100 yıllık Türk sineması fuarda posteri

Biz Türk filmi gibiydik. Türk filmi gibi hüzünlü, neşeli, sevecen, öfkeli, taşkın, sessiz... Ellerimizde mahalle bakkalından alınmış sıcak ay çekirdekleri, meyve suları, yazlık sinemaların yolunu tutardık. Her akşam bir film oynardı. Bazen aynı filmi günlerce izlerdik. Ayhan Işık vardı, Türkan Şoray, İzzet Günay, Filiz Akın, Belgin Doruk, Ediz Hun vardı. Kavuşamamak vardı, kahrından ölmek, kan kusmak, bir gecede saçları ağartmak, her şeyden vazgeçmek, durup durup ağlamak vardı, ulaşılamayan zengin kızları, züppe fabrikatör oğulları, söylenmeyen sözler, içtekilerin sızısı, boğazda düğümlenen sızıların yakısı vardı. Üstü açık Chevrolet'lerin geçtiği, şehirlerarası otobüslerin toz kaldırdığı, aynı kızı seven iki gencin birbiriyle yarıştığı, Ediz Hun'un giden Hülya Koçyiğit'in arkasından öylece bakakaldığı, 'selvi boylum al yazmalım'ın üstünden geçtiği yollar... Herkesin hayatında bir şekilde yer etmiş, bir yarasına dokunmuş, burnunun direğini sızlatmış, gülmekten karnını ağrıtmış, hayata farklı gözlerle bakmasını sağlamış bir Türk filmi vardır elbet. Fuat Uzkınay'ın 14 Kasım 1914 günü çektiği 'Ayestefanos'taki Rus Abidesi'nin Yıkılışı' adlı belgesel ile tarihi yolculuğuna başlayan Türk sineması her geçen gün yenilenerek, gençleşerek, çeşitlenerek ve renklenerek devem ediyor yoluna... Oyuncusundan yönetmenine, ışıkçısından kurgucusuna, yapımcısından makyözüne Türk sinemasına emeği geçen herkes bu serüvenin bir parçası...

Bu yıl 100. Yaşını kutladığımız Türk Sineması için senenin başından beri devam eden faaliyetler 33. TÜYAP Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı ile şenleniyor.

EN İYİ FİLM SUSUZ YAZ

Daha önce Kültür Bakanlığı tarafından 100 yılın 100 filmi anketi yapılmış, akademisyenler, meslek birlikleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından belirlenen 300 film internet üzerinden halk oylamasıyla belirlenmişti. Ankette Metin Erksan'ın yönettiği ve Türkiye'ye uluslararası ilk ödülü getiren 'Susuz Yaz en iyi film seçilirken, ikinci sırada Ertem Eğilmez'in yönetmen koltuğuna oturduğu 'Hababam Sınıfı' yer almış ve en sevilen üçüncü film Çağan Irmak'ın yönettiği 'Babam ve Oğlum' olmuştu.

Bu yıl 100. yılını kutlayan Türk sinemasına bir tebrik de spor camiasından gelmiş, Süper Lig'in 6. Haftasında oynanan derbi mücadelesine Galatasaray takımı 'Türk Sineması 100. Yılını Kutluyor' yazan pankart ile çıkmıştı.

33. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı da Türk Sinemasının yüzüncü yılını 'Sinemamızın 100 Yılı' temasıyla selamlıyor. Onur yazarının Atilla Dorsay olduğu fuarda kitapseverler sinemanın uzun yolculuğuna söyleşiler, paneller, müzik dinletileri ve sergilerle tanıklık ediyor. Fuar süresince Sinema teması kapsamında 50 etkinlik düzenlenirken oyuncu, yönetmen ve yazarların katılımıyla Atilla Dorsay'ın sinema eleştirmenliği, yazarlığı ve yaşamı üzerine söyleşiler gerçekleştiriliyor. Ayrıca tasarımını Sadık Karamustafa'nın gerçekleştirdiği 'Renkli Sinemaskop Bir Hayat: Atilla Dorsay' sergisinde Onur Yazarı Atilla Dorsay'ın yaşamı, sinema yolculuğu, çalışmaları ve eserlerinden tadımlık bir seçki de okurları karşılıyor.

AYŞE ŞASA SERGİSİ

Ayrıca ünlü yazar ve senarist Ayşe Şasa, Bir Ruh Macerası sergi ve paneliyle Türk sineması kitap fuarında etkinlikleri kapsamında ele alınıyor. Sevin Okyay ve Sadık Yalsızuçanlar'ın Emine Eroğlu moderatörlüğünde konuşacakları panel 09 Kasım 2014 Pazar günü saat 16.45'te başlayacak. Ayşe Şasa'nın fotoğrafları ve görsel arşivinden oluşan sergi ise bir hafta boyunca görülebilir.

TÜRK FİLMLERİ MÜZİKLERİ

Bir başka sürpriz ise Türk filmleri müzikleri. İstanbul Kitap Fuarı'nda ana temanın sinema olması nedeniyle fuar koridorlarında bu yıl tanıdık melodiler dinleyeceğiz. Fuarı ziyarete gelecek kitap okurları 8 Kasım Cumartesi(yarın), 11 Kasım Salı ve 15 Kasım Cumartesi günleri 'Unutulmaz Türk filmleri Müzikleri' karşılayacağını söyleyelim.

