"Seni Çoktan Affettim Necip. O Gece Bana Çocuk Muamelesi Yapmasaydın, Ben, 40 Yıl Kokmuş Gülseren Olarak Kalırdım" posteri

"Geçer... Biliyorum. Keşke geçmese de her şey bitse! Vücudun çektiği acı nedir ki! Asıl yorulan ruhtur, kalptir." Dinlenirse, baş ağrısının geçeceğini söyleyen Necip'e (sf. 26 ve 32) veriyor bu yanıtı. Romanda değil ama filmde 'yorulan ruhu, kalbi' nedeniyle kısa bir süre Bakırköy Akıl ve Sinir Hastanesi'nde kalacaktır.

'Sarmaşık Gülleri'nin (1950-Muazzez Tahsin Berkand) (3. Basım-1965-İnkılâp ve Aka Kitabevleri) renkli Yeşilçam uyarlaması. Önceleri Birsel Film'in, Türkan Şoray ve Ediz Hun'lu bir projesiydi (Mart, 1966). Yönetmen olarak Atıf Yılmaz düşünülmüş. Ama 'konunun kadın seyirciyi daha yakından ilgilendirmesi nedeniyle şans terazisinin kefesi Ülkü Erakalın'dan yanaymış'! Çevrim, Acar Film-Nejat Saydam, Hülya Koçyiğit ve Kartal Tibet'e kısmet olacaktır. Mayıs, 1968'de çekilip, 27 Ekim 1968, Pazar günü (Kadıköy) Atlantik'teki suareden sonra 28 Ekim 1968, Pazartesi günü (Beyoğlu) İnci; (Beyoğlu) Lüks; (Aksaray) Bulvar; (Çarşıkapı) Şık; (Kadıköy) Feza sinemalarında gösterime girmiş. Hülya Koçyiğit, evlilik öncesi kamera karşısında. Fatma Karanfil'in elbiseleri (Karaköy) Özşen Triko'dan; Piraye Uzun'unkiler Atalar Butik'ten (Bahçekapı, No. 56).

Yağmurlu bir gece. Film, meşhur yazar Necip Kunt'un (romanda 'Kunter') yeni aldığı Kadıköy, Fenerbahçe'deki (kitapta 'Pendik') köşke gelişi ile başlıyor. Isınmak için yaktığı gazete kâğıtları arasında 'mavi' (romanda 'yeşil') bir hatıra defteri bulur. Öksüz, titrek bir elin yazdığı zavallı satırlarda Gülseren'i tanıyoruz. Evin eski sahibi Mecdi Bey'in kızı. Üzerinde daima eski bir bahçıvan tulumu ve hasır şapka. Hayatı boyunca arkadaş nedir bilmemiş. Bu deftere sahip olana kadar tek dostu gözyaşlarıymış. "Çocukluğumdan genç kızlığıma kadar oturduğumuz bu beyaz boyalı köşkü hayatım boyunca unutmayacağım." Çeşitli güllerle dolu bahçede anacığıyla geçen nice mutlu saatler. Zavallı kadın, iki yıl önce, bir yaz sonundaki yağmurlu gecede solmuş gitmiş. Bir müddet yalnızlıktan sonra babası yeni kararlar alır. Emektar Ali Efendi'nin "Galiba o iş oldu kızım" demesinden durum anlaşılıyor. Üvey anne Ümran ve kızı Betül köşke geliyorlar. İlk yaptıkları iş, kahramanımızı çatı katında bir yere atmak. "Artık benim için işkence dolu günler başlamıştı. Sığıntı gibiydim kendi evimde." Bir uşak, bir hizmetçi muamelesi görüyor, itilip kakılıyor. "Zavallı babacığımın durumu benden de kötüydü. Ümran Hanım, O'nu bir robot gibi idare ediyordu." Oturması, kalkması, gezmesi hep taze gelinin sözüyle. Adeta bir esir. "Bana yapılan işkencelere sadece üzüntülü gözlerle bakmakla yetiniyor, elinden mani olmak gelmiyordu." Korkusundan 'rahmetli karısının' resmini şöminede yakar gizlice. Yanan, sanki resim değil Gülseren'in bütün benliği. Bir zamanlar mesut kahkahaların çınladığı bu mutlu yuvaya, o tek resmi çok görmüşler. "Seni sanki ikinci defa kaybetmiş gibiyim. Merhametsiz alevler senin yerine bu eve yerleşmiş kadınla kızının zafer şenliklerini kutluyormuş gibiydi" diyor hayalindeki annesine.

