"Seni Seven Fakat Hatırlayamadığın, Her Görüşte Yeniden Unuttuğun Bir Kadının Mektubudur Bu, Hakan" posteri

"Ne acı değil mi, beni ancak ben öldükten sonra hatırlayacak, tanıyacaksın... Öleceğime üzülmüyorum ama her yıl doğum gününde kim lale gönderecek sana. Vazon boş kalacak." Pınar böyle çırpınıyor ama üzülmesin! Hakan'ın filmdeki çapkınlığı sürdüyse o vazo hiç boş kalmamıştır! 'Her yıl doğum gününde beyaz lale gönderen' kişiyi merak bile etmemişti.

Stefan Zweig'ın bir öyküsünden yapılan 'Letter From An Unknown Woman'ın (1948) (Yönetmen Max Opuls) renkli Yeşilçam uyarlaması.

73 sonbaharında çekilen 'Siyah Gelinlik', 01 Nisan 1974, Pazartesi günü (Beyoğlu) Kervan; Köşk; Taç; Yeni sinemalarında gösterime girmiş. 90 dakika sürüyor ve 6 dakika 52 saniyesi şarkı. Jenerikte Bican Avşar'ın soyadı 'Avşan'. Senaryoda, 'Ölmüş Bir Kadının Mektupları'ndan (1969) etkiler var. Her yer çiçek dolu. Evler, işyerleri. Hastane ve gaz lambalı odalar bile. Çiçeksiz sahneleri Hülya Koçyiğit süslüyor.

Pınar'ın yazdıkları; "Beni hiç tanımayan sevgilim! Bütün gücümü toplayıp sana, beni hiç tanımayan sevgilime, ilk ve son defa olarak yazıyorum. Çünkü gücüm kalmadı artık, öleceğim. Hastalığım iyiye dönerse bu mektubu göndermeyeceğim sana. Ama mektubum eline geçerse bil ki artık son uykuma dalmışım. Nihayet yıllardan sonra bütün hayatımı öğreneceksin. SANA AİT OLAN FAKAT SENİN BİLMEDİĞİN HAYATIMI."

Film, Selma'nın gerçekleşmeyen nikâhıyla başlıyor. Evlenebilmek için intihara bile kalkışmıştı. Babası Feridun Çölgeçen gibi Hakan'a güveni yok. "İstiyorum ki uğradığın son liman ve o limanda son sevgilin ben olayım." Yaşlı adam sonunda razı olmuş ama bir şartla; Kaptanlığı bırakacak, genel müdür olarak fabrikasının başına geçecek. Delikanlı "İmkânsız bu. Ben mesleğimi bırakamam. Denizlerden vazgeçemem" diye yüksekten atsa da bir saniye sonra ise tıpış tıpış nikâh masasına gidiyordu!  Polisin getirdiği ve "Babacığım, babacığım" diye boynuna sarılan çocuk nedeniyle işler bozulunca "Hoşlandığım güzel bir kadın, genel müdürlükler, sonsuz bir servet, hepsi bunun yüzünden uçup gitti" diye yakınacaktır! Müstakbel kayınpeder "Bu herifin her limanda 5 karısı vardır" sözleriyle uyarmıştı kızını. Dayanamayıp bir de tokat atar 'şereflerini rezil eden, kepaze, utanmaz, liman zamparası' damat adayına!

Nikâhın iptaline neden olan 'yumurcak', Ç.E.K. Kasımpaşa Yatılı Yuvası'ndan kaçmış. Müdür Haluk Orçun "Biz de bu küçük kaçağı arıyorduk" diyor. Ama "Aramamak için kaçırmamak lazım". Çocuk, bebekken bırakılmış buraya. Denizi, beyaz gemileri, martı çığlıklarını çok seviyor. Kahramanımız yanına alır O'nu.