SİNEMANIN DÜNÜ BUGÜNÜ

Peki 100 yıldır topraklarımızda bizi bize anlatan Türk sineması dünden bugüne nasıl bir değişim geçirmiş? Kısaca hatırlamakta fayda var.

Türkiye'de, bilinen ilk film çekiminin Makedonyalı Manakis Kardeşler tarafından gerçekleştirildiği çeşitli tanıklıklarla doğrulanmıştır. Ancak, bir Türk tarafından çekilen ilk film, Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasının hemen sonrasında, 14 Kasım 1914 tarihinde gerçekleşmiştir. Fuat Uzkınay tarafından çekilen 'Ayastefanos Rus Abidesi'nin Yıkılışı' ilk Türk filmi, Fuat Uzkınay da 'İlk Türk Sinemacısı' olarak kabul edilmektedir. İlk konulu film ise Sedat Simavi'nin senaryosunu yazıp yönettiği Pençe ve Casus olarak arşivlerdeki yerini almıştır.

Birinci Dünya Savaşı boyunca Türkiye'de sinema adına sürdürülen çalışmalar, savaş koşulları nedeniyle Ordu Film Dairesi ile yürütülmüş ve daha çok savaşla ilgili, Başkomutanı ya da Padişahı konu alan belgeseller çekilmiştir. Savaş sonrası 1922'den 1939'a kadar uzanan dönemde tiyatro ağırlığının olduğu ve Muhsin Ertuğrul'un öncülük ettiği 'Tiyatrocular Dönemi' olmuştur. Ertuğrul'un ilk filmi 'İstanbul'da Bir Facia-ı Aşk' olurken bu dönemde daha çok edebiyat uyarlaması filmlerin olduğu dikkat çekmektedir. Eleştirilecek yönleri olmakla birlikte onlarca filme imza atan Muhsin Ertuğrul Türk sinema tarihinde iz bırakmış, pek çok oyuncu ve senaristin yetişmesine ön ayak olmuştur.

İkinci Dünya Savaşı'nın sona erdiği 1945 yılından sonra ise film üretimi artmış, film yapımları ekonomik yansımalar sebebiyle belli bir form yakalamıştır. Önemli gişe gelirleri getiren Mısır filmleri, Amerikan macera ve güldürü filmleri ve Türk Sineması'nın kendi köklerinden kaynaklanan edebiyat uyarlamaları ve tarihsel filmler belirli bir sinema anlayışını beraberinde getirmiş, sonraki yıllardaki üretimler bu ana temalar üzerinde hareket etmiştir.

Yeni Türk Sineması'nın temellerinin atıldığı 1960'lı yıllara denk düşen 'Sinemacılar Dönemi' Türk Sineması'nın üretim verimliliğinin en üst noktaya çıktığı, aynı zamanda da düzeyli ve kaliteli Türk filmlerinin birbiri ardına vizyona girdiği yıllar olmuştur. 1963'ten itibaren renkli film üretilmeye başlanmış, yapım, üretim ve dağıtım gücü hesaba katıldığında 1960'lı yıllar, Türk Sineması için altın bir çağ olarak kabul edilmiştir. Lütfi Ö. Akad'ın yanı sıra bu dönemin önemli isimleri arasında Metin Erksan, Atıf Yılmaz Batıbeki, Osman Fahir Seden ve Memduh Ün gibi yönetmenler vardır.

TELEVİZYON SİNEMAYI VURDU

1971-1980 yılları arası dönemde ise, başta siyasi ve ekonomik alanlarda olmak üzere birçok konuda köklü değişiklikler olmuş, televizyona artan ilgi, kitleleri sinemadan uzaklaştırmış, sinema sektörü daralma sürecine girmiştir. Sinema seyircisi 'aile'lerden 'birey'lere geçişi tamamlamış, 1980'lerden itibaren 'yıldız sistemi' çökmüş, başrol oyuncusuna göre belirtilen filmlerden, yönetmenine göre anılmaya başlanılan sinemaya bir dönüşüm gerçekleşmiştir. Devlet doğrudan müdahalelerle sinema sektörünü düzenlemeye çalışmış, 1986 yılında sinema, video ve müzik eserleri yasası çıkartılmıştır. Film festivalleri kendi seyirci kitlesini yaratmaya başlamış, Türk filmleri yabancı festivallerde yarışıp, ödüller kazanmaya başlamıştır.

Türk sinema sektörü 90'lı yılları kriz içinde karşılamıştır. Bu süreçte neredeyse yılda on filmden az yapımın üretilmiştir. Sinemalar birer birer kapanmış, televizyonun yanı sıra evde video yaygınlaşarak alternatif izleme alanları ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Türk izleyicisini sinema ile yeniden barıştıran film başrollerini Şener Şen ve Uğur Yücel'in paylaştığı ve Yavuz Turgul'un yönettiği ve senaryosunu yazdığı 'Eşkıya' olmuştur. Film, 1996-1997 sezonunda 2,5 milyon kişi tarafından izlenerek o tarihe kadar Türk sinemasının en yüksek gişe hasılatı elde eden yapımı olmuş, 1980›li yıllardan itibaren üretim ve seyirci sayısı bakımından büyük bir çöküş yaşayan Türk sinemasının kaderini değiştiren bir dönüm noktası olarak kabul edilmiştir. 'Eşkıya' ile bir nevi kış uykusuna yatmış Türk sineması uyanmış, film yönetmenler ve yapımcılara ilham kaynağı olmuş, yeni bir sinema anlayışının kapılarını aralamıştır.

2000'li yıllarda ise izleyici profili değişmiş, sinema teknolojilerindeki gelişmelere paralel olarak sinemacıların anlatımlarında belirgin değişiklikler gözlemlenmeye başlamıştır. Türk filmlerinin teknik düzeyi dünya standartlarını yakalamış, sinemaya sinema okullarından yetişmiş eğitimli gençler hakim olmaya başlamıştır. Türk filmlerinin bütçeleri milyon dolarlık, seyirci sayıları da milyon kişilik rakamlara ulaşmaya başlamıştır. Son yıllarda artan seyirci ve film sayısı, üretimdeki çeşitlilik, dünya sinemalarını aratmayacak görüntü kalitesi 100. Yılında Türk Sinemasının geldiği noktayı özetler nitelikte.

İki yazar iki kitap

100 YILIN 100 TÜRK FİLMİ

FIPRESCI - Uluslararası Sinema Yazarları Federasyonu'nun Türkiye temsilcisi, sinema yazarı Atillâ Dorsay, Türk sinemasının 100. yılı kutlamalarına '100 Yılın 100 Türk Filmi' kitabıyla katılıyor. Başlangıçtan beri yapılmış tüm önemli filmleri bulabildiği ölçüde izleyerek, klasikleri yeniden gün ışığına çıkararak, yakın tarihli filmlere günümüzden bir bakış getiren Dorsay, kitapta 100 film seçmenin zorluğuna karşın herkesin ve her filmin hakkını vermeye çalışmış. Muhsin Ertuğrul'un yönettiği 'Bataklı Damın Kızı Aysel' ile başlayan kitap Onur Ünlü'nün 'Sen Aydınlatırsın Geceyi' filmi ile bitiyor. Kitapta Yeşilçam'ın efsane yönetmenlerinin yanı sıra Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Derviş Zaim, Reha Erdem, Semih Kaplanoğlu gibi ustalar ile Çağan Irmak, Yılmaz Erdoğan, Ata Demirer, Serdar Akar gibi popüler yönetmenlerin filmlerine de yer verilmiş. Ayrıca Biket İlhan, Tomris Giritlioğlu, Handan İpekçi, Yeşim Ustaoğlu, Pelin Esmer gibi başarılı kadın yönetmenlerin filmleri de kitap sayfaları arasında bulunuyor. 100. yılında Türk sinemasının tarihinde iz bırakmış 100 film hakkında bilgiler ve Dorsay'ın kaleminden değerlendirmeler ile kitap iyi bir sinema arşiv eseri niteliğinde...

YÜZYILLIK PERDE

'Türk sinemasının 100. Yılında 53 yazarlı yerli film manzaraları' Türk sinemasının 100. yılı dolayısıyla hazırlanan 'Yüzyıllık Perde' edebiyatçıların kaleminden Türk filmlerini okura sunuyor. Kitapta Hakan Bıçakcı Çoğunluk›u, Faruk Duman Kasaba'yı, Müge Iplikçi Gramafon Avrat'ı, Güven Adıgüzel Sonbahar'ı, Neslihan Önderoğlu Tabutta Rövaşata'yı, Cem Kalender Anayurt Oteli'ni, Menekşe Toprak Duvara Karşı'yı, Ömer Erdem Susuz Yaz'ı, Selçuk Küpçük Büyük Adam Küçük Aşk'ı yazdı. Kitapta daha çok 1960'lardan sonraki dönemde çekilen filmlerin, şair ve yazarların hayatları üzerinde nasıl bir tesir bıraktığına yer verilmiş. Kişisel hikâyelerden yola çıkarak bir filmin çekildiği dönem, toplumsal alışkanlıklar, değişimler ve gelinen yeri anlatan metinler sinemanın gücünü göstermesi bakımından önemli bir değerlendirme imkanı sunuyor.Edirne'den Kars'a, Berlin'den Mağusa'ya, Adana'dan Trabzon'a 23 ayrı kentten 53 yazar bir film üzerinden kişisel anıları, yaşadıkları dönem ve hikayelerini anlatmış. Sinema emekçilerine bir nevi armağan kitap gibi olarak düşünülerek hazırlanan 'Yüzyıllık Perde', filmlerin aldığı ödüllerle ilgili bilgiler, kısa notlar ve her film için ayrı bir değerlendirme de içeriyor.

Son Yorumlar

Yandex.Metrica