"Açılacak Gözlerin Ayşe. Her Şeyi Yapacağım Bunun İçin. Seni Kaybetmek Pahasına Bile Olsa!"  posteri

Görüntüde Sema Özcan'ın aydınlık, güzel yüzü; "Yeni, yepyeni bir hayat kuracağız... Bozulmaz, yıkılmaz, sapasağlam bir yuvamız olacak. Gürbüz, akıllı, namuslu çocuklar yetiştireceğiz birlikte." 60'ların toplumcu uyanışı, Orhan'ın sözlerine böyle yansımış. "Hayatımızda geçmiş ne kadar kötü, ne kadar tatsız şey varsa unutacağız... Kupkuru bir hayatım vardı sen gelmeden önce. Şimdi mutluluktan haykırmak geliyor içimden." O yıllardaki haykırıştan çok iz kalmadı ne yazık.

Aralık, 1968, Ocak-Şubat-Mart 1969'da çekilen filmin gösterime girişi, 19 Mayıs 1969, Pazartesi, (Mecidiyeköy) Özlem ve (Pangaltı) Yeni Atlas sinemalarında. 1953, Hollywood yapımı 'From Here to Eternity', 13 Aralık 1955, Salı günü, (Beyoğlu) 'Yeni Melek'te 'İnsanlar Yaşadıkça' adıyla gösterilmişti. Memduh Ün, yıllar sonra aynı adı seçmiş. 6. Antalya Altın Portakal Film Yarışması'nda iki ödülü var; 'En İyi Erkek Oyuncu' ve ('Öksüz' ile beraber) 'En İyi Üçüncü Film'. Cüneyt Arkın, bir ok üç adam yerine bunun gibi, 'Canım Sana Feda' (1965) gibi filmlerden daha çok çevirseydi.

'İnsanlar Yaşadıkça'da bir eski mahkûmla gözleri görmeyen bir genç kızın öyküsü anlatılıyor.

Kahramanımızın nüfus cüzdanında 'Hasan oğlu Orhan Gündoğdu, Eskişehir, 1936' yazılı. Üsküdar Ceza ve Tevkif Evi'nden, güneşli bir kış günü çıkması ile başlar her şey. Nedense böyle yerlere en az iki kişinin 'refakatinde' girilip 'yapayalnız' çıkılır. Yıllarını geçirdiği binaya omzunun üzerinden şöyle bir veda ettikten sonra doğru eski mahallesine. Hiçbir arabanın olmadığı parke taşlı sokaklar, Arnavut kaldırımı. Pencereden fırlayan soba boruları. Lastik çizmeli oğlunun elinden tutmuş, hızlı adımlarla yürüyen biri. Göz göze gelip hafifçe selamlaşmaları. Her tarafı dökülen, yıllarını geçirdiği ev. Orhan'la 'bakışıyorlar'. Yalnızca harap evle değil, annesi, babası, kız kardeşi ile 'dertleşiyor' sanki. "Yeşil abajurlu lambamız//Küçük sobamız//Anlatsanız//Ne oldu o geceler, eski akşamlarımız?//Niçin yazmadık bir yere satır satır,//Duvarlar ne oldu konuştuklarımız?"

Şoför Ahmet'e "Koca delikanlı olmuşsun. Neredeyse tanıyamayacaktım" diyor. Aldığı yanıt aynı incelikte; "Sen de hiç değişmemişsin Orhan Abi." Para almak istemeyen delikanlıya "Olmaz! Bereketin bozulur sonra" diyerek hakkını verir. Eskiden kendisini de taksi şoförüymüş.

