Kiarostami Masterclassı Ayakta İzlendi posteri

51. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında bu yıl ilk kez gerçekleştirilen Antalya Film Forum'un (AFF) konuğu, dünyaca ünlü İranlı yönetmen Abbas Kiarostami'ydi. Su Otel'deki Ustalık Sınıfı'nı (masterclass) dinlemek için sinemaseverler akın etti, pek çok kişi Kiarostami'yi saatlerce ayakta dinledi. Usta yönetmen de teşekkür ederek şöyle dedi:

"Ben sizleri çok sevdim. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum. Ve festivale teşekkür ediyorum. Benim için en önemlisi masterclass'ta insanların ayakta olması ve heyecanla izlemesi. Ben ideolog değilim. Bizim esas işimiz görsel olarak sinema yaratmak ve öncelikli olarak karşı tarafın görüşlerini almak. Bizler felsefi olarak bir düşüncenin propagandistleri değiliz. Bu yüzden bir film izledikten sonra yönetmen ile karşılaşmayı umut ederdim. Ardından çoğu zaman keşke yönetmeni tanımasaydım dediğim zamanlar oldu. Umarım bu filmi izledikten sonra sizin için de aynı düşünce geçerli olmaz"

FIPRESCI Başkanı, sinema yazarı Alin Taşçıyan'ın moderatörlüğündeki Ustalık Sınıfı, "Roads of Kiarostami" kısa filminin gösterimiyle başladı. Filmlerinde her zaman yer bulan 'yol' teması için Kiarostami, şunları söyledi:

"Aslında yaşarken çoğu zaman hedefi belirlemeden yaşarız. Bu hedef bizim seçtiğimiz hedef mi yoksa başkalarının bize seçtiği hedef mi? Daha sonra bunun üzerine düşünmeye başladım. Kimse aslında o yolu idame ettireceğini tahmin edemez. Bu filmde 8. yüzyılda yaşamış İran'lı arifin çok güzel bir sözü var. 'Yol ilk olarak insanın itirafıdır ve hatta ondan geçtiği bir itirafıdır. Çoğu zaman da o itirafa geri döner'  Aynı zamanda bu film benim için şunu itiraf ediyor. Bu film, benim geri döndüğüm itirafımın kanıtıdır. Biz aslında yolun içindeyiz. Biz seçtiğimiz bir yoldayız ancak bunu itiraf edebiliriz. Farkındaysanız benim filmlerin taşrada doğayla iç içe insanlarla geçer"

Son dönemde İran dışında başka ülkelerde de film yapan Kiarostami'nin bununla ilgili yorumu ise şu şekilde oldu:

"Benim için her film yeni bir tecrübedir. İran'da film yapmanın zorlu yanları var evet ama İran dışında film yapmanın daha fazla zorlukları var. Ben özellikle şunu tecrübe etmek istedim filmlerimle; dilini, kültürünü bilmediğim insanlarla çalışıp dünyadaki diğer insanlara hiçbir sorun yaşamadan filmlerimi aktarabilir miyim? Gördüm ki dünyanın her yerindeki insanlar aynı duygu ve çelişkilerle yaşıyor.

Benim pasaportumda İran kimliği olabilir ama bir sinemacı ve sanatçı olarak bu sınırda ve noktada kalamam. Aksi takdirde ilişki yaşanamaz. Kimlik ve sınırlar önemli olsaydı burada bu konuları konuşamazdık.  Mesela Japon kültürü ilk olarak beni çok korkuttu; çok incelikleri vardı. İlk öğrettikleri husus; ayakkabı ile evlerine girmememdi. Aslında bunun dışında hiç bir tezat durumla karşılaşmadım. Sevinçlerimiz, dertlerimiz hep aynı"

Usta yönetmen bunun ardındansa yeni filminin Çin'de geçeceği bilgisini paylaştı. Çinliler'den ne kadar farklıyız, sorusunun cevabını merak ettiğini belirten yönetmen, kendine göre hiçbir fark olmadığını da ekledi.

Sinemacılara cezaların dahi verildiği İran örneği üzerinden ve Türkiye'yi de katarak sinemada sansür meselesi üzerine bir soru yöneltilen usta yönetmen, şunları söyledi:

"Benim filmim sansüre uğramadı, sadece gösterilmedi. Benim filmlerim sansür uygulanacak türden filmler değildi. Ben şu tarz yönetmenlerden değilim; filmi makaslanıp bölünüp bazı yerleri çıkarılıp sonra bunun edebiyatını yaparak ünlenen yönetmenlerden değilim. Yönetmenler zeki ve akıllı olmalı ki sansür varsa ona uygun olarak en güzel şekilde oradan geçecek şekilde başarabilsinler.

Eğer böyle bir film yapıyorsanız ve otoritenin güçlü olduğu için sansür alacağını göze alıyorsanız 'ben bir film yapacağım, sizin diktatör olacağınızı söyleyeceğim ve siz bunu yayınlayacaksınız' diyorsanız bu durumda onlar mı otorite, siz mi iktidarsınız? Siz zorla bir şey yapıyorsunuz aslında.

Ben kendi ülkemdeki tecrübeden bahsetmek istiyorum. Bizim ülkemizde en kötü filmleri yapan yönetmenler, sırf iktidar karşıtı kelimeleri kullanarak en iyi filmleri yaptıklarını söylediler ve o filmler dünyaya geldi. Ama bu filmler İran sinemasına en kötü etkiyi yapan filmler oldu. Çünkü yanlış anlaşılmaya sebep oldular. Bu aynı zamanda genç sinemacılarda da yanlış bir algı oluşturuyor. Ben 18 yıl filmlerimi İran'da gösteremedim. Ben kendi gerçek yolumu seçtim.

Bir film yapıyorsunuz 35 mm kutularında kapalı kalıyor. Filmin insanlara ulaşmasının yöntemlerini aramak lazım. İyi filmlerin içinde hayat ve umut vardır. Sansür de olsa başka engeller de olsa mutlaka o kutudan çıkar ve seyirciye ulaşır"

ABBAS KIAROSTAMI

Dünya çapında pek çok yönetmene de ilham kaynağı olan usta yönetmen, "Yakın Plan", "Kirazın Tadı" ve "Rüzgar Bizi Sürükleyecek" gibi filmleriyle tanınıyor. İran'da 50 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği 1990 depremini fona yerleştiren Köker Üçlemesi pek çok Avrupa ülkesinde de gösterime girdi.

Sinemadan önce resim ve grafikle ilgilenen yönetmenin birçok kısa filmi ve belgeseli de bulunuyor. 79' devriminden sonra ülkesini terk etmeyen nadir sanatçılardan olan Kiarostami, kendisi gitmek yerine filmleriyle ününü dünyaya yaydı. Uluslararası arenada kendisinden ilk olarak, yönetmen Muhsin Mahmelbaf olarak tanıtan bir hırsızın gerçek hikayesini anlatan "Yakın Plan" (1990) filmiyle söz ettirdi. Filmden övgüyle söz edenler arasında Quentin Tarantino, Martin Scorsese, Werner Herzog, Jean-Luc Godard ve Nanni Moretti gibi isimler vardı.

Köker Üçlemesi'nin son filmi sayılan "Zeytin Ağaçları Altında" (1995) ise pek rastlanmadık bir şekilde Amerika'daki salonlarda ticari gösterime girdi. 1997'de "Kirazın Tadı" ile Cannes'da Altın Palmiye'yi kucaklayan Kiarostami, 1999'da "Rüzgar Bizi Sürükleyecek" ile de Venedik Film Festivali'nden 4 ödülle döndü.

Filmografisi boyunca yeni anlatım imkanlarını denemekten çekinmeyen yönetmen, "10" filminde Tahran sokaklarında arabasıyla dolaşan bir kadının, arabasına binen 10 yolcuyla diyaloglarına yer verdi. Bunu daha sonra da kendi üzerinde gerçekleştirdi: "10 on Ten" adlı filmde, film yapımı üzerine 10 ders verirken önceki filmlerini çektiği mekanlarda arabayla dolaşırken görüldü. Birleşmiş Milletler Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu'nun talebiyle Ugandalı yetimlere yardım amacıyla Uganda'da "ABC Afrika" adlı belgeseli çekti. Ken Loach ve Ermanno Ormi ile birlikte toplu taşıma araçlarındaki insanlara odaklanan "Tickets" filmini yönetti. 2000'lerle birlikte Kiarostami, farklı kültürlerden hikayelere odaklanmaya başladı. 2010'da Toscana'da çektiği ve başrollerinde Juliette Binoche ile William Shimell'in olduğu "Aslı Gibidir", bunun ilk örneği oldu. Ardındansa Tokyo'da geçen, 2012 yapımı "Sevmek Gibi" geldi. 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica