"Senin Ne Istırabın Olabilir ki Şehbal. Sen Aşk Nedir Biliyor musun? Hiç Aşkı Tattın mı?" posteri

"Çıldırmak işten değil. Sevdiğim kadın bir başkasının karısı. Dayanılır gibi değil." Böylesine yakınıcı Mübin. Oysa benzer durumdaki Şehbal daha güçlü; "Senin yerinde olsaydım, hatta sırdaşıma bile böyle zayıf görünmezdim. Benim yüreğim de dünyanın en müthiş elemleri ve acılarıyla dolu. Ama gene de haykırmıyor, hatta gülümsüyorum." Aşkın zehri bile tatlı geliyormuş.

'Aşka Tövbe'nin (03 Mayıs 1944) (Kerime Nadir) (İnkılâp Kitabevi-Üçüncü Basım-1957) ikinci ve renkli Yeşilçam çevrimi. Mart ayında İstanbul, İzmir, Uludağ'da çekilmiş. Gösterime girişi 14 Nisan 1968, Pazar günü (Kadıköy) Atlantik'teki suare ve 15 Nisan 1968, Pazartesi günü (Beyoğlu) 'Lâle', (Beyoğlu) 'Şan', (Çarşıkapı) 'Şık', (Üsküdar) 'Işık', (Kadıköy) 'Reks' sinemalarında. Makyaj, Zeki Alpan'ın.

Şehbal ve ilkokul öğretmenliği birbirlerine çok yakışmış. 3 yıldır İzmir'de (romanda 'Balıkesir-Göbel') görev yapıyor. (Çekimler, Kadıköy-Söğütlüçeşme'deki İhsan Sungu İlkokulu'nda. 20 kişilik sobalı sınıflar, siyah önlük beyaz yaka). İstese bir 'becayiş' bulup tayinini İstanbul'a yaptırabilirdi. Ama öğrencilerini çok seviyor. 'Çocukları' gibilermiş. (Nazan "Aman şekerim, 'çocuklarım' deyince herkesin aklına başka bir şey gelecek" diye laf sokuşturacaktır). Birinci sınıftan almış dördüncü sınıfa kadar getirmiş. Üzerlerinde 3 yıllık emeği var. Biraz da olsun anneleri sayılmaz mı?

'Tatillerini İstanbul'da geçirme itiyadını son senede değiştirmiş, pek hoşlandığı Ege sahillerinde (kitapta 'bu gurbet elinde') başını dinlendirmeye karar vermişti'. Mübin'in mektubu her şeyi değiştirir. "İstanbul'a gel, mutlaka gel Şehbal. Sana söyleyeceklerim var." Okul Müdürü Osman Hoca (romanda 'Doktor'), hayırlı bir haber olduğunu anlamış. Evet, hayırlı! Hem de çok hayırlı!

Bu davetin manası açık! Nihayet emellerine kavuşacak, hayalleri gerçekleşecek. "Artık hayata atılmış olan Mübin, yıllardan beri kendisinden beklediğim teklifi yapmaya hazırlanmış, benimle evlenmeye karar vermiş olacaktı."

'Bu düşüncelerin verdiği sabırsızlıkla' bir deniz yolculuğu. Karadeniz Vapuru yürümüyor sanki duruyor! Uçağı tercih etmediğine bin defa pişman Şehbal. Hasretle yanıp tutuşuyor, koşmak, kuş olup uçmak, bir an önce gizli aşkına kavuşmak istiyor.

Suadiye'deki köşk, doğup büyüdüğü ev. Mübin, annesi (filmde adı olmayan) Şaziye Moral, Nazan ve Rezzan var burada. (Şaziye Moral, filmde Şehbal'in 'halası'; Kız kardeşlerin 'teyzesi'. Kitapta, kahramanımızın 'sütannesi'; Mübin'in 'halası'; Nazan ve Rezzan'ın 'annesi').

