarei liyakatını çekemeyenlerin nekbetine uğramış sanıyorlardı", "(sf. 71) İdari başarını çekemeyenlerin talihsizliğine uğramış sanıyorlardı"; "(Sf 73) Azledildikten sonra"; "(sf. 72) Görevden alındıktan sonra"; "(Sf. 157) Zengin arkadaşlarımın kırıntılarıyla kifaflanırdım", "(sf. 156) Zengin arkadaşlarımın kırıntılarıyla yetinirdim"; "(Sf. 157) Mektepte"; "(sf. 156) Okulda" olmuş.sdfheruyeue

Küfürler de yumuşatılmış. "(Sf. 131) İ.neliği bırak", "(sf. 130) İnekliği bırak"; "(Sf. 219) Bağırma lan i.ne", "(sf. 218) Bağırma lan inek" olmuş. Bu değişiklikler, 'yeni nesil' zorlanmasın diye. Orhan Kemal'in diline daha yakın olduğu için '95 baskısını esas aldık. Fethi Naci, Zülfikar Bey'in verdiği paranın reddedilmesini ve evlat sevgisini inandırıcılıktan uzak bulduğunu yazıyor.

'Avare Mustafa', Sezai Solelli'ya göre ('Lüks Koltuktaki Adam') Memduh Ün'ün (o güne dek) en iyi eseri. "Daha değişik, daha ilgi çekici bir ad konulabilirdi" diyor Yazar. Ayhan Işık alışıldık oyununu tekrarlarken, Fatma Girik ve Çolpan İlhan 'ortanın üstüne çıkabilmiş'. "Salih Tozan, Suphi Kaner, ('Ar Direktörü-Sanat Yönetmeni' de olan) Semih Sezerli ve Mümtaz Ener küçük kompozisyonlarında başarı kazanıyorlar." Senaryosu ve kameradaki Şevket Yılmaz ile Memduh Yükman'ın görüntüleri, filmin iyi yanlarıymış.

İstanbul, Unkapanı'ında bir yarı işçi yarı lümpen mahallesi. (Emile) Zola'nın romanlarındaki gibi tıpkı. Araba ve kamyonet'in kırk yılda bir geçtiği bozuk parkeli sokaklar, yarı karanlığa gömülü harap evler. Pırıl pırıl gelen taksi, toz toprak içinde çıkıyor buradan. Geceleyin bekçi düdüklerine karışan sarhoş naraları. Mustafaların, sokağın alt başındaki evleri diğerlerinden farklı değil. Tahtaları simsiyah, yana kaykılmış, idare lambasının aydınlattığı kocaman bir kutu. Sidik ve soğan kokuyor. Helâ, semt kanalizasyonuna bağlı değil. Rasgele kazılmış çukur ve etrafı paslı tahtalarla çevrili baraka. Mehmet, budak deliğinden dul komşu Naime Hanım'ı 'dikizlediği' için çıkmak bilmiyor buradan.

Biraz ilerde demiryolu var. 18.45 banliyö treni mahalleyi temelinden sarsarak geçiyor. Kurşun hızıyla ve çığlık çığlığa.

