"Sen, Peşinde Sürüyle Züppenin Pervane Olduğu Bir Zengin Kızısın Gül. Bense Şoförün Biri"  posteri

'34 AK 084' plakalı kamyon ve Ayhan Işık... 27 Nisan 1966, Çarşamba günü Sirkeci Garı'ndaki çekimler bitmiş. Sıra 'elde sten makineli tüfek',  köprüden kamyona atlama sahnesinde. Türker İnanoğlu'nun, 'Bay Sinema'da (Birinci baskı- 2004) (Doğan Kitap -Giovanni Scognamillo) söyledikleri (sf. 98 - 99); "Ayhan'ın, Cankurtaran Köprüsü'nden atlayıp alttan geçen bir kamyona düşmesi gerekiyor. Her türlü önlemin alınmasına rağmen ters bir durum oldu. Ayhan Işık, kamyona düşerken ayağını kırdı ve aylarca setlerden uzak kaldı." Oysa sanatçının, kaza sonrasındaki bir söyleşide anlattıkları biraz değişik. "Filmi bir an önce tamamlamak için gayret ediyorduk... Belki bir tedbir düşünülebilirdi. Ama o an bunu düşünecek vaktimiz yoktu. Köprünün üzerinden, prova mahiyetinde aşağıdaki kamyona baktım, üç metre kadar bir yükseklik tahmin ettim. Gözüm kesti. Bu yükseklikten kamyona atlayabilirdim. Hâlbuki ben atlarken kamyon da hareket halinde olacak ve hareket halindeki iki kuvvet çarpışacaktı. Biz bu noktayı unutmuştuk." Sonuçta sol ayağı 4 yerden kırılır! Sahnenin çekimi Erol Taş'ın Cankurtaran'daki kahvesinden yapılmış.

Boyundan büyük işe kalkışıp, fabrikatör kızıyla evlenen şoförün başına gelenler.

İlkbaharda çekilen 'Vur Emri', 22 Ağustos 1966, Pazartesi günü, Şan Sineması'nda gösterime girmiş. 79 dakika sürüyor. Jenerikte, Faik Coşkun'un soyadı 'Çoşkun'; Abdullah Ferah'ın adı ise 'Aptullah'. Üstelik bu son sanatçı filmde yok!

Film 'kurbağalar' hakkında bilgilenmemizle başlıyor. "Biri ölürse eşi de ölürmüş. Tıpkı Leyla ve Mecnun gibi." Nedenini Ali söylüyor; "Belki eşinin meziyetlerini başkalarında bulamıyordur da ondan."

Delikanlı, Arı 'Bisküi'de afili bir şoför. 60'ların 'fakir ve mağrur'larından. Ters görünüşlü ama altın gibi kalbi var. "Bazı insanlar talihsizlikle doğarlar. Ben de Onlardanım. Küçük yaşımda öksüz kaldım. Herkesin oyunla, eğlenceyle geçen çocukluğu bende çıraklık yaparak,  bir lokma ekmek peşinde geçti. Yeni elbise giydiğim tek bayram hatırlamam. Deliksiz tek pabuç görmedi çocuk ayaklarım. Ama yılmadım. Şanssızlıklarıma inatla karşı koydum" diye anlatacaktır kendisini. Nasıl olmuşsa (filmde adı söylenmeyen) fabrikatör Feridun Çölgeçen'in kızını sevmiş. 'Zil zurna âşık'. Kurbağalar gibi, O da bir kez seven insanlardan. Gül'e bir şey olursa hayat zindan olurmuş. Hastalık ve ölüm uzak olsun ama aralarındaki fark rahatsız ediyor delikanlıyı. "Sensizliği düşünemiyorum. Ölmeyip ayrılsak bile zor yaşarım" dese de sanki ayrılacaklarmış gibi bir his var içinde. Nedeni ise; "Bana göre değilsin de ondan. Sen peşinde sürüyle züppenin pervane olduğu bir zengin kızısın. Bense şoförün biri. İkimiz de aşktan kavrulup gitsek (bile) senin o burnu Kaf Dağı'nda dolaşan çevren yok mu, eninde sonunda bir kulpunu bulup ayırırlar bizi." Amacı sevdiğini ağlatmak değil, hakikate alıştırmak! "Baban 'ya o şoför parçası ya da kapı dışarı olmayı tercih et' derse?" (İlk anda iki seçenekli izlenimi veren bu cümle aslında tek seçenekli)! Hiç düşünmeden kendisinin seçileceğini bile bile söylüyor bunları. "Benim fakir odam senin yaşadığın köşke kümes olmaz." Oysa Gül her şeye razı. "Senin koltuğunun altında yaşamayı saraylara değişmem Ali. Senin sofranda yiyeceğim soğan ekmek, en nefis ziyafetlerden daha lezzetlidir."gsdgdgsg

