"Senin İçin Hırsızlıktan Adam Öldürmeye Kadar Her Şeyi Yapmaya Hazırım Leyla Ama Hasta Bir Kızın Kalbini Çalma İşini Bir Başkasına Yükle" posteri

"Kızımın asıl şanssızlığı herkesin büyük bir talih sandığı serveti. Duymuşsunuzdur, dünyaca ün salmış, saraydan kalma mücevherlerin sahibidir. İşte bu sebeple etrafında dönen erkeklerin hepsi kalplerini, kızımdan çok O'nun sahip olduğu şeylere verdiler." Hülya'nın annesi-Aliye Rona söylüyor bunları. Başlangıçta Turgut da böyle bir planın parçasıydı. Araya aşk girince her şey değişecektir. Kahramanımız, saf bir genç kızın kalbini çalacak kadar vicdansız değil. Bazen 'kötülüğü iyi göstermesini biliyor' ama 'kötülüğün, itiraf edildiği zaman iyilik sınıfına girdiğinin de farkında'.

Göksel Arsoy'un yapımcı olduğu sekizinci film. 'Son Tren'in (1954-Esat Mahmut Karakurt) (Üçüncü basım-1960) siyah beyaz uyarlaması. Şubat ayında çekilen 'Yıldızların Altında', 11 Nisan 1966, Pazartesi günü (Kadıköy) Opera ve (Küçükyalı) Sinema 63'te gösterime girmiş. 5 dakikası şarkı olmak üzere 78 dakika sürüyor. Dış sahnelerin renkli olması planlanmıştı. Yazık ki gerçekleştirememişler. Semra Atılay'ın soyadı jenerikte 'Atalay'. Filmde Göksel Arsoy'a ait ['Yalnızlar İçin'den (1962 )anımsadığımız] 45 bin liralık, 1957 model 'Chevrolet' de rol almış. Böyle 'lüx' bir arabanın günlük kirası, o dönem, 150 lira!

Bir Amerikalı yapımcının 'iyi iş filmi' için tanımlaması şöyle; "Herkesin bildiği, tanıdığı şarkıları filminize konu edinin. Adını da filminizin adı yapın. İşte başarı!" Çünkü insanoğlu, adına hatıra denen o geçmişi yeniden yaşama tutkusuna sıkı sıkıya bağlıymış. 'Yıldızların Altında' filminde yapılan da bu.

Mücevherler için girdiği köşkte aşkı bulan delikanlının öyküsü.

Filmde önce Turgut Uysal'ı tanıyoruz. Hiçbir iltifatla şımarmayacak kadar asil ruhlu. Gösterişli, kendinden emin, inatçı. Yoksulluk içinde geçen yılların ardından bir çetenin eline düşmüş. İnsan hem vicdanlı hem de kötü olabilir mi? Salacak sahnesindeki yanıtta geçmişi de saklı; "Olur Hülya Hanım! İnsan fakir çocukluk günlerini açlıkla, sefaletle geçirir, ailesi okul kitabı alamayınca zengin talebelerden kitap kalem dilenecek kadar küçülürse, babası alkolik olursa her şeyi yapar." Hamallıktan kumara kadar çeşitli didinmeyle geçen tıbbiye yılları. Ancak bitiremez. "Doktor çıkacağım zaman hayat mücadelesi ve çaresizlik içindeydim. Mesleği şantaj ve kötülük olan bir kadının pençesine düştüm. İşte o günden sonra insanlığı ve insanca yaşamayı unuttum."fgjfgjfjsfg

Yine de şükretsin! Yakışıklı olmasa bu şansı da olmayacaktı!

'Pençesine düştüğü' Leyla bir çete reisi. Şarkıcılık yaptığı bir gazinosu var. Adamları Necdet-Necdet Çağlar, Hüseyin Zan ve Tarık Fulya.

Kahramanımız 'kadın sözüyle değil, kendi keyfine göre hareket eden bir erkek'. Artık bıkmış bu bataklıktan, gece hayatından, karanlık işlerden. Leyla'nın sonu gelmeyen garip arzularından, her şeyden, her şeyden! Kin ve çaresiz bir nefret var içinde. "Sıkıldım Leyla. Seni tanıdığımdan beri aydınlığı, gün ışığını, normal insanların hayatını, her şeyi unuttum, bunaldım. Beni yurt odalarından, üniversite kapılarından koparıp istikbalimi ayaklar altına alırken verdiğin söz bu muydu" diyerek yüreğindeki zehri döküyor.

Oysa kaybettikleri karşılığında aldığı da az değil. "Ayaklarıma milyonlar dökmeye hazır bir sürü erkeği itip yalnız senin için yaşadım. Yalnız seni sevdim. Dilediğin gibi yaşayıp, dilediğin gibi hareket ettin. Giyimin, kuşamın, arzuların..." diyor genç kadın. O arzular uğruna okulunu feda etmişti Turgut. Okusa ne olacaktı sanki! "Alt tarafı herkesin hastalanmasını bekleyen parasız bir doktor. Ama şimdi..."

'Son bir iş' yapmak istiyor Leyla. Evvelkilerden daha aşağılık bir iş! "Yemin ederim ki bu son. Düşündüklerimizi yapmak, dilediğimiz hayata kavuşmak için bu soyguna atılmamız şart." Elindeki 'it sürüsü kadar adam arasından' Turgut'u seçmesinin nedeni çok basit. "Yakışıklı oluşun ve doktorluktan anlaman. Köşke hasta bir kızı tedavi maksadıyla girecek, saraydan kalma milyonluk mücevherlerin yerini öğreneceksin."

Kahramanımızda, sanki bu soygun bir uğursuzluk getirecekmiş gibi garip bir his var. Leyla'ya göre ise gelecek olan şey 'para'. Ardından 'saadet'. Oysa gelişen olaylarla çetenin 'sonu' geliyor.

Nihayet kabul eder kahramanımız. Bunun için Leyla'nın 'yatağından geçmesi' ve çete tarafından biraz 'okşanması' gerekecektir.

Hülya, sinirli ve erkek düşmanı. Erkeklerden nefreti, sinir hastalığından çok, başından geçen talihsiz nişanlılığa bağlı. Annesi ile yaşıyor. (Çekimler Beylerbeyi Sarayı'nda yapılmış). "Kızıma bir ruh hekiminden ziyade erkeklerin kötü olmadıklarını anlatacak bir arkadaş hüviyetiyle yaklaşmanızı rica edeceğim" demişti Aliye Rona.

İlk karşılaşmalarında çok şakacıydı delikanlı! "Usta bir ressamla karşılaşacağımı bilseydim gelmeden önce resim hakkında bilgimi arttırmaya çalışırdım." Kendisini Turgut Uysal olarak tanıtınca alır cevabı oturur aşağı! "Uysal yerine ukala koydursaydınız daha iyi ederdiniz." Hususiyetine, nasıl ressam olduğuna karışılmasından hoşlanmazmış genç kız. Doktorluğu neyse de iyi niyetlerle gelmiş olduğuna hiç inanmıyor kahramanımızın. "İyi niyet beslemeniz için erkek olmamanız lazım."

Sonraki karşılaşma daha gergin. Yemeğini odasında yermiş Hülya. Âdetiymiş. Delikanlı ise 'yalnızlık, insanı büsbütün garipleştirir' görüşünde. Sofraya davet etmek için yukarı çıktığında 'küstahlık, inatçılık, zorbalık, hatta düpedüz eşkıyalıkla' suçlanır. Genç kız hızını alamamış; "Tıbbiyede okuyacağınıza birazcık kibarlık öğrenseydiniz. Siz bir doktor değil anlayışsız haydudun, sahtekârın, serserinin birisiniz." Ancak anında pişman olup özür diler.