Sonunda Ümran Hanım'ın zorlamasıyla 'her tarafı bin bir hatıra dolu hayal sarayı' köşk satılır. Daha modern ve havuzlu bir yer istermiş Hanımefendi! [Kitaptaki neden ise "Betül'ün Avukat Münir ile evlenmek istemesi. 'İşe yeni başladığı için karısını idare edecek parası yokmuş' damadın]. "Zavallı babacığım, titrek elleriyle bu satış muamelesini imzalamaktan başka bir şey yapmıyordu." O uğursuz günde, 'avukata ayıp olmasın' diye Betül'ün bir elbisesini giydirmişler genç kıza. Satış muamelesi için rızasına ihtiyaçları varmış! "Ben de babam gibi itiraz bile edemiyordum. Bir korku çemberinin içindeydim sanki."

Şimdi çok üzüldüğü bu durumun iyi bir tarafı var! Bu sayede 'büyük aşkı' Necip'le tanışacaktır!

Köşkün yeni sahibi, 35 yaşında bir muharrir. Harika bir adam. Bütün genç kızların ideali. Yürekleri hop hop oynatan bir artist adeta. Küçük yaşta babasını kaybetmiş, annesi Cavidan ve kız kardeşi Vildan ile yaşıyor.

Ümran Hanım'ın Bahçıvan Osman ile ilişkisi vardı. Durumu anlayan Gülseren, korkutularak bir süre için Bakırköy Akıl ve Sinir Hastanesi'ne gönderilir.

Sonrasında Necip'in yardım eli uzanıyor. Hatıra defteri nedeniyle genç kıza acımış(!), evlilik teklifinde bulunur. Ama daha evlendikleri gün yalnız bırakır Gülseren'i. Gerekçesi de çok inandırıcı! Talebelik yıllarında küçük bir pansiyonda kalıyormuş. "Yağmurlu bir gece eve dönerken suların içinde ölümle pençeleşen bir kedi yavrusu buldum. Alıp odama getirdim. Günlerce ölümle pençeleşti. Ağzına sütü güçlükle akıtıyordum. Bana öylesine sıcak bir muhabbetle sokuluyordu ki. Sonra güneş açtı, kedi iyileşti. Bir gün eve geldiğimde, kediyi sahipleri alıp götürmüştü." Bunları anlatıyor zifaf odasında.aethaerhera

Onuru zedelenen Gülseren "Ben kedi yavrusu değilim" diye haykırıyor. O gece bahçede dolaşan 'kocası', ertesi sabah arkadaşı Orhan'la Abant'a gider. Son romanını bitirecekmiş!

Vildan duruma hemen el koyar. Pısırık Külkedisi'ni, prensese dönüştürür. "Gülseren'i Güzelleştirme Cemiyeti"ni kurmuş. Arkadaşlarından birinin abisi meşhur kuaför ve makyajcı; Birinin babasının konfeksiyon mağazası var; Birinin nişanlısı da dans hocası. Kahramanımızın da kabiliyeti varmış. Kısa sürede modern, harika bir afet olur. Necip artık, tanımakta zorlandığı karısının peşindeydi.

Bu arada (romanda olmayan) üzücü bir olay var. Mecdi Bey, Osman'ın yatağında yakaladığı Ümran'ı öldürür. Neyse ki 'az bir ceza' almış. Gülseren ve Necip'in mutluluğu her acıyı unutturuyor.

Kitap biraz farklı. Ümran 'üvey' değil ama tahammül edilmesi imkânsız bir 'öz anne'. Fakir bir ailenin güzel kızıymış (sf. 12). Okumaktan çok gezmesine, eğlenmesine düşkün. Mecdi Bey isimli bir maliye memurunu sevmesine rağmen 'zengin mühendis Sahir ile tanışınca aşkını çiğneyip geçer'. Kocasına öyle nefret dolu ki hamileliğinde Gülseren'i düşürmek istemiş hep. (Genç kız "Annem, babamı sevmemiş olduğu için beni de sevmiyor" diyecektir). Sahir'in ölümünden sonra ilk aşkı ile evlenmiş. Betül'ü "Aşkımın çocuğu" diye çağırıyor. Çocukları arasında iki yaş fark var.