Tanışmaları, 'bir pavyon dönüşü, kavgayla'! "Babamın müdürü çok sarhoştu. Aşk dolu iltifatlar savururken senin yüzün öfkeden renkten renge giriyordu. Hele Turgut beni öpmeye kalkınca ani bir frenle durup sonra da 'öpüşecekseniz arabadan başka yerde öpüşün. Ben şey değilim' diye azarlamıştın. Turgut öfkelenince de öyle çatmıştın ki kaşlarını, O, korkuyla sinerken ben de ilk defa 'işte tam sevilecek erkek' diye geçirmiştim aklımdan." 'Fabrika müdürünü azarlayan fabrika şoförü' de çok kızmış Gül'e! "Ne dayak düşkünü kız" diye düşünmüş! Kendisi için "Geçimsiz herifin biriyim" diyecek kadar da dürüst.

Turgut Bey olacak 'sinamekiye' o gün bu gündür ifrit oluyormuş. ("O da seni çok seviyor ya" diye takılır Gül).

Âşıkların beraberliğindeki tek engel 'yoksulluk' değil. Turgut, Ali'yi kıskanıyor. Her fırsatta Feridun Çölgeçen'e 'fitleyip, sepetlemek istemesinden' belli. Mevki sahibi, koskoca müdür! Gittiği her yerde kral gibi itibarı var. "Sonra da basit bir şoför bozuntusu kalkıp kendisine rakip olunca ayazda kalmış karanfile dönüyor tabii." Allah yazdıysa bozsun ama yine de büyük laf etmemeli! "Bakarsın sonunda bir süpürge tohumu gibi ekilirim sen de O'nunla evlenirsin" korkusu içinde kahramanımız.

Turgut, 'tavuk-kaz hesabı yapan' yağcının biri. İkinci karşılaşmamızda Feridun Çölgeçen'in evinde nezaketten kırılıp dökülmekteydi. "Harika beyefendiciğim, harika! Dâhiyane bir fikir sarf ettiniz. (Fabrikatörün sigarasını yakıp tütün tablası getiriyor). Evet, bendeniz de az önce buyurmuş olduğunuz gibi vazifemi rakipsiz bir şekilde idare ediyorum. Bunda zatıâlinizin manevi hissesi pek büyük." Beyefendiciği(!) de "Fabrikalarıma çok müdür aldım, yanımda çok insan çalıştırdım. Ama senin gibi anlayışlısına rastlamadım" düşüncesindeydi. "Teveccühünüz beyefendi, teveccühünüz! Bana öyle hisler ilham ediyorsunuz ki nazarınızda müdür dahi olsam sadece memurunuz değil öz evladınız gibi olmak istiyorum." İstemesine lüzum yok. Öz evladı gibiymiş fabrikatörün. "Zamanı gelince bazı düşüncelerim var ki sanırım pek memnun olacaksın." Benzer bir şeyi fabrikada tekrarlayacaktır; "Senin için bazı tasavvurlarım var."

Yalnız kaldıklarında, karısı (filmde adı yok) Behice İmer'e 'kendisine damat etmek istediğini' söylüyor. Gül'ün fikri de önemli değil. "Benim gibi, emrinde yüzlerce insana boyun eğdiren bir babaya itiraz ha? Bu evde benim sözüm geçer (bunu başka bir sahnede bir daha söyleyecektir)." Kızı "Emredersiniz babacığım, elbette" diyebilirmiş ancak! Oysa aldığı yanıt farklı. "Bu isteğiniz, hayatımı karartacak bir şey. Ben ölürüm, gene de Turgut'la evlenmem."

