"Son Hıçkırık Göklerde//Buluşturacak Bizi" posteri

"Seven bir kadın her şeye katlanır." Ancak buradaki özveri inanılmaz. Ferit'in ayakları tutmuyor ve babası, genç kızın teyzesini öldürmüş! Handan'ın işi gerçekten zor! Özverili bir kişi daha var. 'Terminator Salvation'daki (2009) Blair Williams-Moon Bloodgood "Ya kaybettiklerin üzerine yoğunlaşırsın, ya da geride kalanlar için savaşırsın" demişti. Kenan bu konuda bir istisna! 'Rahmetli' Nalân üzerine yoğunlaşırken, 'geride kalan' Handan için savaşıyor!

'Son Hıçkırık'ın (1955) (Kerime Nadir) (7. Baskı, 1977) (İnkılâp ve AKA Kitabevleri) renkli ve çok farklı uyarlaması. Roman ilk kez Cumhuriyet Gazetesi'nde 'tefrika edilmişti' (03 Temmuz-19 Ağustos 1955). Çekimler 70 sonbaharında. 21 Mart 1971, Pazar günü (Şaşkınbakkal) 'Atlantis'teki suarenin ardından 22 Mart 1971, Pazartesi günü (Beyoğlu) 'Yeni Ar', (Karagümrük) 'Hakan', (Şehzadebaşı) 'Gül' sinemalarında gösterime girmiş. 88 dakikalık filmin yaklaşık 30 buçuk dakikasında 'Son Hıçkırık' (Şekip Ayhan Özışık) var. 21 dakikası (28 sahnede) enstrümantal ve 9 dakika 20 saniyesi dakikası (5 sahnede) sözlü. Jenerikte Müzik Metin Bükey yazıyor.

Kerime Nadir, 'Son Hıçkırık'a yazdığı önsözde "18 yıl önce, bir ilkbahar sabahı, bahçemizde açan leylakları seyrederken, civar köşklerden çalınan bir piyanoyu dinlerken, 'Hıçkırık' romanımın nesci (dokusu) muhayyilemde dokunuvermişti" diyor. (Keşke bu melodinin ne olduğunu da belirtseydi). Daha 'yirmisinde bile değil'. (16'sında 'Bésame Mucho'yu besteleyen Consuelo Velázquez ile aynı yaşta). Eser bittikten sonra, sudan çıkmış balığa dönmüş. Nalân'ı 'öldürdüğüne' pişman! Eğer ölmemiş olsaydı, bu temiz aşkın hikâyesi daha ciltler ve ciltler doldurabilecekti! "Son Hıçkırık'ı, Nalân sevgisini benim kadar yüreğinde taşıyan okuyucu için yazdım."

50'li yıllar ve Çamlıca'daki köşk. Filmde önce 'kır saçlı' Kenan'ı tanıyoruz. Sessiz, tekdüze bir hayatı var. Bütün gün 'rahmetli' Nalân'ın resmi önünde. Saat tam akşam sekizi vurduğunda ise bahçedeki yerinde. Göklerden inen, gelinlikli karısı ile hasret gideriyor! Sevgisini ilk kez burada söylemiş. "Eğer günün birinde, ecel, ikimizden birini alırsa geride kalanımız ölünceye kadar burada beklesin sevdiğini. Bilsin ki sevdiğinin ruhu yalnız bırakmayacaktır O'nu. Asla bırakmayacaktır."w547werye

Evde, yardımcısı Ferhat Dayı. Kapıları, sadece gazete dergi getiren Postacı Ali Demir'e açılıyor.

Bu 'rutin', Konya Kız Lisesi Müdiresi Nezihe Güler'in mektubuyla bozulur. Okulu bitirmekte olan bir genç kızı yanına almasını teklif ediyor. "Kısa aralarla ana ve babasını kaybetti. Yaptığım soruşturma neticesi Handan'ın hayatta kalan tek akrabasının siz olduğunuzu öğrendim." Rahmetli karısının kız kardeşinin çocuğuymuş!

O güne kadar Nalân'dan başka hiç kimse girmemişti bu eve. Her köşede eşsiz hatırasından bir iz, Kenan'ın da böylesi huzura ihtiyacı var. Hatıralarla baş başa yaşarken tanımadığı bir kızı başına dert istemezmiş! Ferhat Dayı en hassas yerinden yaklaşınca razı olur kahramanımız. "Bey, içime öyle geliyor ki Nalân'ın ağlattığını Handan güldürecek. Gel alalım şu zavallı kızı."

