"Sana, Kocanın Veremeyeceği Şeyleri Verebilirim Deniz" posteri

"Çok değerli olacak bir dostluğu çirkin ettiniz, küçülttünüz. Haddinizi bilmediniz." Deniz anlatmaya çalışıyor ama Tarık hatasını ancak filmin sonunda anlayacaktır. Bir aileyi parçaladıktan sonra, yaşamını yitirmeden biraz önce!

 

Ağustos-Eylül aylarında çekilen 'Ayrılık Saati', 06 Kasım 1967, Pazartesi günü (Beyoğlu) İnci, (Şehzadebaşı) Kulüp, (Çarşıkapı) Şık, (Kadıköy) Feza sinemalarında gösterime girmiş. 92 dakika sürüyor. 21 buçuk dakikası şarkı. Jenerikteki Gülbin Eray ve Feridun Çölgeçen, TRT gösteriminde yok. Sonlara doğru Deniz, Tarık'a "Bir metresin varmış. Oraya da uğramıyormuşsun" diyor. Buradaki 'metres' sözcüğü de sansürlenmiş.

Kanun, cümbüş, 3 keman, 2 klarinet, piyano, darbuka. Alkışlar, şöhretin zirvesindeki Deniz Akın için. Ses ve Pazar'ın kapaklarında resimleri var hep. Yılların üstadı Udi Necip 'sesi, edası,üslubu böylesine mükemmel soliste ilk defa rastlıyormuş'. Gazino salonu her akşam dolu. Müdür Cemil'in ağzı kulaklarında. Yeni sezon için bir anlaşma yapmaya şimdiden hazırmış.

Sanatçı bütün güzelliklere layık. Mutlu bir evliliği, iki çocuğu var; Gül ve Ahmet. Her şeyini, bütün saadetini borçlu olduğu kocası da saz heyetinde baş keman. "Ben, sana bu lûtfu bağışlayan tanrının bir vasıtasıyım, o kadar" diyor Kenan. Sanki 10 yıl geçmemiş, bugün tanışmış gibiler. Sevgileri hiç eksilmeden, artarak devam ediyor. Dadı-Mahmure Handan başarıları için her daim duacı. Ancak ailenin karşılaşacağı felaketi önleyemeyecektir adadığı adaklar!

Her program sonrası eve özel şoförleriyle dönüyorlar. Kenan'ın direksiyonu, kemanı kadar iyi değil galiba. O 'meşum' gece arabayı kendisi kullanır. Sonuç: 'Korkunç, feci bir kaza'! Artık yürüyemeyecekmiş.

Sonrası bir kabus. Deniz, çalışmak istemiyor. Gece gündüz yanında olacak, ancak kocası iyileştiğinde mesleğine dönecekmiş. 'Tam zirveye çıktığı anda sahneden kopmasasına, bir boşluğa yuvarlanmasına' ise Kenan razı değil. "Bütün çırpınmalarımız boşa mı gitsin... Seni zirveye çıkaran bendim, şimdi indiren de ben mi olayım. Sönen bir yıldız olursan kendimi hiçbir zaman affetmem" diyor. Hakkı yokmuş buna.

'Mübarek bir anne, bulunmaz bir zevce' Deniz. Nuh deyip Peygamber demeyenlerden. Ancak Necip Baba'nın sözleriyle kararı değişir. "Sanatkâr, biraz da halkın malıdır. Halka karşı vazifeleri vardır. Yalnız kendini düşünerek yaşayamaz."

Yeni bir kemani bulmuş bile yaşlı adam: Tarık Mutver. (İlginç bir şekilde bir kaç gün sonraki gazetede 'genç piyanist' olarak geçiyor. Soyadı da 'Uygur'). Rahmetli babası Ali Naci müzisyen ve yakın arkadaşıydı Necip'in. Nur içinde yatsın, işret ve hovardalıktan erken gitmiş!

Armut dibine düşer misali hemen sataşmaya, laf dokundurmaya başlar Tarık. "Sazım ilk defa kemana benzedi bu gece. Sesinizin peşinden yücelere gittim." İltafatı pek 'bonkör'! Bir rüyada gibiymiş. "Sesinizde büyüler gizli. Zaman birden duruyor sanıyorum." Baygın bakışlar, odasında omzuna hafifçe dokunmalar! Sonunda dayanamaz Necip Baba. "Burası Deniz'in soyunma odasıdır. Bir daha buraya gelme" diye uyarır.

