"Senle Olmayınca Daha da Yazık Oluyor Bana. Senin Yaşadığın Kadar Yaşayacağım Halil. Sen Yoksan Zaten Ben de Yokum" posteri

"Bu fiyata çekilmez bu hamallık... İki dükkânın yükünü ben taşıyorum. Avantanın büyüğü sana kalıyor." Patronun verdiği parayı az bulmuş, böyle dikleniyor. "Sazdaki kızların yevmiyesini de ben veriyorum. Tadını sen çıkarıyorsun" yanıtını alacaktır! Şimdilik bir eli yağda bir eli balda ama kısa süre sonra hapishane arkadaşı Mümtaz Ener'e dert yandığını göreceğiz; "Bu kaderi ben istemişim. Hayatta insanın başına kazara gelir bazı işler. Bir de öyle yollar vardır ki ister istemez bela ile karşılaşırsın. Ta başından bellidir ilerde ne olacağı. Pırıl pırıl renkli bir âlemin içinde bileğine güvenip posta okumak hiçmiş meğer. Posta okuduklarım da kimlermiş, gece vakti izbelerden çıkan o solucanlara ferman okusam ne olur okumasam ne olurmuş... Pis bir bataklıkta öten dövüşken bir horozmuşum. Delikanlılık diye ne yapmışsam hepsi rezillikmiş meğer." Mahalledeki Şaziye Ana'ya "Tek bir suçum var, şurdan gitmiş olmak. Para için semtimden ayrılmış olmak. O bile suç değil. Gençtim, cahildim, görmemiştim. Gene de cezamı çektim" diyecektir.

Bir kabadayının, dürüst bir yaşam için umarsız çırpınışı.

1973, sonbaharında çekilen 'Anadolu Ekspresi', 27 Ocak 1974, Pazar günü (Kadıköy) Suadiye Sineması'nda gösterime girmiş. 72 dakika sürüyor.

Kahramanımızın adı Halil. (Soyadının 'Uysal' olduğunu mahkeme sahnesinde öğreneceğiz). 1944, İstanbul-Şehremini doğumlu. "İsmail'den olma, Fatma'dan doğma." Gösterişli, 'yüreğine, bileğine sağlam delikanlıdır'. Selim Bey'in, Beyoğlu'ndaki gazino ve kumarhanesinin müdürü. Dünyanın parasını kazanıyor. Cebinde banknot, yatağında kadın! Yine de en mutlu olduğu yer doğup büyüdüğü eski mahalle. Rengârenk kavanozlu turşucu ve tahta metresi ile sokak kumaşçısı. Osman Reis, Bakkal Faik, Manav Tahsin, Kahveci Ahmet Kostarika, Meyhaneci Faik Çoşkun, Balıkçılar Giray Alpan ve Cemil Can Bıçakçı.

Uçtu gitti, işi başından aşkın, gene de buralara gelmeden duramıyor Halil. "Böyledir mübarek deniz. Çağırır sevdiği adamı." Balıkçı olmasını istemez, denize çıkarmazmış babası. Yalvardı mı da patlatırmış tokadı. "Hey gidi! Sahilde balıktan dönmemizi beklerdin. Babanı görünce başlardın koşmaya. Bacak kadar bir şeydin. 'Denize düşeceksin' diye yüreğine inerdi rahmetlinin" diyor Osman Reis.

"Bir gün bakacaksınız ben de yokum." Cemil Can Bıçakçı ve Halil, itiraz ediyorlar; "Burnumuzdan getirme be Reis, Allah geçinden versin." Geçinden erkeninden! Yaşlı adamın bütün isteği denizde bitirmek bu işi. "Ne var ürkecek, bozulacak ne var? Bir de deniz kenarında bir yere örttünüz mü beni, oh kekâh!"

Manav Tahsin ve Halil, çocukken, 'okulun arkasındaki bahçeden erik aşırırlarmış'! Bahçıvan Şaban da, elinde sopa, peşlerinde. Ah o güzel günler! Şaban Dayı şimdi çok hasta. "Nüzül inmiş, kıpırdayamıyormuş." Karısına verilmek üzere bir tomar banknot bırakır. "Daha başka bir isteği de varsa söylesin."