Gülseren'i ailede anlayan tek kişi 'üvey baba' Mecdi. Liseden sonra Kimya Enstitüsü'nü bitirip Sümerbank'ta çalışmaya başlar.

Psikolog Necip Kunter, tanınmış bir romancı, gazeteci. 35 yaşında ve bekâr. "Hayatta, zevk ve acı namına ne varsa hepsinden birkaç katre tatmış." Genç kızı, köşkte bulduğu hatıra defterinden tanır. Hayatlarını birleştirmek istemesi Gülseren'i eniştesinin sataşmalarında korumak içinmiş. "Bu izdivaç, herkesin anladığı manada bir evlenme olmayacak. Biz, sadece, yalnızlığımızı, dostluğumuzu birleştireceğiz" diyor. ['Garip Bir İzdivaç'ta da (1965) benzer bir durum var]. Bu sürede Şişli'de bir apartman tutar ve Nevin, Muzaffer, Mübeccel, Janet, Meriko, Nezahat isimli kadınlarla beraber olur! (Arkadaşları "Evli bir adamın, dışarıda bu kadar fazla kadın ahbabı olması bizim gibi bekârların işlerine kesatlık veriyor" diye şakalaşacaklardır). Hiçbirinde Gülseren'in verdiği mutluluğu bulamamış! Sonrasında birbirlerini sevdiklerini anlıyorlar ve birliktelikleri gerçek evliliğe dönüşür.

'Sarmaşık Gülleri'ndeki melodiler.

'This Is My Song' (1967) (Charlie Chaplin) Ümran Hanım ve Betül'ün köşke gelişi nedeniyle verilen partinin başında.

'Mellow Yellow' (1966) (Donovan Philips Leitch) Aynı davette Betül'ün dansında.

'Zorba'daki (1964) (Mikis Theodorakis) 'Questions Without Answers' 3 sahnede (Mecdi Bey, resmi yakarken; Gülseren'i sedye ile akıl hastanesine götürürlerken; Necip "Seni seviyorum Gülseren. Seninle evlenmek istiyorum. Senin cennetin olan sarmaşık güllü köşkte benimle ebediyen beraber olmak ister misin" sözleriyle evlenme teklif ederken).

Franck Pourcel'in 'The Versatile' albümündeki (1968) 'Tristesse' (Chopin) Gülseren, odasından çatı katına kovulurken. [Piyano için bestelenen 'Mi Majör, Op. 10, 3 Numaralı Etüd'ün (1883) (Frédéric Chopin) orkestra yorumu].

'Sarmaşık Gülleri' (Muhayyer Kürdî) (Teoman Alpay) (Enstrümantal) 12 sahnede (Babasını hastanede ziyaret ederken; Vildan "Abi, arkadaşlarım sana bayılmışlar" derken; Necip, gece yarısı havuza taş atan Gülseren'e bakarken; Hastanede bir demet gül verirken; Genç kız evlenme teklifini kabul ederken; Düğünde, birinci dansta; İkinci dansta; Zifaf odasında konuşurlarken; Abant'ta el ele dolaşırlarken; Abant sonrası, babasını ziyaret ederken; Necip "Hayır, Gülseren! Ne olursa olsun senden ayrılmak istemiyorum" dedikten sonra; Vildan, abisine, Gülseren'in teypteki sesini dinletirken).

'Strangers In The Night' (Nisan, 1966) (Bert Kaempfert / Charles Singleton / Eddie Snyder) Vildan'ın partisindeki ikinci melodi.

'Guantanamera' (1929) (Josè Fernàndez Diaz) Betül, 'Esir Aşk'ın en sevdiği bölümünü okurken.

Los Hermanos Rigual'in 'Chitarra Amore Mio' uzunçalarındaki (1966) 'Caminito' (1926) (Juan De Dios Filiberto) Gazinoda Betül ve Necip dans ederken. (Cevat Uz da orada).

'Mingus Revisited' 33'lüğündeki (1964) 'Half-Mast Inhibition' (Mayıs, 1960) (Charles Mingus) (2.55 - 3.10 arası) Bezik oynarlarken. (Ümran, Orhan'ı ayağı ile taciz ediyor).