Şarkıcımız da "Tarık Bey, biliyorsunuz ki ben evliyim" diyor. Aslında ailesiyle mesut bir hayattan başka bir şey yoktu gözünde. Ama berikini durdurmak ne mümkün. Kocasının durumu malummuş! "Hayatına nasıl olsa başka bir erkek girecek. o erkek ben olsam sen ne kaybedersin" diyor Necip Baba'ya. Merak etmesinmiş! Servete ve bolluğa kavuşunca yaşlı adamı da 'görecekmiş'.

İş, yanlış anlamalara, ailenin parçalanmasına, Deniz'in sokaklara düşmesine ve Tarık'ı vurmasına dek varır. "Ne aşağılıkmışsın! Fedakâr bir melek gibi görünüp kahpeliğini gizlemek istedin. Bu evden gideceksin. Burası namuslu insanlarındır ancak" sözleriyle kovduğu karısından, filmin sonunda özür diliyor Kenan. "Bütün olanlar, sana olan aşkımdan, seni çok kıskandığımdan oldu." Bütün şahitler, Tarık'ın annesi bile Deniz lehine şehadette bulunacak, az bir cezayla kurtulacakmış genç kadın.

'Ayrılık Saati'ndeki melodiler.

'Ellerim Böyle Boş mu Kalacaktı' (Enstrumantal) (1967) (Nihavend) (Şekip Ayhan Özışık) 3 sahnede (Jenerikten sonra; Kaza öncesi arabadayken; Kenan'ın yürüyemeyeceğini öğrendiğimiz konuşmada).

Xavier Cugat'ın 'Cugat in France, Spain & Italy' albümündeki (1960) 'Vola Colombo (Fly Dove)' (1952) (Bixio Cherubini) Programdan gelen Deniz, çocukları yatırırken.

'El Cid'deki (1961) (Miklós Rózsa) 'Farewell' 4 sahnede (Ameliyat sırasında; Kenan, Deniz'e "Son günlerde sende bir durgunluk var. Yoksa, benim bu halim seni sıkmaya mı başladı" derken; Deniz, başkasınınkileri kendi çocukları zannettiğinde; Tarık, yaralı halde Kenan'la konuşmaya geldiğinde. 'Palace Music' Necip Baba, iş teklifi için Tarık'a giderken.

'Amanın Kelle Kelle Gel Beni Biraz Yelle' Yorgi'nin meyhanesinde konuşurlarken.

'Our Man Flint'teki (1966) (Jerry Goldsmith) 'Doing As The Roman Did' 3 sahnede [Tarık'la iş konusunda anlaştıklarında; Hizmetçi "Beyefendi, sizi biri görmek istiyor" derken (Tarıkmış); Kenan, Tarık'ı kovarken]. 'Man Does Not Live By Bread Alone' 2 sahnede (Deniz, araç bulamayan Tarık'ı evine götürmeyi teklif ederken; Kenansız program sonrası evine döndüğünde). "Never Mind, You'd Love It" 2 sahnede (Kenan, Deniz'in Tarık'la resmini Necip Baba'ya gösterirken; Tarık, Deniz tarafından kurşunlanırken).

'Elizabeth Taylor in London'daki (1963) (John Barry) 'Elizabeth' Deniz,gecenin bir yarısı bahçede Tarık'la tartışırken.

'Hicaz Makamında Keman Taksimi' Meyhanede, Necip Baba ile konuşurken.

'Les Yeux Noirs (Dark Eyes)' 2 sahnede (Bar'da yalnız başına sigara içerken; Kadehleri devirirken).

'Kederli Günlerimde' (1967) (Hüzzam) (Suat Sayın) 3 sahnede (Deniz, terk ettiği evine uzaktan bakarken; Çocuk bahçesindeki kadın "Sen o şarkıcı Deniz Akın değil misin? Ana olsaydın da kendi evlatlarını sevseydin" dedikten sonra; Deniz, hapishanedeyken).

Russ Case'in 'Cleopatra' mini uzunçalarındaki 'Caesar & Cleopatra' Gül'e '34 ER 857' plakalı minibüs çarparken.