Kahramanımız adı Mustafa. Raj Kapoor'a benzediği için 'Avare' lakabını almış. 'Dirseklerine kadar sıvalı kollar, biryantinden ışıl ışıl darmadağınık saçlar'. Gündüzleri gözleri hep yerde, ağırbaşlı, uslu. Kızlara laf atmak, sarkıntılık etmek şöyle dursun başını çevirip bakmıyor bile. Ama akşamları hep sarhoş. Karanlığın kimbilir neresindeki bekçi düdüğü, naralarını cevapsız bırakmıyor. Babası "Gene binmiş deveye seninki" diyecektir Şöhret'e. Orta ikiden terk. 'Kazık kadar herif, mektepte bile adam olamamış'. "Yırtık pantolon, yamalı ceket, boş mideyle mi (romanda 'takunyayla mı') gidecektim" diyerek savunuyor kendisini. Askerliği bitirmiş. İşsiz güçsüz, beş parasız. Boş gezenin boş kalfası ama sadece ekmeğini değil, rakı parasını bile taştan çıkarıyor. Daha doğrusu arkadaşları Sülo ve Murat'tan 'otlanıyor'. Odasındaki bağlamayı çaldığını görmedik. Romanda 'buluşma sinyali (kitapta 'akoz')' bununla gider Aynur'a. Sigarası 'Birinci'. Sabah kalkar kalkmaz ilk işi bir tane yakmak. Filmde 'Tyron Power'a; romanda 'Gregory Peck'e benziyor. Sülo'ya göre 'tam geçkin karıların harcı, parlak bir genç'. 3 kardeşi var; Ayten, Nurten ve Erol. Romandaki anne Şöhret daha şanssız. Memede bir oğlu daha var; Hikmet.

Mübadelede Arnavutluk'tan gelmişler. Mehmet, 10 liraya bir matbaada kapıcı. Daha sonra 15 liraya Zülfikar Bey'in yanında çalışmaya başlayacaktır. Uzun, kirli kırçıl saçlı. Kocaman bir kafa, içerlere çökük yeşil gözler. Şöhret'in ta oralardan getirdiği 'beşibiryerde'yi, Bayram 'domuzuyla' içki masalarında yemiş tüketmiş. (Mustafa, bu altınla köfteci dükkânı açma hayali kuruyordu). İki kafadar, eski zaman kadınlarını anlata anlata bitiremiyorlar. Muhacir şivesiyle; "Annem yıkardı her akşam leğende ayaklarını babamın... Hiç unutmam babam vurmuş çıkarmıştı gözünü annemin." Zavallı kadın şikâyetçi bile olmamış. "Ah ne kadınlardı Onlar. Şimdi değil gözlerini çıkarmak, atsan iki tokat koşarlar hemen polise, hükümete." Karısının mutfak için iki günde 10 (romanda '5') lira harcamasına kızıyordu Mehmet. İçki paraları hep kendisinden. Bakkaldan rakı aldıracaklar. "Al şu onluğu (kitapta 'beşliği') Erol'a sen ver. Karı çakmasın benden çıktığını" diyor arkadaşına.e57457547

Bayram, filmde belli değil, ayakkabı boyacısı. Tepesi dökülmüş saçları, çömüş avurtları ve sivri uzun burnuyla yandan kargadan farksız.

Şöhret, 'halli vakitli' bir kız istiyordu oğlu için. 'Aklına estikçe kıldığı yalan yanlış namazlarda' hep bu dua var.

Ayten ve iki yaş küçük Nurten, Mahmutpaşa'daki trikoda çalışıyorlar. Geç kalırlarsa Ustabaşı 'gözlerinin yaşına bakmadan yarım yevmiyelerini kesermiş'. Öğle arası, Laleli'deki (aynı mahalleden Nezihe Güler'e göre "Aksaray'daki") manifaturacıda (kitapta 'radyo satan') tezgâhtarla 'fingirdeşiyorlar'. Mehmet bunu 'dükkân sahibi' olarak anlatıp böbürleniyordu; "Kafalı kızdır Ayten!" 'Alacağım adam beni fabrikadan, babamı da el kapısından kurtarmalı' dermiş. Kız kardeşler sayesinde zamanın moda deyimlerini öğreniyoruz. 'Tiril tiril margizet entari'. Mustafa'nın düğün için 'Jan janlı yanardöner samba kumaşlar'. Rugan iskarpin, rugan çanta. Hülya, filmde 'Pier Angeli'ye benzetmişti Nurten'i (romanda Ayten'i).