Bu sırada 30 (romanda '15') yıl önceki aile sırrını öğreniyoruz. Birbirlerini çok seviyorlardı. Bir şarkı bestelemiş 'müstakbel' karısı için. 'Son Hıçkırık'ın güftesi biraz hüzünlü. Nedenini şöyle açıklıyor: "Aşk korkaktır, sevgilim. Seven insan, daima sevdiğini kaybetmekten korkusuyla huzursuzdur. Ayrılmak korkusu, seven kalplerin gönül yarasıdır."

Güzel günler, o büyük aşk, ömürlerinin doyamadıkları ilkbaharı fazla sürmüyor ne yazık. Meğer komşu köşkten İlhami de seviyormuş Nalân'ı. Bunu söylemek için de Kenan'la evleneceği geceyi seçmiş! Aşkına karşılık bulamayınca (3) kurşun yağdırır. Nikâh masasında imzalar henüz atılmışken.

Son nefesini, iki aşığı ahrette buluşturacak, hiç ayırmayacak son hıçkırığını Kenan'ın kollarında verir Nalân. Her gece bu saatte gelecekmiş. "Bulutlardan eğilip, seni, temiz alnını öpeceğim. Yıllar geçecek, ağaran saçlarına ellerimi uzatacağım."

Aile yadigârı Handan. 'Erkek çocuk dayıya, kız çocuk teyzeye benzer' deyişindeki gibi Nalân'ın bir kopyası. Kenan'ın gönlündeki boşluğa teselli olur. 'Enişte' değil, 'baba' diyor. Sevdirir kendini. Liseyi bitirmiş, doktor olmak istiyordu.

Bir gün okul dönüşü, yağmurdan kaçıp sığındığı metruk köşkte Piyade Asteğmen Ferit ile karşılaşır. İlhami'nin oğluymuş. 'Oğlan dayıya, kız teyzeye' kuralından farklı olarak 'babasının' ikizi. Beş gün sonra çok uzaklara, Kore'ye savaşmak için gidiyormuş. 'Beş gün 120 saat eder'. Az zaman sayılmaz. Ateşle barut misali severler birbirlerini.

Son gece, genç kızı 'babasından' istemek için geldiğinde kıyamet kopar. "Katil, çık evimden! Katilin oğlu" haykırışlarıyla kovulur. (Kenan, hızını alamayıp Handan'ı da tokatlar).

Ama hiçbir şey sevgilerini yok edemiyor. O gece beraber olurlar. 'Sözlüsü, nişanlısı hatta nikâhlısı gibi bekleyecekmiş' genç kız. Hep mektuplaşırlar.

Sonrası biraz 'Kahveci Güzeli' (1968) gibi. Ayhan-Murat Soydan 'iki gözü kör' dönmüştü. Ferit, 'iki ayağı sakat'. Kız isteme gecesi olanları bahane edip kendisinden uzaklaştırmak ister!

Kenan "Onların felaketine sebep ben değilim. Fakat saadetleri için çırpınmak da bana düşmez" diyordu 'karısına'. Oysa Handan 'karısının katilinin oğlunu değil gönlünün dilediği insanı sevmiş'. Bunu anladıktan sonra 'saadetleri için çırpınır' yaşlı adam. Kalbi zaten teklemekteydi.  Film biterken göklerdeki Nalân'ına, gençler de birbirlerine kavuşuyor.

Roman çok farklı. Agatha Christie'nin dedektif öykülerine benzemiş. Ferhat Dayı; Elini kana bulama; Ferit; Doktor Bülent; Kore Savaşı; Falcı hiçbiri yok. Kenan, Handan ile evli. Peyami adında 3 yaşında bir çocukları var. Leylak kokulu Nalân, meğer ölmemiş, hayatta! 15 yıl önce Karacaahmet'e gömülen kişi de Bahçıvan Şaban'ın Nalân'a çok benzeyen ortanca yeğeniymiş! İlhami'nin ablası Şaziment (Handan'ın halası) intikam peşinde. Büyük oğlunun ölümünden İlhami'yi sorumlu tutuyor. Burhan'ın kanını kanla temizlemeye yemin etmiş. Aslında, tüm kötülüklerin nedeni miras peşinde olan küçük oğlu Sufyan'dı. İzmir Ağır Ceza Reisi, rüşvetçi, üstelik bakır kaçakçısı. Tam bir 'karaçalı'. Amacı abisinden sonra dayısını da öldürüp tüm mirasa konmak. Nalân'ın yardımı ile gerçek ortaya çıkar. Ama her şey bir hayal ve "Kenan'ın muhayyilesindeymiş". Kahramanımız, Nalân zannettiği kişinin Handan olduğunu anlıyor. Zaten roman da Kerime Nadir'in Kenan ile 'muhayyel konuşmasından ibaret'.34636373

'Son Hıçkırık'taki melodi ve şarkılar.