Turgut, tüm diğer doktorlardan daha farklı, daha tesirli. Sevgiyi öğretir Hülya'ya. Hülya da O'na. Aralarındaki aşkla, hayata bağlı, gülebilen, bambaşka iki insan olacaklar. "Sen gelene kadar yalnız geceleri, sadece yıldızların altında olmayı sevdim. Yıldızların altında, yapayalnız! Sonra sen çıktın karşıma. Ruhumdaki karanlığı aydınlatıp yıldızları unutturan bir güneş oldun benim için. Mühim olan geçmişimiz değil, bugünümüz, bundan sonraki günlerimiz Turgut."w547rywry

Evlenme kararlarını söyler annesine.

Çete ısrarcı. Soygun olmazsa genç kızı öldüreceklermiş. Çaresiz kabul eder Turgut. Tam kasayı açtığında yakalanır. "Turgut sen? Hayır, olamaz! Rüya görmüyorum değil mi Turgut? Ne olur bir şeyler söyle." O perişanlıkla ağzından dökülen, yarısı doğru yarısı yanlış birkaç söz; "Söyleyecek şey kaldı mı ki? Görüyorsun işte, hırsızım. Hepsi yalandı, bir avuç parıltı uğruna söylenmiş sözlerdi hepsi. Seni hiç sevmedim. Sana kaç kere anlatmak istedim. Ama dinletemedim." Polise bildirmez soygunu karısı. "Seni kaybettikten sonra hiçbir şeyin kıymeti yok. Hepsi, hepsi senin olsun."

Mücevherleri çeteye verirken bir trafik kazasında hafızasını yitirir Turgut. İyileşmesi Hülya sayesinde. "Unutma, bir zamanlar O seni hayata bağlamış, insanları sevdirmişti sana. Şimdi sıra sende. Kusursuz insan yoktur. O'nu seviyor, kalbinde O'nun için en ufak bir yakınlık hissediyorsan iyileşmesine yardım etmelisin" demişti annesi. Hülya doktor değil ama Turgut da değildi. "Mücadeleye devam et kızım."

İyileşen Turgut, bu kez de mücevherleri geri almak için bir zamanlar içinde olduğu çete ile kıyasıya dövüşecektir.

'Yıldızların Altında'nın melodileri.

Dave Brubeck Jazz Quartet'in 'Time Out' albümündeki (1959) 'Take Five' (1959) (Paul Desmond) 6 sahnede (Jenerikte; Leyla, aklında Turgut, yatakta sigara içerken; Çete, Turgut'u ikna etmek için döverken; Necdet, ikinci kez tokat atarken; Turgut havaalanına geldiğinde; Meydandaki kavgada).

Mantovani'nin 'Film Encores Vol. 2' uzunçalarındaki (1959) 'The High and The Mighty' (1954) (Dimitri Tiomkin / Ned Washington) Aliye Rona "Erkeklerden nefretinin sebebini, sinir hastalığından çok geçirdiği talihsiz nişanlılığa bağlamak gerek" derken.

The Melachrino Strings and Orchestra'nın 'Moods in Music-Music For Relaxation' 33'lüğündeki (1958) 'Star Dust' (1927) (Hoagy Carmichael / Mitchell Parish) 13 sahnede (Hülya ile ilk karşılaşmada; Sofraya davet etmek için odasına geldiğinde; Merdivenlerde "Hakikatler için özür dilenmez Hülya Hanım" derken; Uzaktan denizi gören yürüyüşte "Kalbim yalnız senin Hülya. Belki sana söylediğim tek doğru şey bu" derken; Bahçede yürürlerken; Hülya, köşkte "Dün akşam sizsiz geçen bir gecenin yalnızlığını hissettim" derken; Lokantada; "Benden hiçbir gizlin olmamalı. Senin her şeyin önemli benim için" derken; Ağaçlı yolda "Hissettiğim ama anlayamadığım bir gariplik var sende" derken; Aliye Rona "Sevgin, nefret duygularından üstün olmalı" derken; Sonlara doğru, Hülya resim yaparken; İkinci kez Salacak'ta "Kötü de olsa, acı da verse eski günlere dönmeyi, eski günleri yaşamak istiyorum" derken; Turgut, geçmişi hatırlayıp Hülya'ya sarıldığında).