O kısa pantolonlu çocuk büyümüş, şimdi kadeh tokuşturuyor meyhanede. Osman Reis'in hususi surette besleyip büyüttüğü, sonra da 'gelin bakalım' diyerek yakaladığı balıkların lezzeti bir başka. "İçerde gizli gizli tıkınma, sofraya gel. Hepsini kızarttın mı, yoksa zulaya mı ayırdın. İç etmişsindir Allah bilir" diye takılıyor Faik Coşkun'a. "Akşam müşterisine yetecek kadar." Birazını da eve götürecekmiş Meyhaneci!

Halil, iyi bir balıkçı gırgırı alacakmış Osman Reis'e. "Gıcır gıcır bir tekne. Haraca kes buraları." Yaşlı adamın öyle şeylerde gözü, geçiminden şikâyeti yok. Halinden memnun. Emektar sandalından da vazgeçmezmiş.

Delikanlıya, 'arayı açmamasını, sık sık beklediklerini' söylediğinde yanıt Faik Coşkun'dan gelir; "Balık, denizden nasıl olsa. Yağı, ateşi de benden. Osman, bedava adam davet etmeye bayılır." Cin gibi balıkçımız lafın altında kalır mı; "Şarapların parasını vermiyor muyuz yani."dhdadhdfhdhd

Halil'i bekleyen bir genç kız var mahallede. Fotoroman delisi Selma, çok seyrek geldiğinden, gelince de doğru Osman Reis'e gittiğinden yakınıyor. "Çok özlüyorum seni. Gece gündüz aklımdasın. Seninle her şeye razıyım." Çocukluğundan beri seviyormuş. İlk gördüğü günden beri. Kahramanımız ise "O roman mecmualarını biraz daha okursan şair kesileceksin. Benim gibi bir adamı bu kadar düşünene 'deli' derler" diyerek işi geçiştirmeye çalışıyor. "Yerim yurdum belli değil. Gecem gündüzüm karışık be kızım. Benden sana hayır gelmez. Yuvaymış, çocukmuş, öyle hikâyelerden hiç anlamam. Beni sil defterden." Topu topu iki sene evvel bir kere sinemaya gitmişler. Hepsi bu. "Elini mi, tuttum? Sevdalı bir laf mı ettim. Vaz geç bu çocukluktan. Mahalleye geldiğime pişman etme." Oysa genç kızın acelesi var. Annesi evlendirmek istiyor çünkü. Bizimki hâlâ aynı havada; "Hayırlı uğurlu olsun. Davetiye göndermese de ilk ben geleceğim düğününe. Hem de nikâh şahidin olarak!"

Şaziye Hanım, pek methediyordu (filmde göremeyeceğimiz) damat adayını. 40 yaşında bile değilmiş. "İnşaat işleri yapıyormuş. Bakkal Faik Efendi, yeminle söyledi, iki de kamyonu varmış." Kızının, kendisi gibi ziyan olmasını istemiyor. Rahmetli kocasından kalan 'yetim maaşı', ev kirasına, suya, ışığa yetiyormuş ancak. Geçimleri, O'na buna bir şeyler dikmekle. "Şu makine başında gözlerim kör olmazsa iyidir" dediği eski Singer bozulursa halleri harap. "Bir gün sen de ana olacaksın. Evladı için insanın yüreği nasıl titrer o zaman anlayacaksın." Oysa Selma'nın yüreğini titreten Halil sadece.

"O'nun maksadı gönül eğlendirmek" diye kızıyor yaşlı kadın. "Niyeti ciddi olsa çoktan birini gönderir veya kendi gelir isterdi seni." Birkaç gün sonra kız istemeye gelen Fikret Bey ve kız kardeşine 'limonata ve mangalda börek' hazırlayacakmış.

Halil'in işleri 'tıkır'. Kumar 'manosu'ndan ve ['Sahipsizler'de (1974) 'Gül Saz' olan] Çağlar Saz'dan payına düşen para cebinde, gazinodaki afetler yatağında. Bunların karşılığında yaptığı iş 'kaba kuvvet'. Hesaba diklenen müşterinin 'göz bebeğini söndürmek'; Gülbahçe'nin patronu Ali Ekdal tarafından ayartılan Assolist Şelale'yi 'saçından sürüye sürüye' geri getirmek. Bu defalık bir tarafını kırmayacakmış(!).