Sonunda 'sevinç ve heyecan içinde beklediği' ama 'seneler sonra bir ölüm dehşetiyle hatırlayacağı' konuşmaya sıra gelir. 28 yaşında ve mesleğini eline almış (romanda '25' ve 'Asliye Ceza Hâkimi') bir erkeğin daha fazla yalnız yaşaması, hem de istediği, çılgınca istediği biri varken, hata olurmuş... İçini yakan o büyük aşkı dile getirmek kolay değilmiş... Gülünç olmaktan çekiniyormuş... Aynı karşılığı görmeliymiş... Aksi bir durum hüsran olurmuş beyimiz için. Nihayet sevdiğinin adını ve ta oralardan çağırma nedenini söylüyor: Nazan'ı, ciddiyetle sevdiğine ve istediğine inandırmasını ister!

Ne olduğunu bilmez haldeydi Şehbal. "İki kardeşten Nazan'ı seçişin beni şaşırttı... Rezzan sana daha uygun bir eş olurdu. Akıllı usludur, ev hanımı olarak yetişmiştir" diyerek zaman kazanıyor. 'Bir anda umutları kırılmış, bütün hayalleri uçup gitmiş'. Bu acıyı hazmedebilmek için günler, aylar hatta seneler gerekli ama hemen işe girişir.

Görsel ve içerik olarak çarpıcı sahnede Nazan, bir başkasıyla sözlü olduğunu, yakında evleneceğini söylüyor. Kalbinde yer yokmuş Mübin'e. "Her şeyden önce gönlümü fethetmesini bilmeliydi. İstemek yalnızca erkeklerin hakkı değil. Bizim de istememiz gerek. Sevmek hüner değildir, kendini sevdirmeyi bilmeli."

Bu yanıt Mübin'i paramparça eder. İçki, sigara, kumar. Eve uğradığı yok. Hele düğün davetiyesi gelince 'iyice komaya girer'! "Neden böyle iradesiz hareket ediyorsun? Niçin böyle yeis gösteriyorsun? Seni istemeyeni istemekte devam mı edeceksin" diyor Şehbal.

'Teselli bulsun' diye canını bile fedaya hazırdı.

'Sevilmeden sevmek bedbahtlığını' anlatan bir mektup bırakarak İzmir'e döner. Osman Hoca yetişir yardımına. Japonya'da Sefaret Kâtibi olan bir biraderi vardı. Karısı iki kez ameliyat olmuş 'şifasız hastalıktan' ama nüksetmiş, kurtaramamışlar. İzni bitmek üzere ve eşiyle geldiği yere maalesef tek başına dönecekti Selman Siret. Çıkarır baklayı ağzından. "Yalnızlığıma bir çare olarak, acaba sizin hakkınızda bir ümit besleyebilir miyim?"

Tam olumlu yanıt yazacağı gece Mübin gelir. Pişmanmış. Sehbal'in sevgisini geç anlamış ama çok iyi anlamış! O gece, genç kızın en mesut gecesi. 'Sade cismani bir arzuyla değil bütün duygularıyla kendinden geçerek' O'nun olur.

Nişanlandıkları Uludağ'da, Nazan ve kocası Meral Sayın ile karşılaşırlar. Mutlu değilmiş, boşanacakmış. İğneli lafları, Mübin'e olan ilgisi, Şehbal'in yüzüğü çıkararak oradan kaçmasına neden olur. Üstelik bir bebek beklerken!

Selman, her şeye razı. Mazisini asla yüzüne vurmayacakmış. Yüzük taktıkları günlerde Mübin, barışmak için tekrar gelir.

Bu kadar 'sinir harabiyetine' dayanamayan Şehbal 'ağır bir şok' geçirir. İyileşmesi, bir ay sürüyor ve Selman ile Mübin'in gayretleriyle. Baygınken 'sayıkladığı isim' filmin sonunu belirlemiş.