Hapislik nedenini Şişko Meyhaneci'den öğreniyoruz; "Yiğit çocuktur. Arap Kenan'la Mustafa, kız kardeşini zorla kirletmeye kalkınca, hazmedemeyip ikisini birden vurdu. 8 yıl yattı. Zavallı kızcağız da kahrından öldü." Hayat işte, ne yapacaksın. (TRT1'deki gösterimde bu kısım sansürlenmiş). Haftalar sonra Ayşe'ye "Yel üfürdü, sel götürdü" diyecektir 'rahmetli' için.hdsdgsgsd

İş istediği eski patronu 'gitse de kurtulsam' havasındaydı; "Müşkül durumda olduğunuzu ben de kabul ediyorum. Ama elimden bir şey gelmiyor. Maalesef eski işinizi veremem size." Talimat ('mevzuat' diyecekti galiba) müsait değilmiş! "Ne de olsa sabıkalısınız."

Hapisten arkadaşı Zeki yardımcı(!) olur. "Sonunda bir iş ayarladık sana. İzmir'e bir hasta götüreceksin. Hepsi 500 papel. Şimdilik 200 gönderdiler. Paranın gerisini İzmir'de alacaksın. Korkma bulanık bir iş değil." Arabayı Kürt Rasim'in benzin istasyonundan alacakmış. 62 model Ford Galaxie 500. "Zımba gibi araba." Bir soyguna alet edileceğini sonra anlayacağız. 'Arkasından arayacak kimsesi yok'. Seçilmesinin nedeni bu. 'Temizleyeceklerdi' soygun sonrası. "O'na da pay verecek değiliz ya!"

Ayşe, kimsesiz bir genç kız. Eren Han'daki dikiş atölyesinde terzi. Nurhan-Aynur Akarsu, Gülten Ceylan, Aynur Aydan da çalışma arkadaşları. Kaldıkları, tek odalı (duvarında Türkan Şoray'ın resmi asılı) ev çok etkileyici. Duvardan duvara gerilmiş iplerde asılı çamaşırlar, ayakla çalışan EKO dikiş makinesi, kömürlü ütü! Tüm bu zorluklara karşın: Umut. O yıllarda, 'olması gereken' değil 'olan' bir şeydi bu. Nurhan, bir yandan da Almanya'ya gitme hazırlığı içinde.

Birkaç gün sonraki yılbaşı eğlencesi için "Ablamlarda toplanıyoruz biliyorsunuz. Sakın başka yere söz vermeyin" diyor Aynur Aydan. Abisinin üniversiteli arkadaşları, özellikle oradakilerden birinin 'sarışını' da geliyormuş! Ayşe işin gırgırında; "Bir kısmet de bana çıksa da şu deli Nurhan'ın peşinden Almanyalara gidip sürünmekten kurtulsam." O geceye 'göğsü pullarla kaplı' bir kostümü yetiştirme telaşındaydı. Belinde 'parlak taşlı bir toka'.

Terzihane ile aynı katta 'Körleri Koruma Derneği' var. Müdür Ziya Bey, sekreter Nazan Hanım ve muhasebeci Hamdi Bey bir telaş içindeydi. 5 Aralık 1968, Perşembe günkü Milliyet'teki habere göre görme özürlüler için düzenlenen yardım kampanası sonuçlanmak üzere. 'Yekûn epey kabarık'. 2 milyonu bulmuş. Hesapları kısa zamanda kapatıp parayı bankaya yatırmaları gerek. 'Şaşırmış kalmış doğrusu' Hamdi Bey! Keşke şaşkınlığı bu kadarla 'kalsa'. Birkaç gün sonraki soygunda canından olacaktır yaşlı adam. Ziya Bey ise telaşa gerek duymuyor! Kendinden emin! Paralar, bankaya değil 'cebine' yatacak nasıl olsa.

Karısı Rezzan'a "Bu yardım kampanyası en çok bizim işimize yaradı. 10 seneden beri bekledim. Her gün tomar tomar parayı sayarken sabrettim. Ama her şeyin bir zamanı vardı. Ve o zaman da geldi. Kasada dağ gibi para yığılı. Tam iki milyon. Bu da kasanın anahtarı, çocuk oyuncağı değil. 5 sene önce yaptırmıştım ben bunu" diyor. Sadece bir gün daha beklemesi gerekmiş 'milyoner karısı' olmak için.