Pınar, deniz kazasında ölen 'kaptan bir babanın' kızı. Margarit'in pansiyonunda kalıyorlar. "Bütün gün odamızda dikiş diken, yalnız kalmanın acısını da benden çıkaran annemin diktiği şeyleri mağazaya götürmekten, yemek ve çamaşırdan başka hayatım yoktu. Yalnızdım, yapayalnızdım." İçi içine sığmıyor, sanki beklediği biri var.

Tek tesellisi martılar, kayıklar ve deniz. "Sevgili babamı benden ayıran deniz" kokusunu içine çekerek bir rüya gibi dolaşırken aklında hep aynı soru; "Bir sevgilim olacak mıydı?"

rhhh<dhfdffd

Bahriye subayı Hakan Ünsal olacaktır bu 'ulaşılmaz' sevgili. "İşte O, işte beklediğim erkek. O güne kadar bütün kaptanları babam gibi sanırdım. Oysa sen bambaşkaydın." Bir gece, üç sarhoşun saldırısından korumuştu genç kızı. Tertemiz bir çiçeğe benzetir, bembeyaz bir çiçeğe! (Sonradan bunları hayatına giren her kadına söylediğine tanık olacağız).

Daha çiçeği burnunda bir Kaptan. "Güzel heriftir." Bekâr olmasına bekâr ama her limanda bir sevgilisi var. "Bir gün O'na, bir gün ötekine koşar durur böyleleri." Kelebekler gibi.

Kaderin bir cilvesi aynı pansiyonda kiracı. İlerde sıkça yapacağı şekilde hatırlamaz bile Pınar'ı. Buna rağmen genç kız çok mutlu. Gizlice odasına girip maket gemiye bakıyor, üniformasıyla dans ediyor.

Hemen o sıralarda ana kızın yaşamı değişecektir. Margarit "Bir erkeğe ihtiyacınız var. Sizi bu pansiyon köşelerinden kurtaracak erkeğe" diyor. Tahir Efendi, filmde adı olmayan anne Gülistan Güzey için çok uygunmuş! "Babamın yerini kimse alamaz. Bu eve başka erkek giremez" diye direnmek boşuna; "Başka bir erkek girmeyecek ki, siz Ankara'ya gideceksiniz!" Annesi çoktan razı. "Margarit haklı. Bir gün gelecek çalışamayacağım. Böyle pansiyon köşelerinde çürüyeceğimize..." Kızının okulu bitirecek olması da önemli değil. "Ömrüm oldukça dikiş makinesinde, kamburum çıka çıka seni bekleyecek değilim ya!" Tahir'e 'soğuk davrandı diye' tokatlar üstelik!

Kaçınılmaz olarak trenle Ankara'ya gidiyorlar. Orada başka bir hacıağa, İhsan Yüce ile evlenmesi istenir genç kızın. Karşı çıkınca yine tokat ve İstanbul'a, Margarit'in pansiyonuna, Hakan'a kaçış. "Gözyaşlarımı sildiğin o merdiven başına dönüyordum. Senden başka kimsem yoktu. 'Seni seviyorum' diyecektim sana. Seni ne kadar sevdiğimi öğrenince beni çılgınlar gibi karşılayacaktın. Evlenecektik. Rıhtımda yolunu bekleyen karın olacaktım. Sana, senden güzel çocuklar doğuracaktım."

Ancak delikanlı başka bir yere taşınmış. O'nun odasına yerleşir. Aylar sonra tesadüfen karşılaştıklarında yine hatırlamaz Hakan! Ama genç kıza sahip olmasına engel değil bu durum. "Rüya gibi, hayal gibi geçen o gece aşkım günahım olmuştu."

Ardından tekrar bir deniz seferi. "(Bir ay içinde yanında olacağım) demiştin. (Hollywood filminde 'iki hafta'). Aylar ve aylar birbirini kovaladı. Ben gene bütün genç kızlığımda olduğu gibi seni bekleyerek yaşıyordum. Senin kutsal emanetini taşıyordum karnımda. O'nun uğruna işimden de olmuştum ama şikâyetim yoktu." Belki tam anlamamıştır diye tekrar eder; "Senden bir parçayı beraberimde taşıyordum."