'Makber' (Hafız Burhan / Abdülhak Hamit) 2 sahnede (Deniz Akın kapaklı Ses ve Pazar dergileri gazete tezgâhından kaldırılırken; Filmin sonunda).

Neyzen Salim Bey'in 'Hicaz Peşrevi' 2 sahnede (Deniz şarhoş bir şekilde Beyoğlu'nda dolaşırken; Kendi afişlerini yırtarken).

Filmdeki şarkılar.

'Sus Sus Sus' (1967) (Rast) (Suat Sayın) (3 dakika) Deniz'in (Sevim Şengül'ün sesiyle söylediği) ilk şarkı: "Bu gece ben çok mesudum//Artık aradığımı buldum//Yalnız senin esirin oldum//Sus sus sus kimseler duymasın//Sus sus sus başkası duymasın//**//Bir gün sana döneceğim//Bunu yemin bileceğim//Yalnız seni seveceğim." Sevim Şengül esere yeni sözler eklemiş: "İyi geceler dinleyiciler//Benim sevgili seyircilerim//Hepinize selam ve sevgiler//İyi günler iyi geceler//**//Sus sus sus kimseler duymasın//Sizin sevginizi kıskanmasınlar."

'Bu Son Şarkımda Sen Varsın' (1967) (Mâhur) (Muzaffer İlkar) (4 dakika) Necip Baba ile bahçede müzik çalışırlarken: "Bu son şarkımda sen varsın//Ilk şarkımda yine sen vardın//Bana yıllarca ruh verdin//İlhamınla beni yaşattın//**//Sendin gönlümün varlığı//Her nefeste yine sen vardın//Geçti seninle bu hayat//Son şarkımda yine sen varsın." Sevim Şengül "İlk şarkımda yine sen vardın" kısmını "İlk şarkımda yine sen varsın"; "İlhamınla beni" kısmını "İlhamında beni" şeklinde söylüyor.

'Ellerim Böyle Boş mu Kalacaktı' (1967) (Nihavend) (Şekip Ayhan Özışık) (2 dakika 22 saniye) Tarık'la sahnedeki ilk şarkı: "Ellerim böyle boş, boş mu kalacaktı//Gözümde hep böyle yaş, yaş mı olacaktı//Aramızda sıra dağlar, dağlar mı olacaktı//**//Üzülme sen meleğim//Gün olur kavuşuruz//Ecel ayırsa bile//Mahşerde buluşuruz//**//Biz de mi böyle, böyle olacaktık//Bu en güzel çağda yas mı tutacaktık//Aramızda sıra dağlar, dağlar mı olacaktı."

'Kederli Günlerimde' (1967) (Hüzzam) (Suat Sayın) (1 dakika 50 saniye) Tarık'la denize bakan bahçede müzik çalışırlrken: "Kederli günlerimde//Arkadaş oldun bana//Ne güzel anlaşırken//Şimdi ne oldu sana//**//Ayrılmaksa maksadın//İstersen ayrılalım//Barışmaksa maksadın//Hadi gel barışalım//**//Ettiğin o yeminler//Söyle şimdi nerede//Anladım sevmiyorsun//Beni bu son günlerde//**//Şimdi çok derbederim//Yalnız sensin kederim//İnan bana sevgilim//Seni hâlâ severim."

'Sevgilim Bir Tanem Gel Artık Bana (Nazlanma)' (Uşşak) (Necdet Tokatlıoğlu) (3 dakika 30 saniye) Tarık'la sahnede ikinci şarkı: "Sevgilim, bir tanem gel artık bana//Aylardır, yıllardır hasretim sana//Büsbütün düşürme beni hicrana//Gel artık gel bekliyorum, nazlanma//**//Nazlanma, nazlanma, nazlanma//Çok naz âşık usandırır//**//Bu gönül hep seni gelecek diye//Bekleyip duruyor dönmedin diye//Bu nazı bırak da beni bekletme//Gel artık gel bekliyorum, nazlanma."

'Gözlerimin Yaşını Silemiyorum' (1967) (Uşşak) (Suat Sayın) (İki sahnede toplam 2 dakika 6 saniye) Kocasından ayrıldıktan sonraki şarkısı: "Gözlerimin yaşını silemiyorum//Gurbetteyim yanına gelemiyorum//Bu ne acı bir dert bilemiyorum//Gitme gel sevgilim dön bana//**//Sesimi duyuramam uzak ellere//Kahpe felek başımı vurdu yerlere//Diyorlar kavuşmak kaldı mahşere//Gitme gel sevgilim dön bana."