Rezzan'ın kardeşi Zeki ve arkadaşı Hacı da çeteden. Ziya'nın planı basit; "Araba ile Han'ın bulunduğu sokağa girer, kargaşalıktan faydalanarak içeri süzülürsünüz. Cumartesi günü saat 1'de dernekte kimsecikler kalmaz. (Cumartesileri, 'yarım gün' çalışılan yıllar). Kapıcı da odasında olur. Derneğin kapısını maymuncukla açacaksınız. Bu, kasanın anahtarı. Şifre kod: 1-8-3-6. Zeki kasayı açarken, Hacı, sen aşağıdaki torna tezgâhının gürültüsünden istifade ederek matkapla kasayı delersin. [Matkabı önce Hamdi Bey'in vücudunda deneyeceklerdir(!)]. Paraları aldıktan sonra kasayı kapatıp dinamitin fitilini iyice yerleştirirsiniz. İşin önemli tarafı bu soygunun içerden yapıldığı belli olmayacak. Sonra yangın merdiveninden kaçarsınız."

Şifreyi verir ama buna gerek yoktu. Kasanın açılması anahtarla! Dinamit fitili, Amerikan filmlerindeki gibi sigara ile ateşlenecektir.

Soygunda bazı aksaklıklar olur. Mesaiye kalan Hamdi Bey, feci şekilde öldürülür. Kapıcı da tabanca kurşunu ile. Tehdit edilen Orhan, araba ile manevra yaparken Ayşe'ye çarpar. Genç kız, mesaiye kalmış ve ayran-sandviç almaktan dönüyordu. Hastanede ayıldığında gördüğü tek şey simsiyah karanlık. Gözleri için söylenenler dürüstlüğümüzü sorgulatıyor. Doktor "Alışmaya çalışın. Bir süre göremeyeceksiniz" demişti. Aynı doktor dışarıda bekleyen Nurhan'a "Hayatı kurtuldu ama çarpma neticesi görme sinirleri zedelenmiş. Gözleri görmeyecek" diyor. 'Bir süre göremeyeceksiniz'den 'göremeyecek'e! Nurhan da durumu "Doktorla konuştum ben. Basit bir ameliyatla açılabilirmiş gözlerin. Alt tarafı '3-4 bin' liralık bir şey" diye aktarır arkadaşına. Ayşe, kahramanımızla ile konuşurken '4-5 bin' olur bu.

"Birlikte çalışıp biriktirebiliriz bu parayı" diyen Nurhan'ın, yılbaşı eğlencesinde arkadaşlarına söyledikleri çok farklı. "Çok acıyorum zavallı kıza. Almanya'ya gidince Ayşe'nin hali ne olacak" sohbetinde "Ben de onu düşünüyorum ya. Kâğıtlarım, pasaportum her şeyim tamam. Ama bırakıp gitmeye bir türlü gönlüm razı olmuyor." 'Beraber çalışıp biriktirilecek ameliyat parası' unutulmuş çoktan. Konuklardan Orhan Çoban da ortalığı iyice karıştırıyor; "Hep böyle sürünecek misin terzihanede."

"Bulanık olmayan iş buydu ha?" Soyguna alet edilen Orhan'ın ilk tepkisi böyle. Çantadaki tomarlarla banknotları görünce durum iyice anlaşılır; "Demek İzmir'e, 500 liraya götüreceğimiz hasta buydu?" Ziya kaçın kurası, dizginleri ele alır hemen. "Nasıl istersen öyle düşün. Ama bak şimdi para ortada. Hem bulaştın bir kere. Ortada iki ölü var. Çiğnediğin kız da cabası. Polise ne anlatsan yakanı kurtaramazsın. Sabıkalısın, inanmazlar." Sonra da en vurucu kısmı gelir. "200 bin yeter mi?"