Kanındaki şeker yüksekmiş. Doktor Orhan Aksoy "Dinle kızım, bu çocuğun doğması senin ölümün olacak. Doğurursan birkaç yıl ancak yaşarsın. Oysa doğumdan vazgeçersen..." diyor. 'Vazgeçmez'! Bir oğlu olur. "Artık güçlüydüm. Çünkü yanımda aslan gibi bir erkek, bir Hakan vardı!"

Aynı pansiyonda Selçuk da kalıyor. Alt katta bir kaynakçı. "Dostluk akardı gözlerinden. Her fırsatta bana yardım için çırpınıyordu." Ancak Pınar'ın çilesi bitecek gibi değil. İşsizlik; Hastalık; Çocuğun 4 yıl bakım evine verilmesi; İzmir'e gidiş; Ameliyat. Tam Hakan'a kavuşmuştu ki bir tabut içinde dönebiliyor İstanbul'a.

'Letter From An Unknown Woman', Lisa Berndle'in mektuplarıyla anlatılıyor.  Viyana'da lise öğrencisi. Oturdukları pansiyona yeni taşınan (âşık olacağı) Stefan Brand ise müzisyen. Piyano çalıyor, en az Hakan kadar çapkın. Genç kızın dul annesi, askeri terzi Herr Kastner ile evlenir. Beraberce Linz'e giderler. Bir talip çıkar kahramanımıza; Teğmen Leopold Von Kaltnegger. Gönlünde Stefan olduğu için reddedip Viyana'ya döner. Delikanlının başka kadınlarla beraberliğini görünce sevgisini kalbine gömüp bir moda evinde çalışmaya başlar. Bir gece tesadüfen karşılaşıyorlar. Ama Stefan hatırlamaz bile. Beraber olurlar. Milano'ya, bir konser için giderken hemen döneceğine dair söz vermişti. Elbette 'hemen' unutur bunu. Üstelik hamileydi genç kız. Bir oğlu olur: 'Stefan'! Kendisini çocuğuyla kabul eden asilzade Johann Stauffe ile evlenir. Yıllar sonra karşılaştıklarında delikanlı yine hatırlamaz Lisa'yı. Sonrası çok acı. Genç kadın ve oğlu tifüsten ölüyor. Bıraktığı mektupta her şeyi anlatıyor sevdiği adama. Filmin sonunda Stauffe'nin (nasıl sonuçlanacağını öğrenemeyeceğimiz) 'düello davetine' gözyaşları içinde gitmekteydi delikanlı.

drhdfhzdhzdfh

'Siyah Gelinlik'teki melodiler ve şarkı.

'Bana Ellerini Ver' (1972) (Özdemir Erdoğan) Jenerik dâhil 4 sahnede (3 dakika 04 saniye + 1 dakika 15 saniye + 1 dakika 23 saniye + 1 dakika 10 saniye). Esin Engin'den dinliyoruz (Yonca Plak); "Ben kelebekler gibiydim senden önce//Bak, pervanelere döndüm seni görünce//**//Yana yana kül olsam her an//Yine de senden ayrılamam//Yoluna adadım ömrümü ben//Sensiz olamam//Bin yıl yaşasam yine sana doyamam//**//Sana gönlümü verdim ey nazlı güzel//Seni almazsam gözlerim açık gider//Bana ellerini ver//Hayat seni sevince güzel//Yoluna adadım ömrümü ben//Gel kaçma güzel//Sana gönlümü verdim nazlı kelebek."

'Düğün Marşı' (1842) (Felix Mendelssohn) Selma ve Hakan'ın sonuçlanmayan nikâhında.

Bert Kaempfert'in 'Free and Easy' albümündeki (1970) "Love Theme (You Can't Win 'Em All)" (1970) (Bert Kaempfert / Herbert Rehbein) 2 sahnede (Baştaki nikâhta küçük Hakan "Baba, babacığım, canım babacığım benim" diye bağırarak koşarken; Feridun Çölgeçen, Hakan'ı tokatlarken). 'Magic Moments' (1970) (Bert Kaempfert / Herbert Rehbein) Hakan, oğlunu gemiye götürürken.

Franck Pourcel ve Orkestası'nın 'Amour, Danse et Violons No. 39' uzunçalarındaki (1972) 'Without You' (1970/71) (Pete Ham / Tom Evans) Hakan, Çocuk Esirgeme Müdürü Haluk Orçun ile konuşurken.

'Çile' (1972) (Hulki Saner) 13 sahnede (Pınar'ın mektubunu okumaya başladığında; Genç kız "Sendin eve yeni taşınan kiracı. Bu bir tesadüf müydü yoksa artık talihim bana gülmüş ve benim de mutlu olmamın zamanı gelmiş miydi" derken; Hakan yokken, odasına gizlice girdiğinde; Sonraki gün beyaz lale bıraktığında; Hakan "Git, koş aşkını ilan et O'na" dedikten sonra; Pınar, Ankara'dan İstanbul'a dönerken; Hakan'ın odasına yerleştiğinde; Birbirlerinin oldukları gecenin sabahında uyanırken; Hakan "Senin yanında, yaşadığımı anlıyorum" derken; Gemi ile giderken; Pınar, antrepoda Hakan'ı beklerken; Hastanede, küçük Hakan, annesine sarılırken; Ameliyat sonrası konuşurlarken).

'La Cumparsita' (1916) (Gerardo Matos Rodriguez) Hakan'ın üniforması ile dans ederken.

'Gönlümün Bülbülüsün Aşk Bahçemin Gülüsün' (Nihâvend) (Alâeddin Yavaşça) 2 sahnede (Annesi, Pınar'ı tokatladıktan sonra; Hakan "Ben de sizi birine benzetiyorum. Ta uzaklarda, Çin'de bir kıza" derken).

Paul Mauriat'nın 'Rhythm and Blues' 33'lüğündeki (1969) 'Respect' (1965) (Otis Redding) Gece, üç sarhoş Pınar'a sataşırken.

Percy Faith'in 'Windwills Of Your Mind' albümündeki (1969) 'Windmills Of Your Mind' (1968) (Michel Legrand / Alan ve Marilyn Bergman) 2 sahnede (Hakan, pansiyona kiracı olarak geldiğinde; Sinemada Hakan'ı gördüğünde).

'Hayat Sevince Güzel' (1972) (Metin Bükey / Erkan Yurdaer) 8 sahnede (Pınar, annesi ve Tahir Efendi, pansiyondan giderken; Hakan'ın taşındığını öğrendiğinde; Konfeksiyon mağazasında, Hakan'ı müşteri olarak görünce; "Belki de daha önce gördük birbirimizi, daha önce sevdik" derken; Selçuk, gemiyi antrepoda gördüğünü müjdelediğinde; Pınar "Beni unutmuştun artık. Beyaz bir laleye benzettiğin sevgilini tanımamıştın" derken; Hakan, hastanedeki Pınar'ın odasına geldiğinde; Filmin sonunda).

'Bullitt'deki (1968) (Lalo Schifrin) 'Ice Pike Mike' Sinemada oynayan 'Ölüme Köprü' (1972) filmindeki melodi.

'Samanyolu' (Metin Bükey) Gemi güvertesini gezerlerken.

zdjhzdfjhzdjd

Paul Mauriat'nın 'Last Summer Day' uzunçalarındaki (1972) 'I Don't Know How To Love Him' (1970/71) (Andrew Lloyd Webber / Tim Rice) Dans ederlerken. "Adieu L'ete, Adieu La Plage" (1972) (Paul Mauriat / M. Rossi) Polis, küçük Hakan'ı babasına götürürken.

Paul Mauriat'nın 'Penelope' 33'lüğündeki (1971) "L'aigle Noir Dédié Á Laurence" (1970) (Barbara / Monique Andrée Serf) Hakan, uyuyan oğlunu öperken.

'State Of Siege'deki (1973) (Mikis heodorakis) 'Paola 11099' 4 sahnede (Pınar, Selçuk'a "Biraz kuvvetlenirsem ben de çalışacağım artık" dedikten sonra; Delikanlının yanağına bir teşekkür öpücüğü kondururken; Selçuk, çocuğu Hakan'ın evine bırakmasını önerirken; Daldaki tek yaprak için konuşurlarken).

'Saba Makamında Ney Taksimi' Pınar, Sultanahmet Camisi kapısında dua ederken.

'Z'deki (1969) (Mikis Theodorakis) 'The Happy Youth' Küçük Hakan, babasının evine geldiğinde.

'Krakatoa: East Of Java'daki (1969) (Frank De Vol) 'Kee Kana Lu' Filmin sonuna doğru "Baba, babacığım" diye koşarken.

'Airport'taki (1970) (Alfred Newman) 'Emergency Landing' (0.50 - 1.25 arası) Ameliyatta.

Hakan Ünsal'ın 'her limanda bir sevgilisi olduğu' 5 kez tekrarlanıyor. Baştaki nikâh sahnesinde daha masaya oturmadan, evlilik yüzüğü parmağındaydı. Nişanlısı öyle hevesli ki, memurun "Siz Selma Sayan, Hakan Bey'i kocalığa..." cümlesi bitmeden bağırır; "Ediyorum, Efendim!" Sonra vakit kaybetmeden delikanlının ayağına basıyor. Nikâh memurunun da acelesi var galiba. İmzalar atılmadan, genç çifti 'karı koca ilan edip, iyi ve kötü günde beraber olmalarını' diler.

Kahramanımız deniz subayı bir kaptan. Ancak rütbesi neredeyse 10 yıl boyunca hiç değişmiyor. Aynı üniformayı 'Dert Bende'de (1973) tekrar giyecektir. 6 genç kızla beraber olur film boyunca. Albümü kız fotoğrafı dolu. Beş kez doğum günü kutlaması var.

Sıkı bir tiryaki. 16 sahnede sigarası elindeydi. Dikkati biraz zayıf! Ana kızın, Tahir için tartışmalarını izlediği halde konuyu anlamamış bile. "Sevdiğin erkek yüzünden annenle kavga etme" diye teselli etmeye çalışıyor genç kızı!

Ayrım gözetmeksizin(!), koynuna aldığı her kıza söyledikleri aynı; "Tertemiz bir çiçeğe benziyorsun. Beyaz bir laleye." Doğum gününde gelen lale için 4-5 yaşındaki oğluna koskoslanıyor; "Büyüdüğünde yakışıklı bir denizci olacaksın. Sana da kadınlardan böyle çiçekler gelecek. Yıllarca bıkmadan usanmadan çiçek gönderecekler. Göndereni hatırlamayacaksın bile. Benim gibi!" 'Beyaz lale' dokuz kez yer almış.

Defalarca karşılaşıp hatırlamadığı Pınar'ı birine benzetir nihayet! Ta uzaklarda, Çin'deki bir kıza! "Çok güzel çay yapardı. Sen de becerebilir misin" diyor. Hafızası yakına değil uzağa odaklı! Karşılaşmaları da hep doğum gününde.

Margarit'in pansiyonunu, 'Lekeli Melek' (1969) ve 'Alın Yazısı'nda (1972) görmüştük. Talebelerin, otomobil kaynakçılarının ve bir zamanlar Hakan'ın kaldığı pansiyon. Gülistan Güzey ve 30 model kollu 'Singer', 'Küçük Sevgilim'deki (1971) Nevin ve 'Köhler' dikiş makinesini anımsattı.