'Unutmadım Seni Ben' (Karcığar) (Şekip Ayhan Özışık / Müzehher Güyer) (2 dakika) 2 sahnede (Kenan, evde plaktan karısının şarkısını dinlerken; Deniz, gazinoda bayılmadan önce): "Unutmadım seni ben her zaman kalbimdesin//Aylar yıllar geçti söyle sen nerdesin//Anlaşıldı sen geri dönülmeyen yerdesin//Anlaşıldı sen geri gelmeyeceksin//Unutmadım seni ben her zaman bendesin."

'Kimi Dertten İçermiş Kimi Neşeden' (1964) (Rast) (Yusuf Nalkesen) (2 dakika 40 saniye) Deniz, meyhanede klarinet eşliğinde söylüyor: "Kimi dertten içermiş kimi neşeden//Kimi yâr elinden kimi şişeden//Kadehim kırıldı gönlüm artık boş//Sormayın ben niye sarhoşum sarhoş//**//Dostlar meclisi donansın meyle//Sakiler mest olsun tanburla neyle//Ey gönül cefaya tahammül eyle."

Beyoğlu, İstiklal Caddesi. Her tarafta Suna Sunay, Sevim Tanürek, Mualla Mukadder, Alaatin Şensoy, Selçuk Ural, Genç Osman afişleri. 'Büyük Ses Yıldızı' Deniz Akın en meşhurları. Plaklar, plaklar, plaklar. (Plaklar uçuşurken sol üstte Werner Müller Orkestrası'nın en güzel albümlerinden 'Gypsy!' görünüyor). Binlerce takdir, binlerce tebrik. Dergiler hep O'nun resmi ile. Başarısında eşi Kenan'ın ve aile dostları Udi Necip Baba'nın payı var. Yaşlı adam hatır için onu bunu methedecek biri değil. Yaşı kemale ermiş, ani sevinçlerle konuşmaz. "Bir gün bir hatanı görürsem gene ilk söyleyen ben olurum, ona göre" diyor. (Keşke kendi hatasını da görebilseydi).

O 'müessif' kazadan sonra mesleğine ara verir Deniz. "Ben olmasam müzik dünyası batmaz." Artık sadece ailesi var yaşamında. "Yetmez mi?" Bir de Kenan'ın yürüyebileceği ümidi! Ancak 'hakikat acıdır, gizlemeye çalışırsak daha da acılaşır'. Kocasının tekerlekli iskemleye mecbur kaldığını kabullenmesi zaman alıyor.

Kaza sonrası ileri ülkelerle aramızdaki fark ortaya çıkıyor. Deniz ve Necip Baba, hastanede oraya buraya koşturuyor ama ameliyatın sonucu ile ilgili bir şey öğrenemiyorlar. Nihayet bir Doktor 'acı gerçeği' söyler. Bu kez de durum seyircilerden saklanıyor! Duyduğumuz sadece Metin Bükey Orkestrası'nın yorumladığı 'Ellerim Böyle Boş Mu Kalacaktı' melodisi. Ne olduğunu Deniz'in dudak hareketlerinden anlıyoruz; "Yürüyemeyecek mi? Hayır olamaz, olamaz!" Hasta yakınlarını sakin bir şekilde bilgilendirmek çok mu zor?

Kenansız, sahnede 'başarısız olacağını' düşünüyordu Deniz. Şaşırır, tökezler, yapayalnız hissedermiş kendisini. İkna etmek yine kocasına düşer. Necip Baba da "Böyle bir sanatkâr kaç yılda ve nasıl yetişir bir daha" diyor.

Senaryoda bir uyumsuzluk var. Eve dönerlerken "Sevgilim, bu akşam çok yorgunum. Bir an evvel yatmak istiyorum" demişti Deniz. "Öyleyse hızlanayım" karşılığını verir Kenan. Kaza bu hız sonucunda. Bir kaç gün sonra ise 'bir dağ evinden' söz ediyor. Satıyormuş. "Senden habersiz almıştım zaten. O gece sana göstermek istemiştim. Kapısından girmeden uğursuz geldi." Kaza gerekçesi 'aşırı hız' değil!