'Çetesiyle' beraberken, parmak ısırtan bir değişim içindeydi Müdür Bey! "Gül'e sahip olup herifin damadı oldum mu ben de siz de sülaleniz de bir eli yağda bir eli balda lort gibi yaşarız" diyor sevgilisi Mine Soley ve adamları Mustafa-Mustafa Dağhan, Necip-Necip Tekçe'ye. Kızı tavlaması için de ilkin o Ali namussuzunun ayağına karpuz kabuğu koymak lazımmış. Değil mi ki Turgut'a posta koydu Çin Maçin'e gitse ellerinden kurtulamazmış. Öyle bir silkeleyecekler ki sillenin nereden geldiğini anlayamayacakmış kahramanımız. Ama bunu öyle kör kör parmağım gözüne değil kafa kullanarak yapacaklarmış, kafa.

Ali'nin ayrılıktan söz etmesi genç kızı çok üzüyor. Çocukken kötü bir laf etti mi, annesi biber sürermiş ağzına. Delikanlı böyle konuşmaya devam ederse O da aynı şeyi yapacakmış. "Dudaklarım emrinizde küçükhanım. Sizden geldikten sonra biber de kabulüm zehir de."

Onlar böyle cilveleşirken Turgut 'fitlemeye', Ali'nin suyu ısınmaya devam ediyordu! Fabrikatörü baba gibi seviyor, kızı için söylenenler bizimkine de dokunuyormuş! Sonunda Feridun Çölgeçen'i azdırır; "Benim kızım bir şoförle ha?"

Ali kovulur ama kahvede bunu "İşe resti çektim" diye anlatıyor. Böylesine gururlu.

İş bununla bitmez. Turgut, parmağına dolamış bir kere. Adamlarıyla yolunu keser Ali'nin. Mustafa, Necip'in, çakısıyla yaralanınca da suç Ali'nin üstünde kalır. Karakolda, bozacının şahidi şıracı gibiydiler. Mağdur Mustafa, tanıkları Turgut ve Necip!

Mahkemede, oy birliği ile 'Ceza Kanunu'nun 325. maddesi, A bendi gereğince 7 ay 15 gün hapis kararı' çıkar.

Fabrikatöre fırsat çıkmış. Gül'e verip veriştiriyor. "Tabii! İte köpeğe, kanlı bıçaklı katillere yüz verirsen sonu böyle çapanoğlu çıkar. Aile şerefimizi iki paralık ettin." Hatta "Bir çarparsam" diyecek kadar sinirlenir. Sonrası aynı terane; "Turgut'la evlenmezsin de o hapishane kuşuna, o katile mi varırsın ha? Ben kimi seçersem O'nunla evlenirsin. Ya benim dediğim olur ya da defolursun."sdgsdgsdg

Aralarında süngülü jandarmalar, demir parmaklıklar. Ali, kendini lekelenmiş hissetse de hep kuyruğu dik tutma çabasında. "Senin gibi kibar ve zengin kızına mahpushanelere gelmek yakışmaz" diyor görüş günü. Ama 'bulunduğu yer cehennem bile olsa' genç kız peşinde. Kim ne derse desin değer verdikleri tek şey, aşkları. "Genciz, bekleyeceğiz." Tahliye sonrası evleniyorlar.

Bir veda mektubu bırakıp evi terk eder Gül; "Babacığım, biliyorum bana kızacaksınız. Size karşı gelmek istemezdim ama Ali ile evlenip bedbaht yaşamayı tercih ettim. Sizden hiçbir şey istemiyorum. Hatta sırtımdaki elbiselerden başka giyecek bir şey dahi almadım. Paranız da köşkünüzde sayın dalkavuğunuz Turgut Bey de sizin olsun."

Feridun Bey köpürmesin de ne yapsın. "Bu kanlı bıçaklı it gözünü perde çekmiş serserinin." Karısının "Gençtir, Bey! Çocuk sayılır. Ne de olsa kızımız" laflarını dinleyecek hali yok. "Müdafaa etme o küstahı bana. Kızım yok benim artık. Bu evin kapısından bir kere defolan bir daha adımını atamaz içeriye." Turgut'un fitnelemesinin ardından da 'mahkeme kararıyla hem evlatlıktan hem de mirasından reddetmeye' kalkışır.