Basmane Garı'nda trenden indirilen biri var. "Bir dakika Mübin Bey. Siz kalacaksınız. İkinizi birden bedbaht etmeye hakkım yok" diyor Selman. Aşka tövbe olmazmış. "Kişioğlu sevmek için yaratılmıştır."

Romanın sonu Sirkeci Garı'nda. Şehbal ve Selman, Brüksel'e giderken Mübin'e "Aşka tövbe" kalır. "Ben, bir erkekle erkekleri çok anladığım halde sen, kaç kadınla kadınlığı hiç anlamamışsın" demişti genç kız.

'Aşka Tövbe'deki melodiler.

'Şu Güzeller Güzeli Yâr Gibi Geldi Bana' (1967) (Nihâvend) (Necip Mirkelamoğlu) 3 sahnede [Jenerikte (0.00-0.34 arası); Jenerikte (1.48-1.55 arası); Baştaki İzmir görüntülerinde].

'Aşka Tövbe' 16 sahnede [Jenerikte (0.34-1.48 arası); Efes Oteli'nde; Postacı okula geldiğinde; Aşk acısı çeken Mübin, sigara ve içki tüketirken; Şehbal "Bugüne kadar yüzüme, gözlerime hiç bakmadın ki" derken; Bardan sarhoş çıkan Mübin'le karşılaştığında; Bıraktığı mektubu delikanlı okurken; "Aradan aylar geçti Mübin'den ses seda çıkmıyor" derken; Yağmurlu günde pencereden bakarken; Mübin geldiğinde; Uludağ'da Nazan ve kocasıyla karşılaştıklarında; Zarftan nişan yüzüğü çıkınca; Mübin, tekrar beraber olmak isterken; Okulda, Osman Hoca ile konuşurken; Şehbal sayıklarken; İyileşmesi için Mübin yardımcı olurken].

'Dile Benden Ne Dilersen (Seviyorum Seni Ben Karşılık Beklemeden)' (Suat Sayın) Şehbal, okulda Mübin'den gelen mektubu okurken.

'Vivre Pour Vivre' (1967) (Francis Lai) Vapur yolculuğu sonunda.

"S'il Fallait Tout Donner" (1964) (Enrico Macias) 3 sahnede (Köşke gelen Şehbal, Mübin'le kucaklaşırken; Delikanlı, İstanbul'a çağırma nedenini açıklarken; Uludağ'daki odada Şehbal'in gittiğini anladığında).

Leopold Stokowski yönetiminde Philadelphia Orkestrası'nın 'Phonographe (PH 5001)' albümündeki 'Khovanshchina; Intermezzo Act Four' (1880) (Modest Mussorgsky) 2 sahnede (Şehbal, Nazan'la Mübin için konuşurken; Mübin, Nazan'ı tokatlarken).

'Gel Ey Denizin Nazlı Kızı (Nûşi Şarab Et)' (Acem-Aşîran) (Aleko Bacanos) Şehbal, Nazan'la konuşmasının sonucunu anlatırken.

George Melachrino and His Orchestra'nın 'Under Western Skies' uzunçalarındaki (1958) 'The One-Armed Bandit (Nevada)' (George Melachrino) Rulet sahnesinde.

'Düğün Marşı' (1942) (Felix Mendelssohn) Nazan'ın nikâhında.

'Sensiz Kaldığım Geceler' (Fehmi Ege) Düğündeki dansta.

'Duane Eddy and His Twangy Guitar' 45'liğindeki "Stalkin' " (1958) (Duane Eddy / Lee Hazlewood) Mübin, barda içerken.

David Carroll and His Orchestra'nın 'House-Party Discotheque' uzunçalarındaki (1964) 'Breeze and I' (1940) (Ernesto Lecuona) Şehbal, Osman Hoca ve Selman Siret'li yemeğin başında.