Gazino patronu Selim, kumar düşkünü. Hep kaybetse de oynamadan duramaz. Kumarhane kendisine ait olduğu için bir önemi yok bunun. Zaten 'zevki için kurmuş' orayı. Ayrıca oteli var.

Bir gece adamları Şefik ve İbrahim bir genç kız getirirler. Zeynep de 'lokum gibi ha'! Konsomatris olmasına karar verir Selim. Önce adı değişecek. "Funda'sın bundan sonra. Her gece 8 buçukta geleceksin. Dükkân kapanınca otele döneceksin gene. Yatak parası almayacağım (hep kendi yatağında ağırlayacağından herhalde). Öğle, akşam yemekleri de benden. Ayrıca (tam anlayamadığımız) 50-100 kâğıt yevmiye. Müşteriyle çıkmayacaksın. (Halil'e bakarak) Bu dükkândan hiç kimseyle de oynaşmayacaksın. Yoksa alırım ayağımın altına." İbrahim'e "Dekolte bir bluz al 'şuna'. Bir de etek. Yevmiyesinden kesersin" diyor.

'Şu' dediği genç kız dişli çıkar. "Çalışmam buralarda, yapamam. Bu işler için kahpe olmak lazım. Ölürüm de satmam kendimi." Yedi tokatla bile yola gelmez. O çaresizlikle Halil'e yalvarır; "Kurtar beni Abi. Vicdanın, Allahın yok mu senin." Kahramanımız, saniyelerdir beklediğimiz tepkiyi gösteriyor. "Bırak gitsin. Belli ki 'o biçim' değil bu kız. Zorla olacaksa, yazık."

Zeynep, İstanbul'un yabancısı. "İş aramaktayım." Kasabasından da namus belasına kaçmış. "Bir abim vardı. Ölünce aciz gördüler beni. Evimizi, yolumuzu pusuladılar. Barınamadım." Kahramanımızın gönlü zengin. Biraz para verir. "Burası İstanbul'dur. 'Gık' demeden 50'yi buldururlar insana. Her zaman da karşına benim gibi birisi çıkmaz. Atla otobüse, trene neyle gidersen, git. Kasabana dön. Bir daha buralarda rastlarsam ayaklarını kırarım." Ancak fabrikada (o zamanlar 'fabrika' diye bir şeyimiz varmış!) iş bulan genç kız orada kalacaktır. "Bir de oda tuttum."

Halil'in kovuluşu Selim'in ağzını burnunu kırdıktan sonra! Şanslıymış(!) patron, daha o gece intikam için bir fırsat geçer eline. Evden kaçan Selma, kahramanımıza gelmiş. Zavallıya tecavüz ederek öcünü alır!

5 tokatlı ve 84 saniye süren bu saldırı, Flash Tv'deki gösterimde kesilmiş.

Mahkeme kayıtlarındaki 'müntehir (intihar eden)' genç kız filmin en şanssızı. Başına gelenlerin nedenini öğrenemiyor bile. Halil'in olmak için onca varlıklı Fikret'i bile reddetmişti. Kısmet Selim'eymiş(!). Bir ipin ucunda sonlanan yaşamı, çok sevdiği fotoromanlardaki gibi.

6 kurşun yeter 'rahmetlinin' intikamı için. Mahkeme kararı; "Gereği düşünüldü. 18 Kasım'ı 19'a bağlayan gece müntehir Selma'nın zorla ırzına geçen Selim Gökçe'yi tabanca ile öldüren İsmail'den olma, Fatma'dan doğma 1944, İstanbul-Şehremini doğumlu Halil Uysal'ın 13 yıl müddetle ağır hapsine; Suçlunun bu cinayeti şiddetli tahrik neticesinde işlediği heyetimizce kabul edildiğinden, cinayetten önce maktul Selim'in silahına sarılarak ateş etmeye kalkışması, yaralama ve gasp gibi suçlardan sabıkası olması, Halil Uysal'ın ise hiçbir sabıka kaydına rastlanmaması, hafifletici sebepler de göz önüne alınarak cezasının üçte bir indirilmesine..." Sonraki bir afla birkaç yıl içinde kurtulacaktır.tsjtursu6