Erol, ilkokul öğrencisi ve ilgilendiği tek şey futbol. Mahalle takımını Savaş (kitapta 'Sabuş') Abi kuruyor. Bizimki değişmez 'soliç'. Maçta düşünce hemen kalktığı için 'zemberek' lakabını almış. 9 yaşında, 'eşşek kadar' ama geceleri çişini lazımlığa yapması için annesinin yardımı gerekli. 1 lira haftalıkla gaz ocağı tamircisinin yanında çalışıyor. Bunun yarısı okul açılınca kalem, kitap alabilmek için konsolun gözündeki kutuda saklanmakta. Umarız Mehmet'in dikkatini çekmez!

Arsaya el koyan Zülfikar'a 'Balina' adını Erol takmıştı. Futbol oynatmadığı için. Sonraları, abisinin Hülya ile evliliği ve kapıcılık söz konusu olunca "Yaşasın, apartman çocuğu olacağız desene. Sıkıysa 'Balina' desinler mahallede bir daha. Kırarım çenelerini hepsinin" diyor.

Sülo/Süleyman, esmer yüzlü, çekik gözlü. Eli, az çok kalem tutar. Hesaptan da çakar. "Ne de olsa orta ikiden belgeli." Babasını kaybettikten sonra dayısı, aile ile ilgisini kesmiş. Romanda, amcalarından da tekme yemiş. "Amcalarım neyse de, dayılarım" diye yakınıyordu. Çarpıcı sahnelerden birinde, arkadaşlarının zorlaması ile köfteci dükkânı için dayısından para istemek zorunda kalır. Murat "Şöyle ufaktan gider 'dayıcığım' filan diye yanaşırsın. Hani şu mahallede kızlara yanaştığın gibi. Bakarsın herif tava gelir, çıkarır birkaç binlik atar önüne" demişti. Oysa İtimat Mahrukat Ticarethanesi'nin sahibi olan odun tüccarı Burhanettin Bey, önce Sülo'nun ölmüş babasına 'çeker gamatoyu'; "Senin ayyaş, müsrif bir baban vardı. O'na çekme sakın." Sermaye için de "Çıldırdın mı sen? Baban zamanında avucuma ne tükürdü ki şimdi oğlunun suratına süreyim" diyor. Yanıtını da alır; "Şimdi sende bana verilecek para yok mu? Yok ol öyleyse... Mangır olmadıktan sonra senin nasihatine ne ihtiyacım var be." Dükkânın önünde at arabalarına yüklenen 'odunlar' işadamı dayıdan daha 'incelikli' göründü gözümüze.

Çingene Murat, film boyunca 5 kez "Şu İstanbul'da bizim gibi arkadaş var mı be. Kardeşten ileriyiz namussuzum" diyecektir. Kısa boylu, koyu esmer, tıkız. Ne ana, ne baba, ne de kardeş. 6 aylıkken babasını taksi çiğnemiş. Bir yaşındayken de annesi veremden gidince komşuların ellerine kalmış. 'Bul Karayı Al Parayı' ustası. Sülo'nun yardımı ile 'saf vatandaşları kazıklamak'. Yaptığı iş bu. İki kere bilenlerle bir daha oynamazmış. "Ustamdan tembihliyim. Sen biraz alarga dur" diyor. Dümenleri ortaya çıkınca 'polis geliyor' numarasıyla paçayı kurtarırlar. "Oynayana 3, oynatana 1 ay ceza var. Teyzemin oğlu bu yüzden içerde yatıyor." Her mesleğin bir zorluğu mevcut. "Üçkâğıtçılıkta iş kalmadı. Söğüşleyecek enayi bulsan, polis peşinde; Polisten kaçsan, aldığını haraç verirsin" demişti. Üç kabadayıyı kastediyor; Mehmet Ali Akpınar, Hüseyin Güler ve Abdullah Ferah. Her 'mesai' sonrası "Ver bakalım bizim avantamızı. Aldıklarının yarısını bastır bakalım" diye 'bastırıyorlar'. 'İnsaflı zorbalık'. Yine de 'yarısını' bizimkilere bırakmışlar! Biraz sonra "Sen her işe burnunu sokma delikanlı. Sonra burnun büyük olur" dedikleri Avare'den yedikleri dayak da kâr kalır yanlarına.