Gençler bir pansiyona yerleşmişler. Turgut, bu kez ev sahiplerini fitliyor. Kovdurur bizimkileri.

Bununla yetinmez. Fabrikanın bekçisi Faik Coşkun'u öldürtür. Yanına da nereden buldularsa Ali'nin mendilini bırakmışlar. Kahramanımız gene suçlanır. Bunu öğrenen Feridun Çölgeçen'in tepkisi "Su testisi suyolunda kırılır" şeklinde.

Mahkemenin kararı; "Türk Ceza Kanunu'nun 450. maddesi, 10. bendi mucibince, temyizi kabil olmak üzere oy birliği ile idam."

Son anda bir tanık çıkar. 'Lisanımünasiple' anlatıyor Komiser Zeki Sezer'e. "Zatıâlinizi tenvire, yani çok önemli bir konuda aydınlatmaya geldim. Onu arz etmek istiyorum ki cinayet hususunda konuşuyorum. Şu fabrika cinayeti. Beyim, ben o cinayetin tek şahidiyim. O gece bir kenarda, fabrikanın bir köşesinde sızmıştım. Bir araba geldi. Biri içerde bekledi. İkisi kapıcıyı 'dan dan' öldürdüler. Sonra kaçtılar... Suçsuz bir adamın idamına içim elvermedi." Evvel Allah koca tekel fabrikasını içse, görüşü şaşmazmış!

Tahliye kararı verildiğinde, bir fırsatını bulan Ali firar etmişti. Gardiyan Kamil Baba'yı yaraladıktan sonra yakalanır. Az bir ceza ile kurtulacakmış. Çetenin yakalanması Gül sayesine.

'Vur Emri'ndeki melodiler.

Mantovani'nin 'Film Encores Volume 1' (1957) albümündeki 'Summertime in Venice' (1954) (Alessandro Icini) 6 sahnede (Jenerik sonrası Gül ve Ali, göl kenarında konuşurlarken; Ali "O Turgut olacak sinamekiye, o gün bu gündür ifrit oluyorum" derken; Gül, hapisteki Ali'nin resmine bakıp düşünürken; Tahliye sonrası, cezaevi önünde karşılaştıklarında; Kiraladıkları pansiyona geldiklerinde; Son sahnede). 'My Foolish Heart' (1949) (Victor Young / Ned Washington) Turgut, Mine Soley'e "O, bir gecelik benim olacak. İntikam için. Sen benim ilelebet başımın belasısın" derken.

Aaron Bell And His Orchestra'nın 'Theme From Peter Gunn Tv Show' uzunçalarındaki (1959) 'Dreamsville' (1958) (Henry Mancini) 2 sahnede (Şoför Ali, arka koltukta Gül'e sarkıntılık eden Turgut'u uyarırken; Çete, arabayla, Arı 'Büsküi'  Fabrikası'na geldiğinde). 'Peter Gunn' (1958) (Henry Mancini) Gül, göl kenarında Ali'yi beklerken. 'Fallout' 3 sahnede (Pencereden "İyi şanslar sevgilim. İnşallah hemen iş bulursun" derken; Ali iş ararken; İş bulamayıp, süklüm püklüm eve döndüğünde).

'Goldfinger'daki (1964) (John Barry) 'Dawn Raid on Fort Knox' 2 sahnede (Necip, çakısını çekmiş. Ali "Dikkat et, nazik bir yerine batmasın" derken; İlk mahkeme sırasında). 'The Death of Goldfinger - End Titles' Ali, Turgut ve adamlarıyla kavga ederken. 'Death of Tilley' (0.36 sonrası) Hapiste volta atarken. 'Teasing the Korean' 4 sahnede (İlk mahkeme kararı sonrasında; Turgut, Gül'e "Eski tekliflerim baki. Cevabını bekliyorum" derken; Feridun Çölgeçen, Turgut'un zoruyla evdeki kasayı açarken; Zeki Sezer, Gül'e "Sizin daimi bir buluşma yeriniz varmış" derken). 'Goldengirl' 2 sahnede (Ali hücresine getirilen yemeği reddedip "Yemeyeceğim, istemiyorum! Suçsuzum ben. Beni dinleyene, bana hak verene kadar yemeyeceğim" derken). "Oddjob's Pressing Engagement" 4 sahnede (Necip, Nubar Terziyan'a "Yaktın beni ama alacağın olsun" derken; İkinci mahkeme sahnesinde beraat kararı okunurken; Polis, metruk köşke geldiğinde; Zeki Sezer "Kanun namına silahınızı atıp çıkın" derken). "Auric's Factory" Ali bileğini kesip intihar girişiminde bulunurken. 'The Arrival of the Bomb and Count Down' Sona doğru Ali, buluşma yerine giderken.sgssgshjh