The Melachrino Strings and Orchestra'nın 'Music For Romance' 33'lüğündeki (1964) 'My Romance' ('Jumbo' sahne gösterisi ve filminden) (1935/1962) (Richard Rodgers / Lorenz Hart) 2 sahnede (Yemek sırasında Selman, Şehbal'e evlilik teklif ederken; Arabasıyla genç kızı evine getirdiğinde). 'My One And Only Love' (Robert Melin) Şehbal, üzüntüden yataklara düştüğünde.

The Les Reed Combo'dan (1964) 'Spanish Armada' (Morgen Jones / John Porter) Şehbal ve Mübin, faytonda ve el ele Kordon'dayken.

The Ventures'ın 'Where The Action Is' albümündeki (1966) 'Stop Action' Uludağ'daki barda dans ederlerken.

'Sevdim Yine Bir Nev-Civan' (Rast) (Basmacı Abdi Efendi) Uludağ'daki otelde Nazan ve Mübin'in dansında.

Victor Silvester And His Silver Strings'in 'Waltzes of Johann Strauss' uzunçalarındaki (1962) 'Morgenblátter' Op. 279 (1863) (Johann Strauss II) Şehbal ve Mübin, karda sarmaş dolaş koşarken. 'Du Und Du (Die Fledermaus)' (1874) (Johann Strauss II) Nazan ve Mübin kayak yaparken.

Filmdeki şarkılar.

'Aşk Eski Bir Yalan' Şehbal, piyano çalarak, Birsen Armağan'ın sesiyle söylüyor (40 saniye). "Aşk eski bir yalan//Âdem'le Havva'dan kalan//Aşk eski bir yalan// Hayatıma dolan."

'Aşka Tövbe' Şehbal'den iki kez dinliyoruz [Mübin'in piyanosu eşliğinde (1 dakika); Sonda (45 saniye)]. "Aşka tövbe dedim//Her şey bitti sevgilim//Aşk yalanmış dedim//Unut beni sevgilim//**//Sen yalnız benimdin//Nasıl yeminler ettin//Aşka tövbe dedim//Unut beni bebeğim//**//Biz çılgınca yaşadık//Sonunda yalnız kaldık//Aşka tövbe artık//Bak her şey bitti yazık."

'Sabah Oldu Kalk' Şelçuk Alagöz'ün söylediği ilk şarkı (2 dakika 9 saniye)."Benim de yârim çok güzel//Güzel gözlerin süzer//Günahım nedir bilmem//Daima beni üzer//**//Sabah oldu kalk//Yârim küsmüş gidiyor//Döndürmeye bak//**//Benim de yârim sürmeli//Gözleri çapraz sürmeli//Her tarafı kıpırdar//Acep neler demeli."

'Fincanı Taştan Oyarlar' Düğünde Selçuk Alagöz'ün söylediği şarkı. Taylan Kök, tumba; Nurhan Özonat, basgitar ve kontrbas.

'Sen Nerdesin' (1968) (Timur Selçuk / Faruk Nafiz Çamlıbel) (1 dakika 15 saniye) Uludağ, bestecisinden dinlediğimiz şarkı ile daha güzel.

'El Porompompero' (1960) (Juan Solano Pedrero / José Antonio Ochaita ve Xandro Valerio) (39 saniye) Otelde.

Arthur Fiedler yönetimindeki Boston Pops Orkestra'dan (1950) 'Hungarian Dance No. 1; Allegro Molto' (1869) (Johannes Brahms) Şehbal, Mübin'e "Aramızda konuşacak hiçbir şey kalmadı" derken.

"S'il Fallait Tout Donner"i Kamuran Akkor, Sezen Cumhur Önal'ın Türkçe sözleriyle söylemişti; 'Aşk Eski Bir Yalan' (1968).

Lilian Harvey, Andre Roanne, Armand Bernard'lı 'Nie Wieder Liebe!' (1931), 08 Kasım 1931, Pazartesi günü Elhamra Sineması'nda 'Aşka Tövbe' adıyla gösterilmişti. Kerime Nadir, romanının adını buradan almış. Yaşlılığında bile 'bir genç kız kadar ince, çekingen, mahcup, hassas bir kadın'. Gecelere tutkun. Çünkü 'sessizliği' verirlermiş. "Her gece kendimi dünyaya yeni gelmiş gibi bulurum. Öylesine aşığım gecelere. Bana düşünmeyi, huzuru, dinlenmeyi sağlıyor." En korktuğu şey 'aldatılmak'. Sanki bir sürü yılanın hücumuna maruz kalmış gibi hissedermiş. Tek evliliği Mahfuz Ergun'la. 1951'de ayrılmışlar. Ressamlığı da var. Evindeki tablolar O'nun elinden çıkmış. Babası, Devlet Denizyolları Muhasebe Mütehassısı Nadir Azrak; Annesi, Fatma Zehra Azrak (03 Temmuz 1951'de vefat etmiş); Kardeşi, Vecihe Güney; Eniştesi, Yunus Güney (Milliyet, Kadın Eki-Altan Demirkol-Aralık, 1968).

Suadiye'deki (gerçekte 'Kadıköy-Fenerbahçe') köşkü, 'Büyük Öç' (1969) ve 'Arkadaşımın Aşkısın' (1968) gibi filmlerde görmüştük. 'Arkadaşımın Aşkısın'da, 25 sahnede, 52'si yanar durumda 102 mum vardı. 'Aşka Tövbe'de ise, yine yaklaşık 25 sahnede, 103'ü yanan 128 mum görüyoruz. Mübin, çoğu kez, sigarasını bunlarla yakıyor.

'Şehbal', 50'lerde sevilen bir isim. Örneğin; Nişantaşı Kız Enstitüsü öğretmeni 'Şehbal Erdeniz'. Hatta Büyükada'da bir sokağın adıydı.

Şehbal'in evi, bodur palmiye ağaçlı ve şömineli. Hemen önünde 'İclal Ataç ve merhum Cemal Ataç hayratı' yazılı bir çeşme var. Bir sahnede, perdeyi aralayıp dışarıyı seyrederken çok güzel bir yağmur başlıyor. Filmde olmasa da aklımızda Jose Feliciano'nun şarkısı; "Listen to the pouring rain//Listen to it pour//And with every drop of rain//You know I love you more."

Dışarılarda sabahlayan Mübin'i beklerken 'Drina Köprüsü'nü (1945) (İvo Andriç) okuyordu (1963-Altın Kitaplar) (Çeviri Nuriye Müstakimoğlu / Hasan Âli Ediz).

Selman Bey'le konuşurken arkadan transatlantik benzeri bir vapur geçiyor. Prudential Lines Kumpanyası'na aitmiş. İlk sahibi Stephen Stephanides, İstanbul doğumlu. Gazetelerin yazdığına bakılırsa 'hakiki bir Türk dostu'. 1948'de Türkiye'ye sefer başlatmış. Nisan 1955'teki ölümünden sonra yerine geçen Spyros Panagiotis Skouras da gemilerinden birine Türkiye/Turkey adını verecek kadar 'Türk dostu'. Gediz Depremi için yarım milyon liralık yardım toplamış. Ağustos, 1971'deki ölümüyle şirketin sıkıntılı günleri başlar. 80'lerde, Keban Barajı'na malzeme getiren gemilerine haciz gelmişti.

Bir sahnede, Selman'a yazdığı mektubu yakmak ister Şehbal. Buruşturduğu kâğıdı ateşin ortasına değil şöminenin biraz kenarına atıyor. Rejisör epey söylenmiştir! İstanbul'a geldiği Karadeniz Vapuru, 50'lerdeki İzmir fuarları sırasında 'otel olarak' kullanılmış. Rötar ve kazalarıyla meşhur.