Pınar'ın 'ilk gemiye çıkışı' 8 yaşındayken. Babasının şapkasını giyip tayfalara selam durmuş. 'İçine kapanık bir kız'. Deniz kazasında ölen Kaptan babasının yası hep kalbinde. Ancak annesi pek özverili değil. 'Yalnız kalmanın acısını kızından çıkarıyor'. Ankara'da dövülüp evden kovulan Pınar için tepkisi sadece "Tahir, bunu yapmamalıydın" şeklinde. Yeni kocası Tahir bir hacıağa. Ankara'yı 'k' ile değil 'g' ile söylüyor. 'Namuslu bir erkeğin kızı onun bunu işinde çalışmazmış'. Felsefesi bu! Genç kız, Yahya Kemal'in o bilinen sözündeki gibi Ankara'dan dönerken çok mutlu. (Şair, keşke benzer çarpıcı bir cümleyi başkent için de söyleseydi).

Trende, kısa bir süre Maltepe, Süreyya Plajı ve Bakireler Tapınağı görüntüye geliyor.

Sultanahmet Camisi'ndeki duası: "Allahım, günahlarımı affet demiyorum, çünkü günahım yok. Yüreği küçücük heyecanlarla çarpan bir kızdım. Bütün istediğim O'nun bir gülüşü, bir güzel sözüydü. Ama şimdi günah işleyeceğim. Yavrumu O'nun kapısına götüreceğim (son anda vaz geçiyor). Kendi kaderime bile ağlayacak gücüm yok. Beni affet." Günahı yokmuş! Bir sahne sonraysa "Bütün suç benimdi" diyecektir.

Bir giyim mağazasında iş bulduğunda "Senden güzel bir tezgâhtar mı bulacaklardı" diyor çalışma arkadaşı İlknur Taçbaş. Türkçemizin daha o yıllar 'globalleşmesi', bir müşterinin gömlek için "Başka 'sayzları' yok mu sizde" demesinden belli.

56ruıısısruıs

Dükkândan çıkıp Hakan'ın peşinden koştuğu sırada gördüğümüz 'İki Sevgili' (1969) afişi dikkat çekici. 'John and Mary' olan orijinal adı 'JOHN AN DMARY'; Dustin Hoffman ve Mia Farrow'un soyadları ise 'Hofman' ve 'Earrow' olmuş.

İlknur Taçbaş ile gittikleri sinemada ['One-Eyed Jacks'in (1961) Fikret Hakan ve Orhan Günşiray'lı bir uyarlaması olan] 'Ölüme Köprü' (1972) oynuyordu. Soyguncu iki arkadaştan birinin kurtulup diğerinin polise teslim olduğu sahne geliyor görüntüye. 'Siyah Gelinlik' ve 'Ölüme Köprü'de Senaryo Yazarı (Vural Paker) ve Yapımcı (Enver Özer) aynı. İki filmin buluşma nedeni budur belki. Bir çeşit reklam!

Selçuk filmdeki en özverili kişi. Zor durumdaki Pınar'a yardım için, yaş günü dâhil, her şeyi kullanıyor. (Dolu bir fileyle gelmiş) "Bugün krallara yakışır bir ziyafet var. Çünkü benim doğum günüm." Oysa daha üç gün evvel de doğum günüydü! Genç kızı arayıp sormayan Hakan'a kızgın. "Hâlâ döneceğine ümidin var mı? Bugüne kadar seni aramayan, ne bileyim, tek satır olsun yazmayan..." Adresi bilmemesi falan mazeret değil! "Hadi canım! Erkek milletini bana anlatma Pınar. (Bebek Hakan'a bakarak) Bu çişli herif de büyüdüğü zaman aynı numaraları yapacak kızlara." Bir başka sahnede "Bütün erkekler hıyarın tekidir" diyecektir!