'Lawrence of Arabia'daki (1962) (Maurice Jarre) 'Overture' 9 sahnede [İlk mahkeme sonrası cezaevi arabasına binerken; Babası, Gül'e "Ya benim dediğim olur ya da gidersin" derken; (1.20 - 1.27 arası) Gül, hapishane kapısında Ali'yi beklerken; İkinci mahkemede idam karar okunurken; Feridun Çölgeçen, kızına "Ta o zaman reddetmişim seni evlatlıktan" derken; Gazete satıcısı "Fabrika cinayetini yazıyor" diye bağırırken; Özdemir Akın, idam haberini okurken; Ali hastaneye götürülürken; Hapisteki kavgada]. 'Continuation of theMiracle' Feridun Çölgeçen, Gül'ün bıraktığı veda mektubunu okurken. "Sun's Anvil" Ali kaçarken. "Arrival at Auda's Camp" 2 sahnede (Köprünün üstünde koşarken; Güvercinler arasında, askerlerden kaçarken).

'Thunderball'daki (1965) (John Barry) 'Electrocution - The Spa' 3 sahnede (Ali hücredeyken; Kamil konuşmaya geldiğinde; İkinci görüş gününde).

Miles Davis'in "Bags' Groove" (1957) 33'lüğündeki 'Oleo' (1954) (Sonny Rollins) Yedi buçuk aylık hapishane görüntüleri sırasında.

"A Midsummer Night's Dream (Düğün Marşı)" (1826) (Felix Mendelssohn) Nikâhta.

'Hyperprism' (1923) (Edgard Varese) 3 sahnede (Polis, Ahmet'i evde bulamayınca; Sirkeci İstasyonu'nda cinayet haberini okurlarken; Ali tutuklandığında).

'Hicazkâr Oyun Havası' Turgut, çilingir sofrasında "Ben birini parmağıma doladım mı, o kimse gitsin kendini denize atsın" derken.

Mantovani'nin 'Continental Encores' (1959) albümündeki 'Autumn Leaves (1945) (Les Feuilles Mortes)' Hapisteki ilk görüş gününde.

'Conniff Meets Butterfiel' albümündeki (1959) 'A Love is Born (Song of the Trumpet)' (Ray Conniff)  İdam kararı sonrası koğuşta "İnsanın kısmeti bağlı olduktan sonra bin kere temyiz etsen ne çıkar. Bana bu iş bitti gibi geliyor" derken.

'Summertime in Venice', David Lean'in yönetmen olduğu 'Summertime (Summer Madness)'ın (1955) fon müziğiydi. İngilizce sözlü (Carl Sigman) hali; "I dream all the winter long//Of mandolins that played our song//The dream is so real, I almost feel your lips on mine."

Ali'nin soyadı 'Akın', karısı Gül'ün 'Oktay', Gardiyan Kamil'in 'Eren', Turgut'un 'Temizkalp'!

Feridun Çölgeçen çok janti! Şövalye yüzük, papyon, ceket cebine mendil, yakasında beyaz karanfil, elinde bazen sigara bazen puro ama daima tespih.

Kahramanımız sepetlenmiş, işine nihayet verilmiş. Mahalledekiler bunu bilmiyor. Kahvedeki dalgınlığı merak konusu. "Nen var be Ali Abi? İstepnesini çaldırmış kamyon şoförü gibi efkâr döküyorsun öyle" diyor arkadaşları. Kovulmasını, "İşe rest çektim" diye anlatır! Artık susturabilirsen sustur milleti. "Niye be? Giyim kuşam, yeme içme bedava, Allah versin." Birisinin "Bırakılır mı öyle şerbet gibi karı" demesine, Ali "Kızı katmayın be"; Bir diğeri "Ağır olun! Gül Abla, evvel Allahın izniyle bakarsın yengemiz olur" diye karşılık verir.  Başka bir arkadaşı iş teklif eder; "Ali Abim gibi şoföre tekmil taksilerin kontak anahtarları alestadır be. Emret benim arabayı çekeyim altına. Ne kazanırsan yarı yarıya. Patron gibi." Oysa birkaç sahne sonra hapisten çıkınca tüm debelenmesine karşın iş bulamayacaktır.

İlk mahkeme çekimleri Tapu Sicil Müdürlüğü'nde yapılmış.

İstanbul Cezaevi'ne girişinde çok düşünceliydi kahramanımız. Mahkûmlardan Ali Seyhan "Valla bize 'geçmiş olsun, tez kurtul'dan başka laf düşmez ama..."; Niyazi Vanlı "Bana kalırsa oğul, burada günler öyle kuru kafaya, tek başına zihin işletmekle geçmez. Dök derdini anlat"; Erdoğan Seren "Mahpushane günlerini gevezelik tüketir" diyor. Yine de kahramanımızın 'kendini korurken Mustafa'yı yaraladığına' inanmazlar. Hakkı Haktan "Hep öyle deriz" diyor. Örneğin bir köşedeki 'meşhur sosyete faresi' Topağacı'nda 73 evi 'harman etmiş'. "Sorarsan, masumdur." Gazetelere 'kadın kasabı' olarak geçen Şakir Dayı da 'hem imam hem belediye nikâhlı karısını' bıçkı makinesinde doğrayıp paket paket Haliç'e postalamış. "O'na sual et, O da 'haklıyım' der."

"Yakışıklılık cihetinden Ali'nin perde artisti gibi bir çocuk" olduğuna tümü hemfikir. Ama anlayamadıkları bir şey var. "Şunun alt tarafı bir şoför adamsın. Milyonerin kızında ne işin var?" Tam bunlar konuşulurken Gül görüşe gelmez mi. Hakkı Haktan "Aşk bu be, öyle kitaba akla fikre uymuyor. Az evvel 'sen şoförsün, milyonerin kızında işin ne' dedik. Arkadan 'küt' koskoca milyoner kızı düştü mahpushaneye" diyor. Görüşe çıkmak istemeyince de 'aferin' alır kahramanımız. "Erkek tabiatlıymışsın. Çünkü sen yaştayken kadına kıza omuz silkmek kolay değil."

Gardiyanlardan biri 'Zehirli Hayat'ın (1967) simitçisi Ahmet Yıldırım.

İlk günlerde 'hapislik kurallarını' öğreniyoruz. Öyle her isteyen volta atamazmış. "Daha yeni geldin. Hafif bir yaralama yapmışsın. Elbette ki bizim gibi ağır suçluların keyfine uyacaksın. Bak, ben katilim. (Hakkı Haktan'ı göstererek) Bu, soyguncular kralı. (Ali Seyhan'ı göstererek) Arkadaş, tek yumrukla adam temizlemiş. Senin nen var güvendiğin? Zengin kızın parasına mı güveniyorsun?" Oysa Ali sadece yumruklarına güveniyordu. Katil Canavar Rıza, ilk dayağını kahramanımızdan yer! Bu durum bir düşmanlık oluşturmuyor. Tahliyesi sırasında herkese gözyaşı döktürecek kadar sevdirir kendisini.

Aylar çabuk geçer, ya seneler? Erdoğan Seren, 30 yıla mahkûm. Dile kolay! "Bakarsın bir af çıkar" diyor Ali, teselli için. Cumhuriyet tarihinde (genel-kısmi) 51 af var. Umarız biri 'Vur Emri'ndeki o harika mahkûmlara denk gelmiştir!

Parmaklıkların ardında yemin eder. "Buradan çıkışımın ilk günü bana bu oyunu oynayanlardan hesap soracağım. Tahliye saatim, intikam saatim olacak." Oysa cezası bitince evlilik, ev, iş arama falan derken intikama vakit bulamıyor! Zaten Gardiyan Kâmil Baba "Bırak kötülerin intikamını Allah alsın oğlum" demişti. Ufak bir hatası var! 'Kötülerin' yerine 'kötülerden' veya 'iyilerin' demeliydi.

Çıkarken, eşyalarını diğer mahkûmlara bırakır. Yatağı, Niyazi Vanlı'ya. Terlik ve ibriği bile kapışılır. Hakkı Haktan da yakında dışarıdaymış. "Senin gibi mert bir yardımcıya ihtiyacım var. Beraber çalışıp milyonları vurabiliriz" diyor. Ali'nin yanıtı muhteşem; "Hapishanede harcamak için mi? Benden paso. Kendine başka ortak ararsın." Ancak kısa bir süre sonra, bu kez idamlık olarak düşecektir oraya.

İlk tahliyede Müdür Selim-Tevfik Soyurgal'a da "Bir daha buraya dönmektense ölmeyi tercih ederim" demişti. Büyük konuşmamalı! Kısmet!

'Sazlı, cazlı, şarkılı, muazzam bir düğün yapamayan' kahramanımız, Gül'e "Nikâhımızın böyle olmasını istemezdim Gönül" diyor.  Hayri Esen belki de aynı günlerde seslendirdiği 'İdam Mahkûmu' (1966) filmindeki Gönül Yazar'la karıştırdı. Çekimler, seslendirme, her şey böylesine hızlı.

Gül için 'bir sürü düğün kalabalığından daha kıymetliymiş Ali'. Hayat müşterek. Zaten evliliğin bir adı da 'can yoldaşlığı' değil mi? Çalışıp yardımcı olmak istiyor. Ama 'mümkün değil'. "Ben kadınım yalnız evde çalışsın isterim."

İş arama süreci 'Aşk Mücadelesi' (1966) filmindeki gibi, ayakkabıların parlaklığını yitirmesi şeklinde. İlk gün eli boş döner. "Ah Alim! 7 ay geçti de bu bir tek gün geçmek bilmedi" diyor Gül. Kuru fasulye pilav yapmış kocasına!

Kamil Baba, milyon sene geçse iyilikleri unutulmaz bir adam. Herkesi, kendisi gibi iyi bilir. 40 yıllık gardiyanlığında adam sarrafı olmuş. Ali de şimdiye kadar gördüğü mahkûmların en efendi olanı. Necip'i konuşturarak kahramanımızın tahliyesini sağlar. "Suçsuz olanlara, bu kapı hatalı da kapansa, eninde sonunda açılır."

Şoförümüz, zor durumlarda bile şakacı. Yemek yemediği için zayıfladığını düşünüyordu Kamil Baba. İdamlık Ali'nin yanıtı; "Fena mı, darağacında sallanmak daha kolay olur." Ziyaretçisi geldiği söylendiğinde de "Azrail mi" diyebiliyor.

"Şerefli bir erkek istenmediğini bilir" diyen genç kıza "Olgun bir erkek de almak istediğini bilir" karşılığını veriyor Turgut. 3-5 kuruş için böyle karmaşık işlere kalkışacağına (adı söylenmeyen) sevgilisi Mine Soley'le ilgilenseydi belki daha iyi olurdu! Pederinden kalma 'metruk köşk' için Hafize Hanım'ın Yeniköy'deki villası kullanılmış. Kişiliği ne denli kötü olsa da işinde başarılı! Fabrikada idareyi ele aldıktan sonra her şey muntazam olarak sürmüş. "Yeni mallarımız daha kaliteli çıktığı gibi fiyatlar da daha ucuza mal oluyor. (Cümledeki, 'fiyatlar da' anlamı bozmuş). "Hakikaten lokum gibi ağızda dağılıyor."dfdjdj

Adamları ile yolunu kestiğinde Ali ilgilenmez Onlarla; "Sizinle konuşmak için eşek dilinden anlamak lazım." Turgut "Şimdi eşek sudan gelinceye kadar dayak yiyince de öğrenmiş olursun" diye üste çıkmaya çalışıyor. Hemen alır yanıtı; "Demek sen yiye yiye öğrendin."

'Aşk denilen şey' için düşünceleri de ilginç. Canım cicim laflarıyla gelir, ucu paraya dayanırmış. "Para olmayınca da sevgi suyunu çeker." Bunları söylediği sahnede sevgilisi Mine Soley'e iki tokat atması çok eğitici!