Zeynep vardı görüş gününde. "Hepsi geçer, sayılı gün nice uzun olsa da biter, üzülüp kahretme" demeye gelmiş. "Gazetede okuyunca başına gelenleri, çok üzüldüm. Ama şaşmadım. Bana dediğini kendin de yapacaktın. Oralarda erkek de ziyan olur. Ekmeğine kan bulaşır insanın, gözyaşı bulaşır." Bir kezden fazla çıkmaz Halil. "Bir isteğin, bir emrin var mı"yı sorusunu "Var! Bir daha gelme buraya" diye yanıtlar. İlerde "Bana borçlu değilsin. Hiçbir şey ödemeye çalışma. Benden sana hayır gelmez. Ne sana, ne kendime" diyecektir. Sonraki görüşlere çıkmasa bile hep oradaydı genç kız. Sigara, portakal falan getirmiş. Delikanlı bunları koğuş arkadaşlarına dağıtıyor.

Hapislik tavsiyelerini Mümtaz Ener'den dinleriz; "Üzülme, yıkma kendini. Mahpushanede, düşünmekten beter bir şey yoktur. (Aslında o yıllarda öldürülen gençlere bakınca, 'düşünmek' dışarda daha zararlı). Geniş yürekli olacaksın ki tahliye olasıya kadar dayanabilesin. Kaderinde can almak, kana bulaşmak varmış ne çare... Böyle kaptırırsan ucunu bucağını bulamazsın."

Gülbahçe'nin sahibi Ali Ekdal işleri büyütmüş. Bir de oyun salonu açmış. "Senin gibi bir arkadaşa dükkânımda her zaman iş vardır... Arkanda Selim gibi bir leşin, asıl bundan sonra namın var. Parayı hiç düşünme. Yevmiyeden ayrı hisse de alacaksın." Beraber çalışma teklifini reddeder Halil. Tövbeliymiş.

Mahalleli öfkeli. Şaziye Ana'nın hali felaket! Olanlar için kahramanımızı suçlamakta. Sabah çıkıyormuş mezara, akşama kadar. "Bayram etsin Halil" diyor Giray Alpan. Laf söyleyen söyleyene. 'Meğer Selma'nın peşindeymiş. Maksadı evlenmek değil, oynaşmakmış. Kendi düşen ağlamazmış. Yine de ucuz kurtulmuş'. Bakkal Faik daha acımasız; "Yanılttı hepimizi. Semtimizi lekeledi. Ölüm, matem getirdi hepimize. Yazıklar olsun." Bir tek Osman Reis "Gencecik adam, koç gibi delikanlı. Yata yata hapiste çürüyüp gidecek" diyecek kadar insaflı.

Af ve tahliye sonrasında yüzüne bile bakmazlar. Yumuşamaları, Zeynep'e yaptığı yardımın öğrenilmesinden sonra.

Çıkar çıkmaz Şaziye Hanım'ın kapısındaydı. "Gözündeki yaşı dindirmeye, sana kul olmaya geldim. Bana bir analık yap. Affet Abla! Kızını kaybettin, bir oğul kazan. Selma'ya elimi, sürmedim, O'na bir söz vermedim. Gene de O'nun kanına gireni yaşatmadım. Ahını yerde komadım. İntikamını aldım. Sizler inanmasanız bile O'nun gibi melekler biliyorlar." Yaşlı kadın "Sana inandığım gün Allah cezamı versin" dese de ertesi gün 'oğlum' diye sarılacaktır delikanlıya. Gözyaşları birbirine karışarak. "Bir kadın bulup evini temizletmeli. Senelerdir bakımsız kaldı. Bu haliyle orada oturamazsın oğlum."

Selim'in kardeşi Oski-Hüseyin Zan, intikam peşinde.