'The Rite Of Spring (Le Sacre Du Printemps)'deki (1913) (Igor Stravinsky) 'Sacrifical Dance-The Chosen One' Gülseren'i götürmek üzere eve cankurtaran arabası geldiğinde.

'Wedding March' (1842) (Felix Mendelssohn) Düğün sırasında.

'Ellerim Böyle Boş, Boş mu Kalacaktı' (Nihavent) (Şekip Ayhan Özışık) 4 sahnede (Gülseren ve Necip kayıktayken; Abant'ta, Gülseren ve Necip'in dansında; Orhan, Gülseren'i, ellerinde bavullar, giderken görünce; Necip, Mercedes'in lastiğinin söndürüldüğünü anlayınca). Bunu bir kez de Zafer Önen'in sesinden dinliyoruz.dfadfhdfhdfah

'Reach Out I'll Be There' (1966) (Brian Holland / Lamond Dozier / Eddie Holland) Vildan "Aferin şu Gülseren'e. Ne söylediysek, ne öğrettiysek yaptı" derken.

'Fabbre Nera' (Fausto Papetti) Abant'ta, Gülseren ve Orhan'ın ilk dansında.

"Lara's Theme" (1966) (Maurice Jarre) İkinci danslarında.

'Berceuse de Jocelyn' (1888) (Benjamin Godard) Abant Gölü yakınlarında Gülseren "Ah ne güzel! Ortalık birdenbire aydınlandı. Burada güneş doğmaz mı" derken.

'En Sonunda Sen Benimsin' (Acem Kürdî) (Teoman Alpay) Gülseren, Orhan'ın arabasıyla Abant'tan ayrılırken. "Kaçamazsın kaçamazsın//Sen ellerin olamazsın."

'Thunderball'daki (1964) (John Barry) 'Crash Landing - The Bomb' 3 sahnede [(1.05-1.15 arası) Ümran Hanım, Osman'ın yanına gitmeden önce uyuyan baba kıza bakarken. Mecdi Bey, durumu anlamış; (2.05-2.20 arası) Osman ve Mecdi Bey dövüşürken; (2.20-2.35 arası) Osman, Ümran'ı göstererek "Öldü O! Baban öldürdü, benden kıskandı" derken].

'America America'daki (1963) (Manos Hadjidakis) 'Frustration, Dreams and Loneliness' 2 sahnede (Necip, Gülseren'in bahçıvan giysilerini yerde görünce; Elinde elbiseler pencereden bakarken).

Filmdeki şarkılar.

'Sarmaşık Gülleri' (Muhayyer Kürdî) (Teoman Alpay) (toplam 4 dakika 32 saniye) Sevim Şengül'ün sesi ile 3 sahnede [(1 dakika 25 saniye) Jenerikte; (2 dakika 25 saniye) Köşkün önünde yürürken; (42 saniye) Filmin sonunda]. "Yalnız kalan ruhumun//Acısı çok derindir//Yıllar geçse de inan//Kalbim yine senindir//**//Bu gölgesiz bu derin//Aşkı kimse anlamaz//Düşlerimde sen varsın//Ümitlerim bembeyaz//**//Alamaz bin sevgili//Kalbimdeki şu yeri//Sanki içimde açar//Bu sarmaşık gülleri//**//Her yerde hatıran var//Her şey seninle dolu//Her şeyde senin izin//Bu yol aşkımın yolu//**//Benliğimden ayrılmaz//Bendeki hatıralar//Tazelenir yeniden//Eski derin yaralar."

'Cliff Richard and The Shadows'dan 'Shooting Star' (1966) (Brian Bennett / John Rostill / Hank B. Marvin) Vildan'ın, köşke taşınmaları şerefine verdiği partide ilk şarkı. ['Thunderbirds Are GO'da (1966) kullanılmıştı]. "Sometimes I feel you are cheating me//Then you kiss me and my mind is free."

Tom Jones'un söylediği 'Delilah' (1968) (Les Reed / Barry Mason) Betüllerin davetinde. "I saw the light on the night that I passed by her window//I saw the flickering shadows of love on her blind." Ertan Anapa, Yalçın Ateş 6'lısı eşliğinde ve Sezen Cumhur Önal'ın Türkçe sözleriyle plak (Sahibinin Sesi) yapmıştı (1968); 'Aşkım Dillere Destan'.