'Yıldızların Altında' (1931) (Nihâvend) (Kaptanzâde Ali Rızâ Bey / Ömer Bedrettin Uşaklı) (Enstrümantal) 10 sahnede (Turgut ve Hülya, birbirlerini düşünürken; İlk kez Salacak'ta, Kızkulesi önlerinde konuşurlarken; Hülya "Demek dün geceki bir rüyaydı. O sözlerin hepsi yalandı demek. Bir doktorun bir hastasına yazdığı bir reçeteydi belki de" derken; "Aşk insanı çocuklaştırıyor" derken; "Aklıma eski dostlarımı, yıldızlarımı aramak geldi. Dertleşmek istedim Onlarla" derken; Hastanedeki Turgut'u ziyarete geldiğinde; "Şu salonun dili olsa da sana bir öpücüğünü anlatsa" derken; Salacak'ta "Geçmişi hatırlamanı istiyorum" derken; Turgut "Acaba bir hata mı yaptık" derken; Yeşilköy'deki kavgadan sonra Hülya'ya sarılırken).

'Si minör, Opus 58 Manfred Senfonisi' (1885) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky) 'I. Lento lugubre-Moderato con moto' 3 sahnede [Turgut, Leyla'nın yatağında Hülya'nın adını sayıklarken; Leyla, gazetede kahramanlarımızla ilgili haberi okurken; Aliye Rona, Turgut'a "(Hülya) Sabah sabah yürüyüşe çıktı. Siz iştirak etmeyecek misiniz" derken].

Jackie Gleason'un 'Music For Lovers Only' albümündeki (1953) 'If I Had You' (1928) (Jimmy Campbell / Reg Connelly / Ted Shapiro) Hülya ve Turgut, davette dans ederken.

'Düğün Marşı' (1842) (Felix Mendelssohn) nikâhta.

'Dead Ringer'daki (1964) (André Previn) 'Forgery' Soygun saatini beklerken.

Leyla, Semra Atılay'ın sesiyle üç şarkı söylüyor. Gitar, piyano, akordeon, bateriden kurulu orkestranın bateristi böyle sahnelerin değişmez elemanı Erdoğan Üçkaya.w457rtyher

'Açılırsın Güzelim Birer Kadeh İçelim' (2 dakika 35 saniye) (Hicâz) (Sadettin Kaynak); "Açılırsın güzelim birer kadeh içelim//Al eline kadehi kendimizden geçelim//**//İçelim, şerefe içelim//**//Endamının biçimi bir yudum su içimi//Al eline kadehi ateş sarsın içini/**//Eller ne derse desin benim için güzelsin//Gir koluma gezelim gören maşallah desin." (Eserin meşhur 'prosit' kısmı hiç dillendirilmiyor).

'Bekledim de Gelmedin' (1 dakika 15 saniye) (Nihavend) (1959) (Yesâri Asım Arsoy); "Bekledim de gelmedin//Hiç mi beni sevmedin//Gözyaşımı silmedin//Hiç mi beni sevmedin//**//Söyle, söyle hiç mi beni sevmedin."

'İçin İçin Yanıyor Yanıyor Bu Gönlüm' (1965) (1 dakika 7 saniye) (Muhayyer-Kürdî) (Şekip Ayhan Özışık); "İçin için yanıyor, yanıyor bu gönlüm//O'nu niçin arıyor, arıyor bu gönlüm//O bir vefasızdı, o bir hayırsızdı//Neden gönül arıyor//**//Açık yeşildi gözü, güneş gibiydi yüzü//O çok güzeldi ama yalancının biriydi//Unut O'nu gönlüm, unut O'nu sen de."