Sülo ve Murat "Mustafa, herifin kızını tavlamalı, evlenmeli. Moruk da cartayı çekti mi milyoner olduk" hayali kuruyordu. 'Herif-moruk' dedikleri Zülfikar bey, 'façaları bozuk' diye düğün salonuna almaz bizimkileri. (Romanda, Taşkasaplı da var aralarında). Elini bile öptürmez. "Alın şu parayı da kendinize göre bir yerde eğlenin" diye sepetlemeye kalkar. Hak ettiği yanıt gecikmiyor; "O kadar para bizde de bulunur. Hey gidi insanlık hey! İnsanlık parayla olmuyormuş sahiden. Biz 'el öpelim' dedik, 'etek öpelim' demedik."

"Hayatımı el kapılarında kazanmak istemiyorum" diyordu Mustafa. "Kimsenin ağız kokusunu çekmeden para kazanacağım bir iş olmalı." Çemberlitaşlı Arnavut Eşref'in köfteci dükkânı banka gibiymiş. "Banka değil, Merkez Bankası." Üç arkadaş böyle bir yer açmaya kararlı. Sabah erkenden etraf nasıl süpürülecek, maltızı kim yakacak, eti fasulyeyi kim alacak, kim garsonluk yapacak, her şey planlanmış. Tek bir eksikleri var; 'Mangır.' Türlü debelenmeden sonra bunu kalantor Zülfikar Bey'in kızı Hülya'nın yatağında bulacak ama kullanmayacaktır.58rturturt

İki ay önce oraya taşınan komşuları Naime Hanım'ın kızı Aynur'a âşık. Genç kız 'kavuniçi' dekolte geceliği ve çıplak bacakları ile avludaki çiçekleri sulayarak deli eder kahramanımızı. Annesinin bakışları Mustafa'nın penceresinde; "Ben biliyorum senin hangi çiçekleri suladığını." Ortaokulu bitirmiş Aynur. Kapalıçarşı'ya makine işi yapıyor. Esat Mahmut ve Kerime Nadir, sevdiği yazarlar. 'Çölde Bir İstanbul Kızı' ve 'Hıçkırık'ı okumuş. İsimler aklında kalmadığı için tercümeleri pek sevmiyor. A. J. Cronin, Daphne du Maurier, Panait İstrati ve Emile Zola'yı okumamış. Varsa yoksa Mustafa. Hayatı, yaşamayı, sevmeyi, her şeyi O'ndan öğrenmiş. "Seni hiçbir kızın sevemeyeceği kadar seviyorum" diyordu. Evlilik hazırlığı tam gaz. Perdeler ve mavi ipek üzerine kabartma yatak takımı neredeyse hazır. "Mavinin bana yakıştığını söylemiştin." Haftalık 2 buçuk lira taksitle aldığı çeyizlik kahve fincanları, tepsi, örtü. Oğulları olacak ve Sülo ile Murat'ın kızlarını baştan çıkaracakmış. 'Erkek adamın erkek oğlu olur' hesabı çocuklarının kız olma olasılığı yok. Bu mutlu konuşmalarda bile içi rahat değildi. "Korkuyorum Mustafa! Paralarıyla başını döndürmelerinden korkuyorum." Delikanlı ise "Ne para, nede başka bir şey beni değiştirmez" havasında ama büyük konuşmamalı.

Naime Hanım'ın kocası romanda ölmüş, filmde aileyi terk etmiş. İşler ters gidince kızıyla Fener'de bir eve taşınırlar. Tüm eşyaları bir at arabası doldurur ancak. Çiçek saksıları da ellerinde. Bu sırada mahalledeki çocuklar bir mani ile neşeleniyorlar; "Arabacı Mahmut//Yer misin armut//Yerim ama yok//Çarşıda çok."