'Siyah Gelinlik'te O'Henry'nin 'The Last Leaf' (1954) öyküsü, 'Love Story' (1970) ve 'Midnight Cowboy'dan (1969) etkilenmeler de var. Pınar, yağmurlu bir gün, pencereden bakarak "Bak, dalda tek yaprak kaldı. Benim de ömrümde tek gün. O yaprak düşünce..." demişti. Ama o yaprak düşmeyecek! Çünkü Selçuk, dala bağlamış onu! "Yaşaman için ne gerekirse yaparım. İcap ederse babamla bile barışırım. Aileme küsüp gurbete çıkmıştım. Ama senin için dönerim. Babamın elini öpüp af dilerim. Seni oraya götürürüm, İzmir'e. Deniz, güneş! Bir kuş sütün eksik olur."

Doktor Orhan Elmas 'kanındaki şekerin yüksek olduğunu' söylemişti. Doktor Muzaffer Yenen de 'kalbindeki delik' nedeniyle ameliyat yapar.

Hülya Koçyiğit, buradaki giysilerini başka filmlerde de kullanmış. İlk görüntüye geldiği sahnedeki etek, 'Vefasız'da (1971) Halil-Tarık Akan'la 'ertesi gün buluşmak üzere' konuşurlarken; Margarit'in Tahir Bey'den söz etmesini dinlerkenki kazak ve kolye, 'Vefasız'da (1971) Aynur-Ülkü Özen'e "Eşya baktık, eski mobilyacılarda" derken; İlk iş ararkenki beyaz trençkot, 'Son Hıçkırık'ta (1971) komşu metruk köşke girerken üzerindeydi.

Pınar'ı Jeyan Mahfi Ayral; Hakan'ı Abdurrahman Palay; Selçuk'u Toron Karacaoğlu; Gülistan Güzey'i Alev Koral; Renan Fosforoğlu ve Feridun Çölgeçen'i Zafer Önen; Selma'yı Ayşin Atav; Nikâh Memuru ve "Peki, seni işe alıyorum" diyen konfeksiyoncuyu Erdoğan Esenboğa seslendirmiş.

Pınar-Hülya Koçyiğit; Hakan-Murat Soydan; Selçuk-Süleyman Turan; Küçük Hakan-Fatih Deveci; Pınar'ın annesi Gülistan Güzey; Margarit-Mürüvvet Sim; Tahir-Renan Fosforoğlu; Selma-Selma Sonat ve babası Feridun Çölgeçen; İhsan Yüce; Uşak-Kubilay Hakan; Ç.E.K. Kasımpaşa Yatılı Yuvası Müdürü-Haluk Orçun; Doktorlar-Muzaffer Yenen, Orhan Elmas, Ali Demir; Konfeksiyon görevlisi İlknur Taçbaş; Saldırganlar Osman Han, Tevfik Şen; Nikâh davetlileri Nermin Denizci ve Hikmet Gül; Tren yolculuğu; Galata Köprüsü; İzmir Devlet Hastanesi; Haliç Antrepo; Pınar, annesi ve Tahir'in bindikleri '34 EL 830' plakalı taksi; çok güzel.

'Siyah Gelinlik', 17 Ocak 1975, Cuma günü, Londra E8, Daiston'daki (103 Kingsland, High Street) Classics Local Cinema'da gösterilecektir.

'Aylardır bir kuruş bile kira verememiş' Pınar. Çalışamıyor diye de süt olsun, çay olsun koşturup duruyordu Pansiyoncu Margarit. "Hadi Margarit, hadi! Zavallı kızın, para diye boğazına sarılmayacaksın ya. Al, benim odanın kirasını arttırıyorum işte. Pınar'ın kirasına sayarsın olur biter" diyor Selçuk. Üstelik kendisi de zengin değilken. "Çalışabildiğim müddetçe zenginim Madamcığım."

Son Yorumlar

Yandex.Metrica