Filmde, Ses Dergisi'nin sinemamıza kazandırdığı üç sanatçı var; Hülya Koçyiğit (1963 ikincisi), Piraye Uzun (1968 finalisti) ve Fatma Karanfil (1968 üçüncüsü). Jürideki yapımcılar Fatma Karanfil'i Deanna Durbin'e benzetmişler. 'Gözlerinin içi gülüyor'. Birsen Kaplangı'nın sesiyle ne kadar güzel. Piraye Uzun'dan makyaj yapmasını öğrenmiş ve O'na 2-3 sahnedeki 'modern dansları' öğretmiş. Filmdeki abisi Necip gibi bir yazar olabilirdi. Ortaokul öğrencisiyken bir yarışmada 'Yağız' adlı öyküsü birinci olmuş. 'Sarmaşık Gülleri' ilk filmi. (Romandaki Vildan, Güzel Sanatlar'a devam etmiş. 'Heykeltıraş' olmak istiyor). Çekimler, Kadıköy-Fenerbahçe'deki köşkte. Filmde bir ev daha var; Erenköy'deki Sokollu Köşkü. Yıllar önce Filiz Akın da aynı yerde ilk kez kamera karşısına geçmiş; 'Akasyalar Açarken' (1962).jkhdgKJHsk

'Aşka Tövbe'den (1968) anımsadığımız ilk köşkün bahçesi çiçek ve heykel dolu. Duvardan yukarı doğru tırmanan sarmaşık gülleri. (Betül'e göre 'uyuz çiçekler'). Beyaz, pembe, sarı, kızıl. Gülseren'in annesi de çok severmiş.

Pollyanna'yı (yazar 'Poli Anna' diyor) kendisine örnek almış genç kız. Bu zamanın kadını değil. 'Fazla yumuşak başlı, fazla uysal'. (Kız kardeşine göre ise 'yabani bir çiçek, uzaktan güzel, koparılınca kötü kötü kokan bir çiçek'). Sevim Şengül'den 'Sarmaşık Gülleri'ni dinlediğimiz ikinci sahnede askılı pantolon ve hasır şapkasıyla ulaşılmaz güzellikte. Betül'ün kocası Münir iki kez sataşmış kahramanımıza. Özrü kabahatinden büyük; "İki kardeş birbirlerine çok benziyorlar. Karanlıkta karım zannettim!"

Necip, ısınmak için şöminede 'kucak dolusu' gazete ve kitap yakar. Romanda "Onları yakmaya adeta acıyorum" diyor. Edebiyata olan saygısından zannettik! Değilmiş! "Ankara Caddesi'ndeki kitapçılarda iyi bir kazanç temin edebilir(d)im" diye tamamlar sözlerini (sayfa 9). Sonraki on yıllarda bu 'yakma' iş kitabı aşıp 'insana' kadar varacaktır.

Delikanlının 'dünyada en çok kızdığı, en çok kin beslediği insan' Betül. Aynı zamanda en çok arzu ettiği kadın! Tek noksan tarafı insanlığıymış. Genç kıza söyledikleri aslında kendisi için geçerli galiba; "Bugün için insanları çok iyi tanıdığınızı zannedebilirsiniz. Ama bir gün gelecek kendinizi bile tanımadığınızı anlayacaksınız."

Hiçbir lafı inandırıcı değil! Evlendikleri gece Gülseren'e şunları söylüyor; "Bana karşı beslediğin hislerin bir aşk olmadığını seneler sonra anlayıp bana hak vereceksin. Senin merhametli ve kuvvetli bir koruyucuya ihtiyacın vardı. Baban hasta ve zayıftı. Senin boşluğunu dolduramıyordu. İşte o insan ben oldum. Evlenmemiz bu koruyuculuğun resmi bir maskesidir. Bütün gayem seni cemiyete kuvvetli ve şuurlu bir insan olarak yetiştirmektir. (Evliliğin böyle bir amacı da varmış!). Seninle bütün bağlantılarımız bir ağabey kardeş şefkati içinde devam edecek ve sen, bir gün bana duyduğun hislerin dışındaki aşkı tanıyacaksın." O gece 'bahçede', ertesi gün 'Abant'taydı'. Genç kız bir sahnede "Aman! Ayıdan post, romancıdan dost" diyerek iğneliyor kendisini.