Orhan'ın canı zaten burnunda, parayı da hepsini de orada bırakıp gider. "Beni parayla satın alacağınızı mı zannediyorsunuz? Çoktan hak ettiniz gebermeyi ama kan dökmeye tövbeliyim." 500 lira için ta İzmirlere direksiyon sallamayı kabullenmişti. Soygun parasına, haydutların suratına fırlatırken dokunur sadece. Yalnız olduğu günlerde böylesine prensipliyken Ayşe'nin gözleri söz konusu olduğunda kapısına dayanacaktır Ziya'nın. "Para lazım bana." Kan dökme tövbesi de bozulacak.

O günlerde Ahmet, askere gidiyordu. Arabada çalışacak 'uygun birini' arıyorlar. Annesi "Orhan abinden başkasına güvenemem" diyormuş. "Eğer isterse O çalışsın." Sonrasında '34 DH 164' plakalı külüstür taksinin şoförüydü Orhan. Bir minik köpek de en yakın arkadaşı; 'Kısmet'.hsdfjdjfjsd

Ayşe'nin karanlık günleri. İkinci Şube'den ziyaretçileri var. Doğan Tamer ve Osman Han, soygun hakkında konuşmak için gelmişler. "Adamları hatırlayabiliyor musunuz? Görseniz tanıyabilir misiniz" sorularını "Görebilseydim, evet" diye yanıtlar. "Hele arabayı kullananı unutmama imkân yok." Bir ordunun içinde bile tanıyabilirmiş. "Suratı keçe gibi bir sakalla kaplıydı. Yılan bakışlı gözlerinden melanet saçılıyordu." (Birkaç gün sonra o 'keçe gibi bir sakalla kaplı surat, melanet saçan yılan bakışlı gözler' çok önemli olacaktır yaşamında). Emniyet, gözlerinin açılması ile yakından ilgili. Verdikleri evrakla 'Körlere Yardım Derneği'ne müracaat etmesini isterler! "Gerekeni yapacaklar müsterih olabilirsiniz." Kuzu, kurda emanet. Çok müsterihiz gerçekten! Ziya Bey, soygunun tek görgü şahidi için 'gerekeni' yapacaktır! Ama ortadan kaldırmak için.

Yılbaşı gecesi tekrar karşılaşır iki genç. Körlük ve dikkatsizlik! İlki hatırlanmaz bile. Gözleri ile ilgili konuşmalar nedeniyle kaçmış, ölmek istiyordu Ayşe. Orhan'ın ani freni buna engel olur. Hafif bir yağmur başlamış. Radyoda 'Sensiz Saadet'. Ceketini verip arabaya alır genç kızı. Gözyaşlarını, 'bir gönül hikâyesi' zanneder. Nedense kendisini Ahmet olarak tanıtıyor. "Benim de hayatımda sana söyleyemeyeceğim çok şey var." Yeni yılın başlayan ilk günü yalnız ikisi. "Bir gün yeniden dünyaya umutla bakabileceğimi sanmıyordum." Sevmek için birbirlerini beklemişler sanki bunca zaman. "Körüm, fakirim, kimsesizim" diyor Ayşe. Oysa asıl merhamete muhtaç olan Ahmet'ti. "O küçük köpekten başka kimsem yok. Yapayalnızım." İki kişi olunca acılara katlanmak daha kolay. "Tanrı, seni bana yazmış. Bırakmam seni" ve "Tanrı beni sana yazmış. Karşı koyamazsın buna" diyeceklerdir.

Her gün beraberler. Artık 'görememek' eskisi kadar sorun değil. "Biliyor musun, bazen seni dinlerken gözlerimin açılmasını hiç istemediğim bile oluyor... Kör olmaya razıyım ama sensiz kalamam, yaşayamam." Kapının vuruluş şekli bile Ahmet'i tanıması için yeterli. "İnsan benim gibi karanlıkta bekleyince gelenin kim olduğunu biliyor."

Ziya'dan zorla aldığı ameliyat parası, delikanlının 'zengin dayısındanmış'! Asıl sorun, gözler açıldıktan sonra başlar. Ayşe, kör olmasına neden olan 'haydudu' tanımış! Orhan hem çete ile mücadele etmek hem genç kızı korumak hem de polisten kaçmak zorunda şimdi. Tüm kavgaların para için olduğu günümüzden bakınca sevgi için, bir çift göz için yapılan bunca özveri çok şaşırtıcı.

Filmin sonunda "Kimse ayıramaz beni senden. 100 sene de olsa seni bekleyeceğim" diyordu Ayşe.

İnsanlar Yaşadıkça'daki melodiler.

'Sensiz Saadet' (Yaşar Güvenir) (Farfisa org, piyano, obua, keman, gitar ve flüt ile enstrümantal olarak) 10 sahnede (Yılbaşı sabahı deniz kenarında; Çifte merdivenli evde "Affet, bırakıp gidemedim" derken; Ağaçlık yerde çiçek verirken; Kayıkla, Boğaz gezisinde; Peri Padişahı'nın adasında; Ameliyat parasını yatırdığını söylerken; Ayşe'nin gözleri açılırken; Mektubu okurken; Orhan'ın Ahmet olduğunu anladığında; Yaralı delikanlıyı adada bulduğunda).

'Vivre Pour Vivre'deki (1967) (Francis Lai) 'Théme de Catherine' 5 sahnede (Orhan, hapisten çıkarken; Eski mahallesindeki harap eve bakarken; Ayşe "Neden her yer böyle karanlık? Neredeyim ben" diyerek kendine gelirken; Karakolda Ahmet'le konuşurken; Çekiç seslerinden Gani Baba'yı tanıdığında). 'Vivre Pour Vivre' 3 sahnede (Orhan, eski patronu ile konuşurken; İkinci Şube polisleri Doğan Tamer ve Osman Han soygun hakkında konuşmak için geldiklerinde; Orhan, Kısmet'e yemek verirken). 'Théme de Candice' 2 sahnede (Yılbaşı gecesi, Ayşe, sokaklarda koşarken; Ahmet'e "Katil, vicdansız" diye bağırırken).

'Booker T & The MGs'in "Doin' Our Thing" albümündeki (Şubat, 1968) "Let's Go Get Stoned" (1965) (Nickolas Ashford / Valerie Simpson / Josephine Armistead) Ziya, soygun planını anlatırken.

Jimmy Smith'in 'Monster' uzunçalarındaki (1965) 'St. James Infirmary' (Joe Primrose) Ayşe, Ziya'yı kayıkla adaya götürürken.

Jimmy Smith'in 'All Day Long' 45'liğindeki (1957) 'All Day Long' (Kenny Burrell) 9 sahnede (Ziya Bey "Hamdiciğim, al sana 180 bin daha" derken; Zeki ve Hacı soygun için Han'a geldiklerinde; Ziya Bey "Demek soygunun tek görgü şahidi sizsiniz" derken; Ahmet ve Ayşe, Ayvansaray'daki kalafat yerine giderken; Hastaneye geldiklerinde; Doktor Adnan Uygun, Ayşe'yi muayene ederken; Ahmet, hastane bahçesinde Rezzan ve hemşireyi konuşurken görünce; Ayşe, ameliyat sonrası hastaneden çıkarken; Karakol önünde Ziya ile karşılaştığında).hadhddj