'Son Hıçkırık' (Acem-Kürdî) (Şekip Ayhan Özışık) (Enstrümantal) Ferhat Dayı'nın, Kenan'a, kız mektebinden gelen mektubu vermesi dâhil 28 sahnede.

'Toccata ve Füg, Re minör BWV 565' (1703/07) (Johann Sebastian Bach) 8 sahnede (İlhami, komşu köşkteki Nalân ve Kenan'ı seyrederken; Bahçede "Seni seviyorum Nalân" dedikten sonra; Sevdiği kıza ateş ederken; Handan, Ferhat Dayı'ya, komşu köşk hakkında sorular sorarken; Yağmurdan korunmak için oraya sığındığını anlatırken; Kenan, Ferit'i görünce; Handan, aile sırrını Ferit'e anlatırken; Gelinlik giyerken).

'Lion in Winter'daki (1968) (John Barry) 'God DamnYou' 2 sahnede (İlhami, Nalân'ın resmine şişe ile vurduktan sonra; Bahçede Nalân ile buluştuğunda). 'To the Chapel' 2 sahnede (Handan, Kore'den dönen Ferit'e gittiğinde; Kenan, Ferit'in koltuk değneklerini görünce).

Frank Chacksfield ve Orkestrası'nın 'Immortal Serenade' albümündeki (1958) 'Fair Maid of Perth (La Jolie Fille de Perth)' (1859) (Georges Bizet) Nalân ve İlhami, düğün gecesi bahçede konuşurlarken.

Paul Mauriat'nın 'Comme Jai Toujours Envie Daimer' uzunçalarındaki (1971) "L'aigle Noir (Dédié Á Laurence)" (1970) [Barbara (Monique Andrée Serf)] Ferhat Dayı, Handan'ı eve getirdiğinde.

'Dead Ringer'daki (1964) (André Previn) 'The Dog Attacks' 2 sahnede [(0.08-0.22 arası) Bahçede, Kenan'ın kalbi rahatsızlanınca; (İlk 5 saniye) Ferit'in evinde kalbi sıkışınca].    "Maggie's Murder" (1.36-1.44 arası) İçinde gül olan vazo devrildiğinde. 'The Morgue' (1.07 sonrası) Kenan, tabancasını alıp Ferit'in köşküne giderken. 'The Police is Waiting'

 2 sahnede [Kenan, ikinci kez Ferit'in evine geldiğinde; (00.45'ten itibaren) Ferit, sakatlığını Handan'ın bilmediğini öğrenince].

Giorgio Carnini'den "L'arca di Noe" (1970) (Sergio Endrigo) Doktor Bülent, köşke geldiğinde.

'Zorba'daki (1964) (Mikis Theodorakis) 'Life Goes On' 2 sahnede (Handan, şarkı söylediği için özür dilerken; Mektup yazarken).

'Arabesque'deki (1966) (Henry Mancini) 'Dream Street' Bakla falı sırasında.

Paul Mauriat Orkestrası'nın 'Le Passager De La Pluie' (1971) 33'lüğündeki 'All Kinds of Everything' (1970) (Derry Lindsay / Jackie Smith) Ferit, Handan'ın penceresine taş atarak haberleşirken. "C'est La Vie, Lily" (1969) (Joe Dassin) Köşkten köşke birbirlerine öpücük gönderirken.

'You Only Live Twice'daki (1967) (John Barry) 'Death of Aki' 2 sahnede (Handan, köşkten kovulan Ferit'i ziyarete gittiğinde; "Hiçbir engel tanımıyorum. Mazinin karanlığı beni ilgilendirmiyor. Seni, yalnız seni düşünüyorum. Seni istiyorum" derken).

'Krakatoa: East of Java'daki (1969) (Frank De Vol) 'Just Before Sunrise' 2 sahnede (Asteğmen Kaya Volkan "Maalesef tanıyorum! Başınız sağ olsun" dedikten sonra; Handan, Kenan'a "Bana hakaret etti. Evinden kovdu beni" diye anlatırken).

'The Magnificent Seven'daki (1960) (Elmer Bernstein) "Calvera's Return" Kalbi rahatsızlanan Kenan, Ferit'in evinden ayrılırken.

'La Cumparsita' (1916) (Gerardo Matos Rodriguez) Handan ve Bülent'in sonuçlanmayan nikâhında.

'Son Hıçkırık (Seni Çok Seviyorum Her Zaman Seveceğim)' (Acem-Kürdî) (Şekip Ayhan Özışık / Sadık Şendil) Nalân ve Handan, Belkıs Özener'in sesi ile söylüyorlar. Jenerik dâhil 5 sahnede (2 dakika 59 saniye + 2 dakika 21 saniye + 2 dakika 26 saniye + 2 dakika 20 saniye + 54 saniye). "Seni çok seviyorum//Her zaman seveceğim//Bin kalbim olsa sana//Hepsini vereceğim//**//Bir gün kaparsak//Gözlerimizi//Son hıçkırık göklerde//Buluşturacak bizi//**//Kara kader bir gün çok//Görürse sevgimizi//Allah ayırmayacak//Ahrette ikimizi."

'Ayrılık' (Necip Celal Antel) Esin Engin'in sesinden iki sahnede [(1 dakika) Handan, Faik Coşkun'un kır lokantasında Ferit ile beraberken; (40 saniye) Lokantada Kore'deki Ferit'i düşünürken]. "Ayrılık, belki ölümden beter//Çektiğim bu acı bana yeter//Allahım bu dert ne zaman biter//Taş olsam ağlar gelirdi dile//Yetmez mi artık çektiğim çile."

'Fair Maid of Perth (La Jolie Fille de Perth)', Georges Bizet'ye ait "Don Procopio: Sulle Piume Dell'amore"nin (ilk üç buçuk dakika) (1859) bir yorumu.4u5745w

Kerime Nadir, 'Son Hıçkırık'ın önsözünde 'Hıçkırık'ın şöhretini istismar etmek gibi bir amacı olmadığını belirtiyor. Ancak 5. sayfada bir not var; 'Bu eser HIÇKIRIK romanının devamıdır'!

Yeşilçam uyarlaması, hem kaynaklandığı romanlardan ('Hıçkırık'-1937 / 'Son Hıçkırık'-1955), hem de iki 'Hıçkırık' filminden (1953/65) tamamen farklı. Benzetmek gerekirse 'Hıçkırık' (1965), 'Love Story' (1970); 'Son Hıçkırık' (1971), "Oliver's Story" (1978) gibi olmuş. Filmdeki çiçek 'gül', romandaki 'leylak'. Nalân-Handan ile İlhami-Ferit'in dış görünüşleri, sesleri aynı. Ayrıca bayanların şarkı sesleri de!

Kenan'ın saçı iki yerde vurgulanıyor. "Kırlaşan saçları ile pudralı bir koca bebeğe benziyormuş (sf. 60)" ve "Saçlarına kır düşmüş koca bebek gibiymiş (sf. 129)".  Nalân'ı kaybettiği gün, zaman ve saatler durmuş! İmzalar atıldığında "Bir rüya görmediğimi kulağıma fısıldar mısın" diyen karısına "Önce dudaklarına" karşılığını vermişti. Her gece 'sular kararınca' bahçeye çıkıp 'hatıralarıyla yoğruluyor'. Evlenme yıldönümlerinde hicranı, acısı büsbütün depreşir. "Eski günlere dalar gider. Hiç yanına varılmaz bugünlerde." Nalân için 'öldü' denilmesine kızıyordu. "Ölen yok, ölen yok! İçimde yaşıyor O benim." Kendisinin hayatta olmasının sebebi ise 'varlığıyla aşklarını sürdürmekmiş'. 'Ayrılık'ın (Necip Celal Andel) sözleri duruma çok uygun; "Dert sanki kum, ben de bir çölüm//En büyük saadet bana ölüm." Eskiden, üşümesin diye pardösüsünü Ferhat Dayı getirirdi bahçeye. Sonrasında Handan.

Postacı Ali Demir'in köşke bıraktığı gazete ve dergiler arasında o dönem çok bilinen AKİS var.

Ferhat Dayı, filmin neşesi. Romandaki Vesime'nin yerini almış. Yaptığı yemekler de kendisi gibi tatlı. Ara sıra evdeki kitapları havalandırıyor. Nalân ve Kenan ellerinde büyümüşler. Komşu köşk hariç hiçbir konuda ağzını kapadığı yok. Güzel bir espri; Ferit o gece Handan'ı istemeye gelecekti. Ferhat Dayı yemek hazırlamış. "Valla senin delikanlı benim hindi dolmasını bir görürse seni bırakıp babandan hindiyi isteyecek" diye takılıyor.