Karşılaştığımızda 'Küçük Karakartallar' yazılı duvarın köşesine çişini yapıyordu(!) Zülfikar Bey. Kısa boylu, şişman, kolonyel şapkalı biri. Kalın püskül kaşlar altında pırıl pırıl gözler. Futbol arsasına apartman dikecekmiş. Eski kaymakam, yeni müteahhit. Bayram,'mebus' zannetmişti. Memurluktan atıldığı İkinci Cihan Harbi sırasında, otomobil lastiği, şeker; 50'lerde çivi, nal, kalay, demir, kahve, boru karaborsasıyla binler, yüz binler 'vurmuş'. Şimdi "Al sana yeni baştan memuriyet" deseler memuriyete dönmektense ölmeyi tercih edermiş. Evi Fatih'te. Karısının adı Ferdane, hizmetçilerinin Kezban. Hayatta en çok hastalıklı kızını seviyor. Hülya bir yana dünya bir yana. Fakir semtte yaptırdığı apartmanın adı da 'Hülya Apartmanı' zaten. Alelade insanlardan nefret ediyor. Kızının, Mustafa ile evliliğine güç bela razı olur. "Anne tarafından asil aileden geliyormuşsun" diye bir bahane bulmuş. Hülya'yı da "Eloğlunun kokusunu aldın. Edepsiz seni" diye iğneliyor. Erkek tarafının düğüne hazırlanması için '3 tane 500'lük ve 1 tane binlik' vermişti. (Mustafa bunu arkadaşlarına "Çarşaf gibi 3 tane binlik verdi" şeklinde anlatır). Damadına sert davranmasının nedenini kitaptan anlıyoruz. Sultan Hamit paşalarından birinin kızı kendisine tutulmuş. Zülfikar tarafından terslenince 'tentürdiyot içerek' canına kıymış. (Bir mahalle kavgasından sonra kitaptaki Aynur da aynı şeyi yapmaya kalkışacaktır). Mustafa da 'ipsizin, kopuğun biri'. Avare yaşamış, küstah ve serseri. "Yarın gözümü kapayınca malımı mülkümü har vurur harman savurur, kıza da tekmeyi atarsa." Tek bir amacı var kompradorun; İtin burnunu kırmak. Bunca yıllık hayat tecrübesiyle şu sonuca varmış; "İnsanlara fazla yüz vermemek ve Onları şımartmamak lazım."

Hülya için söylenenler dayanılır gibi değil. 'Kemik çuvalı'; 'Safi kemik'; 'Çirkin, sıska bir şey'. Ferdane "Bizim beğendiğimiz, kızımızı beğenmiyor. Kız evde kalacak bu gidişle" diyordu. Vakti geldi, geçiyor. Aynur'a göre "Zengin ama çok çirkin." Bazılarına göreyse 'para çirkinliği de başka kusurları da örter'. Murat'a göre "Devlet kuşu, yağlı kapı." Lise 10'dan terk. 25'ini sürdüğü halde 15'inde bile göstermeyen saz benizli, zayıf, üstelik kocaman burnuyla yutulmaz bir güzellik. Genç yaşta ölen teyzesine benziyormuş. Mustafa'nın resmine âşık olur. "İnsan, fotoğrafa tutulur mu?" Benzerini 'Sevmek Zamanı'nda tekrar göreceğiz. Bir sahnede "Ben fakirleri çok severim" demişti. (80 sonrasında bunu başka türlü söyleyen başbakanlarımız olacaktır). Sinema konusunda da bilgili; 'Yarın Çok Geç Olacak (Hülya 'olacaktır' diyor)' (Domani É Troppo Tardi-1950) (Bizde Ekim, 1953'te İnci sinemasında gösterilmişti); 'Beklenmeyen Şahit' (Witness for Prosecution-1957) (23 Kasım 1960'da Emek Sineması'nda gösterilmişti). Ayten ve Nurten'e getirdiği mecmualar arasında 11 Mayıs 1961 tarihli (Kapağında Belgin Doruk olan) Artist de var.