Diğer bir sahnede 'gece hayatı ve yorgun çalışmalardan' yakınan karısını neredeyse azarlamıştı; "Sen mi söylüyorsun bunu? Daha yakın zamana kadar hırs içindeydin. Yükselmek, mesleğinde herkesin üstüne çıkmak başlıca gayendi." Bir de gözlemi var. "İçinde o hırs, o ateş olmasa gayene varamazdın zaten. Sadece ses güzelliği, sadece şans yetmez."

Udi 'Bolahenk' Necip, 30'lu yıllarda, çiçeği burnunda bir delikanlı. Novotni Gazinosu'nda çalışırken bir 'mugayyine' ile büyük aşk yaşamış. "Sonra evlendi, sahneyi bıraktı" diyor. Evlenince sahneyi bırakan hep hanımdır nedense. 'Novotni' o zamanlar çok meşhurdu. Sahibi Muhittin Bey.

Filmdeki en büyük hata Necip'e ait. Tarık'ın "Deniz büyük şöhret. Cemil dünyanın parasını kazanacak" demesini "Deniz 'Hanım', Cemil 'Bey'" diye düzeltir. Ancak delikanlının hırsını ve aileye vereceği zararı görememiş.

Hafifçe kır saçları ile Kenan. Deniz'in tekrar gazinoda çalışmasını şampanya ile kutladıkları sahnede duyduklarımız ve ağız hareketi farklı. Ses "Bu gecenin şerefine" darken, dudaklar "Başarılarına" diye hareket ediyor. Bu sırada filmin sürprizi ile karşılaşıyoruz. Bardaklara şampanya dolduran el Türker İnanoğlu'nun!

Tarık Mutver'in evi Mecidiyeköy'de. [Bu ismi Kanun Benim'de (1966) Ayhan Işık için kullanmıştı Safa Önal]. Annesi Talia Salta "Eve geliş gidiş saatleri hiç belli olmaz, sağolsun" diyor. Ama geceleri hep Yorgi'nin Balıkpazarı'ndaki meyhanesindeymiş 'sağolsun'!

Ali Naci pek matah biri değil. Tarık "Babam ayyaşın biriydi. Çapkındı. Kazandığı kendisine yetmezdi. Bütün hayatım yokluk içinde geçti benim. Yüreğim sıkılı bir yumruk gibiydi" diyor. Ama kötülükte babasından fersah fersah ilerde. Zekâsı hep olumsuz işler için. 'Nazlanma çok naz âşık usandırır' nakaratlı şarkıda Deniz'e "Şair çok doğru söylemiş. Çok naz âşık usandırırmış" diye laf dokunduruyor. Kendisi çok yalnız oysa dünyada ne mutlu insanlar varmış! Kenan gibi! Cinaslı sözlerle sonuç alamayınca acımasız vuruşunu yapar; "Seni, bir canlı cenazeye bekçilik yapmaktan kurtaracağım." Oysa 'müzikle uğraştığı için' içli, anlayışlı bir insan sanmıştık O'nu. Aldanışlarımız hep iyi niyetten!

Kenan'ı Hayri Esen; Deniz'i Jeyan Mahfi Ayral; Tarık'ı Erdoğan Esenboğa; Necip'i Rıza Tüzün seslendirmiş.

Deniz Akın-Filiz Akın; Kenan-İzzet Günay; Tarık-Önder Somer; Necip Baba-Nubar Terziyan; Ahmet-Ömercik; Gül-Özcan Yiğitmen; Dadı-Mahmure Handan; Tarık'ın annesi-Talya Salta; Gazino Müdürü Cemil-Muzaffer Yenen; Yorgi'nin meyhanesi; Gazino ve hapishane sahneleri; İstanbul; Ata Koleji çok güzel.

Denizlerin '34 HN 161' plakalı 'Buick'ini 'Evlat Uğruna' (1967), 'Zehirli Hayat' (1967), 'Benim de Kalbim Var' (1968), 'Cilveli Kız'dan (1969) anımsıyoruz.

