Rusya'dan Türk Sineması Geçti posteri

'türk sineması Dünya Akademik Buluşmaları' kapsamında Türkiye sinemasından seçilen 'Bir zamanlar Anadolu'da', 'Kuzu' ve 'Patron mutlu son istiyor' filmleri Moskova'da 'VGIK 34'üncü Uluslararası Öğrenci Festivali' kapsamında Rus izleyicisi ile buluştu.

'Türkiye Sineması Dünya Akademik Buluşmaları'nın ilki Moskova'da 19-23 Kasım tarihlerinde gerçekleşti. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi akademisyenleri veTürkiye sineması temsilcileri, dünyanın ilk sinema okulu All-Russian State University of Cinematography (VGIK) Rektörü Rusya'nın sinema alanındaki en güçlü isimlerinden V.S. Malyshev ile bir araya geldi. T.C. Kültür Ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü-Kültür ve Turizm Uzmanı Gülden Yeşim İşözen ve Türkiye'nin Rusya Büyükelçiliği Kültür ve Turizm Müşaviri Alper Özkan da ekibi yalnız bırakmadı. Toplantılarda iki ülke arasında kültürel ve sinema bazlı işbirliklerinin üniversite özelinde sürekli, kalıcı ve uzun vadeli olabilmesi için anlaşma imzalanmasına karar verildi. VGIK Üniversite'sinde yapılan toplantıda, 'Bir zamanlar Anadolu'da' filminin yapımcısı Zeynep Özbatur Atakan, Kuzu filminin yönetmeni Kutluğ Ataman, sinema oyuncusu Ezgi Mola ve Akademik Buluşmalar direktörü, yapımcı Elif Dağdeviren, organizasyonun uluslararası hedefleri ve bu çalışmaların iki ülke sinemasına büyük katkılar yapacağını vurguladı.

"RUSLAR'LA AYNI TEPKİLERİ VERİYORUZ"

Etkinlikte yer alan sinema sanatçısı Ezgi Mola, Rusya prömiyeri yapılan 'Kuzu' filmini Rus izleyici ile birlikte izlediklerini ve Rus izleyicisinin Türk filmlerinden keyif aldıklarını gördüğünü söyledi. Mola, şöyle dedi:

"Onlarla 'Kuzu' filmini birlikte izledim. Tepkilerinden yola çıkarak gayet eğlendiklerini, keyif alarak izlediklerini gördüm. Ben de aynı keyfi yaşadım. Aslında Rus seyircilerle beraber üç aşağı beş yukarı yakın şeylere aynı tepkiyi verdik, güldük, korktuk, gerildik, heyecanlandık, rahatsız olduk. Ruslar'la tepkimiz aynı oldu. Ben öyle hissettim. Hep aynı anlarda tebessüm ettik, güldük, kahkahalar attık. Zaman zaman onlar bizim daha az tepki verdiğimize çok daha fazla gülerek tepki verdiler. Ama ritim sanki benzerdi."

Projeyi çok olumlu bulduğunu belirten güzel oyuncu, sadece kendisinin profesyonelce yaptığı iş olan sinema değil, sanatın diğer dalları olan, resim, heykel, müzik gibi diğer sanatsal etkinliklerle de dünyayı gezmenin son derece keyifli olduğunu söyledi.

"RUSYA  İLE EN ZAYIF İLİŞKİ, KÜLTÜREL ALANDA"

VGIK Üniversitesi Rektörü V.S. Malyshev; uluslararası temaslar ve işbirliklerine açık olduklarını belirterek; "Türkiye'yle turizm, ekonomi, siyasi işbirliklerimiz ileri gidiyor ancak nedense kültür konuları geride kalıyor. Dünyada kültür "soft power" olarak çok önemli" dedi.

Kültürel işbirliklerinde insanların siyasetten daha çabuk birbirlerini anladıklarını belirten Malyshev; "İki tarafın isteği olduğu zaman işbirliğimizi çok güzel geliştirebiliriz. Bana göre ilişkilerin doğması ve gelişmesi için bu tür yüz yüze temaslar çok faydalı oluyor. Yönetmenlik okuyan bir öğrenci, başka bir ülkenin yönetmeninden ders aldığında birlikte çok güzel çalışmalar yapabilirler" diye konuştu.