Jimmy Smith'in 'Cat: The Incredible Jimmy Smith' 33'lüğündeki (Nisan, 1964) 'Theme From Joy House' (1964) (Lalo Schifrin) 5 sahnede (Orhan, araba ile Zeki, Hacı ve Rezzan'ı almaya geldiğinde; Hamdi Bey, matkapla öldürülürken; Hacı, dinamit fitilini sigarası ile yakarken; Ayşe ve Ahmet'e iki el ateş ederken; Ahmet, Ayşe'yi bayıltıp kaçırırken). 'The Carpetbaggers' (1961) (Elmer Bernstein / Roy Colcord) 5 sahnede (Ziya " Ne o Hamdi Bey, çıkmıyor musunuz siz" derken; Aynur Aydan, Ayşe'ye "Ben de mesaiye kalıyorum. Çıkmaktan vazgeçtim. Bana da iki sandviçle bir ayran alır mısın" derken; Orhan, araba ile Ayşe'nin üzerine su sıçrattığında; "Para lazım bana" diyerek Ziya'nın odasına daldığında; Zeki ve Hacı, Ahmet'i yaraladıklarında).

The Ventures'ın "Walk, Don't Run Vol. 2" albümündeki (1964) 'Peach Fuzz' (Don Wilson / Bob Bogie / Nokie Edwards / Mel Taylor) Yılbaşı eğlencesindeki ilk melodi.

'Dead Ringer'daki (1964) (André Previn) "Maggie's Murder" Ziya, ustura ile Hacı'nın kolunu yaralarken.

'In the Heat of the Night'daki (1967) (Quincy Jones) 'Shag Bag, Hounds & Harvey' 5 sahnede (Rezzan, tabanca ile Orhan'ı tehdit ederken; Geri manevraya zorlanan Orhan, araba ile Ayşe'ye çarptığında; Ziya'yı almaya giderlerken; Ahmet, polisten kaçarken; Ziya ile kavga ederken). 'Peep-Freak Patrol Car' (Alan Bergman / Marilyn Bergman / Quincy Jones) 2 sahnede (Ziya, ustura ile tıraş olurken; Ahmet, Eren Han yakınlarında, Ayşe'ye "Bu sokakta mı çalışıyorsun sen" derken).

'Sensiz Saadet'i Gönül Yazar'ın sesiyle 3 kez (Jenerikte; Yılbaşı gecesi; Filmin sonunda) dinliyoruz; "Sensiz saadet neymiş//Tatmadım bilemem ki//Anlımın yazısıydın//Ne yapsam silemem ki//**//Seni uzaktan sevmek//Aşkların en güzeli//Alıştım hasretine//Ne yapsam silemem ki." Ses Sanatçılar Ansiklopedisi'ne (1970) göre şarkının güftesi, 'Hafta Sonu' gazetesinin tertiplediği 'Altın Güfte Yarışması'nda (1968)  birinci seçilmiş. Ancak bu tartışmalı. Bir başka kaynakta Gül Yuva'nın 'Biricik Dünyam Sensin' ile birinci; M. Nadir Karabıyık'ın 'Unuttum' ile ikinci olduğu yazılı. Özcan Korkut'un bestelediği bu eserleri (filmdekine benzer bir araba kazasında yitirdiğimiz) Sevim Tanürek, Pathe şirketine plak yapmış (Ağustos, 1968).

'Theme From Joy House', Alain Delon'lu 'Les Félins'in fon müziği.

Şişko'nun Meyhanesi'nde, laternadan sirtaki müziği dinliyoruz. Bir sarhoş, alnındaki içki bardağı ile dans ediyordu. Bir diğer müşteri de Emin Saygılı.

Aynur Akarsu, Aynur Aydan, Gülten Ceylan. Her filmlerinde başrol kadar güzel, başarılı ve senaryonun akıp gitmesini sağlayan sanatçılar. Yılbaşı eğlencesinde, Orhan Çoban'ı hem de garson olmadığı bir rolde görüyoruz! Senaryodaki küçük hata: Gülten Ceylan, Ayşe'nin terzihaneden arkadaşı. Elbisesine 'parlak taşlı bir toka' önerir. Ama eğlentide tanımıyor, kör olduğunu bilmiyor gibiydi.