Nikâh çekimlerinde 'Samanyolu' ile dans etmişler. Ama film seslendirilirken 'Sarmaşık Gülleri' kullanılmış.

Betül, Necip'in Gülseren'e olan şefkatine farklı bir yorum getiriyor. "Kuzum, siz yolda gördünüz her dilenciye para verir misiniz?" Yazarımızı, 'Esir Aşk' romanından bir bölüm okuyarak etkilemeye çalışır. "Genç kızla genç erkek, loş bir salonda oturuyorlardı. Öldürücü bir sıkıntı vardı odanın havasında. Genç erkek bir Buda heykeli gibi susuyordu. Genç kadınsa O'nun etrafında yanan alevler kadar ateşliydi. Birdenbire yanına çömeldi erkeğinin." Usta bir avcı, kekliğin ne zaman havalanacağını bilir. Betül de öyle! Eli tetikte bekliyordu Necip'i.

Gülseren'in aynı romanda beğendiği kısım farklı; "Kadını kadın yapan, kadını güzel yapan erkektir. Tek kelimeyle her güzel kadının yaratıcısı, akıllı bir erkektir."

Romanda Sahir'in ölümü iki farklı şekilde verilmiş. 11. sayfada 'doğacak kızını göremeden'; 49. sayfada 'doğumundan bir sene sonra'.

Filmde çok önemli olan Orhan, 256 sayfanın yalnızca 9'unda yer alıyor.

Mecdi, Ümran'a göre 'aciz ve zayıf karakterli'. İki kez kalp krizi geçirmiş, üçüncüsü sonu olabilirdi. Ama onu da atlatır yaşlı adam. Vücudu, kişiliğinden kuvvetli!

Ümran, filmde 'bezik', romanda 'pokerci'. Osman'ın kollarındaydı hep. Bir ara Necip'in arkadaşına da ilgi duyar. Ama Orhan'ın evli kadınlarla işi yok. "Bir tarafımız temiz kalmış evvel Allah" diyor.

Kâhya (kitapta 'bahçıvan, orta hizmetçisi, aşçı') Ali'yi, Gülseren'in 'dedesi köyden getirtmiş'. O zamandan beri köşkte. Yaş 60, tatlı ve mütevekkil bir gülümseme (sf. 5). Yazar alıştığımız deyimi biraz değiştiriyor; "İki elinde on marifet." Köşk ve bahçenin her parçasına, bunlar canlı imişler gibi derin bir sevgi ile bağlı. Selahi İçsel'in, burada giydiği siyah smokine benzer bir elbisesi olmuş mudur acaba ömrü hayatında? O, Necip ve Osman dışındakilerin neyle geçindiği belli değil.

Necip'in Orhan'la yemek yediği gazinodaki ve Betül'le dans ettiği kulüpteki Cevat Uz; Düğündeki Hikmet Gül filmin sürprizleri.adhar

Kitapta kabullenilmesi güç sözler var. "Kadın değil mi, dağarcığında yığın yığın yalan doludur" diyor Necip. Vildan'ın, bir memure arkadaşının görüşleri şöyle; "Bence kadınlar için hayatta başlıca gaye evlenmek olmalıdır. İyi kötü, yine de bir aile ocağı O'nun için en emin köşedir." Ali'nin nasihatleri farklı değil. "İşini terk et, evinin hanımı ol. Ondan sonra da erkeğini kendine bağlamak için dünyaya çocuk getir." Sayı vermemiş!

Gülseren'e saldırıp ruh sağlığını bozan Deli Bahçıvan Osman romanda yok. Biraz 'Fareler ve İnsanlar'daki (1937) (John Steinbeck) Lennie'ye benziyor. Hüseyin Baradan'ın, film gösterime girdikten sonra (Kasım, 1968) hoş bir anısı var. 56 model arabasının her gün bir yerine zarar veriliyormuş. Bilinmeyen kişiler, antenini, aynasını,  sileceklerini kırmışlar. Sonunda kapısına şöyle bir not bırakılmış; "Baradan Efendi, 'Sarmaşık Gülleri' filmindeki gibi roller oynamaya devam edersen araba bundan daha kötü yapılacak. Ayağını denk al. İmza, Zalimler."