Düğün için nasıl da özenmişti. Pabuçları Beyoğlu'ndaki İtalyan'da 3 ayda yapılmış. Gerdanlığı tüm pırlanta. Davetliler "Nesine ayol nesine" diyorlar. Yaş gününde Mustafa geç kalınca perişan olur. "Ya gelmezse? Ya bir daha geri dönmezse?" Arkadaşının tesellisi bir tokat gibi; "Üzüldüğün şeye bak! Babanda bu para varken sana koca mı yok kardeş!"

Hamileydi o gece. Üzüntü (romanda 'merdivenden düşmesi') nedeniyle çocuğunu kaybeder. Üç arkadaşın, para yerine Sülo'nun ceketini bırakarak felekten bir gece çaldıkları Beyoğlu Saz Salonu'nda 'Zehirli Hayat'ın simitçisi Ahmet Yıldırım ile karşılaşıyoruz. Bir sürpriz daha var. Mustafa "Çemberlitaş'daki Arnavut Eşref'in dükkânı nasıl" derken yanlarından Kaya Volkan geçiyor. Sanatçı 70'li yıllarda Yeniköy, Yeniçeri Taverna'da idareci olarak çalışacaktır. Beyoğlu Saz Salonu sahibi Hızır Niyazi Yücelsin 09 Şubat 1966 gecesi 'feci bir trafik' kazasında yaşamını yitirmiş.

'Avare Mustafa'daki melodiler.

Morton Gould & His Orchestra'nın 'Grand Canyon Suite' albümündeki (1960) 'Painted Desert' (1931) (Ferde Grofe) Jenerikte.

George Melachrino & His Orchestra'nın  'Music for Daydreaming' uzunçalarındaki (1954) '(By the) Sleepy Lagoon' (1940) (Eric Coates) Hülya, babasının yazıhanesinde, Mustafa'ya bakıp çalışırken.

Chaquito and His Orchestra'nın 'Hot Cha Cha Cha' 33'lüğündeki (1959) 'Historia de un Amor' 2 sahnede (Düğünde; Hülya ve Mustafa gazinodayken).

'Petite Fleur' (1952) (Sidney Becket) Hülya'nın düğününde Ayten ve Vedat dans ederken.

'Dve Guitar (Les Deux Guitares)' 2 sahnede (Sonlara doğru Aynur ve Mustafa karşılaşınca; Votkalı bira içerlerken).

Filmdeki şarkılar.

'Hatırla Ey Peri' (Nihâvend) (Muhlis Sabahattin Ezgi) Aynur 2 sahnede söylüyor (Sabahleyin çiçekleri sularken; Sonlara doğru gazinodan eve geldiğinde).

'Avareyim Bu gece' Mustafa, sarhoş halde merdivenleri çıkarken.

'Çeribaşı Havası' Gazinodaki ilk şarkı. "Ah, Naciye, Naciye, cilveli Naciye//Abe dale das dale gel bana das dale//Abe dale dale gel bana ah dale//**//Çeribaşı, Çeribaşı//Ne güzeldir gözü kaşı//Bayram gelince//Çevirirler kuzu başı."

'Lingo Şişeler Lingo' Gazinoda ikinci şarkı. "Giydiğim atlas//İğneler batmaz//Yar bensiz yatmaz Hacı Cavcav//Canıma değsin."

'Historia de un Amor'u Ertan Anapa, Sezen Cumhur Önal'ın Türkçe sözleri ve Yalçın Ateş 6'lısı eşliğinde plak yapmıştı; 'Benim Bütün Dualarım Seninle' (1969).

Bir mutfak sahnesinde uğraşıp yakamayınca "Allah kahretsin şu (romanda 'cenabet-sf. 16') kibritleri" diyor Şöhret. Romanın yazıldığı yıllarda Tekel kibritlerinden yakınmalar vardı. Eczalı uçları birbirlerine ve kutunun içine yapışıyormuş. Kutudan çıkarıldıkları zaman eczaları dökülüyormuş. Ayrıca kutunun sürtünme ile kibrit yakan kısımları da en iyi kibriti bile yakamayacak şekildeymiş. Gazeteler "Tekel Kibritlerinden Şikâyet Arttı" ve "Tekel Kibritlerinden Şikâyet Ediliyor" haberleriyle dolu. Yakınmaların iyice arttığı 1956'da özel sektör 'Türkay Kibritleri'ni piyasaya çıkarıyor. Toplumun, böyle numaralarla 'özelleştirmeye' hazırlanmasını gelecek 10 yıllarda hep göreceğiz.

Romanda önemli ve cin gibi bir kişi olan Bayram filmde biraz silik kalmış. Zülfikar Bey, inşaata bekçi olarak önce kendisini düşünmüştü. Bizimki, Mehmet'i öneriyor. "O'nu aldığınız zaman beni de kazanacaksınız." Çıkarcı bir kişinin, böyle, hem de para almadan çalışmasının nedenini romanda bulmak mümkün. Amelelere kumar oynatıp barbut attırarak 'mano' alıyor. İnşaat işçileri, gündüzleri kan ter içinde Zülfikar Bey'e ve geceleri Bayram'a çalışıyorlar. Hazret de bütün gün uyuyup akşamki yorgunluğu(!) üzerinden atıyor.eeyeye54754754

Hülya'yı hastalık derecesinde seven ve kollayan Zülfikar Bey'in, mahalledeki çocuklardan nefret etmesi çok çarpıcı. Yaptırdığı apartmanla tek eğlencelerini, futbol sahasını yok ettiğini anlamaz bile. Düşman gibi görüp azarlıyor, kovalıyor ve kulaklarını çekiyor.

İlginç bir başka sahnede, Ferdane'ye Bayram ve Mehmet'i tanıtırken adlarını ters söyler.

Mustafaların ve Aynurların evleri, yiyeceklerin saklandığı tel dolap, Aynur'un çeyiz sandığı, Naime Hanımların taşınmalarında kullanılan at arabası, sokak satıcıları muhteşem. Aynur hep umut dolu. Bir gün sokakta yürürken şunları söylemişti "Genciz. İyi kötü bir iş bulup çalışırsın. Ben de çalışırım. Sırt sırta verip geçinir gideriz."

Ferdane-Leman Akçatepe; Şöhret-Muadelet Tibet; Ayten-Emel Yıldız; Nurten-Emire Erhan; Taşkasaplı-Eşref Vural; Doktor-Asım Nipton; Düğünde Zülfikar'ın adamı-Adnan Uygur; Burhanettin-Faik Coşkun; Pazardaki acımasız müşteri-Vahi Öz; Mahalle çeşmesindeki Talya Salta ve Nezihe Güler; Mahalleliler Selma Erkut, Mahmure Handan, Sabahat Işık, Araksi Herbo; Eski öğretmenlerden Şevki Bey-Selahattin İçsel; Zülfikar'ın '72 931' plakalı kamyoneti; Mustafa ve Hülya'yı eve getiren 'T. 58 685' plakalı taksi çok güzeldi.

Mustafa'yı Abdurrahman Palay; Aynur'u Fatma Girik; Hülya'yı Çolpan İlhan; Murat'ı Gazanfer Özcan; Mehmet'i Salih Tozan; Bayram'ı Osman Alyanak; Nurten'i Fatoş Balkır seslendirmiş.

Burhanettin'in yeğenine köfteci dükkânı için 'nasihatleri'; "Gözünüzü açıp da işinize dört elle sarıldınız mı geçinip gidersiniz. Yalnız itliği, uğursuzluğu sahibine bırakacaksınız... İşe başlamadan önce hamama git. Güzelce yıkan. Abdest al. Sonra da git camiye. 'Allahım' de. 'Sana sığındım. Senden başka sahibim yok. Dayım sıfırdan başlamış, kuruş kuruş kazanıp kazandığını tutmasını bilmiş. Beni de O'nun gibi adam sırasına sok. Babam gibi serseri yapma'." Süleyman'ın babasına giydirmediği an yok. 'Rahmetli' ile ne alıp veremediği varsa artık.

Zülfikar Bey, Mustafa ile konuşurken 'nezaket' yönünden dayı beyi mumla aratıyor.

1. Hülya'nın isteği üzerine Mustafa'yı iş vermek için çağırdığında; "İşittiğime göre kopuğun, işsizin biriymişsin. Baban, iyi adamın hatırı için alıyorum seni buraya. Ayağını denk al, doğru dürüst çalış sonra karışmam."

2. Mustafa masasına geçince; "İşe adam değil adama iş icat ediyoruz. Elin iti uğursuzu benim neme lazımdı."

3. İç güveysi olan Mustafa'yı şöyle uyandırıyor; "Kalk bakalım delikanlı burası miskinler tekkesi değil. Ne uykusu bu böyle."

4. Kahvaltıda, Mustafa daha 'vişne reçelli' ekmeğini ısırmadan; "Boğazını çok seviyorsun. Çalışmayı da sevsen bir kere." (Hülya'ya dönerek) "Burası beylik ahır değil. İşine dört elle sarılmalı."

5. İşyerinde; "Bitmedi mi hâlâ. Ne beceriksiz bir adamsın be. 250 liralık bir adam tutsaydım yerine, senden daha iyi iş çıkarırdı."

6. Tuvaletten gelen Mustafa'ya; "Nerdeydin şimdiye kadar. İnsan 5 dakikada bitirir işini. Kenefte bu kadar kalınır mı?"

7. Hülya'nın yaş gününe çok geç saatte ve sarhoş olarak gelince; "Serseri ruhlu herif. Bitin kanlanınca kendini bir şey mi sandın. Kıçı yamalı pantolonla köpek gibi sürünüyordun sokaklarda. Sırtın elbise, cebin para gördü. Boynuna kravat taktım, adam ettim seni adam. Mustafa'nın yanıtı; "Ne bu be, esir mi düştük elinize... Benim adamlığım bana yeter, sen kendi adamlığına bak. (Kravatı ve ceketi atar) Elbiseyle adamlık ancak sizinkiler kadar olur. Adam olmak insanın yüreğindedir."

Romandaki bir hata (sf. 44) filme aynen yansımış. Beyoğlu Saz'da, Mustafa'nın matematik bilgisini(!) ortaya koyan konuşma. Köfteci dükkânında kalıp mangırları biriktirecekler. Günde 40 kazansalar ayda eder bin 200. 100'er lira yeseler geriye kalır 900. Senede 10 bin 800.

Sülo; "On senede yüz sekiz bin."

Mustafa; "100 senede bir milyon 800 bin!"

Her seyredişte içimizi burkan Suphi Kaner'in bir şiiri; "Kapımı çalıp durma ölüm//Açmam//Ben ölecek adam değilim!

Son Yorumlar (1)

Sinemaagresif avatar Sinemaagresif 01 Nisan 2017 13:58:21

10

''Sok Paralarını Cebine Zülfikar Bey. Biz Berduşuz, Dökülüyoruz Ama İnsanlığımızı Para ile Satmayız. '' Avare Mustafa'dan güzel bir makale. Teşekkürler Murat Çelenligil.

Yandex.Metrica