'İçi yerli, dışı Avrupalı yıldız' Filiz Akın, ilk zamanlar Aliki Vuyuklaki, sonradan Catherine Deneuve'e benzetilirdi. 'Bebek yüzlü'. Altan Demirkol, 'aynı noktada çakılıp kaldığı' iddiasında. "Dördüncü de olsa her zaman en iyi 4 kadın oyuncu arasında yer alabiliyor" (04 Ocak 1969-Milliyet). Saçlarını yapan Demir Çalarkan, 'Sosyete Kuaförü' olarak bilinirdi. Adalet Hanım'la evli. Filmin çekildiği yıl Sedef ismini verdikleri bir kızları olmuş (26 Nisan 1968). Bir yıl sonra 'Divan Otel'de yeni bir salon açacaktır törenle (01 Mayıs 1969).

Filiz Akın'ın giysilerini Faize ve Sevim kardeşler hazırlamış. Bazılarını başka filmlerden anımsıyoruz. İzmir'den İstanbul'a gelirkenki elbiseyi, 'Benim de Canım Var'da (1968) Emirgan'da Murat-Kartal Tibet ile çay içerken; İlk karlı Uludağ sahnesindeki mavi ceket pantolonu, 'Sabah Yıldızı'nda (1968) Ekrem-Ediz Hun'la deniz kenarındayken; Hasta yatağındaki geceliği, 'Arkadaşımın Aşkısın'da (1968) hastanede; Okuldaki elbiseyi, 'Aşkım Günahımdır'da (1968) sonlara doğru Melih-Ediz Hun telefon ettiğinde; Nazan'la Mübin hakkında konuşurkenki etek bluzu, 'Aşkım Günahımdır'da (1968) Nejat-Süleyman Turan ile bahçede konuşurken; Osman Hoca ve Selman Siret ile konuşurkenki kazağı 'Aşkım Günahımdır'da (1968) aile ile tanıştığı gece giyiyordu. Önder Somer ile beraber olduğu '06 DY 456' plakalı kırmızı arabayı ise 'Sabah Yıldızı'ndaki (1968) direksiyon derslerinde kullanmıştı.

Kartal Tibet, Uludağ'da bağırarak Şehbal'i aradığı kazağı 'Sarmaşık Gülleri'nde (1968) Ali Efendi-Selahi İçsel ile konuşurken giyiyordu.

Mübin, bu filmde tükettiği içki ve sigara ile rekor kırmıştır. Tarabya Oteli'ne yakın Filiz Lokantası'nın önünde Şehbal'le konuştuğu sahnede her şey o kadar güzel ki, nereye bakacağımızı şaşırıyoruz.

Filmdeki tek tokat, Mübin tarafından, hem de bir zamanlar yanıp tutuştuğu Nazan'a atılacaktır. Üç sahnede "Sen aşkı tanımamışsın. Ne derece acı çektiğimi anlayamazsın... Senin ne (aşk) ıstırabın olabilir ki Şehbal? Sen aşk nedir biliyor musun... Sen benim yerimde olsan bir değil bin defa aşka tövbe edersin" gibi sözler söylüyor. Genç kızın yüzüne, gözlerine birazcık dikkatli baksa 'saadet kapısının eşiğini' daha önce aşabilirlerdi.

Nazan, hayatı hiçbir zaman ciddiye almayan biri. 'Allah muhtaç (Şaziye Moral'ın söyleyişiyle 'mühtaç') etmesin, çalışmak mecburiyetinde kalsa' çıldırırmış! "Ağzını hayra aç. Ben bu dünyaya çalışmaya gelmedim, yaşamaya geldim" diye azarlıyor kardeşini. 'Meşgaleleri' kendine göre! Berber (sonraları bu sözcük unutulup yerini 'kuaför' alacaktır), defileler, tiyatrolar, sinemalar. 'Doğrusunu isterseniz', başını bile kaşıyacak vakti yok zavallının! En ciddi bahis bile Mübin'le aralarında alay konusu oluyor. 'Fıtratın birbirine zıt iki mahsulü' gibiler.

Okul Müdürü Osman Siret, 'nur yüzlü' Nubar Terziyan. Filmin üzücü anlarında bir nefes aldırıyor seyirciye. Romandaki Doktor Osman, 'bir heykeltıraş, bir sanatkâr gözüyle Mübin'in başını incelemiş'! "Dışı güzel ama içini bilmem" diyor (sf. 67).

Japonya'da Sefaret Kâtibi Selman Bey, bir sahnede "Mezuniyetim bitiyor. Birkaç güne kadar hareket etmek zorundayım" demişti. 'Mezuniyet'in, 'izin' anlamında kullanıldığını kitaptan öğreniyoruz.

Uludağ'daki otel için Armatör Suat Sadıkoğlu'nun Ortaköy'deki yalısı başarılı bir şekilde düzenlenmiş.

Şehbal'i Adalet Cimcoz; Mübin'i Abdurrahman Palay; Selman'ı Toron Karacaoğlu; Nazan'ı Tijen Par; Osman Hoca'yı Rıza Tüzün; Mübin'in annesini Şaziye Moral seslendirmiş.

Şehbal-Filiz Akın; Mübin-Abdurrahman Palay; Selman Siret-Önder Somer; Nazan-Semiramis Pekkan; Rezzan-Funda Postacı; Nazan'ın kocası-Meral Sayın; Osman Hoca-Nubar Terziyan; Dadı-Mahmure Handan; Otel görevlisi-Zeki Sezer; Doktor-Nubar Kamçılı; Parti ve düğün konukları-Aynur Aydan ve Ali Demir; İstanbul, İzmir, Uludağ manzaraları; İlkokul, otel, kumarhane, meyhane; Liman ve Basmane Garı; Bavulu taşıyan hamal; Kravatlı faytoncu; Şehbal'i köşke getiren '34 EF 802' plakalı DeSoto taksinin güler yüzlü şoförü çok güzel.

88. sayfadan hoş bir cümle: "Günler, haftalar, daha sonra aylar geçit resmine koyuldular."

Şehbal'in mektubu; "Evet Mübin, seni bütün varlığımla sevdim. Bana en tatlı aşkı sen, fakat en korkunç ıstırabı da sen verdin. Bir başkasına âşık olan sevdiğin erkeği teselli etmek ne demektir, sen bilir misin? Sevdiğini başkası ile birleştirmeye çalışmak ne demektir, sen bilir misin? Sen sevdiğinin ağzından başkasına olan aşkını dinledin mi? Hayır, sen bu acıların hiçbirini tatmadın. Bütün bunları sana şikâyet olsun diye yazmıyorum. Seni sevdiğime pişman olmadım. Seni seviyorum. Her zaman da seveceğim."

Son Yorumlar (3)

MGUNAY avatar MGUNAY 21 Nisan 2017 15:08:12

10

Tek kelimeyle harika.

Sinemaagresif avatar Sinemaagresif 02 Nisan 2017 19:06:31

10

''Senin Ne Istırabın Olabilir ki Şehbal. Sen Aşk Nedir Biliyor Musun ? Hiç Aşkı Tattın mı?'' Aşka Tövbe güzel bir filmdir ki bu makale de çok güzel uyarlanmış. Hazırlayan Murat Çelenligil'e teşekkürler.

mansuryıldırım avatar mansuryıldırım 28 Ekim 2015 13:12:27

10

Sevgili murat çelenligil keşke bir sinema filmi çekseniz sizde sinema duygusu var teknik olarakta biraz eğitimle o sorunu halledersiniz bir aşk filmi yapabilrsiniz mesela senaryoda sizin olmalı tabi böyle içten samimi makaleleri olan birinin bir aşk hikayesinin olduğu dönem filmi yapmasını çok isterdim günümüzde malesef bu işin sadece teknik yönüne sahip insanlar film yapıyor çoğunda sinema sevgisi sinema duygusu yok.

Yandex.Metrica