Bakırköy Akıl ve Sinir Hastanesi'ndeki Doktor bizi şaşırttı. Gülseren'deki ruhsal sarsıntının nedenlerini bulmaya çalışacağına Necip'e "Geçirdiği şokun sebeplerini hatırlamaması ve sizlerin de hatırlatmaması lazım. Bu geçenleri O'na hiçbir zaman sormamanızı rica ediyorum" diyor. Delikanlının davranışı da bu tıbbi beklentiye uygun! Zifaf gecesi genç kızı yalnız bırakıp yeni romanı için Abant'a gitmek!

Orhan, göl sahnesinde kayığı iple iskeleye çekiyor. İçinde Gülseren ve Necip var. Arkadaşına filmdeki değil romandaki soyadıyla seslenir. "Büyük yazar Necip Kunter, eşeğini daima sağlam kazığa bağlar." Burada bir hata daha var. Aslında eşeğini sağlam kazığa bağlayan Necip değil Orhan'ın kendisi.

Gülseren'i Jeyan Mahfi Ayral; Necip'i Abdurrahman Palay; Betül'ü Nedret Güvenç; Vildan'ı Birsen Kaplangı; Ümran'ı Nevin Akkaya; Mecdi'yi Rıza Tüzün; Orhan'ı Zafer Önen; Osman'ı Sadettin Erbil; Cavidan'ı Sacide Keskin; Ali'yi Mümtaz Ener; Postacı ve "Necip Bey, İstanbul'unuz balandı" diyen otel görevlisini Fikri Çöze seslendirmiş.

Gülseren-Hülya Koçyiğit; Necip-Kartal Tibet; Betül-Piraye Uzun; Vildan-Fatma Karanfil; Ümran-Suzan Avcı; Mecdi-Osman Alyanak; Orhan-Zafer Önen; Osman-Hüseyin Baradan; Cavidan-Müşerref Çapın; Ali-Selahi İçsel; Doktor- Renan Fosforoğlu; Vildan'ın arkadaşı Sevgi Can; Avukat-Ali Demir; Abant; Necip'in [Kartal Tibet'e ait ve 'Ölmeyen Aşk' (1966), 'Parmaklıklar Arkasında' (1967), 'Benim de Kalbim Var' (1968), 'Cilveli Kız'dan (1969) anımsadığımız] '34 HA 578' plakalı Mercedes'i; Orhan'ın [Nejat Saydam'a ait ve 'Gençlik Rüzgârı'nda gördüğümüz] '34 DE 390' plakalı Opel'i; Abant yolundaki '37 AC 867'plakalı kamyon; Atan Kardeşler'e ait '33 AF 001' plakalı otobüs; '34 HZ 999' plakalı otomobil; Gülümse Zekiyan'a ait '34 FR 991' plakalı araba çok güzel.

Hülya Koçyiğit'in giysilerini başka filmlerden anımsıyoruz. Tavan arasına gönderildiği sahnedeki elbiseyi, 'Posta Güvercini'nde (1965) İskender-Yusuf Sezgin'le merdivenlerde konuşurken; Hastanede Osman Alyanak'ı ziyaretindeki pardösüyü, 'Kadın Asla Unutmaz'da (1968) Ayhan-Ahmet Mekin'den iş isterken giyiyordu.

Kartal Tibet'in de Ali Efendi'ye "Bu eski kâğıtlar epey işime yaradı" derkenki kazak ve pantolon, 'Aşka Tövbe'de (1968) 'resepsiyona' Şehbal'i sorarken; Abant'ta Orhan'la kayıktan inerkenki kazak, 'Sevemez Kimse Seni'de (1968) avda; 'Sosyetik' Gülseren'le karşılaştığı sahnedeki gömlek, 'İstanbul Tatili'nde (1968) Sultanahmet Meydanı'ndayken üzerindeydi.

Piraye Uzun "Merhaba şekerim, Bu ne acayip kıyafet. Seninle biraz uğraşmamız gerekecek" dediği sahnedeki ön fırfırlı bluzu rol arkadaşından ödünç almış. Hülya Koçyiğit bunu 'Kadın Asla Unutmaz'da (1968) otel merdivenlerinden inerken giyiyordu.

Gülseren; "Demek hâlâ iyi insanlar yaşıyor dünyada."

Son Yorumlar

Yandex.Metrica