Sema Özcan, buradaki bazı giysileri başka filmlerde de kullanmış. İlk ve sonraki birkaç sahnedeki enlemesine çizgili bluzu 'Ağlayan Bir Ömür'de (1968) Vedat-Ekrem Bora ile Hülya-Esen Püsküllü hakkında konuşurken; Sondaki mantoyu 'Sevmek Zamanı'nda (1965) balkon penceresinden içeri bakarken giyiyordu.

Terzihane ve 'Körlere Yardım Derneği'nin olduğu Eren Han, Beyoğlu'ndaymış. Asansörlü bir bina. Tam adresi İstiklal Caddesi, Ağa Camii arkası, Mahyacı Sokak, No. 14. Film şirketleri var burada. Birinci katta BE-YA (tel. 49 38 49) ve Mualla Özbek'e ait Efes Film. Memduh Ün'e ait Uğur Film, üçüncü katta (tel. 44 01 38 - 49 48 83). Venüs Film ve Turgut Demirağ'ın Ant Film'i de Eren Han'da.

Derneğin muhasebecisi Hamdi Bey-Selahattin İçsel, 1960'daki 'Ölüm Peşimizde' filminde bir mutemedi (İhsan) oynamış ve Memduh Ün'ün canlandırdığı Hüsnü'nün bir soygun planı ile bu filmdeki kadar feci bir şekilde olmasa da, hayatını kaybetmişti. Sefertaslı öğle yemeği ve cam sürahiyi, boş olduğunu anlamamız için bardağın üstüne dikmesi harika.

O günlerde, Milliyet Gazetesi ve 'Altı Nokta Körleri Eğitme ve Kalkındırma Derneği', benzer bir kampanya düzenlemişti. 5 Aralık 1068'de başlayıp 15 Ocak 1969, Çarşamba günü sona ermiş. Toplanan bir milyon lira ile görme özürlüler için Emirgan sırtlarında bir okul yapılacaktır.

Ziya Bey 'ustura uzmanı'. Sakal tıraşı olduğu sahnenin dışında, Orhan'ın yüzünde ve Hacı'nın kolunda gösteriyor yeteneğini. Mektup açacağı ile tırnağını temizlemekte de çok iyi! Bencilliği üst düzey. Adaya kayıkla giderlerken kürekleri Ayşe'ye çektiriyor. Paltosunun yakasından çiçek eksik etmeyen Rezzan da iki sahnede küçük bir eğe ile manikür yapıp oje sürmekle meşguldü.

Kasanın içinden yapılan soygun çekimleri 'Bire On Vardı'yı (1963) (Yönetmen Memduh Ün) anımsatıyor.

Zeki ve Hacı sabıkalı. İkisinin de 'nal gibi resimleri varmış' polis dosyalarında. Hacı rolündeki Oktay Gürsel, Galatasaray kulübü atletlerinden. 28 Ocak 1942 doğumlu. Çekiç/disk atmada Türkiye şampiyonluğu ve Balkan üçüncülüğü var. Özer Yelçe, "Kupalarla dolu olan odasını bundan böyle sinema afişleri dolduracak. Statlarda duymaya alıştığı alkış seslerini ise artık ancak galalarda duyabilecek" diye yazıyor.

Bazı sahnelerdeki devamlılık hatalı. Ahmet arabayla Ayşe'nin üzerine su sıçrattığında birkaç günlük sakallıydı. Biraz sonra, Ziya Bey'i almaya gittiklerinde ise tıraşlı. Ayrıca karakolda sakallı, polis aracına bindiğinde sinekkaydılı.