Nalân, İlhami'yi bir kardeş gibi seviyormuş! Ancak 1 metre karelik resmini, üstelik imzalayıp vermesinin nedeni tam olarak anlaşılmıyor! Evde ayrıca Edgar Degas'nın 'The Prima Ballerina' (1877/78) pastel tablosu var. Cinayet nedeniyle ceza alıp almadığı belli değil İlhami'nin. Yurt dışında kırık bir yaşamı olmuş. "Hüzün doluydu. Belki de vatan hasreti" diyor Ferit.

Doktor Bülent, şanssız kişilerden. Evlenme teklifi birkaç kez reddedilir. Tam muradına erecekken, düğün gecesi, eski sevgilisine kaçar Handan!

Ferit birkaç gün sonra Kore'ye gidecekti. Faik Coşkun'un kır lokantasında lades tutuşuyorlar. Kaybeden kalbini verecek! 'Conspiracy Theory'deki (1997) Jerry de tekerlekli iskemleye mahkûm bir Vietnam gazisine sesleniyor. "Hey, Flip! Did I ever tell you that the whole Vietnam War was fought over a bet that Howard Hughes lost to Aristotle Onasis?" Aldığı yanıt çok hoş. "I heard that. And two of them used my legs for a wishbone." 
Ferit de, Flip gibi, bir bahis sonrası gittiği Kore'den bacakları tutmaz halde dönmüştü!

Delikanlının zekâsı konusunda kuşku uyandıran sahne; Daha yeni tanıştığı Handan ile köşkün bahçesinde oturuyorlar. Gecenin bir yarısı. Ertesi gün gene gelmek istiyor delikanlı. Ama imkânsız, Kenan hoşlanmayabilirmiş bundan. Son bir hamle daha yapar. "O halde sizi başka yerde görmeme razı olsun!"

'Bezdirici maddi âlemden uzaklaşıp filmdeki maveraya (görünenin ötesine) giderken' saf aşk ile doluyuz. Askerlerimizin Kore'den gelmeye başladıklarını bildiren Her Gün Gazetesi'ndeki bir başka haber bunu yok ediyor; "40 yıllık karısını balta ile parçaladı!"aeryaerer

Nalân/Handan-Hülya Koçyiğit; İlhami/Ferit-Kartal Tibet; Kenan-Metin Serezli; Ferhat Dayı-Münir Özkul; Kır Kahvesi sahibi-Ahmet Turgutlu, Doktor Bülent-Önder Somer, Falcı-Güzin Özipek ve Bakla Falı; Lokantacı-Faik Coşkun ve borulu gramofonu; Müdire-Nezihe Güler; Postacı-Ali Demir; Asteğmen-Kaya Volkan; İstanbul Üniversitesi; Yağmur; Nikâh ve Kore; Haydarpaşa Garı çok güzeldi.

Nalân/Handan'ı Jeyan Mahfi Ayral; İlhami/Ferit'i Hayri Esen; Kenan'ı Metin Serezli; Ferhat Dayı'yı Münir Özkul; Doktor Bülent'i Erdoğan Esenboğa; Faik Coşkun'u Necdet Mahfi Ayral seslendirmiş.

Hülya Koçyiğit, buradaki bazı giysileri başka filmlerde kullanmış. Yağmurlu havada metruk köşke girerkenki pardösüyü, 'Siyah Gelinlikte' (1973) iş ararken; Ferhat Dayı ile eve ilk geldiğindeki mantoyu, 'Kalbimin Efendisi'nde (1970) karlı sahnelerde; Ferit'e mektup yazarkenki gömleği, 'Saadet Güneşi'nde (1970) daktilo başındayken giyiyordu.

Romandan iki alıntı. "(Sf. 28) Ben hayatı sevmesini, Nalân'ı tanıdıktan sonra öğrenmiştim... (Sf. 13) İnsan güzel geçmiş zamanların anılarını saklamamış olsa, herhalde ömrün manasızlıklarına çok daha güç tahammül edebilir... Nihayet odamda yalnız kalınca kendimi tamamen özgür hissettim. Düşünmek ihtiyacında olanların özgürlüğü yalnızlıktır."

Son Yorumlar

Yandex.Metrica