Kovulduğu gece, sahne önünde bir masaya kurulup "Bir de müşteri gibi rakı içelim. Fındık fıstık gönder şurdan" dediği İbrahim; "Söyle Mehtap'a, programdan sonra hazırlansın. Götüreceğim... Bir garson koştur, taksi getirsin kapıya" dediği Şefik de kinli. Hakir görülmüş, küçük düşmüşler. "Tetiktedir şimdi. Huyludur. Vakit geçsin biraz" diyorlar. Acele etmeyecekler. "Peşini bıraktığımızı zannetsin hele." Şimdi 'gebertirlerse' polis kuşkulanırmış.

Halil ise her şeyin farkında. "Ortada yoklar ama pusudadırlar. Ben kaybettim, yaşatmazlar beni... Gelecekler bir gün biliyorum. Bunu bile bile senle olamam. Sana da yazık edemem. Evlilik haramdır bana" diyor Zeynep'e. Bir de çocuk oldu mu, nasıl yetim bırakıp ölsün. Genç kız ise her şeye razı. Yeter ki beraber olsunlar.

Ertesi akşam, paydos saatinde, fabrikanın önündeydi delikanlı; "Dün dediklerini düşündüm. Sen de benim söylediğim sebebi düşünmüşsündür... Fikrin değişmediyse, vazgeçmediysen..." Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Bizimkinin evlilik teklifi de böyle! Boğaz gezisi 40; Taverna'da eğlence 101 saniye. 'Anadolu Ekspresi', Boğaz Köprüsü'nün (o zaman daha numaralanmamıştı) açılmasından (29 Ekim 1973) hemen sonra çevrildiği için 84 saniye süre ile görüntülerini izliyoruz. Murat 124 otomobiller.

Babasını balığa uğurladı yerde şimdi karısı var. Haftalar sonra "İki canlıyım Halil"i duyacak. Çocuğu analı babalı büyümeli. Artık ölemez de. Canı şimdi kıymetlenmiş.

Karadeniz Ereğlisi'ndeki askerlik arkadaşı Üzeyir'in yanına gideceklerdi. Çete ise Haydarpaşa'da hazır ve nazır. 10 kurşunla rayların yanına seriliyor kahramanımız. Sahnenin etkisinden kurtulmak çok zor.

'Anadolu Ekspresi'ndeki melodiler.

Bert Kaempfert ve Orkestrası'nın 'Free and Easy' uzunçalarındaki (1970) 'Love Theme' (From "You Can't Win Em' All") (Bert Kaempfert / Herbert Rehbein) Jenerikte.

Paul Mauriat'nın 'Le Lac Major' 33'lüğündeki (1972) 'La Chanson Pour Anna' (1971) (André Popp / Jean-Claude Massoulier) 14 sahnede (Halil, arkadaşları ile balığa çıkarken; Zeynep "Yabancısıyım İstanbul'un, iş aramaktayım" derken; Hapisteki ilk görüşte; Halil "Benden sana hayır gelmez, ne sana ne kendime" derken; İki genç, zamanın meşhur meyve suyu 'Meysu' içerek konuşurlarken; Odasında aklına Zeynep geldiğinde; Genç kızı fabrika önünde beklerken; Gelin arabasına bakarlarken; Boğaz ve Boğaz Köprüsü gezisinde; Yüzük alırlarken ve imza atarlarken; Zeynep, Halil'i balığa uğurlarken; Sinemaya gittiklerinde; Zeynep'in yüzünü öptüğünde; Filmin sonunda).

'La Course Du Liévre Á Travers Les Champs'daki (1972) (Francis Lai) 'La Course Du Lievre' 3 sahnede (Filmin başındaki meyhanede; Hapiste, Mümtaz Ener ile konuşurken; Sonda, Zeynep, vagon penceresinden 'Halil' diye bağırırken). 'Theme Pepper (Guitar)' 3 sahnede (Hapisten çıkan Halil mahalledekilere "Cümleten merhaba" derken; Şaziye Ana'nın kapısını çaldığında; Yaşlı kadın "Sana inandığım gün Allah canımı alsın" diyerek kapıyı kapattığında). 'Theme Pepper (Piano Electrique)' Meyhanedeki 'hoş geldin yemeği'nden sonra evine geldiğinde. 'Theme Solaire' Selim, gazinoya müşteri olarak gelen Halil'e nefretle bakarken.ftsur767

Raymond Lefevre et Son Grand Orchestre'nin 'Festival de San Remo 1973' albümündeki (1973) 'Come Un Ragazzino' (1973) (Gaetano Amendola / Peppino Cagliardi) Şaziye Hanım, kızına Fikret Bey'le evlenmesini söylerken. 'Serena' (Gino Mescoli) Birbirlerinin oldukları gecenin sabahında.

'Rumeli Karşılaması-Mori Ana Ana Mori'. Saz'daki oryantal dansta.

J. J. Johnson & His Orchestra'dan 'Across 110th Street' (1979) (Bobby Womack / J. J. Johnson) Selim, Zeynep'i gazinoda çalışması için zorlarken.

The Temptation'ın 'Masterpiece' uzunçalarındaki (1973) (Norman Whitfield) 'Masterpiece' Halil "Bırak gitsin. Belli ki o biçim değil bu kız" derken. 'Law of the Land' Delikanlı öldürülürken.

Önder Bali Orkestrası'ndan 'Aşkına Doyum Olmaz' (1973) (Yıldırım Gürses) 3 sahnede (Halil, Mehtap'ı beklerken; Selim'i döverken; Gazino kapısında, Mehtap'ı "Gir içeri. Gündüz hıncımı alamamıştım, dövememiştim Selim'i. Bu dayak için bahaneydin sen" sözleriyle geri gönderirken).

'Airport'daki (1970) (Alfred Newman) "Guerrero's Goodbye" 3 sahnede [Selim, İbrahim'e (Selma için) "Kapıda bekletmeyeyim yavruyu" derken; Selma, Halil'in zannettiği Selim'in evine geldiğinde; Selim "Ben de bir iş konuşmaya gelmiştim. Söyledim Halil'e. Seni bekliyor" derken].

Dead Ringer'daki (1964) (André Previn) 'The Dog Attacks' (0.16 - 1.42 arası) Selim, Selma'ya saldırırken. 'Hidden Jewelry' 2 sahnede (Saldırı sonrası, Selma kendine gelirken; Tekrar Saz'a geldiğinde). 'The Police is Waiting' (1.06 - 1.26 arası) Tahliye olan Halil, evinde sigara içerken.

'The Lion in Winter'daki (1968) (John Barry) 'God DamnYou' 2 sahnede (Şefik, Halil'i Saz'a çağırdığında; Halil, Selim'i kurşunlarken).

'Ney ile Hüzzam Makamında Taksim' Selma'nın cenazesinde.

Paul Mauriat'nın 'Last Summer Day' uzunçalarındaki (1972) "Adieu L'éte, Adieu La Plage" (Paul Mauriat / M. Rossi) Zeynep, görüşe çıkmayan Halil'i beklerken.

'Porgy and Bess'deki (1935) (George Gershwin) 'Overture' 2 sahnede (Seyyar gazete satıcısı, af haberini bağırırken; Mahkûmlar tahliye olurken).

Bullitt'deki (1969) (Lalo Schifrin) 'Ice Pick Mike' Hapisten çıkan Halil, mahallesine geldiğinde.

Raymond Lefevre et Son Grand Orchestre'nin '16 numaralı' 33'lüğündeki 'Comme Ils Disent' (1972) (Georges Garvarentz / Charles Aznavour) 2 sahnede (Halil, tahliye sonrası, Şaziye Ana ile konuşurken; Yaşlı kadın, "Oğlum" diyerek sarıldığında).

'Sacco é Vanzetti'deki (1971) (Ennio Morricone) 'La Ballata di Sacco é Vanzetti-Part 3' Mahalleden ayrılmaya karar veren Halil, sokakta Şaziye Ana ile karşılaşınca.

'Z'deki (1969) (Mikis Theodorakis) 'The Happy Youth' 2 sahnede (Meyhanede, Faik Baba'nın 'hoş geldin' konuşmasında; Karadeniz Ereğlisi'ne gideceklerini Şaziye Ana'ya söylediklerinde).

'The Trouble Man'deki (1972) (Marvin Gay) '(T) Stands for Trouble' (Instrumental Soundtrack Version) Haydarpaşa'da İbrahim ile göz göze geldiğinde.