Hastaneden çıkan Ayşe, evde Ahmet'in mektubunu bulur. "Bu mektubu okuduğun zaman ben çok uzaklarda olacağım (oysa birkaç metre öteden durumu izliyor). Sakın beni aramaya kalkma. Çok kötü bir adamım ben. İnanamayacağın kadar kötü. Senin gibi bir kıza layık değilim. Bütün yaptıklarım bir oyundan ibaretti. Hiçbir zaman sevmedim seni. Sadece acıdım, o kadar. Beni unutmaya çalış. Bu ikimiz için de en hayırlısı." Bu sırada masanın üzerinde 23 Ocak 1969 tarihli (orta sayfasında Deauville at yarışları, kapakta Antonella Lualdi'nin resmi olan) Hayat Mecmuası var. İtalyan film sanatçısının annesi doğma büyüme İstanbul-Kurtuluş'tanmış. 60'larda "Yıldızların onda dokuzu gibi, Antonella Lualdi de Yeni Lux tuvalet sabunu kullanıyor" şeklindeki ilanlarda görürdük güzel yüzünü. 80'lerin sonunda Yılmaz Güney filmlerine olan yasakların kalkması için imza verenlerden.djfssfgksfgkfg

Rüyalar âlemi İstanbul'un en güzel yeri, sultan sarayları. Kayıkla Boğaz gezisinde Orhan'ın sözleri; "Bir tarafımızda İbrahim Paşa'nın yalısı. Öteki tarafta Lale Bahçeleri. Köşkler, koca imparatorluktan arta kalan bir yığın güzellik sıralanmış denizin kıyısına. Eskiden bu sahillerde Şair Nedim'in şiirlerinden bestelenmiş şarkılar söylenirmiş."

Orhan Gündoğdu/Ahmet'i Abdurrahman Palay; Ayşe'yi Nevin Akkaya; Rezzan'ı Handan Kadıoğlu; Hacı'yı Doğan Bavli; Hamdi'yi Agâh Hün; Timuçin Caymaz 3 kişiyi (Orhan'ın eski patronu, Polis Müdürü Haydar Karaer, Meyhaneci Şişko); Zafer Önen 2 kişiyi (Orhan Çoban, Ayşe'yi ilk muayene eden Doktor); Gani Baba'yı Fikri Çöze seslendirmiş.

Orhan/Ahmet-Cüneyt Arkın; Ayşe-Sema Özcan ve terzihanedeki arkadaşları Nurhan-Aynur Akarsu, Aynur Aydan, Gülten Ceylan; İki merdivenli ev; Ziya-Memduh Ün ve 'usturası'; Sekreter Nazan Hanım; Rezzan-Diclehan Baban; Zeki-Hüseyin Zan; Hacı-Oktay Gürsel; Hamdi-Selahi İçsel; Komiser-Haydar Karaer; Yılbaşı davetlisi-Orhan Çoban; Göz Mütehassısı-Adnan Uygun; Gani Baba; Sivil Polisler Doğan Tamer ve Osman Han; Üsküdar Ceza ve Tevkif Evi; Orhan'ın sokakları arabasız mahallesi; Kapısında koca bir asma kilit olan evi; Eski patronu; Şoför Ahmet ve '34 DH 164' plakalı, 40 model araba; Orhan'ın köpeği 'Kısmet'; Dolmabahçe Camii; Boğaziçi ve martılar; Şişko'nun meyhanesi; Eren Han; Soygunda kullanılan '34 FE 508' plakalı 'zımba gibi' 62 model Ford Galaxie 500; Yılbaşı eğlencesi; Hastanedeki '34 KC 428' plakalı 'vosvos'; Zeki ve Hacı'nın '34 AV 399' plakalı 'şevrolesi'; Orhan'ın saklandığı Azapkapı, Tersane Caddesi, 49 numaradaki ev; Her şey olup bittikten sonra aheste aheste gelen kayıktaki polisler çok güzeldi.

Peri Padişahı'nın adası. "Çocukluğumda karşıki evlerden birinde otururduk. Annemin hoşuna gitmeyecek bir şey yaptığımı hissettiğim zamanlar kaçıp buraya saklanırdım. Kız kardeşimden başka hiç kimse bulamazdı beni." Kaçırır gibi getirdiği bir gün "Yoksa kendini gene hoşa gitmeyecek bir şey yapmış gibi mi hissediyorsun" demişti genç kız.  

Son Yorumlar

Yandex.Metrica