Türkiye ve Rusya'nın kültür ve sinema olarak çok güçlü iki ülke olduğu, başta ekonomi ve ticaret olmak üzere çok yakın ilişkiler kurmalarına karşın kültürel işbirliğinin yeterli olmadığını anlatan Elif Dağdeviren ise, şöyle devam etti;

"Türkiye sineması ile dünya sinemalarını buluşturma hedefimizdeki ilk ülkenin Moskova olmasının nedeni, hem birçok konuda çok yakın olup hem de kültürel alanda daha yakın olmayı sağlayabilmektir. Akademik olarak; yani üniversiteler arasındaki işbirliklerinin de uzun vadede her iki ülkenin ortak sinema kültürüne katkısının çok fazla olacağına inanıyorum. Bu işbirlikleri sonucunda ortak bir platform oluşturarak dünyada da merkezinin İstanbul olduğu sinema temelli bir 'think thank' yaratabilmeyi hayal ediyorum."

Dağdeviren, DHA'ya yaptığı açıklamada, iki ülke arasındaki ilişkilerin son yıllarda, siyasi, ekonomik ve kültürel anlamda çok güçlendiğini anlattı. İki ülke arasında en zayıf ilişkinin kültürel alanda kurulduğunu da ifade eden Dağdeviren projeyle ilgili şunları söyledi:

"Proje aslında Türk sinemasının akademik olarak dünya ile ilişkilerinde kayıtlı olarak biraz zayıf olmasını keşfetmemiz üzerine İstanbul Üniversitesi ile beraber geliştirdiğimiz bir proje oldu. Türkiye sineması son dönemde çok güçleniyor ve güçlendikçe de özellikle kendi hinterlandında, komşu ülkelerden başlayarak dünyaya enteresan mesajlar gönderen ve hakikatken bütün dünyanın kafasını çevirip baktığı bir hale geliyor. Rusya ile akademik buluşmalar da daha alışık olduğumuz daha bizi tanımış, hem sinemada çok güçlü, hem ilişkilerimizi güçlendirebileceğimiz ülkeler arasında en önemli ülke. Rus izleyici ise üniversite de olmamızın da etkisiyle çok canavarlar. ve tabi dünyanın en önemli ilk sinema okulunda olmak, bütün dünya sinemasını etkilemiş Tarkovsky gibi isimlerin çıktığı bir okulda olmanın geri dönüşünü de bu seyircinin olağanüstü enerjisinden, zekasından ve ilgisinden anlamış olduk."

"BÜTÜN USTALAR RUSYA'DAN ÇIKMIŞ"

Yapımcı Zeynep Özbatur da Rus seyirciyi çok ilgili bulduğunu söyledi. Özbatur da yaptığı değerlendirmede, özellikle izleyicinin çoğunluğunun öğrenci olmasının çok önemli bir kriter olduğunu vurguladı. Özbatur şöyle devam etti:

"Çünkü bunlar geleceğin sinemacıları. İlgiyle izlemeleri, özellikle bir takım konulardaki geri bildirimleri çok kıymetli. Yani kültürün aslında nasıl evrenselleştiğinin de bir göstergesi oldu. Aslında kendi filmlerim uluslararası gezdiği zaman farklı gözlemler yaparım. Burada aynı tepkiler alınan da oldu, farklı yerlerinde farklı dönüşen, algılanan yerler de oldu. Bunu aslında evrenselleşmenin sinemanın gücünü gösterir bir şey olarak görüyorum. İlgi çoktu, bu çok önemli. Özellikle hikayelerin Moskova'daki genç izleyici kitlesi tarafından izlenmesi, daha sonra soru cevaptaki ilgi gerçekten çok iyiydi.

Bu proje bence çok önemli, çünkü geleceğin sinemacılarıyla iletişimde olmak, Türkiyeli filmleri onlarla buluşturmak, Türkiyeli öğrencilerle uluslararası alanda öğrencileri bir araya getirmek, bunun ötesinde ortak bir dil yaratmalarını sağlamak çok önemli. Rus sineması, sinemanın en önemli temellerinin atıldığı yer. Yani bütün ustalar Rusya'dan çıkmış. Rus sineması, sinemanın bütün temel ilkelerinin oluşmasının yeridir. Kurgunun keşfedilmesi, sinema tarihindeki bütün önemli filmlerin ilk adımlarının atıldığı yerdir."