'The Temptation'dan "Papa Was A Rollin' Stone" (1971) (Norman Whitfield / Barrett Strong) Oski ve adamları, Halil'i kıstırdığında.

'The Trouble Man'deki (1972) (Marvin Gay) '(T) Stands for Trouble' ve The Temptation'ın 'Masterpiece' uzunçalarındaki (1973) (Norman Whitfield) 'Law of the Land' Halil öldürülürken.

Filmde iki şarkı var.

'Bir Nigâh Et Ne Olur Hâlime Ey Gonce-Dehen' (Hicaz) (Şekerci Cemil Bey / Recâizâde Mahmut Ekrem) Halil, kumarhanenin iki günlük manosu ile Çağlar Saz'a geldiğinde; "Bir nigâh et ne olur hâlime ey gonce dehen//Göz göz oldu yüreğim gözlerinin derdinden//Niye baktım niye gördüm niye sevdim seni ben//Göz göz oldu yüreğim gözlerinin derdinden."

'Elbet Bir Gün Buluşacağız Bu Böyle Yarım Kalmayacak' (Muhayyer Kürdî) (Mustafa Seyran) Mehtap-Ceyhan Cem, gazinoda, Mediha Şen'in sesiyle söylüyor. (Kanun çalan sanatçı, ayaktopu ustası Ronaldinho'nun ikizi gibi).

Kadınlara 'iyilik', hep bir taraflarını 'kırmakla'. Selim, 'sazdan biriyle oynaşırsa ayağının altına alacakmış' Zeynep'i. Halil de 'bir daha buralarda rastlarsa ayaklarını kıracaktı'. Şelale'nin geri getirilişi de 'saçından sürüyerek ve bu defalık bir tarafını kırmayarak'. (Mehtap'ın gazinodan götürülüşü "Değişme elbiseni. Böyle daha gıcıklısın. Yürü, yatağıma" inceliğiyle).

'Konsomatris' olmayı kabul etmeyen Zeynep için "Belli ki 'o biçim' değil bu kız" demişti. Hangi genç kız, 'konsomatris' veya 'o biçim'dir başlangıçta. Böyle olmaya mecbur bırakan şartlar nelerdir.

Selim ise bu konuda "Alışırsın yavaş yavaş yavrum" ve "Alışır zamanla. Çiçek olur, çiçek" diyordu. 'Alışma' konusu, 90'lar ve 2000'lerde 'politik olarak' da dile getirilecektir. Ama Zeynep kadar bile karşı çıkamayacağız.

Ceyhan Cem, Selim Bey'in "İzmir Numune Pavyon'un baş solistiydi. Bir telefonumuzla hemen geldi, sağ olsun" dediği Mehtap rolünde. Sahneye ilk olarak 60'ların başlarında çıkmış. 26 Kasım 1962, Pazartesi günkü Milliyet'te bir ilan var; "Haftaya çıkacağım Ege Bölgesi turnesinde yepyeni bir yıldız takdim ediyoruz: Ceyhan Cem. Acele müracaatların P.K. 106, Beyoğlu-İstanbul adresine yapılması. Organizatör Nejat Gürçen." Organizatörümüz, Funda Gürçen'in de babası.

Gözünü ayırmadan dansözü seyreden Halil dalgınlıkla, sigarasını ortasından yakıyor.

Saldırıya uğrayan Selma, Saz Salonu'na yalınayak gelir. İçeri girdiğinde ise ayakkabılı.

Saçı ve sakalı kesilmiş Ekrem Gökkaya ve bıyıksız Faik Coşkun'u tanımak zor.

Zeynep'le gittikleri sinemada Osman Reis-Nubar Terziyan ve Şaziye Ana-Şükriye Atav'ın da rol aldıkları 'Anneler Günü' (1973) oynuyordu. Sinemanın önündeki patlamış mısırcı, Halil'den para almıyor.