Filme adını veren şarkıyı, 'Son' yazısı sırasında, Semra Atılay ve Göksel Aksoy'dan ama sadece 24 saniye dinliyoruz. 'Yıldızların Altında' (1931) (Nihâvend) (Kaptanzâde Ali Rızâ Bey / Ömer Bedrettin Uşaklı); "Benim gönlüm sarhoştur//Yıldızların altında//Sevişmek ah ne hoştur//Yıldızların altında//**//Yanmam gönlüm yansa da//Ecel beni ansa da//Gözlerim kapansa da//Yıldızların altında//Mavi nurdan bir ırmak//Gölgede bir salıncak//Biz de ikimiz kalsak//Yıldızların altında//**//Ettiğim ah değildir//Bahtım siyah değildir//Buse günah değildir//Yıldızların altında."

Oscar Hammerstein II, 'Star Dust' için şunları söylemiş; "Çayırlıkta avare dolaşıp duran bir okul kaçağı öğrenciye benziyor. Yapısı gevşek, modeli karmaşık. Buna rağmen pek az şarkının erişebileceği popülerliğe ulaşmıştır." Filmin adı gibi yıldızlı sözleri; "Beside a garden wall, when stars are bright//You are in my arms//The nightingale tells his fairy tale//A paradise where roses bloom."

Göksel Arsoy, Mayıs ayında 'Yıldızların Altında'yı pazarlamak için İngiltere'ye gitmişti. (Bazı 'Golden Boy/Altın Çocuk' sahnelerini de çeker orada. Hem ziyaret hem ticaret). O günlerde 'Sunday Times' yazarı Murray Sayle'nin bir iddiası var; "The Turkish 007 must never kiss." Film buna bir yanıt gibi! Suzan Avcı'yı 3; Hülya Koçyiğit'i 6 kez öpüyor. Dudaktan öpüş, 'kelebek'; Sağ yanaktan öpüş, 'ceylan'; Burundan öpüş, 'badem'; Sol yanaktan öpüş, 'kalbinin'; Tekrar burundan öpüş, 'duygularının ve sevgisinin'; Ve tekrar dudaktan öpüş, 'kendisinin' öpüşüymüş! Aynı harika 'ritüeli', hafızasını yitirdiğinde bir kez genç kız yapacaktır. Belki de sırf bu öpücükler sürsün diye uzuyor 'amnezi' hali!

Filmde içki ve sigarasız sahne yok! Turgut, '9 sigara-2 içki'; Leyla, '13 sigara-9 içki'; Hülya, '1 içki'; Necdet, '3 sigara'; Hüseyin Zan, '2 sigara'; Tarık Fulya, '3 sigara' içiyor. 'İçin İçin Yanıyor' şarkısında tütün tablası ve buram buram tüten bir sigara kullanılmış.

Turgut'un durumu dayanılır gibi değil. Leyla'dan hem nefret ediyor hem de O'nsuz yapamıyor. Bir günlük bir ayrılık, yıllar gibi uzun geliyormuş. "Bundan sonra hiç ayrılmayalım" diyordu yatakta. Genç kadın da aynı fikirde. "Biz birbirimizden kaçamayız Turgut. Ne sen bensiz olabilirsin ne de ben sensiz. Aşk sadece duygularla değil arzularla da örülüdür." Bu 'son soygun'la hayatları boyunca bir tek saat bile ayrılmayacakları servete kavuşacaklar, dünyanın en temiz, dünyanın en namuslu kadını olacakmış! Zaten Turgut'un şimdiye kadarki her türlü soygun emrini 'şikâyet de etse seve seve' yerine getirmesi bu nedenleydi. Ancak Hülya'yı tanıdıktan sonra değişir delikanlı. Eskisi gibi değil artık. Soğukluğun Leyla da farkında. Seven kadın, üstelik kıskançsa, aldanmaz. "Hepimizden akıllısın ama kadınsın. Kendini kadınlık hislerine, kıskançlığa kaptırıyorsun" diyordu Necdet.