"Kuzu" filminin yönetmeni Kutluğ Ataman da yaptığı açıklamasında izleyici konusunda ayırım yapmadığını, bütün seyircilerin aslında aynı olduğunu vurguladı. Ataman, "Çünkü sinema benim için birincil olarak duygular üzerinden yürüyen ve evrensel bir sanat olduğu için Türk seyirci nerede gülüyorsa, Rus seyirci de aynı yerde gülüyor, aynı şekilde tepki gösteriyor. Kendi sinemam da ben bunu görüyorum ve bu beni çok mutlu ediyor. O anlamda, Türk veya Fransız seyirciyle yaşadığım bütün olumlu şeyleri Rus seyirciyle de yaşadım" diye konuştu.

Moskova'da Türk sinemasının farklı bir ülkede izleyiciyle buluşmasını da önemsediğini ifade eden Ataman şunları söyledi:

"Bunun bir kere okullarda olması çok önemli. Daha genç yaşta, yeni yetişen sinemacılara, Türkiye'nin de haritada olduğunu, burada olduğunu söylüyorsunuz. Bu proje, Türkiye'ye ilerde gelip çalışmaları, Türkiye sinemasını tanımaları, kendi sinema referansları içerisinde Türkiye'deki kültürleri kendi kafaları içerisinde görmeleri, hatırlamaları, bilmeleri, tanımaları anlamında çok iyi girişimlerden bir tanesidir. Fakat sonuçta önemli olan sinema yapmaya devam etmek ve filmlerimizin bütün dünyada yayılmasını sağlamak. Her iki ülke arasında da bence etkileşim olabilir. Özellikle Rus sinemacıların gelip Türkiye'de film yapmamaları için ben hiçbir neden görmüyorum. Sonuçta 4.5- 5 milyon turist her yaz Rusya'dan kalkıp bizim güney kıyılarımıza gidiyor. Örneğin neden Rus komedileri Antalya'da çekilmesin? Rusları da konu alan, hatta Rus filmi olarak. Biraz daha ticari anlamda girişken ve hayalci, yaratıcı olmamız gerekiyor."

Türkiye ve Rusya'nın dostane ilişkiler içinde olduğunu da ifade eden Ataman, siyasetçi olmadığını ancak uluslararası ilişkilerde kültür, sanatın hep listenin sonunda bulunduğunu anlatırken, "Özellikle de bizim ülkemizde durum budur. Fakat şunu unutmayalım ki, sinema, televizyon olsun bunlar artık büyük ve hızla büyüyen endüstriler. Ekonomik anlamda sürüyle insanın hem Rusya, hem de Türkiye'de ekmek yediği önemli endüstriler. Hem televizyon hem de sinema ciddi sayıda istihdam yaratan endüstriler oldular artık. Bunun daha büyüyerek gelişmemesi için hiçbir neden yok. Geçmişte yaşadığımız krizlere girmememiz adına dış pazarlara da artık bakmamız gerektiğini ve bunları geliştirmemiz gerektiğini düşünüyorum" dedi.

Yönetmen Ataman, değişik kültürlerin, özellikle sinema alanında artistik ve teknik konularda birbirlerinden çok şey öğrenebileceklerini, sinemanın ortak bir dil olduğunu söyledi. Ataman, "Özellikle Türkiye sinema endüstrisinin Rusya'dan, Rusya sinema endüstrisinin de Türkiye'den öğreneceği çok şey var. Türkiye'nin en önemli yönetmenlerinden Nuri Bilge Ceylan, Altın Palmiye aldığı filmi hakkında konuşurken hemÇehov'dan hem Tarkovsky'dan çok etkilendiğini söyler. Türkiye sineması üzerinde çok etkisi var Rusya'nın ve bunun boşa harcanmaması gerektiğini düşünüyorum" diye konuştu.

"TÜRKİYE SİNEMASI DÜNYA AKADEMİK BULUŞMALARI"

Kültür Ve Turizm Bakanlığı tarafından da desteklenen proje, İstanbul Üniversitesi- İletişim Fakültesi ve All-Russian State University of Cinematography (VGIK) arasındaki işbirliği ile EDGE Yapım tarafından gerçekleştirildi.

Akademik buluşmaların, her yıl farklı ülkelerle işbirliği içinde düzenlenmesi planlanırkenİstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi başta olmak üzere ülkemizin ve dünyanın köklü devlet üniversiteleriyle karşılıklı programlar, projeler geliştirilmesi, akademik ve sektörel sinerjilerin ortaya çıkması ve buradan sinema bazlı bir Think Tank oluşturulması amaçlanıyor.

Son Yorumlar

Yandex.Metrica