Filiz Akın'ın, buradaki bazı giysilerini başka filmlerden anımsıyoruz. Uyuyan Kenan'ı (aslında uyumuyormuş) seyrettiği sahnedeki geceliği 'Arkadaşımın Aşkısın'da (1968) Orhan-Ekrem Bora'ya "Eskimiş iki satır yüzünden bozma saadetimizi" derken ve 'Aşkım Günahımdır'da (1968) Melih-Ediz Hun'u "Gördüğüm anda yaram tekrar açıldı ve kanadı" sözleriyle düşünürken; "Ben olmasam müzik dünyası batmaz Necip Baba" derkenki enlemesine çizgili gömleği 'Cilveli Kız'da (1969) film boyunca; 'Kederli Günlerimde'yi çalışırkenki iri çiçekli gömleği 'Arkadaşımın Aşkısın'da (1968) kocası Orhan-Ektem Bora ile hiç konuşmadıkları sofrada, 'Yuvana Dön Baba'da (1968) Ayşe-Zeynep Değirmencioğlu'na 'sokak kapısının anahtarını almasını' söylerken, 'Aşkım Günahımdır'da (1968) ağlayan Şermin-Funda Postacı ile konuşurken ve 'gerçek hayatta' Türker İnanoğlu ile nişanları sırasında giyiyordu.

Deniz'in kaldığı 'Hotel Opera' Ayazpaşa'da. Açıldığı Haziran, 1961'de '49 19 22' olan telefonu, 1962'de '49 51 20' olmuş. 'Yerli ve yabancı turistlerin bütün zevk ve ihtiyaçlarını tatmin edebilecek bir servisle hizmete girdi' ilanları vardı gazetelerde. Oteli 'tetkik eden' A. A. A. (American Automobile Association) temsilcisi "Türkiye'de görmeye alışmadığımız bir konfor ve mükemmeliyette bir otele sahipsiniz" demiş! Opera övülürken ülkemiz yerden yere vurulmakta!

Senaryoda herkes yalan söylüyor. Dadı ve Deniz, Kenan'ın ameliyatı ve yürüyebilmesi için çocuklara; Para değil şöhret ve peşinde olduğunu söyleyen Tarık (oysa Deniz'in ve parasının peşinde) Necip Baba'ya; Necip Baba da Tarık ve babası hakkında aileye!

Yaşlı Udi'nin, Tarık'a iş teklif ederken yalakalık yapmasına gerek yoktu. "Müjdeler getirdim sana. Övünmek gibi olmasın ama şans ve bereket getirdim. Şöhretin kapısını ardına kadar açmaya geldim. Deniz Akın Hanım'a refakat edeceksin. Hem de sazınla" diyor. Hem de sazınla'! Başka 'neyiyle' olacaktı ki!

Filmin başında 'Beyoğlu Diş Polikliniği' görüntüye geliyor. Temmuz, 1962'de açılmış. Adresi, Tepebaşı, Asmalımescit, No. 35; Telefonu, '44 47 43'. 1968'de Galatasaray, İngiliz binası karşısı, Hamalbaşı Caddesi, No. 10'a geçmiş.

Gül'ün devam ettiği Ata Koleji 1958'de kurulmuş. Adresi Etiler, No. 21. Telefon numarası 63 55 16 / 48 66 44. Ağustos, 1971'de 4. Levent, Meşeli Sokak, 28 numaraya taşınmışlar. Yeni telefonları, 64 07 96.

Kenan, çocuklarıyla konuşurken '18 Ağustos 1967' tarihli gazeteyi tutuyordu. Spor sayfasında "Vefa, Beşiktaş'ı 1-0 yendi" haberi var. Golü 15. dakikada, penaltıdan Nedim atmış.

Fahriye Şemahi, mahkûm; Remziye Fırtına, Gardiyan; 'Zehirli Hayat'ın (1967) simitcisi Ahmet Yıldırım garson rolünde.

İlk dakikalarda '10 Nisan 1965' (sayı 15), '12 Mart 1966' (sayı 11), '4 Haziran 1966' (sayı 23), '11 Ocak 1967' (sayı 3); Ve sonlara doğru '26 Ağustos 1967' (sayı 35) tarihli Ses dergileri görüntüye geliyor.

 

Yıllar Kenan'ın sevgisine durmadan bir şeyler katmış. Deniz'in de. "Çocuklarımı bile babaları sen olduğun için daha fazla seviyorum" diyor genç kadın.

Son Yorumlar (1)

mansuryıldırım avatar mansuryıldırım 01 Temmuz 2015 05:44:19

10

Çok güzel bir makale olmuş her zamanki gibi.

Yandex.Metrica