Bu soyguna hayatını koymuş genç kadın. "Ya mahvolurum, ya mahvederim." Kahramanımızı ikna etmek için Necdet ve Leyla 6'şar kez tokatlar. Çetedekiler "Ne kadın be! Şeytan yanında figüran kalır" diyorlar.

Plan iki kısım. İlk kısmında Turgut, Necdet'in tanıdıkları vasıtasıyla köşke girecek. Çarpıcı yakışıklılığı, güzel konuşmasıyla hayata küskün kızı kendisine âşık edecek. Tabii bu arada kendisi de âşık olmadan! Ardından evlenmek. Nikâh şart! Çünkü Emniyet, büyük olayları en usta polislere takip ettirirmiş. Ama 'mum dibine ışık vermez' atasözündeki gibi en zeki olanları bile evin sevgili damadından şüphelenmeyi akıl etmezmiş. Ayrıca köşkün gizli yerlerini, mücevherlerin saklı olduğu kasayı bir damat, bir doktordan daha kolaylıkla öğrenirmiş! Soygundan sonra da boşanma şart! "Sen kadınları kendine âşık etmesini bildiğin kadar kavga çıkarmakta da ustasındır."

Planın ikinci kısmını köşke uşak olarak gelen Necdet anlatıyor; "Yarın gece 12'de her şey hazır olacak. Biz, yatak odasının bahçeye bakan köşesinde arabayla bekleyip elektrik feneriyle işaretimizi vereceğiz. Sen de pencere önünde çakmağınla sigaranı yakacaksın. Ötesi malum." Açıklamayı burada keser. Uşaklar, fazla konuşmasını sevmezlermiş! Aslında böyle dümenlere hiç gerek yok! Hülya, Turgut'u kasayı açmış görünce tüm mücevherleri veriyor zaten.

Leyla, filmin en önemli kişisi. İyi bir şarkıcı. Turgut için özverisi Hülya'dan daha fazla. Tek emeli, tek istediği Turgut. Bu soygun da beraber mesut bir hayat için. "O'nla evleneceksin ama beni seveceksin" demişti kuşku içinde. Delikanlıya zaafı Necdet'in dilinde; "O kadar yüz verirseniz!" Filmin sonunda vücudunu Turgut'a atılan kurşunlara siper ediyor. "Seni her şeyden çok severim ama aşka köle olan kadınlardan değilim" diyecek kadar da kişilikli.dusrturt

Üzgün olduğu zamanlarda bile sahneye çıkıyor. "Keder sanatın ruhudur." Şarkı söylemek böylesine bir ihtiyaç.

Çok hoş bir esprisi; Bir haftalık balayından sonra soygun yapılacakmış. "Evlilikte yıllanıp torun sahibi mi olmanı bekleyecektik yoksa" diyor Turgut'a.

Hülya, yetkin bir ressam. (Keşke yaptığı resimlerden birini görebilseydik). Sabah yürüyüşlerinde öyle melek, öyle güzel ki, Turgut, seyircinin de hislerine tercüman olur; "Saadet sizsiniz." Hep böyle güzel şeyler duymak ne güzel. Aşk insanı çocuklaştırır. Beraberken kendilerini yaramaz ve şımarık hissediyorlar. İştahı da kaçırırmış sevdalanmak. Bizimkiler "Bütün varlığım seninle dolu" anlayışında. Yine de acıkmışlar! Yemekleri aşk kadar güzel bir lokantada kadeh tokuştururken görürüz Onları.

Hülya Koçyiğit, ikinci resim sahnesindeki tül geceliği Posta Güvercini'nde (1965) İskender-Yusuf Sezgin'e maden suyu getirirken; Aliye Rona'ya "Sen olgun, kültürlü, Avrupa görmüş bir annesin" diye naz yaparkenki bluzu yine 'Posta Güvercini'ndeki (1965) İskender'e "Israrında haksızlık ediyorsun" derken giyiyordu.

Filmde, doktorlar için ilginç sözler var. Leyla'ya göre 'alt tarafı herkesin hastalanmasını bekleyen parasızın biri'. Anne-Aliye Rona ise Turgut için verilen mükemmel referanslardan söz ederken "En mühimi de bir doktordan çok bir artiste yakışacak kadar yakışıklı ve zarif oluşunuz" diyor! Hülya, ressamlarla hekimleri karşılaştırırken 'müthiş bir iltifat' yapar; "Siz kâğıt yerine ruhları kullanıyorsunuz. Tuvaliniz insanlar, fırçanız da ilminiz." 2013 Hollywood yapımı 'Escape Plan'deki Dr. Kyrie-Sam Neill'in çarpıcı tanımı; "Doktorlar, hakkında çok az şey bildikleri hastalıkları tedavi etmek için çok iyi bilmedikleri ilaçları hiç tanımadıkları insanlara reçete eden kişilerdir!"

'Avrupa görmüş' anne Aliye Rona, Turgut'un amacını anlar ama 'sevgi'ye zaman tanıyıp ses etmez. "Ne çıkar, doktor olmasanız ne çıkar? Kızımı seviyor musunuz, onu söyleyin. SEVENLERİN DOKTORU AŞKTIR."

Partide, düğünde ve havaalanında tanıdıklarla karşılaşıyoruz; Hüseyin Salıcı, Mehmet Büyükgüngör, Renan Fosforoğlu, Sabahat Işık, Silvana Panpani, Talia Salta, Hikmet Gül. Yalnızca 1-2 saniye görmemize karşın çok uzun süreli beraberlik izlenimi uyandırmaları nedendir?

Hülya, filmin başında 'yemeğini odasında yiyordu'. Sonlara doğru bu kez Turgut aşağı inmeyip 'çayını odasında içmeyi tercih eder'.

Necdet Çağlar, ortaokulu bitirdikten sonra uzun süre dış sefer yapan otobüslerde ve '54017' plakalı Halk Otobüsü'nde şoförlük yapmış. Yeşilçam'da 42 'kötü adam'lıktan sonra 1968'de T.P.A.O. İzmit Rafinerisi'nde Kısım Şefi olarak çalışacaktır.

Semra Atılay (asıl soyadı 'Öztaş') da ortaokul mezunu. Sanat hayatına 1949'da başlamış. Sahnedeki ilk şarkısı 'Sönmez Artık Yüreğimde Yanan Bu Sonsuz Ateş'. 1969'da bir altın plağı var. Çalıştığı yerlerin bazıları; 'Tepebaşı Gazinosu', 'Kızkulesi Salacak Plajı Gazinosu', 'Maçka Şark Gazinosu', 'Küçük Çiftlik Parkı', 'Kazablanka Gazinosu', 'Belvü Gazinosu', 'Bebek Muharrem Gazinosu', 'Kireçburnu Mesire Gazinosu', 'Büyük Londra Senar Gazinosu', 'Bebek Mehtap Restoran'.