Necip tutuklandığında "Telaşlanma Reis! Ağzı sıkıdır, konuşmaz" diyen Mustafa'ya verip veriştirir; "O'nun kuş beyni, o kurt emniyet müfettişlerinin aklı karşısında pes eder be! Polis, O'nun gibisinin ağzından laf almasını çok iyi bilir."

Başlardaki yağcılığın karşılığı olarak kasasını boşaltır fabrikatörün. 'Ayrılık tazminatı'ymış.

Yeni evlilerin kaldığı 24 numaralı pansiyon, 'Son Hatıra'da (1968) Ayşe-Nilüfer Koçyiğit'in de eviydi. Sahipleri Haygonoş ve Artin Badik. Buraya daha önce böyle güzel bir hanım ve yakışıklı erkek gelmemiş! Odaları tam balayı için. "Manzara deseniz ressam tablosu gibidir. Bülbül sesi vardır. Tabiat deseniz şahane. İnşallah kumrular gibi sevişirsiniz." Turgut'dan Ali'nin hapisliğini, kendilerini 'Macar Salamı gibi' dilim dilim doğrayacağını öğrendiklerinde karı kocada şafak atar. Pansiyonu boşaltmalarını zor bela söyledikleri sahne çok komik.

Silvana Panpani, mahkeme sahnelerindeki değişmez izleyici.

Ali'yi Hayri Esen; Gül'ü Jeyan Mahfi Ayral; Turgut'u Erdoğan Esenboğa; Kamil'i Rıza Tüzün; Feridun Çölgeçen'i Muhip Arcıman; Mustafa ve Mehmet Büyükgüngör'ü Mustafa Dağhan; Zeki Sezer'i Zafer Önen; Cezaevi müdürü Selim'i Vala Önengüt seslendirmiş.

Ali-Ayhan Işık; Gül-Filiz Akın; Turgut-Turgut Özatay; Gardiyan Kamil Baba-Nubar Terziyan; Gül'ün babası-Feridun Çölgeçen; Annesi-Behice İmer; Turgut'un adamları Necip-Necip Tekçe ve Mustafa-Mustafa Dağhan; Sevgilisi-Mine Soley; Fabrika bekçisi-Faik Coşkun; Mahkûmlar Ali Seyhan, Niyazi Vanlı, Hakkı Haktan; Savcı-Mehmet Büyükgüngör; Mahkemedeki Murat Deniz-Memduh Alpar; Cinayet tanığı-Özdemir Akın; Pansiyon sahibesi Hayganoş Badik-Nevzat Okçugil ve kocası Artin Badik-Zeki Alpan; Sivil polis-Giray Alpan; Cezaevi Müdürü Selim-Tevfik Soyurgal; Arı 'Bisküi' Fabrikası; Mahkeme sahneleri; '34 AR 244' plakalı cezaevi arabası; Çeteye ait '34 AH 892' plakalı otomobil (90'larda Ramazan Adnan Hepgül'ün olacaktır); Erol Taş'ın Cankurtaran'daki kahvesi; Köprü; Sirkeci Garı çok güzel.

Ali başlarda çok cesur; "Ben kendi payıma ölümü bile kahkahalarla karşılayabilirim. Fakat senin gibi tek kötü gün görmemiş bir çiçeği şanssızlığıma ortak edemem Gül... Tek başıma olsam vız gelir ölüm." Ama 7 buçuk aya mahkûm olduğu kararı dinlerken neredeyse bayılıyordu. İdamla yargılanması da çığlık çığlığa.

Türker İnanoğlu 'eli çabuk rejisör' olarak bilinir. "Ancak bu çabuklukla 'Vur Emri' bir çeşit 'Kır Emri' olmuş." Doktorlar, 45 gün evden çıkmamasını söylemişler Ayhan Işık'a. "Bir buçuk ayda 4 film çevirebilirdim" diyor sanatçı. Zararı 150 bin! "Kurtulduğum ve kurtulamadığım kazaların her birinde Türk Sineması'nın imkânsızlıklarını, cehaletini, insan kıymeti bilmezliğini görmek mümkün... Bu kaza bana ve Türk Sineması'na bir ders olsun." İyileşip 'Kanun Benim'le tekrar kamera karşısına geçmesi 105 gün sonra!

Son Yorumlar

Yandex.Metrica