Gülbahçe Pavyon'un müdür odasında 'Cevdet Usel'in afişi var. 1972'de 'Ceni Gazinosu'nda (tel. 46 74 35) assolistmiş. Kadrosu; Ayten Şen, Nazan Ece, Muhterem Nur, Zafer Doğulu Orkestrası. 22 Temmuz 1978'de televizyondaki 'Ekranın İçinden' programında izlemiştik kendisini. Sacide Yiğit de Halk Türküleri sanatçısı. Şubat, 1971'de Fenerbahçe-Belvü'de (tel. 36 06 18) 'sahne almış'. Ağustos, 1972'de Moda Plajı'ndaki 'Harem Güzeli Yarışması'nda jüri üyesiydi. Güzellerden çok, jüri başkanı Sevim Tuna ilgi çekmiş o gün.gfjfsgjf99

Çağlar Saz'ın girişinde afişi olan Ayşe Nadya da ünlülerin 'menajeri' Hayri Küçük'ün sayısız eşlerinden biri.

Halil'i Hayri Esen; Selma'yı Gülen Kıpçak; Selim'i Timuçin Caymaz; Osman Reis'i Ayton Sert; Manav Tahsin'i, Cemil Can Bıçakçı; Meyhaneci-Faik Coşkun'u Fikri Çöze; Şaziye Ana'yı Şükriye Atav; Mümtaz Ener kendisini; Hacer Abla'yı Sacide Keskin "Müşterinin biri dikleniyor. 'Hesap şişirmeymiş' diye" diyen garsonu ve "Kalabalık olmuyor ama büyük oynuyorlar" diyen kumarhane görevlisini Şener Şen seslendirmiş.

Halil-Kadir İnanır; Zeynep-Semra Özdamar; Selma-Hülya Şengül; Selim-Süha Doğan; Adamları İbrahim-Ekrem Gökkaya ve Şakir-Osman Han; Şaziye Ana-Şükriye Atav; Selim'in kardeşi-Hüseyin Zan; Mehtap-Ceyhan Cem; Osman Reis Nubar Terziyan ve eşi Hacer Abla; Bakkal Faik-Ali Şen; Şen Manav Tahsin Ersöz-İhsan Baysal; 70'lerdeki alçakgönüllü hali ile Cemil Can Bıçakçı; Mahkûmlar Mümtaz Ener ve Bahri Ateş; Kahveci-Ahmet Turgutlu; Meyhaneci-Faik Coşkun; Berber-Renan Fosforoğlu; Gülbahçe Pavyon'un sahibi Ali Ekdal; Adamları Tevfik Şen ve Mehmet Yağmur; Saz ustası balıkçı Hamit Haskabal; Gardiyan-Mustafa Yavuz; Kumarbazlar Yılmaz Kurt ve İhsan Özenç; Mahalleliler Silvana Panpani, Sıdıka Duruer ve Sabahat İzgü; Nikâh memuru-Ali Demir; Savcı-Zeki Sezer; Ağır Ceza Üyesi-Ekrem Dümer; Çok sayfalı nüfus cüzdanları; (Benzer bir sonla karşılaşan nice genci anımsatan) parka; Zeynep'in Şaziye Ana'ya yaptığı 'ayva reçeli' (birazcık da karanfil atmış, güzelce koksun diye); Haydarpaşa, meyhane ve mahkeme sahneleri çok güzeldi.

Meyhanede Halil'den özür diledikleri sahne. Kahveci Ahmet Kostarika başlıyor lafa. "Bizler, yani hepimiz... Bilcümle semtliler olaraktan..." Manav Tahsin araya girer. "Söyleyiver be Faik Baba. Anlatıver derdimizi." Faik Baba'nın 'dert anlatması' da çok kısa. "Halil, hepimizi mahcup etmiştir..." Sözü, kahramanımız bağlıyor; "Asıl sizler beni mahcup ettiniz. Hem de iftihar ettim semtimle. Demek aramızdan biri, hakikaten namussuzluk yaparsa oğlunuz, kardeşiniz bile olsa gözünün yaşına bakılmayacak. İyi ki burada doğmuşum. İyi ki aranızda büyüyüp yetişmişim." Bu kadar sevdikleri delikanlıyı, Haydarpaşa'dan yolcu etmeye gelselerdi keşke. Öldürülmesine engel olurlardı belki!

Son Yorumlar

Yandex.Metrica