Rüzgârının ortalığı kasıp kavurduğu 60'ların başında, Göksel Arsoy da ünlü gazinolardan yağmur gibi şarkıcılık teklifleri almış. Kabul ederse verecekleri ücret Zeki Müren'inkinden bile yüksek. Aktörün, bunu elinde bir koz olarak en sona saklayacağı bilinmiyor değildi. Sahneye 'çıkışı', Yeşilçam'da 'inişe geçtiği' 1966'da ve amcasının iki şarkısını plak (Sahibinin Sesi) yaptıktan sonra. A yüzü 'Aşkın Kadını'; "Sevdaya düşen bir kadına kalbimi verdim//Sevdim ben O esmer çiçeği kalmadı derdim//Ben şimdi hayatın tadına zevkine erdim//Sevdim o vefakâr meleği kalmadı derdim." B yüzü 'Temmuz Akşamları'; "Ah o güzel temmuz akşamlarında sen//İzmir'de dolaşır yolumu keserdin//Ufkumda hayalin canlanır gülerken//Koyda, meltem gibi ruhumda eserdin." Amca Arsoy'un besteleri beğenilirken yeğen Arsoy'un sesi konusunda konuşan olmamış!

'Kısa boylu, şişman ve Yul Brynner kafalı' Memduh Alpar'ın takma adı 'Baron'. Darülaceze'de son bulan 40 yıllık sahne ve perde 'baronluğu'.

Aliye Rona'yı, 50'lerde İstanbul Radyosu'ndaki 'Radyofonik Temsil/Radyo Tiyatrosu'nda dinlerdik. 'Bumin Kalesi' (25 Haziran 1950) (Eflatun Cem Güney); 'Çelebi' (28 Haziran 1950) (Ekrem Reşit Rey); 'Maruf' (05 Temmuz 1950) (Ekrem Reşit Rey); 'Devridaim' (09 Temmuz 1950) (Ekrem Reşit Rey); 'Son Adam' (02 Ağustos 1950) (Sara Ertuğrul); 'Aşk Mektubu' (01 Ekim 1950) (Afif Yesari); 'Zaman Bir Rüyadır' (11 Şubat 1953) (Zihni Küçümen); 'Aşk Sadakattir' (11 Mart 1953) (Pakize Başaran); 'Hayal ve Hakikat' (30 Haziran 1955) (Rose Andre Fouger) (Türkçesi Seniha Bedri Göknil).

Turgut'u Toron Karacaoğlu; Hülya'yı Jeyan Mahfi Ayral; Leyla'yı Nevin Akkaya; Hülya'nın annesini Aliye Rona; Necdet'i Kemal Ergüvenç; Hüseyin Zan'ı Erdoğan Esenboğa seslendirmiş.

Turgut Uysal-Göksel Arsoy; Hülya-Hülya Koçyiğit; Annesi-Aliye Rona; Leyla-Suzan Avcı; Adamları Necdet-Necdet Çağlar, Hüseyin Zan ve Tarık Fulya; Doktor-Memduh Alpar; Komiser-Muzaffer Yenen; Salacak ve Kızkulesi; Yeşilköy Havaalanı; Beylerbeyi Sarayı; Gazino çok güzel.

Yesâri Asım Arsoy, yeğeninin, Ülkü Erakalın yönetiminde film yapacağını duyunca bir şarkı için kolları sıvamış. Ancak besteyi yetiştiremez. Sonuçta filmdeki 4 Türk Sanat Müziği eserinin yalnızca (75 saniye süren) bir tanesi O'na ait. Üstelik Jenerikteki 'müzik ve beste (herhalde beste ve güfte demek istediler) Yesâri Asım Arsoy' yazısı da 35 yıllık 'Yıldızların Altında' kendisininmiş gibi hatalı bir izlenim uyandırıyor. Film gösterime girdikten sonra Tarık Dursun'la yaptığı söyleşide üzüntülerini (eli ayağı titreyerek) dile getirmiş. "Bu bir irtihaldir. Benim Ali Rıza Bey'e hürmetim var. Sonra millet ne demez. Yesâri Asım, Kaptanzâde Ali Rıza Bey'in şarkısını almış kendine mal etmiş, çalmış demez mi?" Gerçekten de bu film nedeniyle, şarkı, kendisinin zannediliyor hâlâ. 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica